1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ata'ya Güzelleme - Zekeriya Çavuşoğlu

Konusu 'Oratoryolar' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 30 Ocak 2009 başlatılmıştır.

Etiketler:
  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.433
    Beğenileri:
    7.362
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.873 ÇTL
    Zekeriya ÇAVUŞOĞLU
    Oratoryo, şairin kendi şiirlerinden ve kitaplarından kendisi tarafından derlenmiştir.


    BÖLÜM: I

    KUVVA-YI MİLLİYE SUBAYI:

    Afiyet olsun ağalar! Maşallah, maşallah, görüyorum neşeniz yerinde . Gök yıkılsa, kara yer batsa umrunuzda değil… Yoksa kederinizden mi içip böyle meşk eylersiniz?..
    Hey gidi Koca Osmanlı, hey!.. Birkaç şaşkın mirasyedi elinde tükenip gittin işte!
    Yiyiniz efendiler, yiyiniz, içiniz, meşk ediniz!..
    Viyana‘dan sonra Osmanlı’ya mezar kazmak değil mi ki işiniz?
    Son kaleler de bir bir düşüyor,her şey bitiyor ağalar, her şey tükeniyor.

    Belki bu son meşkiniz olacaktır, yiyiniz, içiniz, eğleniniz.”

    ERKEK:

    Ayakları bin yıllık ağaç kökleri gibiydi.
    Elleri ağaç kabuğunca nasır,
    Gözleri bir putçasına sabit.
    Binlerce yıl öteden bakar gibiydi.

    ERKEK:

    Nal sesleri çınlıyordu kuru bozkırlardan.
    Kadın sesleri, çocuk sesleri.
    Aç midelerin,
    acının, yıkımın,
    ölümün çığlık çığlığa soluk sesleri.

    Yürüyordu kaderine tutsak olmamak için.
    Yürüyordu öle, yite.
    Ortaasya’ nın kuru, bereketsiz bozkırlarından,
    Umut yeşili Batı ovalarına,
    kır çiçeği yaylalarına,
    soğuk soğuk sularına.

    Yürüyordu öle, yite.
    Yürüyordu kök salıp, dal, budak vererek. Yürüyordu kendi çizdiği talihine.

    ERKEK :

    Düşman ateş gibiydi
    fırtına olduk.
    Sel olduk, deniz olduk.
    Düşman döne döne geldi.
    Karanlık bir gece gibi çökünce üstümüze,
    Gün olduk,
    güneş olduk.
    Gök bizimleydi.
    Yer bizimleydi.
    Yürüdük bir kaç can bırakıp
    mal,
    davar,
    kan bırakıp. Yürüdük yeni gün doğarken
    yüzümüze

    KIZ :

    Yurt dedik bu toprağa.
    Ana gibi bağrına basıp can verdi.
    Kan geldi soluk yüzlü bebelerin yüzüne.
    Yurt dedik bu toprağa,
    Ana dedik, can dedik.
    Yüzü güldü tüm yorgunların.
    Gül dalından bal derdik.
    Bal akardı dillerinden,
    Bu can senin “al I..” dedik.

    Yurt dedik bu toprağa
    Ana gibi bağrına basıp, can verdi.
    Sevip, okşadık gönülden
    Kuşlarcasına özgür,
    kendi başına buyruk,
    Ateşinde kavrulduk.
    Bir verdik, bînlercesîne,
    doyurup sinesinde
    “Kal !..” dedi.

    ERKEK:

    Bir tohumdu gürbüz kuşaklara gebe.
    Göklere dallan değen çınarcasına düşleri.
    Bir tohumdu geleceğe uzanan bebe.
    Bir tohumdu kök salıp yedi kat yerin dibine,
    Nemli dudaklarından parlak yıldızlar
    dökülmekte ellerine.
    Bir tohumdu geleceğe uzanan bebe.
    Gün ile yıkandı, gün ile doydu.
    Serpildi, boy verdi.
    Baş eğdiler, diz çöktüler, kulak verdiler sözlerine.
    Bir tohumdu geleceğe uzanan bebe.
    Gün ile yıkandı, gün ile doydu.
    Serpildi, boy verdi.
    Doğuda Acem elleri,
    Batıda adı geldi Viyana önlerine.

    Bir tohumdu geleceğe uzanan bebe.
    Baş eğdiler, diz çöktüler,
    kulak verdiler sözlerine.
    Büyüdü dal budak salıp dört bir yanma evrenin.
    Çöl ateşinde umut gibi,
    Daldasında uyudu bebeleri.
    Büyüdü dal budak salıp dört bir yanma evrenin,
    Silindi yürekten korkuları.
    Baş eğdiler, diz çöktüler
    kulak verdiler sözlerine,
    Gün oldu geceleri.

