1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Atatürk'ün ölüm gerçeği..!!!!‏

Konusu 'Hayatı' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 1 Haziran 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN.....




    Not: Bu etkileşimde Atatürk’ün ölümüne dair tüm veriler bulunmaktadır. 5N 1K yöntemiyle ve araştırma ilkelerine uygun olarak ele alınmıştır! LÜTFEN SONUNA KADAR OKUYUN..!

    Atatürk’ün ölümü üzerine hiç bu kadar detaylı, bu kadar açık belgeler halka verilmedi.
    Açık belgelerle Atatürk’ün ölümünün sır perdesi...
    Atatürk sirozdan mı öldü ? Yoksa sanıldığının aksine farklı sebeplerden mi ? Bunu bu yazımızda öğreneceğiz. Üzücü ama gerçek bir yazıda...

    Bölüm 1

    Atatürk fani hayata veda edip gidiyor, herkes ellerini kavuşturmuş, büyük bir acz içinde duruyor, kimsenin elinden bir şey gelmiyordu...
    İşte son fotoğraflarından birisi sol altta, Ekim 1938 ’de Atatürk’ün isteğiyle çekilmiştir.
    Atatürk artık karaciğersiz bir insan gibi büzüşmüş, karnı davul büyüklüğünde seyir etmişti. Bazı günler Yatına giderdi bir çocuk mutlu olmayı beklercesine oda orada öylece yatar ve içinden ’’ keşke iyileşsem ’’ der gibiydi.

    Atatürk’ün yanında onlarca emir kolu vardı. Atatürk’ün tek dayanakları onlardı. Kimse yanına koyulmazdı. Doktorları Atatürk’ü iyileştirmek için ellerinden geleni yapmışlardı...
    Atatürk’ü geç teşhisten yolcu eden doktorlardan bahsediyoruz...
    Ama onlarında ellerinden bir şey gelmiyordu. Belki de onu yolcu edenler doktorlar değildi?
    Belki de Atatürk siroz denen o mendebur hastalıktan ölmemişti? İşte olay burada başlıyor ya!

    Atatürk’ün Doktorları...

    Atatürkün tedavisinde sorumlu olan doktorlar müdavi ve müşavir olmak kaydıyla 2 çeşite ayrılıyordu. Müdavi doktorları Prof Dr. Neşet Ömer İrdelp, Prof Dr. Nigad Reşad Belgerdi. Müşavir doktorlarıda 5 hekimden oluşmaktaydı. Müdavi hekimler Atatürkün sağlık durumunu zamanı zamanına takip edenlerdi. Müşavirler ise Gerekli zamanlarda tedavi eden hekimlerdi.

    Atatürk’ün Hastalığı...

    Atatürk 1916 yılında Akciğer iltihabıyla yatağa düşüyor, 1918’de böbrek rahatsızlığıyla hastalanıyor, 1919’da Şişlideki evinde kulak ragatsızlığı baş gösteriyor. 1921 yılında Atatürkün sol yanağında çıban çıkıyor. 1921 yılında Ata binerken 3 kaburgası kırılıyor. 1923 yılında bilindiği gibi ufak - tefek kalp rahatsızlıkları geçiriyor. 1936 Kasım ayında üşütme olayı geçiriyor. Asıl öldürücü hastalık 1936 Sonunda başlıyor...






    Son dokuz saat... Koca bir tarih göçüyor bu diyardan...

    10 Kasım 1938 Perşembe saat: 00:05’te sonda ile 140 cc’lik idrar boşaltıldı. Saat 02,00’de yarım balon oksijen verildi. Saat 02,45’te 1.cc’lik Huile de Camphree şırınga edildi. Saat 3,30’da koltuk altından ateşi alındı(Ateşi normaldi) Aralıklarla oksijen verimi devam etti. Saat 06,25’te solunum yüzeyselleşti ve hırıltı azaldı.
    Saat 07,45’te 37,7 cc, nabız 124 olarak kaydedildi. Saat 8.00 glikozlu serum verildi. Saat 8.00’i geçerken Atatürk’ün yüzü daha da soldu. Sapsarı oldu. Ve birden gırtlağından ’’ Hi, Hi, Hi...’’ diye sesler çıkmaya başladı. Bu sırada oradaki doktorlardan Kamil Berk gözleri yaşlı ve eli karyolaya dayalı olarak diğer elindeki ıslatılmış pamukla Atatürkün ağzına su verme çabasındaydı. Prof. Dr. Süreyya Hidayet ile Dr. Abravaya Marmaralı, tabanla ilgili refleksleri kontrol etmektedit. Saat: 8,05’te 1 cc Huile Camphree ve 500 cc glikozlu serum yapıldı. Saat: 08,25’te toplar damar için 1/8mgr ouabaine şırınga edildi. Saat 8,30 da 500 cclik glikozlu serum tekrarlandı. Saat 09,00... Nabız 130... soluk alıp verme 34...Atatürkün gözleri kapalı ğöğsü sık sık inip çıkmakta. Başta bulunduğu oda olmak üzere, bütün dolmabahçe sarayı derin bir sessizlik içinde...
    Saat 09,05, Atatürk birden gözlerini açtı, başını sert bir hareketle sağ tarafa çevirdikten sonra tekrar önceki durumuna getirdi. Son nöbet defterine şu yazıldı:
    Saat: 09,05 vefat etmişlerdir...

