1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Aziziye Destanı

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve wien06 tarafından 6 Şubat 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Erzurum, 1820’lerde 132.000’i aşan nüfusuyla gelişmiş bir şehirdir. 1918’e gelinceye kadar her yeni savaşta eksilerek nüfusu 8000’e kadar düşmüş ve harabeye dönmüştür.

    İran’a, Çin’e, Hindistan’a ve Orta Asya’ya giden ve oralardan gelen kervanlar, Erzurum’dan geçer; otuz iki çeşit zanaat kolunu beslerdi. Dabaklar, saraçlar, semerciler, dikiciler, kürkçüler, kunduracılar, kevelciler, arabacılar, culfacılar, ipçiler, kuyumcular, marancılar, takımcılar... ve bütün Erzurum refah ve zenginlik içindeydi.

    Yıl 1828. Erzurum’da huzurun bozulacağının ilk işareti. Ruslar, Deve Boynu’ndaki engelleri aşar ve şehri ele geçirir. Ruslar, Erzurum’da bir sene kalır. Bu süre zarfında, Erzurum nüfusunun 30.000 kadarı, muhacir olarak göç eder.

    1854 yılında bu cennet vatana bir kez daha göz diken Ruslar, Deve Boynu geçidini gece yarısı geçer ve Erzurum’u güneyden kuşatır; Abdurrahman Gazi Türbesi’ni tahrip ederek o zamanın kenar mahallesi olan Hasani Basri mahallesine girer; Rabia Ana Kümbeti’ni ve bazı evleri tahribe yeltenir. Gecenin karanlığında kadın-erkek, yaşlı, çoluk çocuk Rus askerlerine saldırır. Sabaha kadar devam eden mücadele sonucunda Ruslar’ın çoğu ölür; kurtulanlarsa kaçar... Hasani Basri Deresi, düşman cesetleriyle doludur ve saatlerce kan akar. Ruslar, Tabyalardaki askerimizle birlikte kendilerine karşı kahramanca göğüs geren Erzurum halkı karşısında muvaffak olamayınca nihayet Erzurum’dan uzaklaşır.

    Dönemin Erzurum valisi ve kumandanı Feyzullah Paşa, kahraman Hasani Basri Mahallelileri tebrik ederek ordu emriyle Erzurum ve civarında bulunan bütün askerî birliklere ve halka, bu kahramanların şehamet ve şecaat eserini yayınlatmış; bunun yanında Hasani Basri Mahallesinin “Gâvurboğan” lakabıyla anılmasının münasip olacağını söylemiştir. O günden sonra mahallenin adı, zamanın sultanı Abdülmecid’in de iradesiyle Gâvurboğan Mahallesi olmuştur.

    Ruslar’ın, Erzurum’a üçüncü kez göz dikişleri ise, “93 Harbi” olarak da bilinen, 1877’de başlayan Osmanlı-Rus Savaşı’dır.

    Savaş başlayalı daha bir yıl olmamışken Ruslarla sadece doğu cephesinde dört kez karşılaşmışız ve onları yenmişiz; fakat biz, yenerken zayıflayıp eksilmişiz; Ruslar ise yenildikçe artan kuvvetleriyle güçlenmişler... Nihayet, Erzurum’un 10 km. ensesinde Deveboynu’na kadar gelmişler. Düşman, bütün kuvvetlerini buraya getirmiş; biz de elimizde kalan kuvvetlerimizi dikmişiz karşılarına...,

    Bizim son kuvvetimizdi; buna rağmen yolun batısındaki sol cenahımız, Ruslar’ı kovalıyor; diğer ucundaki sağ cenahımız gayet sağlam ve saldırılara göğüs geriyor. Bütün bu güzel gidişata rağmen şosenin sağındaki merkez, kaya gibi dururken birdenbire başgösteren bir panikle Uzunahmet köyü sırtlarından aşağı doğru bozulur ve şapır şapır dökülmeye başlar. Bunun üzerine bütün cenahımız, Erzurum’a doğru geri çekilir.

    Eğer düşman, Erzurum’u ele geçirirse Anadolu kilidi açılacaktır. Dört kasımdaki Deveboynu muharebelerini kaybeden ordu, tabyalara doğru çekilmiştir.

    Askerin geri çekilmesinden sonra halk, Arapzade Ali başkanlığında bir miting yaparak on iki – on üç yılda yapılan tabyaların önünde, şehit olmuş bedenleriyle bir tabya daha yapmaya ve düşmanı Erzurum’a sokmamaya ant içer. Komutan Gazi Ahmet Muhtar Paşa da habercilerini Erzurum’da dolaştırarak: “Erzurum, sokak sokak, ev ev müdafaa edilecektir. Kadın olsun erkek olsun, yaşlı olsun genç olsun her Türk ve Müslüman, müsellah ( silahlı) asker gibi bu namus müdafaasına elbette katılacaktır. Bu hamiyetiniz, devletin şanına layık olacaktır.” satırlarını bildirir.

    Deveboynu’ndan Erzurum Tabyalarına sığınışımızdan ancak 4 gün geçmiştir. 8 kasımı 9 kasıma bağlayan gecede Türk askerlerinin kıyafetine bürünen on-on beş Ermeni, Deveboynu ile Vank Deresi arasındaki Ermeni köyünden yılan gibi sürünerek Aziziye’ye gelir ve nöbetçilerimizi dinleyerek parolayı öğrenirler. Parolayı verip yanlarına sokulurlar ve birden bire birer hançer darbesiyle nöbetçileri yere sererler. Merdivenler kurulur;

    ayaklarına keçe bağlamış olan Rus askerleri tabyanın içine atılır ve askerimizi şehit eder. Tabya komutanı Miralay Bahri Bey, uykusundan sıçrar ve zifiri karanlıkta rast gele ateş emrini verir. Kendisi de yaralanmıştır; ancak yarasına mendilini bastırarak yaralandığını askerden saklar.

