1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bale ve Tarihi

Konusu 'Dans Türleri & Türk Halk Oyunları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 30 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.782
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    384 ÇTL
    BALE ve BALE TARİHİ

    Bale ilk olarak İtalya'da rönesans döneminden görülmektedir. Mim Sanatçılarının ortaçağ ve rönesans tiyatro gösterilerinde ve geleneksel halk gösterilerindeki dans adımları bugünkü balenin temellerini oluşturur. O zamanlarda koreografik bir düzeni olmayan bale Dominic de Piacenza ve Antonio Cornazzo'nun ilk koreografik kompozisyon denemeleri ve adımlara isim vermeleriyle gelişmiş bu noktada Fransızlar çok etkilenmiş ve bunun sonucunda bugünkü ilk bale tohumları 1581'de Catherine de Medici'nin "Beaujoyeux" adlı Le Ballet Comigue de la Reine tarafından sahnelenen gösterisiyle atılmıştır.

    Bale kuralları belli akademik dans (danse d’école) tekniğinin başka sanatsal öğelerle de birleştirilerek bir sahne gösterisi oluşturacak biçimde sunulmasıdır. Bale terimi bu akademik dans tekniği için de kullanılır. Bir gösteri sanatı olarak genellikle müzik eşliğinde dekor ve sahne giysileriyle sunulan son derece titiz bir dans bale. Bir bale dans müzik ve tasarımla dramatik bir öykü anlatabilir ya da hiç bir öykü olmadan yalnızca müziğin dans aracılığıyla bir yorumu biçiminde sunulabilir. Bale Rönesans saray gösterilerinden ve bunları izleyen Fransız ballet de cour’undan gelişti. Genellikle ilkçağ teması üzerinde müzik eşliğinde şiir okuma dans mim ve şarkı sözleriyı çok zengin dekor ve giysilerle birleştiren bu oyunları kral ailesi üyeleri ve soylular sarayda kendileri oynarlardı. 17. yüzyılda görülen gerileme yıllarının ardından dansa çok meraklı olan Fransa kralı XVI. Louis (1638-1715) “dansı yeniden kusursuzluğa kavuşturmak” amacıyla 1661’de Kraliyet Dans Akademisi’ni kurdu.

    Bunu izleyen yüzyılda teknik düzeyde büyük gelişmeler görülen baleye bir sahne sanatı olarak da yeni bir ilgi doğdu. Jean- Georges Noverre’in (1720-1810) Lettres sur la danse et le ballets (1760; Dans Ve Baleler Üzerine Mektuplar) adlı yapıtı ballet d’action (konulu bale) ya da dramatik balenin bütün Avrupada’ki gelişimnde önemli bir rol oynadı. Aynı dönemde besteci Cristoph Gluck’un müziği opera ve baledeki dansa yepyeni bir canlılık ve oyunculuk anlayışı getirdi. Bu dönemde ayrıca balede üç genre da (tür) ortaya çıktı. Dansçılar sérieux; demi-caractére ve comiuge (ya da grotesgue) gibi üç farklı teknikte eğitiliyordu. Böylece bale de opera gibi büyük salonlarda oynanan görkemli bir gösteri durumuna geldi. Birçok opera ara oyunları olarak sunulan bale divertimento’ları içeriyordu. O dönemin balesi hala aristokrat anlayışları yansıtıyordu. Ama 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarında sanayi toplum siyaset ve sanat alanlarında görülen devrimler balede büyük değişikliklere yola açtı. Özelllikle Fransa’da bale eğitiminde benimsenen üslup ancien régime’in (eski Rejim) ve o dönemdeki sosyete danslarının etkisinden çıktı. 19. yüzyıl başlarının sahne dansı romantik balenin temsilcileri Marie Taglioni (1804-84) ve Fanny Elssler (1810-84) ile yepyeni bir sanat yönü kazandı. Ayak parmaklarının üzerinde dengeli duruş demek olan Pointe’ın dans terimleri arasına katılmasıyla balerin kusursuz bir sahne kişisi durumuna geldi. İlk kez profesyonel yazarlar ya da liberettocular bale için senaryolar yazmaya başladılar. Bale tekniğinin Carlo Blasis (1803-78) gibi öğretmenlerce sistemleştirilmesiyle bale dansı bugün de kabul edilen temel biçimine ulaştı.