    Hastalığın teşhisi nasıl yapıldı? Kim yaptı?

    Atatürke ilk teşhisi koyan Prof. Dr. Nihat Reşat Belgerdir.
    ’’Atatürk geceyi teram oteldeki apartmanında geçirdi. Ertesi sabah otelde, kendine mahsus olarak yaptırılan banyo dairesine girdi ve beni çağırdılar. Şikayetlerini bana bildirdi. Kaşıntıya çare bulmasını istiyordu’’
    Doktor Atatürkü teşhis eder. Atatürk ’’kaşınıyı buldunuzmu nedir?’’ diye sorar. Doktor, evet efendim. Kaşıntınızın tek nedeni karaciğer rahatsızlığıdır. Karaciğeriniz sertleşmiş ve biraz büyümüştür. Atatürk birden şaşkına döndü..Ama ne çare...Her doktor farklı teşhis koyuyordu. Kimine göre ise Karınca ısırmasıdır...

    Atatürk, gerçekten alkole bağlı sirozdan mı ölmüştür?

    Bu konudaki en büyük eksiklik Atatürk otopsisinin yapılmamaış olmasıdır. Uzun yıllar görev yapan doktorlar bile bunun alkoldenmi olduğunu kestiremiyorlardı.
    Atatürk’ün ölümüne yönelik iftiralar tümüyle deli saçmasıdır. Diğer iftira, yalan, uydurmalarında olduğu gibi ciddiye alınacak yanı yoktur.
    Biz, ana amaç olarak, bu saçmalıklara yanıt vermeyi değil, sözü edilen konularda bilgilendirmeyi esas alıyoruz. Kişiler; doğrularla, gerçeklerle donatılsın ki bu saçmalara kapılmasın diyoruz. Atatürk tarafından bedava kazanç yolları kapatılan din tacirlerinin tabanı haline gelinmesin istiyoruz.





    Bölüm 2

    Atatürk’ün Ölümü Alkolden mi? (Bu bölüm diğerlerine oranla daha detaylıdır. Lütfen sıkılmadan okuyunuz)
    Atatürk düşmanları, Atatürk’ün ölümünü alkole bağlarlar, içki içtiği için siroz hastalığına tutulduğunu ve içkiden öldüğünü işlerler. Amaçları; İslam dinine göre içilmemesi gereken alkollü içkiyi Atatürk’ün içtiğini, dolayısıyla iyi insan olmadığına ve sonucunda da bunun karşılığını ölümle bulunduğuna inandırmak, böylece Atatürk düşmanlığı yaratabilmektir.
    Dinden geçinenler Atatürk düşmanlığı yaratmak için, O’nun ölümünü bu şekilde işlerlerken, diğer yurttaşlar da bilgi eksikliğinden ve bu konunun yeterince işlenmemesinden dolayı, genelde bu şekilde; Atatürk alkolden ölmüştür şeklinde; bilirler. Bu nedenle, konunun ayrıntılı ele alınması ihtiyacı vardır.

    Atatürk’ün ölüm sebebi, otopsi yapılmasına gerek olmadığına yönelik düzenlenen raporda şöyle belirtilir:
    "... Atatürk’ün vefatına sebep olan müzmin karaciğer hastalığı ’cirrhose ascitogene’ tabii seyrinde devam ederek karaciğer büyük kifayetsizliğine bağlı derin koma ile husule geldiği ittifakla tesbit edilmiş(tir)..."(karın içinde sıvı, asit toplanması)

    Ölüm raporunda ise hastalığın teşhisi şöyledir:

    "... hastalığın bir ’hepatite sclerocongestive ethylique’ olduğu tesbit edilmiştir..."(alkolle ilişkili karaciğer iltihabı)

    Birinci raporda, ölümün "cirrhose ascitogene" (karın içinde sıvı, asit toplanması)’ndan meydana geldiği; ikinci raporda da hastalığın "hepatite sclerocongestive ethylique" (alkolle ilişkili karaciğer iltihabı) olduğu belirtilmektedir.

