1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bedri Rahmi EYÜBOĞLU

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve BIYIKLI tarafından 9 Ekim 2006 başlatılmıştır.

  1. BIYIKLI

    BIYIKLI V.I.P V.I.P

    Katılım:
    14 Haziran 2006
    Mesajlar:
    1.329
    Beğenileri:
    13
    Ödül Puanları:
    1.130
    Banka:
    16 ÇTL
    İstanbul Destanı

    İstanbul deyince aklıma martı denir
    Yarısı gümüş, yarısı köpük
    Yarısı balık yarısı kuş
    İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
    Bir varmış, bir yokmuş
    İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
    Anadolu`da toprak damlı bir evde
    Gülcemal üstüne türküler söylenir
    Süt akar cümle musluklarından
    Direklerinde güller tomurcuklanır
    Anadolu`da toprak damlı bir evde çocukluğum
    Gülcemalle gider İstanbul’a
    Gülcemalle gelir
    İstanbul deyince aklıma
    Bir sepet kınalı yapıncak gelir
    Şehzadebaşı`nda akşam üstü
    Sepetin üstünde üç tane mum
    Bir kız yanaşır insafsızca dişi
    Boyuna bosuna kurban olduğum
    Kalın dudaklarında yapıncağın balı
    Tepeden tırnağa arzu dolu
    Sam yeli söğüt dalı harmandalı
    Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
    Şehzadebaşı`nda akşam üstü
    Yine zevrak-ı derunum
    Kırılıp kenara düştü
    İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
    Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
    Cezayir marşı gelir
    Dört başı mamur bir gelin odası
    Haraç mezat satılmakta
    Bir gelinle güvey eksik yatakta
    Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
    Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
    Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
    Paslı Acem kılıçları
    Amerikan kovboyları
    Eller yukarı
    Ne kadar da beyaz elbiseleri
    Amerikan deniz erleri
    Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
    Sütten duru buluttan beyaz
    Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
    Yakışmaz
    Ama harbederken onlara
    Bambaşka elbiseler giydirirler
    Kan rengi, barut rengi, duman rengi
    Kin tutar kir tutmaz
    İstanbul deyince aklıma
    Kocaman bir dalyan gelir
    Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
    Gerinir Beykoz’da
    Kimi Fenerbahçe’de yan gelir
    Dalyanda kırk tane Orkinos
    Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
    Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
    Denizin içinde ağaçlar devrilir
    Kan çanağına döner dalyanın yüzü
    Camgöbeği yeşili bulanır
    Bir çırpıda kırk Orkinos
    Reisin sevinçten dili dolanır
    Bir martı gelir konar direğe
    Atılan Kolyosu havada yutar
    Bir başkasını beklemez gider
    Balıkçı gülümser tatlı tatlı
    Adı Marikadır bu martının der
    Her zaman böyle gelir böyle gider
    İstanbul deyince aklıma Adalar
    gelir Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
    Çalımından geçilmez altmışlık madamların
    Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
    Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların
    İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
    Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
    Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
    Galata kulesine varır
    Bir sürü çocukları olur
    İstanbul deyince aklıma
    Tophane`de küçücük bir sokak gelir
    Her Allahın günü kahvelerine
    Anadolu’dan bir sürü fakir fukara gelir
    Kimi dilenecek dilenmesine utanır
    Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
    Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
    Çöpçü olmuştur bugüne bugün
    Kiminin sırtında perişan bir küfe
    Kiminin sırtında nakışlı semer
    Şehrin cümbüşüne katılır gider
    Kalın yağlı bir kolana koşulur
    Piyano taşırlar omuz omuza
    Kendinden ağır yükün altında adamlar
    Balmumu gibi erir dururlar
    Sonra kanter içinde soluk alırlar
    Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
    Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
    Nazdan nazik çiniden bilezik eller
    Derken
    Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
    Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
    Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
    Gamı şadiyi felek
    Böyle gelir böyle gider
    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir
    Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
    Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
    Bulutlar atılır top top pare pare
    Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
    Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
    İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm
    İstanbul deyince aklıma
    Stadyum gelir
    Kanımın karıştığını duyarım ılık
    ılık Memleketimin insanlarına
    Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
    Ben de bağırırım birlikte
    Avazım çıktığı kadar
    Göğsümü gere gere
    Ver Lefter`e yaz deftere
    Stadyum gelir
    İstanbul deyince aklıma
    Binlerce insanın aynı anda
    Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
    Heybetini düşünürüm
    Birbirine eklenir kafamda
    Binler yüzbinler milyonlar