    KIZ :

    Güç birlikten doğarmış.
    “Sen !..” dedi, “Ben !..” dedi gölgesinde kalanlar.
    Oynadı ya toprağa salınan kök,
    Düşünce birbirine
    ayakla baş,
    elle tırnak…
    Kemirdi koca çınarı kurtlar, kuşlar, yılanlar.

    Karışınca
    ayakla baş,
    elle tırnak…
    Her yana hakim oldu aşa zehir katanlar.
    En ince damara dek diş izleri yürüdü.
    Dışarda fırtına, kar, yağmur…
    Yıkmak için çınarı
    sıyırıp da kolunu, Binlerce balta
    UTANMADAN YÜRÜDÜ !..

    GENEL DURUM

    ANLATICI

    Mondros’la Türk dünyasında yeni
    bir dönem başlar vatan baştan başa
    talan edilmiştir. İnsanı yorgun,
    bitap, güçsüz ve umutsuzdur. Son
    kaleler de bir bir tutsaklık bayrağının
    gölgesine girmekte, koca Osmanlı
    dökülen göz yaşlarının selinde
    bilinmeyen sonsuzluklara doğru
    hızla sürüklenmektedir.
    Çile çile dokunan tutsaklık zinciri
    Anadolu’nun en ücra köşelerine
    doğru çekilip, o görkemli ölünün
    mirası, aç sırtlanlarının kanlı dişleri
    arasında didik didik edilmektedir.

    ERKEK:

    Vatan elden gitmekte
    Çile çile dokunmakta tutsaklık zinciri
    Padişah kendi can derdinde
    Fransız, İngiliz, Ermeni, Yunan …
    Yutulmakta birer birer,
    Yok olmakta koca Osmanlı
    Bir koca ölü mirası paylaşılan

    ERKEK:

    Kanını emmeye geldi,
    Bu zırhlılar , bu ordu, mitralyöz….
    Göz göz içimizde acı,
    Izdırabın en vahşi alevleri
    Yanmaya geldi.

    ZİNCİRLENENLERDEN BİR KIZ:

    Eyvah
    Neyim var, neyim yok hepsini aldılar
    Mal,
    davar,
    Tohum,
    Oğul,
    Koca,
    Hepsini…

    ZİNCİRLENENLERDEN BİR ERKEK ( I ):

    Çeliklere sarındılar geldiler hay oğul !..
    Ateş ve kin kustular toprağıma

    ZİNCİRLENENLERDEN BİR ERKEK:

    Ak dualarına sığındık, akça ninelerin
    Nasırlı eller işlerdi toprağı
    Görünmez oldu barış güvercinleri

    ZİNCİRLENENLERDEN BİR KIZ:

    Geçmez oldu yüce dağlarından
    Kartal bakışlı Koç Köroğlular
    Dadallar’dan haber çıkmaz oldu
    ooyy!..

    ANLATICI

    Eller uzunmakta gökyüzüne doğru. Akça ninelerin tükenmez duaları nasırlı ellerden gökyüzündeki güzelliklere doğru ilahi bir istekle yol almakta, göklerden bir kurtarıcı beklenmektedir.

    Kartal bakışlı Koç Köroğlulular’dan, Avşar Şahini Yiğit Dadallar’dan ümit kesilmemiştir.

    KORO İÇİ ERKEK

    Korkak omuzların kaldıracağı başarmak.

    KORO İÇİ BİR KIZ

    Onuruyla ölmek de bir iştir sırasınca

    KORO

    İnsan alnına sürülen
    karaysa
    rezil yaşamak

    ANLATICI :

    Eller uzunmakta gökyüzüne doğru .Akça ninelerin bitmez duaları nasırlı ellerinden birer umut olup ak bir güvercin kanadında uçup gitmekte güzelliklere doğru.

    KORO İÇİ BİR KIZ (Anne)

    Bir oğul vermeyile gök yıkılmaz ya dediler
    Bin oğul vermeyile kara yer batmaz ya dediler
    Gök yıkılsa, kara yer batsa gerek

    KORO İÇİ ERKEK:

    Hani benim elim, obam
    Körpe gelinlerim,
    yiğit ellerim.
    Gün yüzü değmemiş
    sırma örüklü
    kınalı elli
    ince belli kızlarım?…

    KORO İÇİ KIZ

    Bu koca ulus boynu bükük kalmaz ya dediler
    Gök yıkılsa kara yer batsa gerek
    “Bu zülüm sonsuza dek
    Var olmaz ya !” dediler

    ANLATICI

    İzmir gözleri yaşlı gelenleri karşılar Kordon boyu bir mahşer. İzmir’de ölümcesine bir olay yaşanmaktadır.

    ANLATICI (Devam eder) :

    Yüzyıllarca himayemizde, gelişip semiren Rumlarla doludur caddeler. Ellerinde Yunan bayrakları, neşeyle, heyecanla ve taşkınlıkla gelenlere çiçek atarlar.

