1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Ben nasıl hüzünlenmeyim, arka mı dönüp gideyim…

Konusu 'Mustafa CİLASUN' forumundadır ve MustafaCİLASUN tarafından 4 Ağustos 2013 başlatılmıştır.

  1. MustafaCİLASUN

    MustafaCİLASUN Twitter:@mustafacilasun Özel üye

    Katılım:
    20 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    2.164
    Beğenileri:
    729
    Ödül Puanları:
    3.830
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Kamuda yönetici- http//www.facebook.com/mcilasun
    Yer:
    Kayseri
    Banka:
    0 ÇTL
    [Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]






    Bilmem ki neden anlamazlar
    Böylesi kararmış gönüllerle nasıl bir sevda yaşarlar
    Hangi hesabın vadesinde nefes nefese kalırlar, evlat adına yüzü kızarmayanlar
    İçim titriyor, yüreğimin burukluğu gitmiyor, gözler nazar ederken hayret kuşatıyor


    Hangi günler için sönmeyen umuttun
    Ruhumdan ve gönlünden inşirah zerk ettiği muradıydın
    Sana nasıl bakardı, gözünden sakınır, her türlü meşakkati göze alırdı
    Sen naz ettikçe hoşlanır, mütebessim eda içinde arkasına yaslanır ve ümitle yaşardı


    O kadar yokluğa rağmen, sabretti
    Yaz demedi, kış demedi, gece gündüz mücadele etti
    Senin geleceğini düşünerek, yemedi, içmedi, harçlığını eksik etmedi
    Kim bilir arkandan ne kadar sevinirdi, geleceğin ana kadar düşlerin izindeydi


    Ne yaptın, anneni çaresiz bıraktın
    Seksen beş yaşında olmasına hiç aldırmadın, umursamadın
    Güya sen de bir insandın, imtihana tabi olacak hazandın, hiç arlanmadın
    Köylünün “evladı varken bize yardım etmek düşmez” i duyuracak kadar sıkılmadın


    Malatya’nın Darende İlçesinin
    Yavuzlar köyünde yaşayan bu biçare teyzeden bahsediyorum
    Hazin hikâyesini köyün camisinde imamlık yapan Abdullah hocadan dinledim
    O kadar içli ve samimi anlatıyordu ki içim parçalandı, hocam siz ne gerekiyorsa yapın dedim


    İftariyeliğine hüzünle şahit olmuş
    Bir haftalık tulumba tatlısı ve yufka ekmek bulunuyormuş
    Duygulanmış, köylüye sual edince,“hocam evlatları varken bize düşmez” demiş
    Ve bu köylüler mutat Kur’an hatmeden, zikir halkalarıyla ibadeti yetine getiren kullarmış


    Artık bir söz söyleyecek ne kaldı
    Nerede kaldı o civarın takva timsalleri, feraset ehilleri
    Bu seksen beş yaşında ki zavallı teyze bu kadar düşkün bırakılır mı?
    Söyle, hangi insanlık, hangi duyarlılık bu kadar hüznün karşısında çekimser kalır


    İnsan anladığını yaşamalı, aldanmamalıdır
    Adet ve töre üzerine din kaim edilmez, bilmem ki daha nasıl anlatılmalıdır
    Dinin şer’i kaynakları ortadadır, maslahatlar gözetilerek, akideler yıpratılmamalıdır
    Köyle ne bilsin diyen kabalığa da söz hakkı tanınmamalıdır, dünyalığından taviz vermeyen, nafile yere simsarlık yapmamalıdır


    Mustafa CİLASUN
     

Sayfayı Paylaş