    Bununla birlikte 1830-50 arasında romantik baleye duyulan yaygın ilginin ardından bu sanat uluslararası etkileşimden uzak kaldı. Rusya ve Danimarka dışındaki ülkelerde balenin sanatsal düzeyi düştü. August Bournonville (1805-79) Jules Perrot (1810-92) ve Marius Petipa (1818-1910) gibi bale ustaları yeni koreografiler yaptılar. Özellikle de Petipa (1818-1910) gibi bale ustaları yeni koreografiler yaptılar. Özellikle de Petipa Petersburg’da Tchaikovksky’nin müziğiyle Uyuyan Güzel ve (asistanı Lev İvanov’la (1834-1901) birlikte) Kuğu Gölü gibi bale repertuarında bugün hala yerlerini koruyan klasik yapıtlarını sahneleyerek akedemik baleyi yeniden doruğa yükseltti.

    20.yüzyılda balenin Batı dünyasında yayılmasında ve beğenilmesinde en önemli rolü Rusya oynadı. Balerin Anna Pavlova (1881-1931) 20 yıl boyunca durmadan dünyayı dolaştı. Yaşamının son 20 yılında Avrupa’da temsil veren Serge Diaghilev’in kurduğu (1872-1929) Rus Balesi adlı toplulukta uygulanan çalışma düzeni koreograf sahne tasarımcısı ve besteci arasındaki işbirliğini yoğunlaştırdı.

    Hem sanatçıları hem de izleyicileri derinden etkileyen Diaghilev’in bale sanatına yeni bir canlılık ve yeni bir tanıtım getirme çabalarına onun beş önemli koreografı olan Mikhail Fokine (1880-1942) Vaslav Nijinsky (1888-1950) Leonide Massine (1895-1979) Bronislava Nijinska (1891-1972) ve George Balanchine (1904-83) önemli katkılarda bulundular. Uzun baleler yerlerini tek perdelik balelere bıraktı. Üstelik bale artık öyküsüz olabiliyor ya da çağdaş dünyayı konu alabiliyordu. Dans için yazılmamış müziklerle alışılmamış ritmler ve sokak gürültüleri içeren partisyonlarla da bale sergilenebiliyordu. Diaghilev’in ölümünden ve ardından başka Rus Baleleri’nin ortaya çıkışından sonra bale kurma yolunda Batı’da yeni adımlar atıldı. Bu sanata ulusal kimlik ve Akademik bir disiplin kazandırmayı amaçlayan yeni okullar ve topluluklar ortaya çıktı. 1931’de İngiltere’de Vic Wells (sonradan Sadler’s Wells daha sonra da Kraliyet Balesi) kuruldu. Ninettede Valois’nın (d: 1898) yönetici Sir Frederick Ashton’ın da (d: 1906) sürekli koreograf olarak yer aldığı bu topluluk kısa zamanda ülke çapında önem kazandı. ABD’de yönetici Lincoln Kirstein (d: 1907) ve koreograf Balanchine’in 1934’te kurdukları ona bağlı New York Kent Balesi de benzer bir saygınlık kazandı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yurtdışı turnelerine çıkan Danimarka Kraliyet Balesi ile özellikle Leningrad’ın Kirov ve Moskova’nın Bolshoy baleleri dünya kamuoyunda çok büyük etki uyandırdılar. Bugün her kıtada ve çoğu ülkede bale toplulukları ve okulları vardır. Bale sanatı Diaglilev zamanındakinden çok daha karmaşıklaşmış ve çeşitlenmiştir. Danse d’école’e her tür dans üslubu girmiş öteki sanatlarla bale arasında çeşitli ilişkiler oluşmuştur. Klasik müzik yerine popüler müzikten ya da sessizlikten yararlanılan giysilerin en aza indirgendiği ya da çalışma giysilerinin kullanıldığı dansın kendisi dışında başka bir konusu olmayan baleler günümüzde bu sanatta görülen yeni eğilimler arasındadır.