    KORO İÇİ ERKEK :

    Hey sert kayalar,
    bakır yüzlü,
    kurşun yürekli askerler!
    Hey kara gök,
    ak köpüklü deniz!
    Hey ağzından ateş kusan canavarlar

    KORO İÇİ ERKEK.

    Ölüm, bir gül bahçesine
    Girivermek gülüm

    KORO İÇİ KIZ:

    Ölüm , güneşçe ısıtıp yürekleri
    Ölüm, bir gülle parçasıyla gülüvermek gülüm

    KORO İÇİ ERKEK:

    Hey kara gök,
    ak köpüklü deniz!

    KORO

    Bayrak dalgalanmayan yerde
    Onursuz canı neyleriz!

    ANLATICI :

    Gözler, gemilerden inmeye başlayan Efzun (Yunan) askerlerine dikilmiştir.Bağırtılar , çağırtılar göklere yükselir. Alkış sesleri arasında yürüyüşe geçerler .
    En önde dalgalanan Yunan bayrağı onurumuza dokunan kara bir leke olur.

    (Fonda Efzun askerlerinin İzmir’e çıkışı . Öğrenciler bu görüntünün iki yanında kümelenmişlerdir.)

    KORO

    Kara leke silinmeli,
    Onur kurtulmalı….

    HASAN TAHSİN:

    Bir günde bin yıl yaşadım ana
    Bin yıllık hınç birikti düşmana
    Toprak
    Benim toprağım
    Havada uçan kuş
    Beni tanıdı yüzlerce yıl
    Ben otardım duvarımı yaylalar boyu
    Dağlarında kaynayan suyun
    Tadı damaklarımda
    Ellerimde dumanı yücelerin.
    Bir günde bin yıl yaşadım ana
    Bin yıllık hınç birikti düşmana.

    KORO:

    Sorulacak bir bir acısı
    küsen tohum,
    dökülen başak
    Bize yaşamak yasak…

    HASAN TAHSİN:

    Verilmezse hesabı dökülen kanın
    Kurtulmazsa her karışı vatanın

    KIZLAR KOROSU:

    Yüreğim saram sana
    Canımı verem sana
    De durma davran oğul
    Bu anan sana kurban
    Vatana kurban oğul

    ANLATICI:

    Bir bomba patlar Hasan Tahsin’in ellerinden. Ortalık toz duman olur. Düşman neye uğradığını şaşırır. Ardından Hasan TAHSİN yakalanıp paramparça edilir.

    Gözleri ak bir alnın mutluluğu ile güler. Kara silinip onur kurtulmuştur.

    KORO İÇİ KIZ:

    İlk kurşun
    bir alevdi
    Yanıyordu baştan başa İzmir
    yanıyordu ya …
    Yanan tek İzmir değildi
    Yangın taa şuramızda!

    KORO:

    Kumlar sayısınca idi düşman
    Kumlar sayısınca
    Hüzündü kapımızda

    ZİNCİRLENENLERDEN BİR KIZ:

    Bağlar bozuldu
    Yuvalar dağıldı
    Yollar silindi can…

    Umduk,
    bekledik
    ve düşündük

    ZİNCİRLİ BİR ERKEK:

    O gün ilk ateş damarımızda
    Alevlendi can…

    KORO:

    Geceler korktu bizden
    Aydınlıklara gebe geceler
    Binlerce çiçek boy verdi
    Çatlak bağırlardan
    Gördüğümüz
    Benzedi düşlediğimize
    Haydi !
    Dedi bir ses
    O, altın saçlı kahraman
    Mavi gözlü dost bakışlı…

    ANLATICI:

    Bir haber bekler Anadolu. Milyonlarca göz sabahı bekler gönlünde. Milyonlarca göz ufuklardan bir güvercin uçuşu, ak bir güvercin muştusu bekler.

    KORO İÇİ ERKEK:

    Yiğit yola çıktı.
    Duru sularcasına tut gönlünü bacım
    Gül artık,
    Kara bulutlar arınıversin.

    KORO İÇİ ERKEK:

    Yiğit yola çıktı, behey koca dünya !
    Yürüdü geçtiği yerlerde ateşten izler bırakıp.

    KORO İÇİ KIZ:

    Yiğit yola çıktı.
    Rüzgarla kol kola girdiler.
    Yel gibi, yiğit gibi yürüdüler…

    SAHNE ÖNÜNDEKİ KIZ:

    Güzel yolcu beni de al yanına.

    GRUP 1

    Beni de !

    GRUP 2

    Beni de!

    TÜM KORO

    Beni de!

    KORO İÇİ KIZ

    Yağmurlu bir duman tütmekte
    Samsun kıyısında
    Yanmakta Kuva-yi Milliye ateşi
    Gönül ısıtan bu ateş
    yakan,
    kahreden ateş sanki
    Zülüm karşısında.

