1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Baba Çocuk İlişkisi

Konusu 'Anne - Çocuk Sağlığı' forumundadır ve Suskun tarafından 2 Mayıs 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Baba Çocuk İlişkisi ​


    Bu yazıyı okumaya başlamadan önce, gözlerinizi kapatarak bir an için kendi babanızı düşünmenizi isteyeceğim.


    Çoğumuzun geleneksel aile yapısından geldiğimiz düşünülürse; o tatlı sert bakışlı, akşamları bir görünen ve sabahları uyandığımızda çoktan işe gitmiş olduğundan göremediğimiz, gün içinde yaptığımız yaramazlıkların akşama bir bir anlatılacağı, bizim bir türlü diş geçiremediğimiz annemizin bile, sevgi ve saygıyla baktığı, diğer tüm erkeklerden daha güçlü ve daha uzun boylu olan adamı hatırladınız mı ?

    Tabii ki hatırladınız. O sizin babanız…Ve hatta belki de şimdi o sizsiniz.


    Babalık, eşinizin size o mutlu haberi vermesiyle başlayan bir süreçtir. O ana kadar erkek olarak sürdürdüğünüz toplumsal rolünüz doğumla birlikte biraz daha karmaşık bir sürece dönüşecektir. Artık sadece bir erkek ve koca olmaktan öte bir babasınızdır.

    Erkekler, eşlerinin kutlu haberi vermesinden başlayarak geçen kırk hafta boyunca süregelen değişimlere pek de anlam veremezler aslında…Ellerinde bir tahlil raporu vardır ama çocuk nerededir ? Kime benzemektedir ? Erkek midir ? Kız mıdır ? gibi rasyonel sorulara cevap arar dururlar. Eşler vücutlarındaki hormonal değişikliklere uyum sağlamaya çalışırken, sonunda ben de baba oluyorum sevinci yaşanır ve gün düne döner, hayat devam eder erkek için…

    Oysa eşlerinin o ilk günlerdeki mide bulantıları, bilmem kaç tane diyet programı sonunda verilmiş ama hızla alınmaya başlayan kilolar gibi fiziksel değişimleri ile sebepsiz ağlamaları, alınganlıkları gibi duygusal değişimleri, süreci kabullenmiş bir erkekten çok, elini tutan, anlayan, destek olan bir babayı gerektirir.

    Bunun yanında anne ve doğmamış çocuk arasında başlayan, birbirinden beslenen, tamamlayan ve öncelikli ilişki yeni babada ikinci plana atılma korkusunu alevlendirir. Bu ise annelerin bir doğmamış ve bir de evdeki çocukla uğraşma ihtimalini güçlendirir.

    Yazıyı okuyan annelerin tebessümünü görür gibiyim.

    Bu aşamada, “ben” değil de “biz” diyebilen bir erkek, baba olma yolunda dev bir adım atmış demektir.
    Baba oluncaya kadar toplumun size yüklemiş olduğu koruma ve kollama görevi yeni bir açılım kazanacaktır. Sizden bir parça, sevgili eşinizin bedeninde hayat bulmuş, ortak genlerinizle yeni bir hayata merhaba demeye hazırlanmaktasınızdır.

    Bazı çalışmalar hamilelik süreci içerisinde, babalarında tıpkı anneler gibi hormonal değişiklikler geçirdiğini göstermektedir. Babaların prolaktin düzeyinin, bebeğin doğumundan üç hafta önce yaklaşık % 20 arttığı; testosteron düzeyinin düştüğü ve babalarda östrojen hormonunun diğer erkeklere oranla daha fazla olduğuna dair bulgulara rastlanmaktadır1.

    Tüm bu hormonal değişiklikler erkeği, gece yarılarında çilek ve erik peşinde koştururken, eve dönüş yolunda aşerilen şeylerden birer tadımlık yenmesi ve zamanla bunun tüm yiyeceklere genellenmesi erkeklerde de kilo artışına sebebiyet vermektedir.