    İkinci raporda, siroz hastalığı alkolle ilişkilendirilmektedir. Ölüm raporunda böyle denilince, ölümün alkolle ilişkilendirilmesi yaygın kanı haline gelmiştir. Oysa bugün, tıbbın ulaştığı düzey içinde, konunun uzmanları, biobsi yapılmadan, bazı tıbbi tahliller yapılmadan böyle bir kanıya varılamayacağı görüşündedirler. Ayrıca siroz, alkolden de olmuş olabilir, sirozu meydana getiren diğer nedenlerle de olmuş olabilir; bugün bu konuda kesin bir yargıya varmak mümkün değildir; bir karar spekülasyon olur; kanısındadırlar.

    Atatürk’e biopsi yapılmamış, otopsi de yapılmamıştır. Sirozun nedenini belirlemek için bugün gerekli görülen tahliller o günlerde bilinmemektedir.
    O halde sirozu alkole bağlama, tamamen, siroz konusundaki genel bilgiden ve Atatürk’ün alkol almasından yola çıkılarak yapılan varsayımdan kaynaklanmaktadır. Yani tıbbi bir sonuç değildir, sadece gerekli tıbbi tahliller yapılmadan varılan bir sanıdır.Bunun bir sanı olduğunu, karar olmadığını, bu konuda ölümünden önce de değişik görüşlerin ortaya çıkmış olduğunu, 3 Ağustos 1938 tarihli bir konsültasyon raporunda görüyoruz.




    Raporun konuyla ilgili maddeleri:

    "1. Atatürk’te bir siroz vardır. Asit yapmış, biraz süb-ikter (gözde sarılık) meydana getirmiştir.
    2. Bunun esaslı nedeni alkoldür.
    3. Evvelden Atatürk’ün çektiği malaryanın (sıtma, ki Atatürk 2 kez sıtma geçirir) bir tesiri olmadığını katiyetle (kesinlikle) söylemek mümkün değildir...
    6... Eppinger’in (yabancı doktor), hepatit sirozu cay-ı sualdir (tartışmaya değerdir)"
    Görüldüğü gibi sadece bir raporda sirozun nedeni üzerine 3 ayrı görüş var. Birinci görüş alkolden, ikinci görüş sıtmadan, üçüncü görüş hepatit virüslerinden.
    Atatürk’ün hastalığını konu alan kaynakların incelenmesinden, Türk doktorlarının sirozu alkole bağladıkları, yabancı doktorların ise konuya farklı yaklaştıkları görülmektedir. Yabancı doktorların iki ayrı yaklaşımını 3 Ağustos 1938 tarihli konsültasyon raporunda gördük. Şimdi bir başkasını verelim.

    Atatürk’ün muayene ve tedavisi için dört kez getirilen Fransız Prof. Dr. Fissenger ise şöyle diyor:

    "Bu hastalığın sırf içkiden geldiği yolundaki düşünce doğru değildir. Benim, Fas, Tunus ve Cezayir’den gelen birçok müslüman hastalarım var ki, ömürlerinde ağızlarına herhangi ispirtolu bir içki koymamışlardır Dolayısıyla hastalığın daha başka ve önemli sebepleri olduğunu kabul etmek lazımdır. Bence bunlar arasında özellikle dengesiz beslenme tarzı ve devamlı kabızlık gibi sebepler başlı başına yer tutmaktadırlar".

    Bu açıklamadan sonra daha önce üç olan siroz nedeni aynı hasta için 4’e çıkıyor; alkol, sıtma, hepatit virüslerinin yanına bir de dengesiz beslenme ekleniyor.
    Hastalık nedeni bunlardan hangisi veya hangileridir? Bu konuda zamanında bir tıbbi inceleme yapılmadığı için bugün söylenecek her şey havada kalacaktır. Tıbbi bir dayanağı olmayacaktır. Bu nedenle ölüm raporunda,sirozun alkolle ilişkilendirilmesini bir varsayım olarak görmüştük.

    Klinik tanı alanındaki bu belirsizlikler nedeniyle Atatürk gibi bir kişiye, ölümünden sonra otopsi yapılarak kesin bir teşhis konmaması, bugün bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır.Günümüzdeki tıp, karaciğer sirozunun pek çok nedeninin yanında başlıca sebebinin dengesiz beslenme olduğunu ve alkollü içkilerin, o da bazı hastalarda, sadece hastalığı hızlandırdığını ortaya koymuştur.Bu bilgiler doğrultusunda konuyu irdeleyelim. Atatürk’ün siroz hastalığına sebep olarak gösterilen dört ayrı nedenin dördü de Atatürk’te vardır.