    ANLATICI :

    Amasya’da doğan güneşin ışığını, gönüllerde hissedersiniz. Gönüller bir olmuş bu ateşe can vermektedir.Amasya’yı baştan başa görünmeyen bir alev sarmıştır. Yeniden doğuşun sevincini yaşarlar.
    Hallaşır, helalaşırlar giyinirler bir bir yiğit urbasını.

    KORO:

    Aşımızı paylaştı bizimle
    Onunla dimdikti başımız

    KORO İÇİ KIZ :

    Aşımızı paylaştı bizimle
    Hallaştık,
    helalaştık

    KORO:

    Onunla dimdikti başımız

    KORO İÇİ ERKEK:

    Yeşilırmak boyu
    Çiçek çiçek,
    yeşil yeşil,
    al al
    umutlar.

    KORO:

    Onunla meltem oldu, kurudu göz yaşımız

    KORO İÇİ KIZ:

    Sabır nakış nakış işlenmiş yüreğimize
    Ferhat’ın dağla savaşını dinledik
    Yüzyıllar boyu.
    Çileye gül derdik günlerce
    Bağrı oyuk kayalar şahit azmimize
    Vurgunuz bu toprağa derinden

    KORO:

    Bu toprak uğruna kavgamız.
    Bu toprak için dünyayı
    Oynatırız yerinden

    ANLATICI:

    Erzurum’da Dadaş heyecan içindedir, sabırsızdır. Yerinde duramaz.

    KORO İÇİ ERKEK:

    Erzurum ışıkları umut yüklüydü
    Göz kırpmadan sabahı bekliyordu Erzurumlular
    Nice kavgalara dur demiş Palandöken,
    Nice acılara göğüs germiş,
    Ne canlar vermiş Erzurum.

    KORO İÇİ KIZ:

    Erzurum gece içinde
    Erzurum ışıkları umut yüklüydü
    Gök kırpmadan sabahı bekliyordu

    KORO İÇİN ERKEK:

    “Dur!” dedi bir ses
    Dur diyelim düşmana

    KORO İÇİ ERKEK:

    Top mu yok?

    KORO:

    Balta var …

    KORO İÇİ ERKEK:

    tüfek mi yok?

    KORO :

    Kazma var…

    KORO İÇİ KIZ:

    El var

    KORO:

    Parmak var,
    tırnak var…

    KIZ:

    -Ah ! bir bilseniz bu yürekte harlanacak ateş var.

    KORO
    Bağımsızlık uğruna can verecek Dadaş var

    ANLATICI:

    Binlerce ses, yüz binlerce top gibi patlar düşmanın suratına karar verilmiştir. Yay kurulmuş, oklar hedefine yöneltilmiştir. Topluluk çalkalanır, Kemal Paşa’ya yol açar, gönül verirler.

    KORO İÇİ ERKEK:

    Aha şart olsun Sarı Paşamız bilir
    Aha şart olsun ”Ölün” dese
    Göz kapalı gidilir
    Çelikten bakışları var ki babam
    Deme gitsin

    Bir dikilince ayağa,
    Büyür, büyür de gönlümüzde,
    Dal verir, budaklanır,
    Başı göğe değer.

    KORO:

    Yürüyünce düşmanın aklı döner.

    KORO İÇİ KIZ:

    Adına kurban Sarı Paşa’mın
    Aha şart olsun
    “Ölün!” dese gözü kapalı gidilir.

    KORO İÇİ ERKEK:

    Birlik şarabından içip,
    Dirlik sofrasında doyuldu
    Damla idi doldular,
    Toplanıp sel oldular
    Akıp yücesine,
    Gündüzün gecesine,
    Uzanan bıçak gibi, geceyi ışığa boğdular.

    KORO İÇİ KIZ:

    Güçlü bir kaynak gibi
    Yerden fışkırırcasına,
    Kara toprak alnına
    Kandan antlar yazdılar
    Can ve sevgi ile harladılar ateşi
    O gece gökyüzü yıldızlarla doldu.
    Binlerce korku, dehşetle can gözünü açıp.

    KORO

    Binlerce gönül Sivas’ a doğru
    Sırtladılar güneşi

    ANLATICI:

    Sıvas’ta bağımsızlık savaşımının son düzenlemeleri yapılacaktır. Delegeler gelir dört bir yandan. Gelenlerin her biri , Kuva-yı Milliye ateşine bir kıvılcım atar.Samsun’da harlanan ateş, Amasya’dan Erzurum’a ve nihayet Sıvas’a güçlü bir istekle taşınmıştır.

    KORO İÇİ KIZ

    Duyun ey yüce gökler!
    Duyun beni …
    Duyun evren denizinde,
    Yüzen gizler!
    Ne yücelerden gelen yazgıdır bu
    Ne kendi ellerimle yoğrulmuş.

    KORO :

    Ama birileri var soframda aşıma ortak olmuş.

