1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Beyâtî Nedir? Beyâtî Makamı

Konusu 'Müzik' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 9 Haziran 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Beyâtî Nedir? Beyâtî Makamı

    A) Sistemci Okulda

    Sistemci okul kurucularından olan Abdülkadir Merâgî'de, Beyâtî 24 şube içinde gösterilmiştir. Aslında beş ses olarak oluşmuş bulunan Beyâtî, Abdülkadir'in Hicâzî dizisinin üç ve dördüncü sesleri arasına bir ses daha ilave edilerek altı sese çıkarılmıştır, ilave edilen bu sese Abdülbâki Nâsır Dede Hicaz, Kantemiroğlu ise Eviç demektedir. Şeması şöyledir:

    [​IMG]

    Bu diziyi, bugün kullanmakta olduğumuz Beyâtî dizisine göre, neva perdesi üzerine göçürdüğümüz zaman şu diziyi bulmuş oluruz:

    [​IMG]

    Gerek Abdülkadir'de, gerekse Abdülbâki Nâsır Dede ve Kantemiroğlu'nda, Beyâtî için verilen tariflerde, Hicazı beşlisinin, Nevadan itibaren başlatmış olduk.

    Abdülkadir'de, tiz beşliyi oluşturan Hicaz beşlisidir. Verdiğimiz şemada Eviç perdesinin bulunması, hicâzî beşlisinin oluşumu icabıdır, bu beşliyi, biraz sonra, Abdülbâki Nâsır Dede ve Kantemiroğlu'nun verdiği Beyâtî makamı tariflerinde ayrıca göreceğiz.

    Abdülkadir'de Beyâtî, 24 şube içinde görülmüş, bu sebeple bir makam sayılması söz konusu olmamıştır.

    Abdülbâki Nâsır Dede, Tedkîk u Tahkik adlı musiki kitabında, Beyâtîyi şöyle tarif etmektedir:

    Neva ile Uşşaktan mürekkeptir. Lâkin, Nevadan hicaz perdesini [burada Eviç] takil eyleyip [az kullanıp], Neva perdesine dahi gabice [ara sıra] Beyâtî perdesinin ittisali perdesinden olup, Neva âgâze ve Uşşak karar ede. Bu terkib müteahhirinin ihtiraıdır.

    Abdülbâki Nâsır Dede, bu tarifiyle bize önemli ipuçları vermektedir:

    1 - Evvela, Beyâtîyi oluşturan dizi içinde bir Hicaz perdesinin bulunduğundan söz etmektedir. Halbuki, bugün kullandığımız ve bildiğimiz Beyâtînin tiz beşlisinde Hicaz perdesi bulunmamaktadır. Öyleyse, büyük müzikolog, Hicaz perdesini nereden ve nasıl bulmuştur?

    Bu sorunun cevabını, Abdülkadir Merâgî'de Beyâtîyi oluşturan hicaz beşlisinde buluyoruz. Biraz yukarıda 1 no'lu şemada verdiğimiz Hicazî beşlisi tetkik edilirse, Kürdî perdesinden sonra Çergâh perdesi arasına bir Segâh perdesinin konulduğunu, ikinci şemada, asıl yerine şeddi yapılan Beyâtî beşlisinde, Acem perdesi ile Gerdaniye perdesi arasına aynı sesin (Eviç perdesinin) yerleştirildiğini görmekteyiz. Abdülbâki Nâsır Dede, sistemci okulun ilk dönemlerinde bu şekilde, bilinen Beyâtîyi, yine o dönemin görüşüne göre tarif etmiş, Hicaz perdesini çok az kullanın diye ayrıca bir hatırlatma da yapmıştır.

    2 - Neva perdesinin bir perde yukarısında ve ittisalinde (bitişiğinde) bulunan Mi bakiye bemol (Hisar) perdesinin her halde kullanılmasının gerektiği tarifte yer almaktadır. Bu zorunluk o zamanki görüşün bir ifadesidir.

