1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bidat Nedir?Bidat ve Hurafeler

Konusu 'Genel Dini Konular' forumundadır ve Suskun tarafından 25 Mart 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Bidat Nedir?




    Bidat ;Dinin aslından olmadığı halde dindenmiş gibi algılanan şeylerdir.


    Örneksiz bir şey yapmak, yepyeni bir iş ortaya koymak, umumî kanaata aykırı davranışta bulunmak ve daha evvel benzeri olmayan bir şeyi icat etmek gibi anlamlara gelir. Sonradan ihdas edilen her türlü yeniliklere bid'at denilmesi caiz olmakla birlikte, bu kavramın zamanla dinî konularda fazlalık veya noksanlık olarak telakki edilen davranışlar için kullanılmasının teâmül haline geldiği görülmektedir.

    Istılah bakımından bid'at; dinin aslından olmayan ve şer'î delillere istinad etmeden sünnete aykırı olarak icad edilen şeylerdir. Başka bir ifadeyle; dinî emirlerin ikmalinden sonra, Hz. Muhammed'in sünnetine, Kur'ân'ın sarîh hükümlerine, ashab, tabiin ve müctehitlerin genel görüşlerine tamamen aykırı olarak ortaya çıkan hal, davranış ve işler demektir. Bu iki tanımdan da anlaşıldığı gibi, sonradan ortaya çıkan bir olay veya davranışın bid'at olabilmesi için dinin muhtevasına zıt olması gerekir.

    Yaygın olan kanaata göre; bid'atların asıl doğuş sebebi, toplumlardaki kültür değişmeleridir. Bid'atların doğuşuna ve yaygınlaşmasına sebep olan hususlar şunlardır:
    1- Bid'atın, bilinçli olarak üretilmesi,
    2- cehalet,
    3- kültür etkileşimi,
    4- İslâm öncesinden kalan gelenek ve görenekler,
    5- eski dinlerden kalan alışkanlıklar,
    6- çok sevap kazanmak veya dinî vecibeleri fazlasıyla ifa etmek düşüncesi.