    ANLATICI:

    Toplanılır. Bilgiler verilir, bilgiler alınır.Vatanın gücünden, silahsızlıktan bahsedilir. Kimi “İngiliz” der, kimi sözü alıp, Amerikan mandasında karar kılar.
    Bunlar büyük karar öncesinin ince acılarıdır. Tutsaklıktan kurtulup, bir başka tutsaklığın kucağına düşmek demektir.

    K.VASIF:

    Bizi büyük bir devletin yönetmesini kabul edelim hele, şartları daha sonra görüşürüz.

    MACİT BEY:

    Çözülmesi gereken şu: Bundan sonra tek başımıza yaşayabilecek miyiz ? yaşayamayacak mıyız? Hangi devlet koruyacak bizi, nasıl koruyacak?

    RAFET BEY :

    Bizim Amerikan güdümünü tercih edişimiz, bütün toplumu tutsak kılan, yürekleri, vicdanları söndüren İngiliz güdümünden kurtulmak içindir. Amerika daha yumuşak ve milletlerin vicdanlarına daha saygılı olduğu içindir.

    TIBBIYELİ GENÇ:

    Paşam temsilcisi bulunduğum Tıbbıyeliler, beni buraya istiklal davamızı başarmak yolundaki çalışmaya katılmak üzere gönderdiler. Mandayı kabul edemem. Eğer, edecek olanlar varsa, bunlar her kim olursa olsun , şiddetle reddeder kabul etmeyiz. Örneğin manda fikrini siz kabul ederseniz sizi de reddeder kabul etmeyiz. Mustafa Kemal’i vatan kurtarıcısı değil vatan batırıcısı olarak adlandırır, tel’in ederiz.

    KORO

    O sonsuz ve daima gerçek kalacak
    Gök, engin-yer, uçsuz bucaksız
    Gök de onu öğrenecek, yer de
    Tüm ayrılan yollar onda son bulacak.

    MUSTAFA KEMAL

    Efendiler, temel ilke, Türk Milletinin onurlu ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır.Bunun yolu da tam bağımsızlıktan geçer. Ne kadar zengin ve büyük olursa olsun, bağımsızlığından yoksun bir millet uygar insan karşısında uşak durumundadır.

    KORO:

    Sarmış gönülleri kara duman
    Gözlerimize mil çekmişler
    Kolumuz kırık.

    KIZ:

    Kan ile suladık gülümüzü
    ateş ile dağladık
    ağladık

    ERKEK:

    Ağlamaktan çare çıkmaz
    Eldir
    gözyaşına bakmaz
    Çöreklenmiş soframıza uğursuz
    “Hoşt”
    demesen kalkmaz.
    Dedik işi karara bağladık.

    MUSTAFA KEMAL:

    Yabancı bir devletin, koruyuculuğunu istemek insanlık niteliklerinden, yoksunluğu, güçsüzlüğü ve beceriksizliği açığa vurmaktan başka bir şey değildir. Gerçekten bu aşağılık duruma düşmemiş olanların, isteyerek başlarına yabancı bir yönetici getirmeleri hiç düşünülemez.

    KORO:

    Ezildik
    üzüldük
    çözülmedik
    Bağlandık bir vücut gibi

    KIZ:

    Ne İngiliz
    ne Amerikan mandası

    KIZ

    Özgürlük nakışıyla işledik gönülleri

    ERKEK:

    Açlığa
    “He!” dedik
    Susuzluk caba
    urbasız
    azıksız ama…

    KORO:

    Tanrım
    Bu vatan bizim dedik
    Geldik sana

    KIZLAR KOROSU:

    O, pasın altında cevheri gördü
    Külün altında lavı
    Duran suda girdabı gördü

    ERKEKLER KOROSU:

    O, cevhere uzanıp bir bir
    Lavı parlattı, girdabı coşturdu.

    ANLATICI:

    Ankara’ya bağımsızlık güneşi doğmuş, dağlardan bellerden sesler gelir. Birliğin , dirliğin yeniden uyanıp varoluşun sesidir bu.
    Dağlarda, köylerde, şehirlerde ulusal direnişin ilk çiçekleri açmaktadır. Genç, ihtiyar, çoluk çocuk…Herkes bir somun kara ekmeğe çete yazılır.

    KORO

    Ve dağ yürüyordu ardına bakmadan

    Ulu bir dev gibi öfkesini yumruklarına saklamış
    Ve dağ yürüyordu korkmadan

    Tek bir yürekcesine atan
    kurdunu ,
    kuşunu
    Ve bilcümle yaratığı takmış peşine

    Ve dağ yürüyordu

    ERKEKLER KOROSU:

    DÜŞMAN KAPIMIZDA, SARILMALI SİLAHA
    KÖŞE KÖŞE , BUCAK BUCAK
    KİRLETEMEDEN TOPRAĞIN HER ZERRESİNİ
    TUTMALI SİPERLERİN HEPSİNİ

    ERKEK:

    Gözleri kömür karası
    Simsiyahtı
    Tel tel olmuştu sinirden bıyıkları
    Donuk dağların sırtına vuran gün gibi
    Coşkun akan su gibiydi
    İki ayağının üzerine dikilip
    yırtıcı bir şahin
    alıcı bir kuş gibi

    ERKEK 2:

    Aha! Diyordu
    Düşman kapımızda
    İki adım sonra
    Vatan da yok
    Namusumuz da…

    ERKEK 3:

    Zavallı Antep
    Antep aç,
    Antep susuz,
    yalın,
    Antep silahsız
    Varsa bir can…

    KORO:

    Cansa can
    Kansa kan
    Al kurban!