    Fransız Balesi


    Bale Rönesans saray gösterilerinden ve bunları izleyen Fransız ballet de cour’undan gelişti. Genellikle ilkçağ teması üzerinde müzik eşliğinde şiir okuma dans mim ve şarkı sözleriyı çok zengin dekor ve giysilerle birleştiren bu oyunları kral ailesi üyeleri ve soylular sarayda kendileri oynarlardı. 17. yüzyılda görülen gerileme yıllarının ardından dansa çok meraklı olan Fransa kralı XVI. Louis (1638-1715) “dansı yeniden kusursuzluğa kavuşturmak” amacıyla 1661’de Kraliyet Dans Akademisi’ni kurdu. Aynı yıl dansların perde aralarına serpiştirildiği sözleri Moliére’in müziği Jean Baptiste Lully’nin olan ilk comédie-ballet sunuldu. Bu olay Lully’nin opera-ballet’ler yazmasına ve bunlar için gerekli profesyonel dansçıları eğitmek amacıyla Kraliyet Müzik Akademisi’ne (ya da Opera) bağlı bir okul kurulmasına yol açtı. Önceleri bu yeni profesyonel dansçılar soyluların duruş ve davranış biçimlerini taklit etmek üzere eğitiliyorlardı. Lully’nin ve bale ustası Pierre Beauchamps’ın yönlendirmesiyle giderek bir gösteri sanatına dönüştü.

    Bunu izleyen yüzyılda teknik düzeyde büyük gelişmeler görülen baleye bir sahne sanatı olarak da yeni bir ilgi doğdu. Jean- Georges Noverre’in (1720-1810) Lettres sur la danse et le ballets (1760; Dans Ve Baleler Üzerine Mektuplar) adlı yapıtı ballet d’action (konulu bale) ya da dramatik balenin bütün Avrupada’ki gelişiminde önemli bir rol oynadı. Aynı dönemde besteci Cristoph Gluck’un müziği opera ve baledeki dansa yepyeni bir canlılık ve oyunculuk anlayışı getirdi. Bu dönemde ayrıca balede üç genre da (tür) ortaya çıktı. Dansçılar sérieux; demi-caractére ve comiuge (ya da grotesgue) gibi üç farklı teknikte eğitiliyordu. Böylece bale de opera gibi büyük salonlarda oynanan görkemli bir gösteri durumuna geldi. Birçok opera ara oyunları olarak sunulan bale divertimento’ları içeriyordu. O dönemin balesi hala aristokrat anlayışları yansıtıyordu. Ama 18. yüzyıl sonu ve 19. yüzyıl başlarında sanayi toplum siyaset ve sanat alanlarında görülen devrimler balede büyük değişikliklere yola açtı. Özelllikle Fransa’da bale eğitiminde benimsenen üslup ancien régime’in (eski Rejim) ve o dönemdeki sosyete danslarının etkisinden çıktı. 19. yüzyıl başlarının sahne dansı romantik balenin temsilcileri Marie Taglioni (1804-84) ve Fanny Elssler (1810-84) ile yepyeni bir sanat yönü kazandı. Ayak parmaklarının üzerinde dengeli duruş demek olan Pointe’ın dans terimleri arasına katılmasıyla balerin kusursuz bir sahne kişisi durumuna geldi. İlk kez profesyonel yazarlar ya da liberettocular bale için senaryolar yazmaya başladılar. Bale tekniğinin Carlo Blasis (1803-78) gibi öğretmenlerce sistemleştirilmesiyle bale dansı bugün de kabul edilen temel biçimine ulaştı.