    1. Sıtma : İki kez sıtmaya tutulur. Biri çocukluğunda, biri Mayıs 1919’da Samsun’da

    2. Hepatit virüsleri : Daha çok diş tedavisi sırasında kapıldığı bilinir. Atatürk; birçok diş tedavisi yaptırmış, diş çektirmiş, üç altın diş taktırmış ve sonunda üst damak protezi yaptırmış, bir kişidir. Bunların birisinde hepatit virüsü kapma olasılığı, o günkü koşulları düşündüğümüzde çok yüksektir


    3. Dengesiz beslenme : Atatürk, askeri yaşamında özellikle 12 yıllık savaş ortamındaki yaşamında bulduğunu yemiş ve buldukça yemiştir. Cumhurbaşkanlığı döneminde de disiplinli yemek düzeni yoktur. Sabah kahvaltısı yapmaz, yalnız bir kahve ile sigara içer. Öğleyin çoğu kez yemek yerine sadece bir dilim ekmekle ayran veya limonata içer. Akşam yemeğini düzenli yer. Ancak dengeli beslenmiş olduğunu söylemek zordur.

    4. Alkollü içki : İçki içer. Gündüz içmez, akşam sofralarında küçük rakının (35 cl.) yarısını içer, sürekli içici değildir, ciddi konuların görüşüleceği sofralarda ve önemli devlet işlerinin yürütüldüğü günlerde içmez.

    Bu durumda siroz nedeni bunlardan hangisidir? Sıtma mı, hepatit virüsleri mi, dengesiz beslenme mi, alkol mü? Yoksa dördü de birden mi? Bugün için sirozun gerçek nedenine ulaşmak pek mümkün görülmüyor.Dolayısıyla Atatürk’ün ölümü alkolden olmuştur demek doğru değildir, gerçekçi değildir. Atatürk’ün ölümü sirozdandır ama siroz nedeni alkol değildir. Nedenini bir tıp adamının görüşü ile açıklayalım.

    Prof. Dr. Utkan Kocatürk’ün Görüşü : Prof. Dr. Kocatürk, Kaynakçalı Atatürk Günlüğü’nün son baskısında, konumuzla ilgili bilinmeyen bir raporu ortaya çıkarır ve orijinalini de verir. Rapor 08 Eylül 1938 tarihli; Dr. Nihat Reşat Belger, Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp ve Prof. Dr. Fiessinger tarafından düzenlenmiştir. Prof. Dr. Kocatürk, raporda iki cümleye dikkat çeker ve bir tıp adamı olarak bunların yorumunu yapar.

    Raporda ön plana çıkarılan cümleler :

    "... Bu vakada ’Laennec’ tipinde bir skleröz hepatit söz konusu olamaz. Fakat söz konusu olan ’Hanot ve Gilbert’ tipinde bir hipertrofi şeklidir."
    "Prof. Dr. Fiessinger söz konusu rapora ayrıca şu notu koymuştur:
    ’Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir : Hepatite Sclereuse hypertrophique, type Hanot et Gilbert’.

    Prof. Dr. Kocatürk’ün yorumu :

    "Bugüne kadar bilinmeyen bu rapor, Atatürk’e 07 Eylül 1938’de yapılan karın ponksiyonundan (su alınması) bir gün sonraki muayene bulgularına dayanılarak düzenlenmişti. Karaciğerin küçülmeyip, yine Mart ayındaki muayenede belirlenen büyüklüğü koruması ve üzerinin pürtüksüz oluşu, Prof. Dr. Neşet Ömer (İrdelp) ile Dr. Nihat Reşat Belger’i de alkole bağlı atrofik siroz tanısından bir ölçüde uzaklaştırıp Prof.Dr.Fiessinger’in ileri sürdüğü hipertrofik siroz tanısını kabule yönelttiği anlaşılıyor. Tıp dilinde ’Laennec tipi skleröz hepatit’ alkole bağlı siroz demektir; ’Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit’ ise safra yollarındaki kronik tıkanma sonucu gelişen siroz (biliyer siroz) anlamını taşır.
    Prof. Dr. Fiessinger, söz konusu rapora özel olarak kaydettiği notta ’Teşhis, Mart ayında formüle edilen teşhistir : Hanot ve Gilbert tipi skleröz hipertrofik hepatit’ ifadesine yer verdiğine göre, Mart ayındaki ilk teşhisinde de Atatürk’teki siroz şeklinin alkole bağlı olmadığını düşündüğünü göstermektedir.