    KIZ 1:

    O yiğitler ki her biri bir arslan örneği
    Ölüme yoldaş
    Ana,baba
    kız,
    oğul,
    kardaş…

    KIZ 2:

    Deniz gibi dalgalandı Antep
    Kömür renkli bulutlar belirdi göklerde
    Göklere sanki değer dalgalar

    KORO:

    Boğmak için düşmanı sinesinde,
    Gökten yere indi bulutlar

    ERKEK

    Bir Şahin’di
    On binlerce Şahin yurdun dört yanında
    Gökler ağladı
    Toprak yas tuttu
    Şahin Bey vurulanda

    KORO

    Azdılar
    Bir avuç insandılar
    Antep değil sanki
    Her biri vatandılar…

    ANLATICI:

    “Urfa’da aynı vahşeti yeniden yaşarız. Düşman elini , kolunu sallayarak çöker omuzlarımıza.Türlü eziyetler içinde kıvranır insanımız.Tutsaklık yüz karası…

    KORO:

    Vatandır göz açınca gördüğün,
    İnsanın en tanıdık sana
    Bir namus ,
    bir silah,
    bir at…
    Ölüme gider insan uğruna

    KIZ:

    Kabına sığmayan deniz gibiydi Urfalılar
    Tunçtan bir putçasına suskun
    Çöl ateşinde kavrulmuşçasına
    Alev doluydular

    ERKEK:

    Yırtıcı bir şahin örneği,
    Alıcı kuşlar gibi,
    Dalıp çıkıp düşman üstüne
    Pençe pençe ateş yağdırdılar.

    KORO:

    10 Nisan 1920 gecesi
    Düğün dernek kuruldu.
    Gelenler, geldikleri gibi gittiler

    ANLATICI

    Maraş küçücük kasaba. Maraş kolay lokma. Doymaz gözlerini çevirip, iştahla bu küçücük lokmaya uzanır-lar

    KIZ

    Maraş’ı düşman almış
    Sokakları utanç içinde.
    Gözyaşlarına boğuldu gönüller.
    Fırtınalar kaynamakta dört yanda.
    Gökyüzünde kara kara
    Bulutlar toplanmakta.

    ERKEK

    Soğumuş kanları kızıştırdılar.
    Doğruldu bükülmüş beller
    Terazileyince usta eller

    KORO:

    Gez,
    göz ,
    arpacık …

    ERKEK:

    Top gibi gürledi

    KORO:

    Maraş gibi ,
    vatan gibi,
    can gibi,
    Ata yadigarı mavzer

    ERKEK

    Al yazmalı gelinlere değen göz
    Kınalı parmaklara dokunan eller,
    Kan gölünde boğuluverdi bir bir
    Kopuverince dağlardan o coşkun sel…

    ANLATICI:

    İstanbul hükümeti düşman elinde. Direniş hareketini sekteye uğratmak için elinden gelini yapar. Yanımızda olması gerekenler, karşımızdadır. Yüzyıllardır aşımızı paylaştığımız öz be öz Türk çocuklarıdır onlar. Düşmanla birlik olan İstanbul hükümetinin kışkırtma ve yönlendirmeleriyle sırtımızdan hançerlerler .bizi.
    Kardeş kurşunu çaresiz göğüslenir. Güçlü sinelerde eritilir.Aznavur,ÇopurMusa, Delibaş…Bir bir mağlup edilirler. Hainlikleri cezasız kalmaz

    ERKEK :

    Akdeniz’in üstünde
    Usul usul ak bulutlar kaynar
    İzmir Körfezi mahşer
    Alev alev yanar

    KORO:

    Coşkunca atıldık ileri
    İnönü
    Sakarya
    Dumlupınar

    ANLATICI:

    “Düşman kaçıyordu yüz geri. Kara bir bulut gibi. Binlerce yılgın çekirge sürüsü gibi.Ardından bayrak bayrak, güneş güneş, dalga dalga askerimiz .Öyle güzeldi ki …

    ANLATICI:

    İzmir yolu açıldı. Omuz omuza , yürek yüreğe, ölümü karşılayanlar, düşmanı denize dökmek için atlı, yaya, aç, yalın uçarcasına aşıyorlardı dağları, tepeleri…

    Bereket kokan ışık gibi çöküyor İzmir körfezine duman .Duman duman göklere yükseliyor acılar.