    3 - Abdülbâki Nâsır Dede, Beyâtîyi tarif ederken, kararda, makamın Uşşaklı olduğunu özellikle belirtmiştir. Bu durumda Beyâtînin şeması şöyle olmaktadır:

    Abdülbâki Nâsır Dede, "Uşşak karar eder" derken, sistemci okuldan evvel de kullanılan Uşşak makamını göz önüne almamış, bugün kullanılan Uşşak makamından söz etmiştir. Halbuki, tiz beşlide belirtilen Hicazi yerine bugün kullandığımız Buselik beşlisinden hiç söz etmemiştir.

    Zamanın görüşlerine göre, Hicazî dizisi ortadan kaldırılmış ve Buselik beşlisi tiz beşli olarak kullanılmaya başlanmıştır.

    Abdülbâki Nâsır Dede'den yaklaşık kırk sene evvel yaşamış olan Kantemiroğlu'nda ise, Beyâtîde Abdülbâki Nâsır Dede'nin tarifine biraz uyan bir açıklama vardır.

    Kantemiroğlu'nda, Beyâtî tarifi biraz uzundur ve şöyledir:

    Neva ile Hüseynînin arasındaki yarım perdeye Beyâtî denir. Beyâtî makamının seslendiriliş hareketine Dügâh perdesinden başlanır. Oradan neva yüzünden Segâh, Çargâh ve Nevaya çıkılıp Neva perdesinde biraz durulur. Ve Beyâtî perdesi titretilir. Oradan Hüseynî perdesi atlanarak Eviç perdesine geçilir, eviçten daha yukarı çıkılmak istenirse, tam perdeler üzerinden tiz Beyâtîye ve Tiz Hüseynîye de çıkmak mümkündür, ince yoldan geçip Hüseynî perdesine atlayıp, kendi perdesini okşayıp Neva perdesine güzelce basarak kendini onaya koyar. Nevadan Yegâha kadar iner ve gene aynı yoldan dönüp Dügâh perdesinde olur ve karar verir.

    Beyâtînin adının, bir Türk boyu olan Bayat boyundan gelmiş olduğu varsayılmaktadır. Bir isim benzerliği olduğu açıktır. Fakat, Bayat aşiretinden ne şekilde yayıldığı bir varsayımdan ileri gidememektedir.

    Beyâti makamından, bugün elimizde bulunan en eski saz eseri Sultan Korkut Han'ın (1467- 1513) 15. yüzyılın son yarısında bestelediği anlaşılan Beyâtî peşrevidir. Peşrev, Beyâtî çeşnisinden çok hüseynî çeşnisini vermektedir.

    Elimizde bulunan en eski sözlü eserler ise, Beste-i Kadim olarak tanına Beyâtî âyin-i şerifi ile 17. yüzyıl içinde yaşamış olan Itri Mustafa Efendi ile Çömlekçizâde Receb Çelebi'nin besteleridir. Bu eserler gözden geçirilirse, artık, Neva üzerindeki Eviç perdesinin, Beyâtî içinde ana perdelerden biri olarak kullanılmadığını görüyoruz. Kûçek Mustafa Dede'nin eseri olan Beyâtî âyin-i şerifinin 17. yüzyılın ilk yarısı içinde bestlendiği tahmin olunmaktadır. Yine en eski eserler olarak, 17. yüzyılın ikinci yarısında bestekâr, şâir Nazîm Çelebi'nin Beyâtîden bestelediği altı tane (beste, ağır semai ve yürük semai) eser bize kadar gelebilmiştir.

    İlk dönemlerde, Beyâtî makamının Uşşak dizisini paylaşmadığı, ayrı bir dizi içinde oluştuğu bir gerçek olarak karşımızdadır. Bunu yukarıda gördük. Zamanla Beyâtî dizisi yapılan değişikliklerle Uşşak dizisine ortak olmuş ve Uşşak dizisi Beyâtî dizisi de kapsamıştır.

    B) Rauf Yekta Bey'de makamın dizisi

    Rauf Yekta Bey, yine makam ile ilgili izahatta bulunmadan, aşağıdaki diziyi bildirmektedir. Sayfa altında semâi usulünde bir seyir örneği bulunuyor.