    Prof. Dr. Fiessinger’in gerek Mart ayındaki muayenesinde, gerekse 08 Eylül 1938 tarihli raporda yer alan bu tanısına rağmen, sürekli ve danışman hekimler tarafından 10 Kasım 1938 tarihinde düzenlenen ’Atatürk’ün Ölüm Raporu’nda, mevcut sirozun alkole bağlı bulunduğunu ve Prof. Dr. Fiessinger’in de bu görüşte olduğunu(!) belirtmek üzere ’... Mart başlarında Paris’ten çağrılan Prof. Dr. Fiessinger ile Prof. Dr. Neşet Ömer İrdelp arasında Ankara’da bir tıbbi danışma daha yapılarak büyük bir karaciğer ve büyükçe bir dalak bir kere daha müşahade edilmiş ve aynı teşhis konularak, hastalığın bir ’hepatite sclerocongestive ethylique’ olduğu cümlesine yer verilmiştir."

    Prof. Dr. Kocatürk bu yorumunda, Türk hekimlerince düzenlenen 10 Kasım 1938 tarihli "Ölüm Raporu"nda, sirozun alkole bağlı olduğu tanısına Prof. Dr. Fiessinger’in de ortak edilmesini nazik şekilde haklı olarak eleştiriyor. Ortaya koyduğu rapor ve yaptığı yorum ile sirozun alkole dayalı olmadığını açıklığa kavuşturuyor.Kendileri ile yaptığım görüşmede edindiğim bir bilgi ile konuyu sonuçlandıralım.

    "Alkole bağlı sirozda karaciğer küçülür, diğer nedenlere bağlı sirozda karaciğer büyür ve büyüklüğünü korur." Atatürk’ün ilk muayene raporlarında ciğerin büyüdüğü, son raporlarda, 08 Eylül tarihli raporda olduğu gibi, ciğerin büyüklüğünü sürdürdüğü, küçülmediği belirtilmektedir.Dolayısıyla Atatürk’ün sirozu, alkole bağlı bir siroz değildir. Çünkü karaciğeri büyümüştür. Ölümü sirozdandır ama sirozu alkolden değildir. Ölümü alkolden olmamıştır.”

    ÖLÜMÜNÜ HIZLANDIRAN İLAÇ İŞTE BU KAĞITTA YAZILIYDI. MİM KEMAL ’’KİNİN’’ İLACINI VEREREK SARI LİDERİN ÖLÜMÜNÜ HIZLANDIRIYORDU!

    Bu bölüme kadar Atatürk’ün ölümü üzerine konuştuk, neden öldü, neydi hastalığı, detaylarıyla verdik. Peki Atatürk ya öldürülmek istendiyse...Kesinleşen tek şey Atatürk’ün alkolden ölmediğidir! Sır perdesini şimdi aralıyoruz...

    Bölüm 3

    Atatürk’ün Ölümündeki Sır Perdesi

    Atatürk acaba Masonlarca mı öldürüldü?
    Atatürk bilindiği gibi İttihat ve Terakki partisinde bulunuyordu. Bu dönemler içerisinde dönmeler ve masonlarla sık sık karşılaşmıştır. Atatürk’e Anadolu’da ki bazı kimseler ciddi bir tavırla ’’mason’’ ünavını koyuyorlardı. Atatürk masonlukla ilgili hiç konuşmazdı. Atatürk 1935’lerde telgraf üstüne telgraflar alıyordu. Masonlar Atatürk’e hoşgörülerini sunuyorlardı. Atatürk daha sonra bu masonların taksimat ve ahvaline ilişkin bilgileri halk partisine vererek kapanmasına dalalet etmesini istiyordu. Atatürk 2 şeyi sevmezdi bu konuda... Biri masonlar, diğeri dönmelerdi... Çünkü masonluk Yahudi tarikatından başka şey değildi. Memleketimizde de olmamalı , ne gerek var? sözleri ülkede yankı buluyordu! Ve Atatürk’te sevmiyor, saymıyordu! Daha sonraki günlerde meclise gelen Recep Peker ’’Arkadaşlar masonluk kalmamıştır, localar kapatılmıştır’’ diyerek sözü noktalıyor ve salon alkışa boğuluyordu. Artık Atatürk’ün, milletin ve Atatürk’ün yakın arkadaşlarının istekleri de yerine başarıyla gelmiş oluyordu. ( Anadolu ajansı )



    Atatürk’ün İşte Asıl Ölüm Nedeni?