    KIZLAR KOROSU :

    Tepelerde binlerce yürek
    Binlerce yürek Mustafa Kemal demek
    Öfkeli bir kırbaç gibi yüzlerine
    Binlerce yürek ardından
    Zafere yürüyordu

    ERKEK:

    Nal seslerimizde zaman
    O ilk yurttan kalan
    Altın bir ışık gibi
    Parlayarak alnımızda
    “Geldim!” diyordu
    Varım hala
    Tarih gülerek bakıyordu
    Kıralan son prangaya

    KORO:

    Ben Türküm
    Nice sıratlardan geçmiş bu ayak
    Nice yağmur, sel görmüş
    Nice fırtınalar atlatmışım

    Ben Türküm
    Ne zaman darda kalmış
    Ne zaman bunalmışım
    Tarihi ben yazmışım

    BÖLÜM: II

    MUSTAFA KEMAL

    “Gerçek ve zor savaş şimdi başlıyor.Silahıyla olduğu gibi kafasıyla da savaşmak zorunda olan ulusumuzun birincisinde gösterdiği gücü ikincisinde de gösterece-ğine hiç şüphem yoktur.”

    YAŞLI BİLGE:

    Kaynayıp piş hayat mayasıyla
    Alında ter , yürekte sevinç
    ol da gel,
    Ham yüreklere doğ güneş gibi
    Bilgisizlik gecesini güne boğ da gel
    Aman haa , yarım kalma
    tam ol da gel …

    YAŞLI BİLGE ( 2)

    Toprakla çeliğin kavuşması ne güzel
    Suyla tohumun sevdası
    Ne güzel damarda yürüyen kan
    Senin ellerin işlemekte demiri
    Senin ellerinle yoğrulmakta zaman

    Bu bir kıvılcımdır oğul
    Düştü mü yüreklere
    Alev alır göğe değer
    Erir cehennemin en kahpe alazları alevinden
    Çözülür en çetin zincirleri tutsaklığın
    Silinir göklere çöreklenen duman

    Bu ateş özgürlük yüklü oğul
    Sabır yüklü,
    inanç yüklü
    Ve bir gün doğumu sancısı ki oğul
    Işıkça bir göz mavisine
    Döner zaman…

    YAŞLI BİLGE (3)

    Demir tavında gerek.
    O ateşli yolu geçen ayak pek olmalı oğul !..
    Karanlıklar gecesine açılan umut,
    Ay’a kardeş, güneş olmak güç oğul !..
    Hadi oğul, can oğul!..
    Uygarlık ateşidir yüreğe nakışlanan,
    Gerçeğe adımları bağlayıp da yan oğul !..

    KIZ (Öğretmen)

    Ateş gibidir düşünce
    Örtünce üstünü can verir
    Can verir gün boyu
    saz çalan cırcır böceği
    Gönlü rahat girer kış uykusuna
    karınca

    Ateş gibidir düşünce
    Örtünce üstünü can verir
    Kararır beyinlerin ışığı
    mutluluk ezgileri susar;
    Cahillik batağına düşer insan
    Uygarlık ülküsünden
    uzak kalınca

    ÖĞRETMEN:

    Yürüdük doğan güne karşı.
    Ok yaydan çıktı ya bir kez
    Coşkun alevlerle dolu yürekler.
    İlham alıp çığ gibi büyüyen damlalardan,
    Sel gibi doluşup geceler üstüne,
    Görkemli fırtınalar yarattık
    Taptaze umutlardan.

    Ok yaydan çıktı ya bir kez,
    Bilgi çiçekleriyle taçlandı kıraçlar,
    Binlerce olgun meyva yetişti koruklardan.

    Yürüdük doğan güne karşı,
    Alaz alaz yürekleri yalayan
    O ızdırap rüzgarına ‘’dur!…’’dedik.
    Sildik alnımıza yazılan ilkçağ karanlığını
    Kurduk dört köşesine vatanın
    Millet okullarını.

    Doksanında harfleri seçti Mehmet Dayı
    Hatçe Nine yamacında.
    Yüreğinde buz dağları eridi.
    Tam ortasından çatıp da çizgileri
    Işıkça bir heycanla bağladı’’A’’ yı
    Yaşa Hatçe Nine, Yaşa Memet Dayı…

    ÖĞRENCİ

    Bilinmeyen gizlerden bahset bana,
    Bilmek istiyorum.
    Akıl dalgıcını yıldız yıldız,
    Güneş güneş…
    Yolunu göster bana
    VARMAK İSTİYORUM !..

    KORO:

    Gözlerini ver bana !..
    Bakıp dünya ötesine,
    Bir bir gerçekleri
    Senin gözlerinden bir daha
    GÖRMEK İSTİYORUM !..