    Sonra bir mısra havalanır ürkek
    Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar
    İstanbul deyince aklıma
    Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
    Şimdi Orhan Veli gelir
    Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
    Demindenberi senin tadın senin tuzun
    Senin şiirin senin yüzün
    Yaralı bir güvercin misali Başımın üstünde dolanır durur
    Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
    Neresine mi arayan bulur
    Erbabı bilir
    Deli eder insanı bu şehir deli
    Kadehlerin çınlasın Orhan Veli
    İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
    Burgaz adasında kıyıda
    Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
    Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
    İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
    Bütün İstanbul’u dolaşırlar elele başbaşa
    Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
    Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
    Ziba mahallesinde gece yarısı
    Sabaha Galata’dan geçer yolları
    Maytaba alacakları tutar kahvede
    Zararsız bir deliyi
    Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
    Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
    Sonra oturup sessizce ağlarlar
    İstanbul deyince aklıma
    Sait Faik gelir
    Taşında toprağında suyunda
    Fakirin fukaranın yanıbaşında
    Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
    Kıldan ince kılıçtan keskin
    Hep iyiden güzelden yana
    Hep kimsesizlerin
    İstanbul deyince aklıma
    Said`in son yılları gelir
    Hey Allahım en güzel çağında Said`e
    Dört beş yıl ömrün kaldı denir
    Sait Sait olur da nasıl dayanır
    Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
    İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
    Bir zehir yeşilidir açılır
    Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
    Bir yeşil ki kasıp kavurur
    Küçük mavi çocuk
    İhtiyar balıkçı
    Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
    İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
    Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said`in şiiri
    İstanbul deyince aklıma
    Sabiyem gelir
    Sabiyem boynundan büyük bir demetle
    Sarıyer`den gelir Pendik`ten gelir
    Bahar nereden gelirse velhasıl
    Sabiyem oradan gelir
    Ne delidir ne divane
    Aslını ararsan çingenedir
    Tepeden tırnağa güneştir
    Topraktır
    Anadır
    Analar içinde bir tanedir
    Biri sırtında biri memesinde biri karnında
    Karnı her daim burnundadır
    Canını mendil gibi takar dişine
    Yürekten birşeyler katar işine
    Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
    Alçakgönüllüdür Sabiyem
    Hem maşa satar, hem göbek atar
    Ver bir çeyrek güzelim der
    Neyse halin o çıksın falin
    Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
    Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
    Görürüm üryamda bir sarı yılan
    Cenabet uğraşır durur benimlen
    Uyanır bakarım benim bebeler
    Yatağın ucuna kaymış
    Ayağımın parmaklarını emer
    İstanbul deyince aklıma
    Bir basma fabrikası gelir
    Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
    Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
    Kanter içinde mahzun
    Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
    Fabrikada pencereler tavana yakın
    Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
    Dışarda ağaçlar dizi dizi
    Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
    Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
    Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
    Dışarda dışarda dışarda
    Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
    Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
    Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
    Kötü kötü düşünüyor
    İpeğin akışına doyum olmaz
    Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
    Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
    Bir top Amerikandan neler çıkmaz
    Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
    Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
    Gülsüm`ün gözleri kamaşır
    Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
    Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
    Gülsüm`lerin sürüsüne bereket
    Yerine bir Gülsüm`cük bulunur elbet
    Gider Gülsüm gelir Gülsüm
    Azrail ettiğin bulsun
    İstanbul deyince aklıma
    Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
    Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
    Samsun`dan Sürmene`den Sinop`tan
    Yaz demez kış demez mutlaka gelir
    Kirli yelkeninde yeni bir yama
    Demirinin pası gelir dilime
    Nabzımda duyarım motorunun hızını
    Canımın içine sokasım gelir
    İri kalçaları pullu denizkızını
    İstanbul deyince aklıma
    Takalar gelir
    Alçakgönüllü kalender
    Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
    İstanbul deyince aklıma
    Koca Sinan gelir
    On parmağı on ulu çınar gibi
    Her yandan yükselir
    Sonra gecekondular gelir ardısıra
    İsli paslı yetim
    Eyy benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim

    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
     
  2. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    1911'de Trabzon Görele'de doğdu. 21 Eylül 1975 Pazar günü İstanbul’da yaşamını yitirdi. Türkiye'nin en usta ressamlarından. Trabzon Lisesi’ni bitirdi. Lise yıllarında öğretmeni Zeki Kocamemi'nin ilgisiyle resme yöneldi. İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’ne girdi. Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'dan ders aldı. 1931’de diplomasını almadan okulu bırakıp Fransa’ya gitti. Djon ve Lyon'da özel atölyelerde çalıştı. Ardından Paris'e geçti. 1933’te İngiltere’ye gitti, aynı yıl yurda döndü. 1934'te yaptığı 30 resimle yurtiçi ve dışında sergilere katıldı. 1936’da Güzel Sanatlar Akademisi’nden diplomasını birincilikle aldı. Aynı yıl akademinin resim bölümünde Leopold Levy'nin asistanı oldu. Ses Dergisi'nde sanat ve estetik konusunda düzenli yazılar yazdı. Şiire lise yıllarında başladı. İlk şiirleri 1932'den sonra Varlık, Yeditepe, Ses, İnsan gibi dergilerde yayınlandı. İlk şiir kitabı "Yaradana Mektuplar" 1941'de basıldı. Şiirlerinde de resimlerinde olduğu gibi halk edebiyatının zengin motiflerinden esinlendi, yararlandı. Yalın bir dille, içten lirik şiirler yazdı.


    BAHAR VE BİZ

    Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden
    Rabbim ne güzel çıldırır.
    Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak;
    Sevincinden titreyerek.
    Yılda bir kere kendini verir toprak
    Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan
    Rabbim ne güzel yarılır.
    Biz de bir kere sevinebilseydik.
    Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya.
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de deliler gibi seviniriz,
    Ağaçları ve baharı taklit ederiz
    Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri
    Renkli ampuller asarız pencerelerden
    Kimbilir belki bir gün sulh olunca
    Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden
    Ağaçlar gibi.



    BÜYÜK ŞEHİR

    Bir değil hallerin beş değil
    Nasıl anlatsam hepsini bir bir
    Nasıl bağlansam sana nasıl, büyük şehir.
    Yüz tane kolum olsa kucaklamağa yetmez
    Tepeden tırnağa dudak kesilsem bitip tükenmezsin.
    Anten misali gerilse bütün damarlarım
    Nasıl duyarım semt semt bucak bucak seni
    Nasıl sararım?
    Büyük hastanelerinde yatarım insan dolu,
    Büyük gemilerine binerim mahşer,
    Hanların dolu, hamamların dolu...
    Gel gör ki her Allahın günü
    Göz göze, diz dize
    Tramvayda, sinemada, meyhanede, mabette.
    Herkes kendi murdar karanlığına gömülmüş
    Herkes gurbette.



    ÇAKIL

    Seni düşünürken
    Bir çakıl taşı ısınır içimde
    Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
    Bir gelincik açılır ansızın
    Bir gelincik sinsi sinsi kanar

    Seni düşünürken
    Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
    Deliler gibi dönmeğe başlar
    Döndükçe yumak yumak çözülür
    Çözüldükçe ufalır küçülür
    Çekirdeği henüz süt bağlamış
    Masmavi bir erik kesilir ağzımda
    Dokundukça yanar dudaklarım

    Seni düşünürken
    Bir çakıl taşı ısınır içimde.



    ÇÜRÜMEK

    Her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada
    Hatıralar bile
    O hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar
    O hatıralar ki tüyden hafif
    Gök mavisinden duru
    Etten kemikten uzaktırlar
    O hatıralar ki
    Bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar
    Gel demeden gelir
    Git demeden giderler
    Nur topu gibi açıldıkları olur bazan
    Sonra sızım sızım sızlarlar
    Her şey çözülüp gidiyor bu dünyada
    Bir biri içinde
    Bir biri peşi sıra
    Bir tad dudakta
    Bir ses kulakta
    Sen toprakta çürürsün canım kardeşim
    Ben ayakta




    DENİZ TÜRKÜSÜ

    Deniz dediğin bir tarladır
    Gülü gül, dikeni diken, tohumu tohum
    Toprak gibi verimli, toprak gibi cömert
    Betine bereketine kurban olduğum

    Deniz dediğin bir tarladır
    Uçsuz bucaksız bir tarla
    Göbeği insanlarla kesilmiş
    Çilesi insanlarla

    Deniz dediğin bir tarladır
    Sözü pek, eli ağır
    Dost gibi güldürür insanı
    Dost gibi ağlatır.