    [​IMG]

    C) Arel-Dr.Ezgi Sisteminde

    Dr. Suphi Ezgi, Bayâtî makamını uşşak makamından ayrı görmemiştir. Kitabında şöyle demektedir:

    "Eğer Makâm nazil bir halde, puselik beşlisi ile uşşak dörtlüsünde karışık olarak seyrederse ona (beyâtî) denilir. Beyâtîde dördüncü (Nevâ-re) sesi durak derecesinde hükümlüdür. Beyâtînin uşşaktan başka bir mahiyeti yoktur. Kadim ve cedit bestekârlardan bazıları Nevâda bir hicaz geçkisi yapmışlardır. Bu Makâm tebdili Beyâtînin mürrekkep olduğunu ispat etmez."

    Bu izahat ile ilgili görüşler "Günümüzde Bayati Makamı ve Diğer değerlendirmeler" kısmındadır.

    D) Töre-Ekrem Karadeniz Sisteminde

    GİRİŞ VE KARAR :Çoğunlukla Çargâh, Neva veya Neva ve Hüseynî perdelerinden terennüme başlayıp Dügâh perdesinde karar verir.

    ISKALA :Bu makam çıkış ve inişte aynen Uşşak makamının kullandığı ıskalaları kullanır.Nota yazılırken baş tarafa hiçbir arıza işareti yazmamak ve işaretleri sırası geldikçe yerlerinde göstermek en uygun şekildir.

    SEYİR VE ÇEŞNİ :Bu makamın iki türlü seyri vardır :

    1-Çargâh ve Neva perdelerinden terennüme başlayıp seyir esnasında ıskaladaki perdelerden Neva ve Acem perdeleri üzerinde kısa duruşlar yaptıktan ve karara doğru Hisar ve Eviç perdeleri kullandıktan sonra tekrar iniş ıskalasındaki Acem, Hüseynî, Neva perdelerine avdet eder. Bundan sonra Çargâh ve Uşşak perdelerini kullanarak Dügâh perdesinde karar verir.

    2-Yine Çargâh ve Neva perdelerinden terennüme başlayıp Neva perdesi üzerinde duruşlar yaparak Neva makamının çeşnisini ve Acem perdesi üzerinde de Acem makamının çeşnisini hafîfçe gösterir. Bundan sonraki seyrinde Hisar ve Eviç perdeleri kullanmadan Çargâh ve Uşşak perdeleriyle Dügâh perdesinde karar verir.

    Bayâti makamının Uşşak makamından farkı birinci şekilde karardan evvel Hisar ve Eviç perdeleri kullanarak makama mahsus çeşniyi meydana getirmekten ibarettir. Bundan başka bu makam Neva perdesi üzerinde kesin duruşlarla hususî çeşnisini verir. Ayrıca Acem perdesi üzerinde de duruşlar yapar ve inişte Uşşak perdesiyle karar verir. Uşşak makamı gibi Dügâh perdesi üzerinde ısrarlı duruşlar yapmaz. Makbul olanı birinci şekildeki seyir ve çeşnidir.

    E) Günümüzde Beyâtî Makamı ve diğer değerlendirmeler

    Bugün kullandığımız Beyâtî makamının dizisi aynen Uşşak dizisi gibidir ve şöyledir:

    [​IMG]

    Bu müşterek dizi içinde Beyâtî makamının çeşnisinin belirtilmesi, Beyâtînin kendine özgü seyirlerinden doğmaktadır. Türk musikisinin seslerine yabancı olmayan bir kulak, bu iki makamı ayırt etmekte pek güçlük çekmez. Mu******zle meşgul olanlar ise, daha çabuk ve sağlıklı olarak çeşniyi sezerler ve ismiyle söylerler.

    Beyâtî inici- çıkıcı bir seyir gösterir. Beyâtî eserler incelendiği zaman görülür ki, güçlü, karar ve tiz durak perdeleridir. Bu bakımdan bir ayrıcalık görülmez.