    Yani doğal süreç, salgılanan hormonlarla kadını anneliğe hazırlarken, babaları da onu anlayacak ve yeni görevini başarmasını sağlayacak kıvama getirmektedir.
    Baba olmak, sevmeyi, sabretmeyi, deneyimi ve bilgilenmeyi gerektirir. Eğer bir erkek, tüm bu donanımı istekli olarak edinemezse sadece erkek olarak kalacak, babalığı fizyolojik bir tanımlamadan öteye gidemeyecektir.

    İlk yıllar, anne ile çocuk arasındaki bağımlı ilişki biçiminin babanın rolünü azalttığı düşünülse ve bu kısmen doğru da olsa babanın uzun yıllar sürdüreceği ilişkiye hazırlık olması açısından kaçırılmaz bir fırsattır. Babanın bu dönemde çocukla kuracağı fiziksel temas ve çocuğun bakımına yapacağı katkı onun farkındalığını arttıracaktır. Çocuk bakımını “erkek işi” olarak görmeyen bir baba, çocuğuyla yeterli fiziksel teması kuramayacağından, duygusal ilişki kurmakta da zorlanacaktır.

    Karnını doyurduğunuz bir bebeğin yüzündeki gülümsemeyi, altını kirletmiş bir bebeğin bezi değiştikten sonra yüzüne yayılan mutluluğu göremediyseniz bir şeyleri eksik yapmışsınız demektir. Gerçi yeni değiştirdiğiniz bir bezi hemen ıslatmaktan büyük keyif alırlar ama olsun bu sayede kendi sabır gücünüzü de test etmiş olursunuz.

    Aslına bakarsanız iyi bir baba olmanın sırrı eşinizin iyi bir anne olmasına, iyi bir anne olmanın sırrı ise eşinizin iyi bir baba olmasına bağlıdır. Aile içindeki rollerin dengeli dağılımı ve çocuğunuz için uygun rol-modeller olmanız, ilerde benzer rolleri çocuklarınız üstlendiğinde sergileyecekleri tutum ve davranışları belirleyecektir. Bu bilginin doğruluğunda tereddüde düşüyorsanız eğer, çocukken babanızı veya annenizi eleştirdiğiniz pek çok davranışı bugün çocuklarınıza uygulayıp uygulamadığınızı bir düşünün isterseniz.

    Aile içinde çocukları yoracak en önemli ilişki biçimi karmaşıklaşan rol dağılımlarıdır. Hiçbir zaman babalardan anne, annelerden baba olmaları beklenmemelidir. Zira her iki rol hem nitelik hem de nicelik olarak birbirinden farklı karakterlerdedir. Yardımlaşma ve destek olma, o kimliğe bürünme anlamına gelmemektedir.

    Annelik yaratıcı tarafından onlara bahşedilmiş bir özelliktir. Ben meslek hayatım süresince istisnalar haricinde korku ve kaygı durumlarında “babaaa” diye ağlayan bir bebek görmedim. Bu durumlarda en emin yer annenin kanatlarının altıdır. Her ne kadar eşlerimize söylemesek de yemeğin en güzelini annemiz yapmıyor mu? Biz babalar bile başımız sıkıştığında, üzgün ya da kaygılı olduğumuzda ya uzaktaki anneye ya da yanı başımızdaki anneye başımızı yaslamıyor muyuz ?

    Ancak, babanın çocuğun bireysel, sosyal ve psikolojik gelişimine büyük katkıları olduğu ve bu katkının yaşam boyu süreceği de unutulmamalıdır.
    Babanın erkeksi ve dış dünyayı temsil eden görüntüsü, çocuğun bireyselleşmesine, iç kontrol mekanizmalarını kullanmayı öğrenmesine ve dış dünya ile daha rahat iletişim kurmasına olanak verir, onu cesaretlendirir.

    Özellikle babaların çocuklarıyla gireceği diyaloglarda onların özgüvenini sarsıcı nitelendirmelerden kaçınmaları gerekir. Çocukların fiziksel özellikleri ve duygusal zayıflıklarıyla ilgili olumsuz eleştiriler daha sonra kolay kolay geri getiremeyeceğiniz güven problemlerinin ortaya çıkmasına yol açabilmektedir.

    Toplumsal normlarla dışa dönük olarak şekillendirilmiş yapısından dolayı babanın çocuğuyla kurduğu doyurucu ilişki, verdiği tepkiler, tutumlar ve davranışlar analitik düşünce yapısını, sözel becerilerini ve bunlara bağlı olarak akademik başarısını olumlu yönde etkiler.