    Deniz dediğin bir tarladır
    Anadır, babadır, kardeştir
    İnsan eline hasret
    İnsan eli değer değmez ürperir
    Binbir yerinden çatlar sevincinden
    Nesi var, nesi yok çıkarır verir,
    İnsan eli değmemiş denizlere bir damla alınteri
    Bulutlar dolusu rahmetten mübarektir.

    Deniz dediğin bir tarladır
    Bulutlar, güneşler dibindedir
    Gecelere gündüzler dibindedir
    Yıldızlar mevsimler dibindedir

    Zifiri karanlık güller açılır dibinde
    Bağlar, bahçeler kat kat, katmer katmer, deste deste
    Bağlar, bahçeler zifir karanlık güller
    İnsan eline hasret beklemekte.

    Deniz dediğin bir tarladır
    Kapılar açılır içinde kapılar
    Bitip tükenmeyen bereket kapıları
    Balıklar akıp gider bölük bölük tabur tabur
    Alı al moru mor sarısı sarı.

    ...
    Deniz dediğin bir tarladır
    Üstünde başı boş rüzgâr
    Gönlünce at oynatır
    Üstünde bir avuç tuzlu köpük
    İçinde milyonlarca yürek
    Milyonlarca öpücük
    Bir insan eli arar konacak
    Bir insan eli muhkem, sıcak

    Hey benim
    Boydan boya cömert denizlerle çevrili
    Güzel memleketim
    Bu yaz tenha denizlerinde yıkandım
    İnsan eli değmemiş ormanlar gibi vahşi
    Dağ başında unutulmuş küçük kundaklar gibi yetim.



    İSTİDA

    Yarab!. İnsan oğullarından çektiğim yeter
    Gökyüzünden benim hisseme düşeni ver
    Altına dilediğim gibi ömrümü sereyim
    Mendil kadar olsun tarlamı ayır
    Beni doyuracak ağacı göster.
    Rabbim!.. İnsan oğullarından çektiğim yeter

    Yalnız senin ellerin gezinsin ömrümde
    Beni yalnız sen mahkûm eyle sen azat
    Ve yalnız sen canımı iste benden ki
    Nereye saklayacağımı şaşırmadan vereyim
     
  3. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    MARİFET

    Marifet hiç ezilmemek bu dünyada
    Ama biçimine getirip ezerlerse
    Güzel kokmak
    Kekik misali
    Lavanta çiçeği misali
    Fesleğen misali
    Itır misali
    İsâ misali
    Yunus misali
    Tonguç misali
    Nâzım misali



    MAVİ GEZİ

    Mavi gezi bir ağaçtır
    Dalları deniz.
    Mavi gezi bir bahçedir
    Gülleri deniz.
    Mavi gezi bir gelindir
    Telleri deniz.
    Mavi gezi bir beşiktir
    Bebeği deniz.
    Bebeğimin:
    gözleri deniz
    elleri deniz
    dişleri deniz.
    Mavi gezi bir rüyadır
    görülmemiş.
    Mavi gezi bir cennettir
    ellenmemiş
    dillenmemiş.
    Mavi gezi bir masaldır
    söylenmemiş
    yazılmamış
    çizilmemiş.

    Mavi gezi bir mavidir, adı yok.
    Ağam sensiz bu mavinin tadı yok.
    Ağlamak yok, sızlamak yok mavi var
    Dünya boyunca yürek dolusu
    İman boyunca Allah dolusu
    Otur çakıllarını boya mavi yavrusu
    Hey betine bereketine, kalınlığına
    Etine buduna kurban olduğum, dibi görünen su.
    Bir kızım olursa adı DURUSU.



    SEVGİ ÜSTÜNE

    Bütün kitapları yakmalı
    Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
    Kitaplara göre insan
    Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
    Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
    Aptaldır, hastadır, kahramandır
    Bütün kitapları yakmalı
    Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
    İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler
    Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar
    Bir tek meyve veren dalı keserler
    İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
    Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli
    Bir tek meyve veren dalı kesmeli
    İnsan dediğin derya misali
    Üstünde milyonlarca dalga
    İçinde kıyametler kopmalı
    İnsan dediğin derya misali
    Uçsuz bucaksız olmalı.

    Gel çıkalım sevgilim gel
    Gel kurtaralım birler hanesinden
    Çekelim gidelim bir uçtan uca
    Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
    Sevelim sevelim sevelim
    Sevebileceğimiz kadar



    TAZE TAZE

    Dondurma kutusu üstünde
    Üç kırmızı çiçek
    Canımın içi kadar sıcak
    Dilediğim kadar kırmızı
    Özlediğim kadar gerçek.
    Dondurma kutusu üstünde yaz gelmiş meğer
    Neler getirdi kim bilir neler
    Neler götürecek.