    Elimizdeki her şeyi bir kenara koyuyoruz ve işte asıl nedenini topladığım farklı metinlerle size ispat ediyorum...

    Atatürk’ün ölüm nedeni Alkole bağlı Siroz değildir. Siroz’dan ölseydi Karaciğeri şişmiş olmazdı. Farklı çeşit bir sirozdan ölseydi de böyle farklı teşhisler koyulmazdı.

    Gelelim ölüm nedenine :

    Atatürk sanıldığının aksine sirozdan falan değil ’’ SITMA ’’ hastalığında öldü. Yazımda sıtma ile ilgili bir yer vermiştim.

    "Atatürk’ümüz milletini kurtarmak ve çağdaş uygarlığa götürmek için cepheden cepheye koşarken iki defa yakalandığı sıtma hastalığından ve tedavisi için kullanılan ilaçların bir komplikasyonu olan Banti Sendromu’ndan ölmüştür. Yoksa bazı doktorlar tarafından
    uydurulan alkolik sirozdan ölmemiştir."

    "Alkol içmeye bağlı siroz olması riski en az 10 - 15 yıl günde rakı biriminde 3 bardak ve her gün içilmesi koşuluyla olabilir. Oysa Atatürk bu sıklıkla ve sürede içmiyordu. Ülkemizde çok daha fazla alkol tüketilmekle birlikte alkole bağlı siroz hemen hemen sıfıra yakındır."

    ( Atatürk’e konulan alkole bağlı karaciğer sirozu teşhisinin, o dönem elde bakteriyolojik veriler olmadan konulduğunu, sirozda sıtmanın da etkili olduğunu söyledi. (Milliyet) )

    Bir deniz tabip albayın bu konuda yaptığı doktora tezi vardır. Orada Atatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı “kinin” yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından Dr. Mim Kemal’dir.
    Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar’ın ısrarı ile dışarıdan bir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur.
    İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona’da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüştü.
    Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi?
    Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları 1935’de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. “Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım…” denir ve kabul edilir. Arkasından Yeşilay icad edilir, tarih kitaplarına da böyle girer…




    İŞTE ATATÜRK SITMADAN ÖLDÜ!

    Biliyorum belki kafanız karışacak ama durumu şöyle izah edeyim: Atatürk’ü masonlar öldürmedi tabi ki diyemeyiz. Atatürk’ü tedavi edenlerden biri masondu. Ve bilindiği gibi masonlar Atatürk’ü esrarengiz bir yöntemle ortadan kaldıracaktı. Yani Atatürk sıtmadan ölmüş olabilir ama öldürülmüşte olabilir. Çünkü Atatürk’ün tedavisi düzgünce yapılsaydı Sıtma hastalığından kurtulabilirdi. Ama işin içine masonlar girince bu sıtma hastalığını ileriye götürmüş ve yanlış tedavi yöntemiyle Atatürk’ü öldürmüşte olabilirler. Masonların amacı Atatürk’ün esrarengiz bir şekilde yok edilmesi. Ve gerçektende uyuyor.
    Atatürk’ü öldürmek isteyen masonlar. Onu tedavi eden asıl doktor bir mason. Asıl ölüm sebebi sıtma mikrobu.. Yani doktor bu hastalığı dahada ileriye getirerek kötüleşmesini sağlıyor ve Atatürk bu yanlış tedavi yöntemiyle karaciğerini iflas ettiriyor ve ölmesine sebep oluyor...
    İşte durum bu : Atatürk sıtmadan ölüyor...Sıtma hastalığı tedavi edileceği yerde masonlarca doktor Mim Kemale (Mason doktor) ’’ Atatürk’ün vücudunun yavaş yavaş yok etmesi söyleniyor. Ve yanlış ilaçlarla Atatürk’ün karaciğeri iflas ediyor. Ve ölüyor
    Masonlar sıtma mikrobunu kullanaraktan Atatürk’ün vücudunu daha da kötüleştiriyor...ve bu durumda suçlular. SITMA Hastalığı ve bu sıtma hastalığını ölüme dönüştüren
    MASONLAR... İşte o zaman masonlar öldürdü, diyebiliriz...