    Neva perdesi, Beyatide, makamın yürürlüğünü sağlayan perde olarak büyük önem taşır. Çünkü, seyirler sırasında, çeşninin verilmesinde gerçek bir rolü vardır. Neva etrafında ve tizindeki Buselik beşlisi içinde yapılan dolaşımlarda, Nevaya gelindiği zaman, Çargâh perdesi gösterilerek Neva da verilen asma kararlar Beyâtî çeşnisini göze batar derecede belirten ve duyuran kararlardır. Bu tür bir icra, Beyâtînin özelliklerinden biridir. Nevanın tizindeki perdelerden Nevaya düşüldüğü zaman, Çargâh perdesi gösterilerek Nevada asma kararlar verilmesi, bestekârlarımızın uygulandıkları adeta vazgeçilmez bir icra şekli olarak görülür. Bu tür bir icra bur usul halinde devam ettirilmiştir.

    Diğer bir özellik de, Neva üzerindeki Buseliğin üçüncü perdesi olan Acem perdesine yapılan vurgulamalardır. Bu vurgulamalar kısa asma kararlar şeklinde de olabilmektedir. Burada şu som hatıra geliyor.

    Acaba, Beyâtîde Acem perdesinin güçlü gibi bir görevi var mıdır? Bunun cevabı hayırdır. Öyleyse neden sık sıkı Acem perdesi gösterilmekte ve üzerinde durulmaktadır? Bu tür bir icra şekli, Acem perdesinin aynı zamanda diğer iki makamını çok önemli bir perdesi olması sebebiyledir. Bu makamlar, Acem ve Buselik makamlarıdır. Evvela, Acem makamı üzerinde biraz duralım:

    Acem makamının tiz durağı Acem perdesidir. Makam Çargâh- Acem dörtlüsü içinde ilk seyirlerini gösterir. Beyâtîde Acem perdesi gerçi tiz durak görevini kaybetmiş ise de Acem perdesinin sıkça gösterilmesi Acem makamımna bir yakınlık duyması bu yüzündendir. Ancak Beyâtînin Acem perdesini sıkça göstermesi durumunda, bu kalışlar devamlı olduğu takdirde, acem makamına bir geçkiyi göstermesi itibari ile, Beyâtîden ayrılmış ve Acem makamı çeşnisi içine geçilmiş olur. Bu sebeple, bestekârlarımız, Acem perdesini sıkça göstermelerinde, bu icrayı vurgulama biçiminde yapmışlar, Acem makamı çeşnisini vermemeye dikkat etmişlerdir.

    Acem perdesi aynı zamanda Buseliğin üçüncü sesidir. Buselik makamında, Nigâr makamının rolü vardır. Nigâr makamının Çargâh perdesine göçürülmüş şeklinde (şeddinde) Acem perdesi, Nigârın güçlü perdesi olmaktadır. Bu sebeple, Buselik eserlerde ve gösterişlerde, Acem perdesi güçlü görevi de yapmaktadır. Bu durumda, Buselik dolaşımlarda ve Beyâtîden bestelenmiş eserlerde Acem perdesinin sıkça gösterilmesi, Buselik makamına bir yakınlaşmayı göstermesi bakımından dikkat çeker.

    Beyâtî makamında Segâh perdesi bir asma karar perdesi niteliği gösterir. Segâh perdesinde verilen asma kararlarda, Uşşak kararlara göre bir ayrıcalık görülür. Beyâtîde ,Segâhta verilen asma kararlarda Segâha doğrudan bir pestleşme (düşüş) yapılır. Uşşak makamında olduğu gibi, Dügâh perdesi gösterilerek asma karar verilmez.

    Karar şekillerinde de Uşşaktan ayrıcalıkların olduğu görülür. Bunun örneklerini biraz aşağıda göreceğiz.

    Arel, Beyâtîyi şöyle tarif ediyor:

    Uşşak makamının inici bir şekli vardır ki, güçlüden başlar ve dizinin tiz tarafındaki buselik kısmında dolaştıktan sonra tıpkı uşşak gibi inerek dügâh perdesinde durur.

    Arel'in Beyâtîyi bu şekilde tarif etmesinde şu hususların tesbit edildiği görülüyor:

    A- Beyâtî makamı inici çıkıcı bir seyir takip etmektedir.

    B- Makam güçlüden başlamakta ve Buselik kısmı içinde ilk seyirlerini vermektedir.

    C- Tıpkı Uşşak makamı gibi inerek karar vermektedir.

    Bu ayrımlara ek olarak, Arel, Beyâtîyi Uşşak gibi basit makamlardan biri olarak tesbit etmektedir.