    ÜÇ DİL

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
    En azından üç dil
    Birisi ana dilin
    Elin ayağın kadar senin
    Ana sütü gibi tatlı
    Ana sütü gibi bedava
    Nenniler, masallar, küfürler de caba
    Ötekiler yedi kat yabancı
    Her kelime arslan ağzında
    Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
    Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
    Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
    Her kelimede bir kat daha artacaksın

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Canımın içi demesini
    Kırmızı gülün alı var demesini
    Nerden ince ise ordan kopsun demesini
    Atın ölümü arpadan olsun demesini
    Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
    İnsanın insanı sömürmesi
    Rezilliğin dik alası demesini
    Ne demesi be
    Gümbür gümbür gümbür demesini becereceksin

    En azından üç dil bileceksin
    En azından üç dilde
    Ana avrat dümdüz gideceksin
    En azından üç dil
    Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
    Ne şu ne busun
    Oğlum Mernus
    Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.



    ZİNDANI TAŞTAN OYARLAR

    Bursa'nın ufak tefek yolları
    Ağrıdan sızıdan tutmaz elleri
    Tepeden tırnağa şiir gülleri
    Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    Bir şubat gecesi tutuldu dilin
    Silâha bıçağa varmadı elin
    Ne ana ne baba ne kız ne gelin
    Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    Ne bir haram yedin ne cana kıydın
    Ekmek gibi temiz su gibi aydın
    Hiç kimse duymadan hükümler giydin
    Döşek diken diken yastık batıyor
    Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    Zindanı taştan oyarlar
    İçine bir yiğit koyarlar
    Sağa döner böğrü taşa gelir
    Sola döner çırılçıplak demir
    Çeliğin hası da yiğidim aman böyle bilenir
    Döşek melul mahzun, yastık batıyor
    Yiğidim aslanım aman burda yatıyor.

    Bugün efkârlıyım açmasın güller
    Yiğidimden kötü haber verirler
    Demirden pencere taştan sedirler
    Döşek melul mahzun yastık batıyor
    Yiğidim şahinim aman burda yatıyor

    Mezar arasında harman olur mu?
    On üç yıl hapiste derman kalır mı?
    Azrail aç susuz canın alır mı?
    Döşek melul mahzun yastık batıyor
    Yiğidim şahinim aman yerde yatıyor...

    Dilinde dilimi bulduğum
    Gücüne kurban olduğum
    Anam babam gibi övdüğüm
    Dayan hey Aslan Ustam
    Abenim
    Yiğidim dayan.
    Dayan hey gözünü sevdiğim
    Bugün efkârlıyım açmasın güller
    Yiğidimden kötü haber verirler.

    Sana kökü dışarda diyenlerin kökleri kurusun
    Kurusun murdar ilikleri dilleri çürüsün
    Şiirin gökyüzü gibi herkesin.
    Sen Kızılırmak kadar bizimsin
    En büyük ustası dilimizin
    Canımız ciğerimizsin.

    Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
    Bütün hışmıyla dilimiz
    Kökünden sökülmüş bir çınar gibi
    Yüreğimiz içindedir.

    Bugün burdaysa şiirin, yarın Çin'dedir
    Acısıyla sızısıyla alnının kara yazısıyla
    Bir yanı nur içinde tertemiz.
    Bir yanı sızım sızım sızlayan memleketimiz içindedir.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    KARADUT
    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Nar tanem, nur tanem, bir tanem
    Ağaç isem dalımsın salkım saçak
    Petek isem balımsın ağulum
    Günahımsın, vebalimsin.
    Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
    Yoluna bir can koyduğum
    Gökte ararken yerde bulduğum
    Karadutum, çatal karam, çingenem
    Daha nem olacaktın bir tanem
    Gülen ayvam, ağlayan narımsın
    Kadınım, kısrağım, karımsın.


    BEDRİ RAHMİ EYÜBOĞLU
     
  5. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.782
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    384 ÇTL
    Eskici

    Eskiden yeterdim kendime
    Artardım bile
    Şimdi ne yapsam nafile! ...
    Ve
    Kim demiş ...'can eskimez' diye
    Bu can tedirgin tende
    Can da eskimiş
    Ben de....
     

Sayfayı Paylaş