    Bu çatışma, bir şimşek gibi hem tabyaları hem de şehri uyandırmıştı. Yerinde duramayan Gazi Ahmet Muhtar Paşa, ihtiyat kumandanı Kaptan Mehmet Paşaya iki tabur vererek Aziziye istikametine gitmesini ve istihkâmlar içine girerek düşmanı atmasını emreder...

    Bu sabah, Erzurum minarelerinde sabah ezanları bir başka hazinlikte okunmaktaydı. Minareye ilk çıkan, Ayazpaşa Camii müezzini Hafız Osman Bedrettin idi. Aziziye baskınını halka şu sözlerle duyurdu: “Ey ümmet-i Muhammet! Düşman, Aziziye’yi bastı. Gün bu gündür. Allah için ölmeyi arzu edenler, durmasın Aziziye’ye koşsun.” Halk galeyana gelmişti. “Eli silah tutan herkes Topdağı’na koşsun.” nidaları yankılanıyordu şehirde... Kadın, erkek, genç, ihtiyar, çoluk çocuk ; eline geçirdiği tüfek, balta, satır, tırpan, bıçak, orak, değneklerle binlerce insan, Erzurum sokaklarından bir fişek gibi Mecidiye tabyasına doğru Kaptan Mehmet Paşa komutasındaki askerlerimizle birlikte tırmanmaya başladılar. Bu hengamede kimler yoktu ki? Köse Mehmet’in hanımı Şerife Hanım, Gülizar Hanım, Kara Fatma, Nene Hatun, Uzun Sultan, Name Hanım, Adile Hanım, Kara İsmet, Zekiye Hanım, Pembe Hanım, Keyvanklı ve Tufançlı Hüseyin Ağalar, Hacı Kâmil, Bayraktar Mevlüt Ağa, Kantarcı Mehmet Ağa, Gül Ahmet, Yaşar Emi, Saraç İbrahim, Deli Ömer, Şeyh Yusuf Abdi, Kavak Camii imamı, Emekli Topçu Mülazım Bilal Ağa, Hafız Osman Bedrettin ve şehadet şerbetini içmeye koşan Erzurumlu dadaşlar.

    Kaptan Mehmet Paşa komutasındaki askerî birliklerimiz ve kahraman Erzurum halkı Aziziye istikametine varınca mazgallardan üzerlerine kurşun ve alev yağar. Askerler gibi uygun yayılmayı bilmeyen halk, Ruslar’ın mitralyöz ateşiyle kurban olur. 15 kadın ve 400 erkek şehit düşer...

    Askerler, “Yana yayılın, yere yatın.” diye nafile bağırıyordu. Herkeste aynı düşünce: “Düşman önde; neden yana gidelim. Geçirilecek zaman mı var? Yere yatmak niye?

    Bu ateş hattında şehit olmasına rağmen askerimiz ve kahraman Erzurum halkı ilerlemesini sürdürerek istihkamların önüne kadar gelirler; ancak ilk plânda tabyayı Ruslar’ın elinden almaya muvaffak olamazlar. Halk Aziziye’ye askerden önce girer. Kışlada ve tabyada iki saat süren bir çatışma sonucunda Ruslar, bıraktıkları 2000 cesetle bozguna uğrar ve Vank Deresine doğru kaçmaya başlar. Ahali, Rus’u takip etmektedir. Bu derede 1000 Rus daha öldürülür. Düşman, neye uğradığını şaşırmış bir vaziyette Deveboynu’ndaki siperlerine doğru kaçmaya başlar ve barış sağlanıncaya kadar oradan çıkamaz.

    Etrafı dürbünle tarassut eden Gazi Ahmet Muhtar Paşa, muharebede fevkalade kahramanlık gösteren Kaptan Mehmet Paşaya şu haberi gönderir: “Elinizdeki kuvvetle Ruslar’ın tutunmasına meydan vermemek için zayiata bakmadan şiddetle takibe geçiniz.”

    Gerek askerin gerekse ahalinin gösterdiği kahramanlık örneğiyle Erzurum, Rus’un elinden kurtulmuştur; ancak bu sırada kış da bütün şiddetiyle çökmüştür Erzurum’un üstüne. Tifüs ve tifo kol geziyor. Her gün hastalık, açlık ve soğuktan 300 civarında insan ölmektedir. Ölülerin bir kısmı sokaklarda... büyük bir bölümü de şehrin dışına çıkarılıp karların üzerine bırakılır. Bahara kadar, üç dört ay içerisinde 10.000’e yakın kişi ölmüştür.

    31 Ocak 1878’de Osmanlı ile Ruslar arasında mütareke gerçekleşir. Düşman, topuyla tüfeğiyle giremediği Erzurum’a üç ay geçmeden, 3 Mart 1878’deki Ayestefanos (Yeşilköy) Antlaşmasıyla elini kolunu sallayarak girer. 13 Temmuz1878’deki Berlin Antlaşmasına kadar Erzurum, Rus hakimiyetinde kalır. Bu antlaşmayla ise Oltu, Narman, Horasan’ın büyük bir kısmı Ruslar’ın olurken Erzurum Osmanlı’nın elindedir.

    Topdağı’nı, Deveboynu’nu, Aziziye’yi gezerken bastığımız yerler sıradan bir “toprak” olmadığı gibi o toprak üzerinde bitenler de “ot” değil; dedelerimizin, nenelerimizin saçlarıdır.
     

Sayfayı Paylaş