1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Beş Önemli Hayat Dersi

Konusu 'Kişisel Gelişim' forumundadır ve Suskun tarafından 28 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Beş Önemli Hayat Dersi






    Birinci ve de en önemli ders: İnsanlara değer verin


    Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en
    iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve
    orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi:

    "Her gün okulu temizleyen hademe kadının adı nedir?"

    Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen
    her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde
    falan olmalıydı. Ama adını nereden bilecektim ki!. Son soruyu yanıtsız
    bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun
    test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.
    "Tabii dahil" dedi, hocamız. "İş yaşamınız boyunca insanlarla
    karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin
    ilginiz ve dikkatinizi hak eden insanlar bunlar. Onlara sadece
    gülümsemeniz ve 'Merhaba' demeniz gerekse bile."

    Bu dersi hayatim boyunca unutmadım. O hademenin adı da Dorothy idi.


    İkinci önemli ders: Yağmurda otostop!


    Bir gece vakit gece yarısına doğru, Alabama otoyolunun kenarında duran
    bir zenci kadın gördüm. Bardaktan boşanırcasına yağan yağmura rağmen,
    bozulan arabasının dışında duruyor ve dikkati çekmeye çalışıyordu.
    Gecen her arabaya el sallıyordu. Yanında durdum. 60'li yıllarda bir
    beyazın bir zenciye, hem de Alabama'da yardıma kalkışması pek olağan
    şeylerden değildi. Onu kente kadar götürdüm. Bir taksi durağına
    bıraktım. Ayrılırken ille de adresimi istedi Verdim. Bir hafta sonra
    kapım calindi. Muazzam bir konsol televizyon indiriyordu adamlar. Bir
    de not ekliydi, armağanda;

    "Gecen gece otoyolda bana yardımınıza teşekkür ederim. O korkunç
    yağmur sadece elbiselerimi değil, ruhumu da sırılsıklam etmişti.
    Kendime güvenimi yitirmek üzereydim, siz çıkageldiniz. Sizin sayenizde
    ölmekte olan kocamın yatağının baş ucuna zamanında ulaşmayı basardım.
    Biraz sonra son nefesini verdi. Tanrı bana yardim eden sizi ve
    başkalarına karşılık beklemeksizin yardim eden herkesi kutsasın!..

    En iyi dileklerimle, Bayan Nat King Cole



    Üçüncü önemli ders: Size hizmet edenleri hep hatırlayın.


    Bir pastanın üç-otuz paraya satıldığı günlerde 10 yasinda bir çocuk
    pastaneye girdi. Garson kız hemen koştu. Çocuk sordu:
    -"Çukulatalı pasta kaç para?.."
    -"50 cent!.." Çocuk cebinden çıkardığı bozukları saydı. Bir daha
    sordu: -"Peki dondurma ne kadar.."
    -"35 cent" dedi garson kız sabırsızlıkla.. Dükkanda yığınla müşteri
    vardı ve kız hepsine tek basına koşuşturuyordu. Bu çocukla daha ne
    kadar vakit geçirebilirdi ki. Çocuk parasını bir daha saydı;
    -"Bir dondurma alabilir miyim lütfen" dedi. Kız dondurmayı getirdi.
    Fişi tabağın kenarına koydu ve öteki masaya koştu. Çocuk dondurmasını
    bitirdi. Fişi kasaya ödedi. Garson kız masayı temizlemek üzere
    geldiğinde, gözleri doldu birden. Masayı sanki akan yaşlar
    temizleyecekti. Boş dondurma tabağının yanında çocuğun bıraktığı
    15 cent'lik bahşiş duruyordu...


    Dördüncü önemli ders: Yolumuzdaki engeller.

    Eski zamanlarda bir kral, saraya gelen yolun üzerine kocaman bir kaya
    koydurmuş, kendisi de pencereye oturmuştu. Bakalım neler olacaktı?.
    Ülkenin en zengin tüccarları, en güçlü kervancıları, saray görevlileri
    birer birer geldiler, sabahtan öğlene kadar. Hepsi kayanın etrafından
    dolaşıp saraya girdiler. Pek çoğu kralı yüksek sesle eleştirdi.
    Halkından bu kadar vergi alıyor, ama yolları temiz tutamıyordu.
    Sonunda bir köylü çıkageldi. Saraya meyve ve sebze getiriyordu.
    Sırtındaki küfeyi yere indirdi, iki eli ile kayaya sarıldı ve ıkına
    sıkına itmeye başladı. Sonunda kan ter içinde kaldı ama, kayayı da
    yolun kenarına çekti. Tam küfesini yeniden sırtına almak üzereydi ki,
    kayanın eski yerinde bir kesenin durduğunu gördü. Açtı.. Kese altın
    doluydu. Bir de kralın notu vardı içinde..
    -"Bu altınlar kayayı yoldan çeken kişiye aittir" diyordu kral. Köylü,
    bugün dahi pek çoğumuzun farkında olmadığı bir ders almıştı.

    -"Her engel, yasam koşullarınızı daha iyileştirecek bir fırsattır.".



    Besinci önemli ders: Önemli olan vermektir.

    Yıllar önce hastanede çalışırken, ağır hasta bir kız getirdiler. Tek
    yasam şansı beş yaşındaki kardeşinden acil kan nakli idi. Küçük oğlan
    ayni hastalıktan mucizevi şekilde kurtulmuş ve kanında o hastalığın
    mikroplarını yok eden bağışıklık oluşmuştu. Doktor durumu beş
    yaşındaki oğlana anlattı ve ablasına kan verip vermeyeceğini sordu.
    Küçük çocuk bir an duraksadı. Sonra derin bir nefes aldı ve
    -"Eğer kurtulacaksa, veririm kanımı" dedi. Kan nakli ilerlerken sordu:
    -"Peki, ben ne zaman öleceğim?" Ablasını yaşatırken, kendisinin
    öleceğini zannetmiş, buna rağmen kanını vermeyi kabul etmişti.
     

Sayfayı Paylaş