    Bununla birlikte 1830-50 arasında romantik baleye duyulan yaygın ilginin ardından bu sanat uluslararası etkileşimden uzak kaldı. Rusya ve Danimarka dışındaki ülkelerde balenin sanatsal düzeyi düştü. August Bournonville (1805-79) Jules Perrot (1810-92) ve Marius Petipa (1818-1910) gibi bale ustaları yeni koreografiler yaptılar. Özellikle de Petipa (1818-1910) gibi bale ustaları yeni koreografiler yaptılar. Özellikle de Petipa Petersburg’da Tchaikovksky’nin müziğiyle Uyuyan Güzel ve (asistanı Lev İvanov’la (1834-1901) birlikte) Kuğu Gölü gibi bale repertuarında bugün hala yerlerini koruyan klasik yapıtlarını sahneleyerek akedemik baleyi yeniden doruğa yükseltti.

    20.yüzyılda balenin Batı dünyasında yayılmasında ve beğenilmesinde en önemli rolü Rusya oynadı. Balerin Anna Pavlova (1881-1931) 20 yıl boyunca durmadan dünyayı dolaştı. Yaşamının son 20 yılında Avrupa’da temsil veren Serge Diaghilev’in kurduğu (1872-1929) Rus Balesi adlı toplulukta uygulanan çalışma düzeni koreograf sahne tasarımcısı ve besteci arasındaki işbirliğini yoğunlaştırdı.

    Hem sanatçıları hem de izleyicileri derinden etkileyen Diaghilev’in bale sanatına yeni bir canlılık ve yeni bir tanıtım getirme çabalarına onun beş önemli koreografı olan Mikhail Fokine (1880-1942) Vaslav Nijinsky (1888-1950) Leonide Massine (1895-1979) Bronislava Nijinska (1891-1972) ve George Balanchine (1904-83) önemli katkılarda bulundular. Uzun baleler yerlerini tek perdelik balelere bıraktı. Üstelik bale artık öyküsüz olabiliyor ya da çağdaş dünyayı konu alabiliyordu. Dans için yazılmamış müziklerle alışılmamış ritmler ve sokak gürültüleri içeren partisyonlarla da bale sergilenebiliyordu.

    Diaghilev’in ölümünden ve ardından başka Rus Baleleri’nin ortaya çıkışından sonra bale kurma yolunda Batı’da yeni adımlar atıldı. Bu sanata ulusal kimlik ve Akademik bir disiplin kazandırmayı amaçlayan yeni okullar ve topluluklar ortaya çıktı. 1931’de İngiltere’de Vic Wells (sonradan Sadler’s Wells daha sonra da Kraliyet Balesi) kuruldu. Ninettede Valois’nın (d: 1898) yönetici Sir Frederick Ashton’ın da (d: 1906) sürekli koreograf olarak yer aldığı bu topluluk kısa zamanda ülke çapında önem kazandı. ABD’de yönetici Lincoln Kirstein (d: 1907) ve koreograf Balanchine’in 1934’te kurdukları ona bağlı New York Kent Balesi de benzer bir saygınlık kazandı. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yurtdışı turnelerine çıkan Danimarka Kraliyet Balesi ile özellikle Leningrad’ın Kirov ve Moskova’nın Bolshoy baleleri dünya kamuoyunda çok büyük etki uyandırdılar. Bugün her kıtada ve çoğu ülkede bale toplulukları ve Bale okulları vardır. Bale sanatı Diaglilev zamanındakinden çok daha karmaşıklaşmış ve çeşitlenmiştir. Danse d’école’e her tür dans üslubu girmiş öteki sanatlarla bale arasında çeşitli ilişkiler oluşmuştur. Klasik müzik yerine popüler müzikten ya da sessizlikten yararlanılan giysilerin en aza indirgendiği ya da çalışma giysilerinin kullanıldığı dansın kendisi dışında başka bir konusu olmayan baleler günümüzde bu sanatta görülen yeni eğilimler arasındadır

