1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Azınlıkların Kurdukları Zararlı Dernekler

Konusu 'Genel Türk Tarihi' forumundadır ve LoSt_LoVe tarafından 16 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. LoSt_LoVe

    LoSt_LoVe Forum Onuru

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    4.011
    Beğenileri:
    29
    Ödül Puanları:
    2.880
    Yer:
    En sevdiğimin yanından :=)
    Banka:
    119 ÇTL
    Azınlıkların Kurdukları Zararlı Dernekler:

    Osmanlı İmparatorluğunun,Birinci Dünya Savaşına girişi ve arka arkaya yenilgiler alması sebebiyle, Rum, Ermeni, Yahudi gibi çeşitli cemaatlere mensup azınlıklar, yüz yıllardır içerisinde yaşadıkları devleti parçalamak, kendilerine bu yurttan toprak edinmek amacı ile örgütlenmeye ve ülkeyi içten yıkmak için çalışmalara başladılar.
    a) Ermenilerin Kurdukları Cemiyetler:

    Bunlardan, cemiyetlerini daha II. Abdülhamid zamanında kurmuş olan Ermenilerin Taşnaksütyun ve Hınçak adlı gizli ve yeraltı örgütleri, Türkleri arkadan vurmaya ve yabancı devletler ile birlikte hareket etmeye başladılar.Ermeni cemiyetlerinin en azılıları arasında Hınçak ve Taşnaksütyun görülmektedir.Bunlardan Taşnaksütyun daha sonra da faaliyetini sürdürmüştür.İtilaf Devletlerinin dikte ettirdiği 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşmasının 88-93. maddeleri, Ermenileri şımartacak ve kışkırtacak nitelikteydi. Ancak, 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Antlaşması, bütün bu pürüzlü noktaları kaldırmış, Ermenilerle ilgili hiçbir hususa yer vermemiştir.

    b) Rumların Kurdukları Cemiyetler:

    Ulusal Bağımsızlık Savaşımız sırasında Rumlar, kendi çıkarları için, gizli cemiyetler kurarak, Osmanlı İmparatorluğundan toprak koparmak için çalışmalar yapmışlardır. Rumlar'ın kurdukları pek çok cemiyeti, Yunan Başbakanı Venezelos ve İstanbul'daki Rum Ortodoks Patrikhanesi örgütlenmekteydi.Bu cemiyetler, Rum Pontus, Trakya Cemiyeti, İttihat-ı Milli, Mavri Mira, Kordos adları altında çalışmaktaydılar. İstanbul'daki İzci Derneği, Bizans Ordusu'nu kuracaktı.Küçük Asya Cemiyeti, Anadolu Rumlarını isyan ettirecekti. Pontus Cemiyeti, Batum'dan İnebolu'ya kadar Rum-Pontus Devleti'ni kuracaktı. Ayrıca, Matbuat Cemiyeti, Rum Müdafaa-i Milliye, Rum Edebi,Rum Tüccar Cemiyetlerine Yunan Kızılhaçı yardım yapıyordu. Önceleri bunlar, doğuda bağımsız bir Ermenistan kurmak hayalini güden Ermeniler ile birlikte çalıştılar. Daha sonra, İstanbul konusunda anlaşmazlık çıkınca, birbirlerinden ayrıldılar ve bağımsız çalışmalar yaptılar. Trabzon Metropoliti ve Rum delegesi Hrisantos, Trabzon'un Rumlara verilmesi için çalışmalar yapmaktaydı. Anadolu Rum ve Samsun bölgesinde "Müdafaa-i Meşrua" ve "Mukaddes Anadolu Rum", "Rum Muhacirin Cemiyeti", Merzifon'daki Pontus Cemiyeti şubesi İstanbul Patrikhanesinden direktif almaktaydılar.

    Mustafa Kemal Paşa, Mavri Mira ve Rum cemiyetlerinin memleketi nasıl ve ne tarzda parçalamak istediklerini çok iyi anlamış ve bunun önüne geçmek için tedbirler almak zorunluluğunu duymuş, 21-22 Ağustos 1919'da, bütün heyet-i merkeziyelere telgraflar çekerek, bu konularda gerekli uyarılarda bulunmuş, elde edilen bilgilere göre, İstanbul Rum Patrikhanesinde Mavri Mira Cemiyeti'nin kurulduğunu, bunun başkanının patrik vekili Druetos, üyelerinin ise Enes Metropoliti, Girit'li Katehahuz gibi kişilerden oluştuğunu ve heyetin "Doğrudan doğruya Venezelos'tan talimat" aldığını, Rumların ve Yunan Hükümetinin nakliye yardımları ile cemiyetin büyük bir sermayeye sahip olduğunu, bu cemiyetin görevinin de "Osmanlı vilayetleri dahilinde çeteler teşkil ve idare eylemek, mitingler ve propaganda yapmak", Yunan Salib-i Ahmer Cemiyeti'nin de Mavri Mira'ya bağlı olduğunu, sözde görevinin göçmenlere bakmak gibi insani bir amaca dayandığını, ancak asıl amacının perde altında "Çete teşkilatı yapmak, tertibat-ı ihtilaliyeyi ihzar eylemek" olduğunu da açıklamıştı. Bu cemiyetler "Ecza-yı tıbbiye ve levazım-ı sıhhıye" de yığmaktaydılar. Resmi Muhacirin Komisyonu da Mavri Mira'ya bağlıydı.