    Bölüm 5

    Sansasyon yaratan uydurmalar...
    • Ölümü çok içki içmesindenmiş (!)
    • Ölürken iman etme teşebbüsü de pek işe yaramamış, ebediyen cehennemlik olmuş (!)
    • Ölüm saati olan 09.05 tamamen uydurmaymış (!)
    • Öldükten sonra, Hristiyanlık dini gereği elbiseler giydirilerek tabuta konmuş (!)
    • Ölürken cenaze namazı kılınmasını istememiş (!) ve cenaze namazı kılınmamış (!)
    • Katafalkın önünden geçen bazı vatandaşların belgesellerde, fotoğraflarda görülen ağlamaları, üzüntüden değil, zorla getirilmeleri sırasında Jandarmanın vurduğu dipçik acısındanmış (!)
    • Gömülürken toprak bile kabul etmemiş (!)

    Gerçekler :

    - Atatürk’ün Ölümü Alkolden Değildir!
    - Saat 09.05’te Vefat Etmiştir!
    - Cenaze Namazı Kılınmıştır!
    - Kefen İle Tabuta Konmuştur!

    Bölüm 6

    Ben bu etkileşim serisini yaptım. Ve bu etkileşimimde de sizlere bir şey söylemek istiyorum...
    Türkiye’de onca ayyaş , pis herifler var. Bunlar sabah kahvaltılarında dahi içki içen insanlar. Bunlara bir şey olmuyor da.. Bizim Sarı Liderimiz Atatürk mü içkiden ölecek? Atatürk gibi bir kaplan mı bu diyardan gidecek? Sorarım sizlere... ( Alıntıdır. )
     
  2. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Kızıl_mavi bende bu konuyla alakali olarak bir süre önce ulastigim bir yaziyi burada paylasmak istiyorum. Bu yazi buradaki bazi arkadaslarima mail yoluylada gönderilmis. Yukarida senin ekledigin yaziyi ve simdi benim ekliyecegim yaziyi okuyunca insanin aklinda ATAMIZIN ölümüyle ilgili gercektende büyük soru isaretleri olusuyor.

    Atatürk'ün Gerçek Ölüm Sebebi (M.Morgül)

    Atatürk’ün Ölümü Sirozdan Değil! Hafta sonu Ceyhan Mumcu’yu dinledim. Konu AB’nin Kemalizme bakışıydı. Konuşmasına Attila İlhan’ı anarak başladı. Onun aydınlanma etkinliklerine editörlük yaptığından söz etti. “Parola vatan, işareti namus” sözünü yeniden gündeme getirişini anlattı. Bu söz İzmir’de şehitlik anıtının taşında Arapça harflerle yazılmış biz sözdü. Attila İlhan o yazının tozlarını parmaklarıyla silmiş, yeniden gündeme taşımıştı. Konuşmasının sonunda sorular-yanıtlar bölümüne geçildi.

    Ceyhan Mumcu’ya Attila İlhan’ın bir dergide yayınlanan kendisiyle yapılan ropörtajda “Atatürk’ün nasıl öldüğü araştırılmalıdır” dediğini anımsattım. “Bu sözünü onun vasiyeti kabul etmek gerekir. Sizin bu konuda bir bilginiz var mı?” diye sordum. Aldığım yanıtı okurlarımla paylaşmak istiyorum. Bir deniz tabip albayın bu konuda yaptığı doktora tezi vardır. Orada Atatürk’e yanlış tedavi uygulandığı anlatılmaktadır. Atatürk sanıldığı gibi siroz hastası değildi. Atatürk’e sıtma tedavisi yapılmış, aşırı “kinin” yüklenmiş ve karaciğeri bu yüzden iflas etmiş, siroza dönüşmüştü. Tedaviyi yapan doktor mason locası üstadı azamlarından doktor Mim Kemal’dir.

    Durumu iyice fenalaştıktan sonra Celâl Bayar’ın ısrarı ile dışarıdan bir doktor getirilir. Yanlış tedavi yapıldığını, karaciğerinin bu yüzden iflas ettiğini rapor eden bu yabancı doktordur. İstirahat için 2 ay kadar kaldığı Savarona’da nemli sıcaktan durumu daha da kötüleşmiş, son günlerinde Dolmabahçe Sarayı’na götürülmüştü. Peki, nasıl oldu da sirozdan öldüğü açıklandı ve bütün yazılı kaynaklara da böyle girdi? Büyük Millet Meclisinde ölüm raporu gündeme getirildi. Mason locaları 1935’de kapatılmasına rağmen Mecliste hala mason milletvekilleri vardı. “Efendim, gençlerimize terbiye olur, onun alkol ve sigaradan öldüğünü duyuralım.” denir ve kabul edilir. Arkasından Yeşilay icad edilir, tarih kitaplarına da böyle girer.