    Günümüz Türkiyesi’nde Bale

    Dünya üzerindeki çeşitli halkların sanatları onların kültürlerinin bir ifadesidir. Dans da toplumun kültürünü yansıtan unsurlardan biridir.Cumhuriyet dönemiyle birlikte sanata verilen önem yeni bir boyuta geçmiştir. O dönemde Türkiye Cumhuriyeti'nin en ciddi sanat eğitimi veren kuruluşu olan Devlet Konservatuarı Ankara'da kuruldu. Bu konservatuarın baleyi de içermesi hemen mümkün olmadı. Hükümet Avrupa'nın önde gelen sanatçılarını Türkiye'ye çağırdı ve İstanbul'da Yeşilköy Bale kursu Ninette de Valois öncülüğünde kuruldu. Bale Akademisi 6 Ocak 1948'de açıldı. Milli Eğitim Bakanlığı'ndan onay alınamama sürecinde üç yıl Bale Akademisi Yeşilköy'de bir ilköğretim binasında barındı. Daha sonra Yeşilköy Bale Okulu Ankara Devlet Konservatuarı'nın Bale bölümü haline geldi. Sanatçı öğretmen Molly Lake günümüz Türk balesinin temelini oluşturan Meriç Sümen Sait Sökmen Gülcan Tunççekiç Evinç Sunal Rengin Taş ve diğer sanatçıları yetiştirmiştir. Ankara Devlet Konservatuarı'nda sahnelenen ilk baleler "El Amor Brujo" ve "Coppelia"dır.
    Ankara Devlet Konservatuarı'ndan mezun olan dansçılar Devlet Tiyatrosu Bale bölümünü oluşturdular. 1948'de Operaevi yapımı tamamlandı.stanbul'da bir Rus göçmeni olan Lydia Krassa Arzumanova özel bir bale stüdyosunda bale eğitimini başlattı. Daha Ninette de Valois Yeşilköy Akademisini kurmadan 19 yıl önce Atatürk Arzumanova'yı çağırarak Türkiye'de bale konusunda görüşlerini almıştı. Arzumanova ilk gösterisini Casa d'İtalia salonunda 1931'de sergiledi. Gösteriler Kızılay ve Yardımsever dernekler yararına yapılıyordu. 1940'larda Türkiye'ye gelen Macar göçmeni Olga 1953'te İstanbul Belediye Konservatuarı bale bölümüne öğretmen olarak alındı ve Rezzan Sidinoğlu ile birlikte bale sanatçılarını yetiştirmeye başladı. İstanbul Devlet Opera ve Balesi Taksim Kültür Sarayı'na taşındı.
    İzmir Devlet Konservatuarı 1959'da kuruldu; gösterilerine Sunal Şenel ile 1982 yılında başladı (Çeşmebaşı Balesi). Türk çizgi ve motifleri "Çoban Yıldızı" balesi ile sunuldu. 1985 yılı sonlarında "Copellia" balesi İzmir Devlet balesinin üç perdelik yapımı olarak tarihe geçti. "Copellia" sergilenen ilk uzun klasik bale yapıtıdır.
    Türkiye'de cumhuriyetin kuruluşu ile başlayan bale eğitimi günümüzün en sevilen sanat dalları arasında yerini aldı. Modern dansa ilk adımlar ilk çağdaş denemeler ise 1968-1977 yılları arasında gerçekleşti. Sergilenen ilk modern dans yapıtı 1968 yılında Sait Sökmen'in koreografisini yaptığı "Çark" adlı eserdir. Bu yapıtı Ankara Devlet Balesi tarafından dans edilmiştir.

     

Sayfayı Paylaş