1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

ayrılık gelmeden git sen

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve -araz- tarafından 5 Nisan 2012 başlatılmıştır.

  1. -araz-
    Ayyaş

    -araz- EYVALLAH... V.I.P

    Katılım:
    24 Aralık 2011
    Mesajlar:
    4.727
    Beğenileri:
    368
    Ödül Puanları:
    3.980
    Banka:
    439 ÇTL
    kimsesiz bir gökyüzüne
    lâl bir dilin tüm sesiyle haykırması kadar sağır,
    karanlık sularda,bir âmânın gözlerini araması kadar kör;
    yani anlamsızlığa yeni anlamlar yükler gibi
    yalnızca yalnızlığa anlatıyorum kendimi…
    çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda
    bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
    her hece aklımın kabristanlarında yankılanan
    sahipsiz bir ölüm çığlığı,
    masumiyeti sesimde eskiyen…
    ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
    ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara
    hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
    yüreğimin sevda çukurlarında…
    hadi yâr kendini al gecelerimden
    al ve git!
    zaten bir uzak düştü benimki;
    ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
    şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken,
    ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
    ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde
    hani meçhul bir izbede seninle el ele…!
    oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben
    bilmem hangi şehrin emanetçisinde
    ve senden habersiz,
    adından acılar türetiyorum şimdilerde…
    dilimin ucuna geliyorsun bir zaman
    yaşamak soruyorsun!
    yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,
    dönüşsüz bir türkünün kambur sesinde yitip giden…!
    ve dinledikçe kendimi,
    kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
    ben kaçmak isterken her şeyden
    gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
    sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer
    her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin
    ve bizden çok uzakta
    mevsim çömezi bir haziran
    sonbahara uyanır şehr-i İstanbul,
    gözlerinde bir mavi yangın
    ve saçlarından dökülür martılar
    Üsküdar’da pasaklı bir deniz kızının
    sâhi martılar diyordu bir şair:
    “martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
    yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş
    yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
    sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda
    bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
    yağmasın diye kulelerde saklanan..!

    işte böyle “can” dediğim:
    yetim çocuklar hüznünde
    kâhır yüklü gölgeme
    çokça sahiplik etmişken bedenim,
    yorgunluğun kıyısında
    hüzün olup işlenmişim ömür gergefine…
    çapulcu dillerin nazarında
    sevdaya zûl libaslar giyinen,
    uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım…
    ötesi yok!
    gurbet yokuşu ağlamalar pazarında
    iki damla gözyaşıymış bedelim
    ve soyunup benliğimden
    elem üstüne elem giyinmiş
    sana pervane yüreğim
    gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
    hiç ses etmemişim
    meğer ne çok kedermiş
    gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!
    lâkin sevmişim işte
    her şeyden ve herkesten öte
    sadece sevmişim seni…
    ama sen kendini sök düşlerimden
    sök ve git şimdi!
    yolların koynunda
    başımı yaslayıp ölümün yamacına
    bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
    sen kaç benim kalabalığımdan
    ve bir intiharın şafağında
    sesini sil şiirlerimden
    olmasın dönüşü gittiğin yolun
    kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde
    sonsuz bir gidişle
    unutmalara aç yüreğini,
    yüreğini toparla yüreğimden
    cellat bayramı asılışlarda
    nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
    ve zamana not düşsün akreple yelkovan
    yüzün kalbimin ortasında
    yalnızlık yazgısı yemin olsun
    ki belki arınıp mezar kalabalıklardan
    ben yine ben olurum…!
    yağmurlu bir gökyüzü akşamı
    hani olur ya!
    düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
    “ziyan ömürler kucağında
    kendine has ölümler büyüten
    bir deli çocuktu” dersin…
    hadi git şimdi
    git ki gözlerine “ayrılık” değmesin...

    Kahraman Tazeoğlu ​
     

Sayfayı Paylaş