    Ceyhan Mumcu’dan bunları duyduktan sonra ne yapmam gerekir diye düşündüm. İlk işim bu bilgiyi okurlarımla paylaşmak. Şimdi bu bilgiler elimizde ve biz çocuklarımızı terbiye edeceğiz diye, yüce önderimizin hakkındaki bu yalanla O’nu halkımızın gözünde küçültmeye devam edecek miyiz? Okul kitaplarından Atatürk’ü çıkartmak için elinden geleni yapan AB, bu düzeltmeyi yapmamıza izin verir mi? Demek ki kendi kitaplarımızı kendimiz yazmak zorundayız.

    En çok satılmakta olan “Şu Çılgın Türkler” kitabı belli ki bir boşluğu dolduruyor. Demek ki; Halkımız şiddetle kendi tarihiyle ilgili doğru bilgilere ulaşma ihtiyacı duyuyor.


    Neyse ki Türk ulusu ATATÜRK'ünü hâlâ çok seviyor, hiçbir yalan O'nu gözden düşüremiyor '
     
  3. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    Gerçekten okunası bir yazı olduğu için paylaşmak istedim banada mail olarak gelmişti teşekürler katkılarınız için :)
     
  4. Sevgi.2

    Sevgi.2 Aktif

    Katılım:
    26 Mayıs 2008
    Mesajlar:
    376
    Beğenileri:
    19
    Ödül Puanları:
    630
    Yer:
    Ülkemin her karışı
    Banka:
    3 ÇTL
    Yazılarınız çok güzel ama benim anlamadığım şey şu. Burada neden Atatürk'ün öldürülmesi ihtimaline yoğunlaşmak yerine alkolden ölmedi cümlesine yoğunlaşıyoruz.Her insan gibi Atatürk de bir insan.Zaafları olabillir.İçkiden de ölmüş olabilir( Ben buna inanmıyorum ama varsayalım diyorum) O zaman Atatürk bizim atamız olmuyor mu? Liderimiz olmuyor mu?Ben şahsen O'nun için alkolik de deseler, ayyaş da deseler değerinden küçücük bir parça bile kaybedeceğini sanmıyorum.Kaldı ki sizlerin yazılarınızda da paylaştığınız gibi siroz sadece alkolden olmuyor.Nice namazlı-niyazlı insanlar tanıyorum sirozdan ölen.
    Burada yapılması gereken Atatürk'ün alkolden ölmediğini kanıtlamak değil,kimler tarafından öldürüldüğünü ortaya koymaktır. (nedenini bulmak da demiyorum çünkü nedeni belli zaten.) Türk gençleri tarihimiz konusunda (bir kısmı) yavaş yavaş da olsa bilinçleniyor.Ben bu karanlık noktaların iyice gün ışığına çıkarılacağına eminim.Dileğim çok gecikmemesi.
     
  5. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL

    çünkü yazıda zaten kinin üzerinde duruluyor öldürülme ihtimali üzerine ve bunun sebebi olarakda Atatürk ü içkiye düşkünlüğü ölüm sebebi oldu gibi bir anlayışla toplumda karalama amaçlı olduğuna vurgu yapmak istediğini düşünüyorum :) ki dediğin gibi ayyaş olsa alkolik olsa ne değişir değişen şu olur Atamız üzerine atılmadık iftira kalmadı masonluğundan müslüman olmadığına ve din düşmanı olduğuna kadar buda o karalamalardan biri
     
  6. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Sevgi hocam söylediklerinizde bir yerde haklisiniz sizin ve bizim icin bu detay o kadar önemli olmayabilir. Ama malesef ATAMIZI karalamak isteyenlerin en cok vurgu yaptiklari konu icki meselesi bu meseleyi hep ön planda tutup bu yolla Atatürk'ü bir alkolik buna bagli olarakta din düsmani gibi göstermeye calisiyorlar.
    Ben sahsen bir cok tartismada Atatürk hakkinda '' Eger iyi biri olsaydi alkolden yani sirozdan ölmezdi'' sözleriyle cok karsilastim. Sizinde belirttiginiz gibi siroz sirf alkol alan kisilerde görülen bir hastalik degil ama bir düsünün bunu bile bazi cevreler görmezden gelip sirf Atatürk'ü karalamak adina sirozun sadece alkol alanlarda görüldügünü insanlarimiza lanse etmeye calisiyorlar. Korkarimki bundada basarili oluyorlar.

    Benimde tek temennim tarihi gerceklerin biran önce gün yüzüne cikmasi ve insanlarin kafalarinda olusan soru isaretlerinin ortadan kalkmasi.
     

Sayfayı Paylaş