    ÖĞRETMEN:

    Senin alınyazını yazacağım
    Edirne’den Ardahan’a.
    Sarıp demir ağlarını mutluluğun,
    Çelikten bacalarının kuracağım.
    Senin alınyazını yazacağım yeniden,
    Bilgisayarlar üstüne.
    En parlak ışıklarını sunacağım sana,
    Ay’dan, Jüpiter’den Uranüs’ten

    KIZ:

    Bu eller benim ellerim,
    Nakış nakış dokuyacak yeşili.
    Bu eller benim ellerim.
    Özgürlük nakışıyla
    işleyecek demiri.

    KORO:

    Uygarlık yoludur bu yol
    uzun,
    dik
    ve zahmetlidir.

    ERKEK:

    Pıtıraklı , kumlu , tozlu
    çamurlu dikenli yol.
    Bu yol sapa çıkmaz
    Aynı ateşten
    ve aynı alevden geçerek
    YÜRÜMEK GEREK.

    KIZLAR KOROSU:

    Çağdaş,
    yeni
    ve uygar!..
    Bu yeni yarışla savrulmakta zaman.
    Çatlamakta habire tohum,
    kurtulmakta kabuğunu kıran.

    ERKEK:

    Artık gece sona erdi,
    güneş yükseldi.
    Vurunca yüzlerine aydın düşünce ,
    Yüreklerinde denizler çalkalandı
    Fırtınalar çıktı açık denizlerden
    Açık denizlerden bir gemi
    ruh verdi,
    can getirdi.

    Toprak silkelendi derinden
    Bir yüce ses ki
    taa , yedi kat yerin dibinden
    bilimden,
    teknikten…
    Ve bir ses ki
    ‘çalışana gökleri verdim !’
    dedi yürekten

    ERKEKLER KOROSU:

    Sal altın ışıklarını,
    Boğ karanlığa giden yolları,
    Doğ ufkumuza güneş,.

    KIZLAR KOROSU:

    Emeğin
    bereketin,
    başağın,

    sarı saçlarında rüyam,

    KORO:

    Selâm
    Yeraltına makine salan insan eli,
    Selâm gökyüzüne akıl ışığından
    Parıltılar salan dünyam!..

    ERKEK:

    Doğan güne merhaba
    Şimdi can bulacak yurdumun
    Fabrika bacalarından yükselen duman
    Çeliğe hükmeden el
    Alında domur domur
    Dökülen ter merhaba!..
    Merhaba kaynayan kan
    El el aydınlıklara
    Bir olup umutlara
    Koşan vatan merhaba!..

    Merhaba Yunusça yürek
    Semâ meclisinde Mevlâna
    Merhaba dostuyla ağlayana
    Gönülde yanan güneş
    Esip de yalım yalım
    Umutsuzluğu silen rüzgar
    Gülen çocuk
    Yemişe duran çiçek
    Yorulan kol
    İşleyen demir
    Hedefe uzanan yol
    Kutsal emek merhaba!..

    Merhaba sırtlayan omuz
    Yüce insan merhaba!..

    KIZ:

    Bizi bizim kadar kim tanıyabilir,
    Kim sevebilir bizim kadar ?
    Kim tutar elimizden , yollarımız dolaşınca ?
    Kim gerilik zincirini kırıp,
    Kim sevinç gözyaşları döker
    biz göklere ulaşınca

    KORO:

    Kim benzer bize bizim kadar
    ata binip gezende?
    Kim Karadenizde horon ,
    Kim Erzurum’da bar,
    Kim Ege’de efe bizim kadar?…

    KIZ:

    Gör , öğren
    Ne gerekse mutluluk için.
    Kötü mü ,
    bir mumun etrafında
    pervane olabilmek

    KORO:

    Büyümek ,
    yücelmek,
    arınıp tüm kuşkulardan
    Atatürk olmak.

    MARŞ

    Gözümüz yücelerde, yıldızlar bize yakın
    İnançla çıktık yola, aydınlığa bu akın
    Bu büyük bir yarıştır, dönmeyeceğiz geri
    Bize durmak yakışmaz, hep önde, hep ileri

    Atatürk çocuğuyuz, yürüyoruz el ele
    Coşkun sular gibiyiz dur denilmez bu sele

    Yarınların yurdumun bizlerle arınacak
    Atatürk meşalesi sonsuza uzanacak
    Çalışmakla olacak yurdumuz büyük cennet
    Mutluluk Türk olmaktır, yaşamak Cumhuriyet.

    Atatürk çocuğuyuz, yürüyoruz el ele
    Coşkun sular gibiyiz, dur denilmez bu sele

    KORO:

    Günüm senin ışığın
    Geceme yoldaşsın sen
    Seni okur, seni hecelerim,
    Seninle aydınlanır
    Seninle biter gecelerim.

    - SON -

    Zekeriya ÇAVUŞOĞLU
     

Sayfayı Paylaş