    İstanbul Patrikhanesi ve Yunan Konsoloshanesi silah ve cephane deposu haline gelmekte, "hatta kiliseler ibadet yerinden ziyade askeri ambarlar gibi" kullanılmaktaydı. Ermeni Patriği Zaven Efendi de, Mavri Mira ile birlikte çalışmaktaydı. Rum mekteplerinin izci teşkilatları tümden Mavri Mira Heyetince yönetilmekteydi. İstanbul, Bursa, Bandırma, Kırkkilise, Tekirdağ ve buna bağlı yerlerde izci teşkilatları kurulmuş olup, buralara yalnız çocuklar değil, yirmi yaşını geçmiş kişiler de girmişti. Mustafa Kemal Paşa, Samsun'un, Trabzon'un bunların cephane dağıtım yerleri olduğunu, Ermeni hazırlığının da Rum hazırlığı gibi yürüdüğünü bizzat vurgulamaktaydı.

    Pontus Rum Kurulu çalışmalarını, 1920'de de sürdürmüştür. Pontus Rum Kurulu adına on kişilik bir heyetin Batum'dan Moskova'ya giderek, Lenin ile buluştukları yolunda söylentiler mevcuttur. 14 Mart 1921'de, Dışişleri Bakanı Ahmet Muhsin, bu durumun incelenmesi için, Genelkurmay Başkanlığına şifreli bir tel çekmişti. Bu sıralarda, Harbort Başkanlığında Amerikan heyetinin Ermenilerin yaşadığı ileri sürülen yerlerde inceleme yapmak amacı ile İstanbul'a gelmesi bekleniyordu. General Harbort Başkanlığındaki heyetin, gezi sırasında Pontus Bölgesine de giderek, olayları ve yöresel durumu inceleyip, getirteceği büyük devletlerin askerleri ile yöresel düzen ve güvenliği sağlayacağı ileri sürülüyordu. 1920'de, Metropolit Hrisantos, Amerikan kurul üyelerinden Coster Briton'la, yaptığı dört saatlik görüşme sırasında, Briton'un Ermeni Cumhuriyetinden bahsi üzerine, bu şekilde, Pontus, Ermenistan'a bağlanırsa, Pontuslular, İslamların direnme hareketlerinin olabileceğini belirtmişti. Briton da, daha sonraki toplantıda bu çözüm yolunu reddetmişti. Hrisantos, hükümet ve adliye örgütüyle ilgili gerekli açıklamayı yaptıktan sonra, her toplumun kendi kendini yöneteceğini, gerek köy ihtiyar heyetlerinin seçiminde, gerekse nizamiye ve sulh mahkemelerinde her milletin bir hak eşitliğinin olacağını da ileri sürmüştü. Hrisantos, resmi dilin Türkçe ve Yunanca olacağını, özellikle Samsun, Trabzon, Batum, Giresun, ve diğer yerlerde Pontus derneklerine bilgi verilmesini ve özellikle Amerikan Heyeti ile ilişki kurulmasını da önermişti. Hrisantos'un bu mektubu, Giresun Mutasarrıflığına da yollanmıştı. Giresun Mutasarrıflığının 16 Mart 1921 tarihli şifreli teli, 15 Mart 1921 tarihli şifreye ek olarak, Hrisantos'un 20 Ağustos 1920 tarihli Paris çıkışlı bu mektubunun aynen çevirisi, 22 Mart 1921 tarihli Vehbi Cevat'ın şifreli telinde aynen yer almıştı.

    Görüldüğü üzere, Osmanlı döneminden beri, azınlıkların hareketlerini, isyanlarını, görevleri din ile uğraşmak olan dini liderler yönlendirmektedir. Dini liderlerin, bu tip hareketlere girişmeleri, şüphesiz, kendi halkı gözünde daha etkili görünmektedir. Ancak, bunlar Osmanlı Hükümetinin kendilerine bahşeylediği büyük hoşgörüyü böylece kötüye kullanmakta ve dini siyasete alet etmektedirler. Kiliselerin, hastanelerin silah yuvası haline gelmesine neden almaktadırlar. Bu da, insani hislerin kötüye kullanılmasından başka birşey değildir.

    c) Alyans İsrailit:

    Yahudiler ise, İstanbul'da "Alyans İsrailit" adlı bir örgüt kurmuşlardı. Alliance İsraelit adlı bu cemiyetin merkezi Paris'te idi. Yöneticileri yerel komitelerden sosyal, ekonomik ve diğer konularda bilgiler almaktaydılar. Yahudiler, diğer yaşadıkları yerlere göre, imparatorlukda rahat bir hayat yaşadıklarından önemli hiçbir olay çıkarmamışlardır.

    Görülüyor ki, İmparatorluğun can çekişme devresinde, yüzyıllardır bu devletin nimetlerinden yararlanan azınlıklar, Türkleri arkadan vurmaya, fırsattan yararlanma yoluna gitmekteydiler. Ne yazık ki, bunlara yardımcı olan Osmanlı toplumunun bazı vatansız kişileri de mevcuttu. İla-yı Vatan Cemiyeti'nin bazı üyeleri böyle bir yola başvurmuşlardır ki, buna sonra değineceğiz.

    Bu şartlar altında, Anadolu'da örgütlenmek gereğini duyan ve örgütlenen Türkler, vatanı kurtarmak için çalışmalara başladılar ve Atatürk'ün başkanlığında bir araya gelen örgütler, hem Osmanlı toplumundaki saraya bağlı Kuva-yı Milliye aleyhtarı cemiyetler, hem de azınlıkların kurdukları bu cemiyetler ile uğraşmak zorunda kaldılar.
     

Sayfayı Paylaş