    Ancak Beyâtî hakkında ayrı bir paragraf açarak, makamın bütün özelliklerini vermekten uzak da kalınmaktadır. Halbuki, Beyâtîyi Uşşaktan ayıran özelliklerin belirtilmesi icap ederdi. Beyâtîyi bu kadar önemsiz bir makam olarak görmek, onun gerekli bir şekilde incelenmesinin sonucu olabilir. Arel okulunun A ve B bendindeki görüş ve tespitleri bilimsel olarak çok yerindedir. Aynı dizi olmasına rağmen ilk seyirlerin başka perdelerde başlayıp devam etmesi, makamların çeşnileri üzerinde ilk ve köklü etkiyi göstermiş, daha girişlerde çeşni farkları ortaya çıkmıştır. En belirgin fark, makamların kararlarına kadar devam etmektedir. C bendinde açıklanan, tıpkı Uşşak gibi inerek karar tespiti şekli olarak düşünülebilirse de, kararların aslı ve çeşnisi de değişiklikler gösterir.

    Bu kararların önemli kısımlarını şemalarda gösteriyoruz.

    [​IMG]

    Beyâtî kararlarda Rast perdesinin yeden olarak alınması usulden değildir. Uşşak kararlarda ise, sürekli Rast yedenli kararlar dikkat çekmektedir. Müşterek dizisinden başka, seyir ve çeşnilerinde ve kararlarında da bir beraberlik bulunmayan bu iki makamdan Beyâtînin Uşşaka bağlı ve onun basit bir şekli imiş gibi gösterilmesi, ne tekniğe ne de makamlarımızın kendilerine mahsus özelliklerine uygun düşer. Bu itibarla, C bendindeki isabetsiz görüşe katılmamız mümkün olmamaktadır.

    [​IMG]

    Kantemiroğlu'nun, Beyâtîde, Neva üzerinde Hicaz geçkisini Beyâtînin oluşumu içinde görmesi ve ısrarla üzerinde durmasını, bugünün anlayışı ve yorumu ile bağdaştırmak mümkün olmamaktadır, ilk dönemlerde kullanılan bu lahnî yapı, zamanla Beyâtînin tiz beşlisinden kaldırılmış, Hicaz beşlisi yerine Buselik beşlisi kullanılır olmuştur. Gerçi, bugün de Neva üzerinde Hicaz, Çargâhta Nikriz geçkileri yapılmakta ise de, bu icra bir geçki şeklinde olmakta ve her bestede kullanılmamaktadır. Kantemiroğlu'nun ısrarlı görüşü, Beyâtînin eski yapısı ile ilgilidir ve bugün de bu eski yapıdan bir iz olarak geçici şekilde kullanılmaktadır.

    Abdülbâki Nâsır Dede'de gördüğümüz Hicaz perdesi (aslında Eviç perdesi) ise, yine yukarıda açıklamaya çalıştığımız gibi Beyâtî makamının ilk bulunuşu ve uygulanması sırasında görülen şeklidir. Bugün elimizde bu uygulamayı gösteren hiçbir eser mevcut değildir.

    Bugünkü Beyâtî, köklü Hicazı beşlisi olmasına rağmen, zamanla muzisyenlerimizin yaptıkları melodik değişiklikler sonucu, Uşşak dizisi ile aynı diziyi paylaşmaya başlamış ve son şeklini almıştır.

    Bestekârlarımız Beyâtîde, Uşşaktan çok değişik bir içtenlik sezmişler, eserlerinde içtenliği duyurmaya gayret göstermişlerdir. Makam şuhluk, şakraklık göstermemektedir.

    Beyâtî peste doğru bir genişleme göstermez. Uşşaktan ise, hemen Yegâha kadar bir genişlemenin yapıldığını görüyoruz. Tizlerde ise, genişlemeler Uşşak makamının genişlemelerine yakınlık göstermektedir.

    Beyâtîyi donanımda yalnız Segâh perdesinin arıza işareti ile gösterir, geçki yapıldığı zaman icap eden perdelere gerekli arıza işaretlerini koyarız.

    [​IMG]

    F) Örnek

    [​IMG]
     

Sayfayı Paylaş