    Erkek çocukların babalarıyla daha rahat iletişim kurdukları ve etkileşim halinde oldukları söylenebilir. Bu görüşün kuvvet kazanmasının nedeni sosyal tutum ve faaliyetlerde benzer seçimlerin söz konusu olmasıdır. Baba ve erkek çocuk arasındaki sosyal etkileşim ve oynanan oyunların niteliğine bakıldığında daha saldırgan örüntülere rastlanabilmektedir. Bedensel yüksek efor gerektiren futbol, boks gibi sporların izlenmesi, güreş taklidi oyunlar oynanması ve rekabete dayalı faaliyetler baba-oğul tarafından daha çok tercih edilmektedir. Tüm bu faaliyetler sırasında erkek çocuklar maskulen tutum ve davranışları, rekabeti, yenmeyi ve yenilmeyi babayı örnek alarak öğrenirler.

    Kız çocuklar ise karşı cinse karşı sergileyecekleri tavırlar hakkında fikir sahibi olurken aynı zamanda karşı cinsin onlara sergileyeceği davranış örüntüleri hakkında da fikir sahibi olurlar. Babanın varlığı kız çocuklar için her zaman güvenle eşdeğerdir.

    Kişisel görüşüme göre, kız çocukların, hayatlarının belli döneminde babalarına karşı duyduğu aşk , biz erkeklerin eş olarak seçilmesinde de etkili olmaktadır. Eğer babası gibi baktıysak, onun gibi bir ses tonuna sahipsek, gülümserken dudaklarımız onun gibi bir kıvrım yapıyorsa eş olarak seçilme olasılığımız artmaktadır.

    Babanın yokluğu veya ilgisizliği çocukta çeşitli uyum davranış bozukluklarına yol açabilmektedir. Babaların çok çalışmak zorunda olması onlara yeterli vakti ayırmamanızı gerektirmez. Zira önemli olan onlarla geçirdiğiniz zamanın uzunluğu değil, kalitesidir. İşleriniz ne kadar yoğun ve önemli olursa olsun, hayatının son anını yaşayan bir kişinin “Hay Allah ! Daha bitirmem gereken bir sürü işim vardı.” diyeceğini sanmıyorum.

    Hayatınızda yeterli ilgi ve sevgiye yer vermediğiniz takdirde, siz farkında bile olmadan hayatınız yine yanınızdan akıp gidecektir, ama içindekilerle birlikte…

    Çocuğunuzun yetişkinliğinde size göstereceği ilgi ve yakınlık, sizin kendi anne-babanıza gösterdiğinizden fazla olamaz2.
    Aslına bakarsanız, ben de babamın değerini baba olduktan sonra anladım.
    Ben büyüyüp olgunlaştıkça ve o yaşlanıp çocuklaştıkça ilahi döngünün devam ettiğini daha iyi anlıyorum.
    Geçtiğimiz günlerde, oğlum Caner Kaan “Ben ne zaman büyüyeceğim ? Artık ben de ne istersem onu yapmak istiyorum.” dediğinde bu döngünün sınırsızlığına şahit oldum.

    Keyfine göre yaşamayı büyümenin bir sonucu olarak gören oğlum büyümenin kendi sınırlarını ne kadar keskinleştireceğini, kendiliğinden gelen kahkahaların, bir şekerle yaşanan mutluluğun, çoşkuyla sarılmaların ve nerede olursa olsun bağıra bağıra şarkı söylemenin keyfini kaybedebileceğini tabiî ki bilemezdi.

    Ben bunu anladığımda baba olmuştum.
    O da olacak ve o da anlayacak…
    Belki o da oğlunu kucakladığında, tıpkı benim gibi onun da gözleri yaşaracak…Belki ben olacağım hayalinde, belki de kendi çocukluğu…Ama ne olursa olsun kesişecek yüreklerimiz…
    Ben bir babayım ama aynı zamanda bir çocuk,
    Babamın çocuğu…

    Çocuğumun babası…


    Uzman Pedagog Hakan EMANETOĞLU​
     

Sayfayı Paylaş