    T.C Başnakanlık Diyanet İşleri Başkanlığı
    Resmi Sitesinden Alıntıdır ​





    Bidat ve Hurafeler



    İslam dini yüce bir dindir. Geldiği günden bu güne, bu günden de kıyamete kadar değişmemiş ve değişmeyecektir. Tahrif etmeye kimse muvaffak olamamıştır, olamayacaktır da. Çünkü onun şanlı kitabı Kuranı Kerimi Allah, muhafaza edeceğini vaadetmiş ve buyurmuşturki; Kuran-ı biz indirdik, ve onu biz koruyacağız (Hicr/9) Bu hakikatten hareketle Kuranın ve İslamın koruyucusu bizzat Allah (cc) olduğuna göre değişikliğe uğraması ve uğratılması mümkün değildir.
    Kuran-ı Kerimde; Allah katında gerçek din İslamdır (Al-i İmran/19) buyrulurken bir başka ayetinde de Kim İslamdan başka din ararsa bilsinki kendisinden böyle bir din asla kabul edilmeyecektir. (Al-i İmran/85) deniliyor. Bu ayeti kerimeler göstermektedirki İslâm son dindir. Bundan başka din de gelmeyecektir. Onda ne eksiklik, ne de fazlalık vardır. Böyle bir dine mensup olduğumuz için Allaha ne kadar hamd etsek azdır.
    Kuran-ı Kerimin emir ve yasakları zamanla mukayyet değildir. Kıyamete kadar geçerlidir. Zaman aşımına uğraması da imkansızdır. Geldiği günkü gibi tazeliğini muhafaza etmektedir. Yüce Rabbimiz Bu gün size dininizi ikmal ettim. Üzerinize nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak da İslamı beğendim. (Maide/3) buyururken İslamın ve Kuranın mükemmelliğine işaret etmiştir.
    Peygamber efendimiz (s.a.v.) bir hadis-i şeriflerinde Şüphesiz ki sözlerin en hayırlısı Allahın kitabı (Kuran)dır. Yolun en hayırlısı Muhammedin (s.a.v.) yoludur. İşlerin en şerlisi sonradan uydurulan (Bidatlar) dır. Her bidat ise sapıklıktır.buyurmaktadır. (S.Müslim Cuma 42)
    Bir başka hadis-i şerifte ise; Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldıkça katiyyen yolunuzu sapıtmazsınız. Bunlar; Allahın kitabı Kuran-ı Kerim ve benim sünnetimdir.(Hakim-El Müstedrak,1/93) Bir başka hadis-i şerifte de; Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir. (Müslim-Nikah.1) buyurmaktadır.
    Peygamberimizin sünnetini önemsememek vebali gerektirir. Şefaatten mahrum olmaya vesile olur. Çünkü Resulullahın (s.a.v.) fiili, sözlü ve takriri sünnetlerinin herbirisi vahye dayanmaktadır. Nitekim Kuran-ı Kerimde şu şekilde ifade edilmektedir; O (Muhammed), arzusuna göre konuşamaz. O (bildikleri) vahyedilenden başkası değildir. (Necm/3-4)
    Sünnette olmayan birşeyi sünnet gibi göstermek, Resulullah efendimizin söylemediği bir sözü söylemiş gibi nakletmek yalancılıktır. Bunun hakkında Peygamberimiz; Bilerek bana yalan isnad eden cehennemdeki yerini hazırlasın. (Buhari, İlim, 38) buyurmaktadır.
    Peygamberimizin ibadet hayatını az görmek de sünnete aykırıdır. Çünkü Allah Resulu ifrata ve tefrite (aşırılığa) kaçmamıştır. Herşeyin itidalini (orta yolunu) tercih etmiştir. Bunu da bizlere tavsiyede bulunmuştur. Nitekim bu konuda şu rivayet bize çok güzel ışık tutmaktadır; İbadet ve takvada sünnet sınırlarını zorlayıp aşmak temayülünde olan birkaç sahabi, efendimizin eşlerine gelerek onun ibadet hayatından sordular. Kendilerine anlatınca azımsar gibi oldular ve kendi kendilerine;
    - Biz nerede, Rasulullah nerede? Onun gerçekten geçmiş ve gelecek günahları bağışlanmıştır. (Bu kadar ibadet onu kurtarır ama bize yetmez) dediler ve onlardan biri;
    - Ben ömrüm oldukça geceleri uyumayıp namaz kılacağım, diğeri:
    - Ben de yılın tamamını oruçlu geçireceğim, öbürü de:
    - Ben de kendimi kadınlardan uzaklaştırıp asla evlenmeyeceğim. Dediler. Az sonra Rasulullah efendimiz çıka geldiler ve;
    - Az önce şöyle şöyle söyleyen sizlermisiniz? diye sordu.
    - Evet dediler. Bunun üzerine Rasul-i Ekrem (s.a.v) ; Allaha yemin olsun ki içinizde ben Allahtan en çok saygı ile korkanınızım ve takva üzere bulunanızım. Buna rağmen ben bazen oruç tutuyorum bazen de iftar ediyorum. Geceleri hem uyuyorum hem de namaz kılıyorum. Hem de evlilik hayatımı devam ettiriyorum. Bu benim sünnetimdir. Benim sünnetimden yüz çeviren benden değildir. (Müslim/Nikah/4)
    Görüldüğü gibi İslam hiçbir şeyde aşırılığı benimsemez. İbadetin bile ölçülü olmasını emreder. Bütün bunlara rağmen zamanımızda İslamla ilgisi olmayan bazı şeyler İslamın bir parçası gibi mutalaa ediliyor ve inanç yönünden değer veriliyor. Halbuki dinimizin emir ve yasakları berraktır. Sonradan uydurulan yanlış uygulama ve batıl inançların İslamla ilgisi de yoktur. Müslümanların yanlış uygulamaları dinimize fatura edilemez. İslama sonradan sokulmaya çalışılan şeylere BİDAT; batıl inançlara da HURAFE diyoruz. Mehmet Akif bu konuya parmak basar ve der ki;

    Hurafeler üfürükler, düğüm düğüm bağlar,
    Seraser oturup, hasta baktıran sağlar.
    Bakın ne hale getirmiş cehlimiz dini;
    Hurafeler bürümüş en temiz menabiini (Kaynaklarını). Safahat

    Memleketimizde ki bidat ve hurafelerden bazılarını sıralayalım;

    1- Falcılık:
    Gerek yıldız falı, gerek kahve falı gerekse iskambil kâğıtlarıyla bakılan falcılığın dinimizde yeri yoktur. Bu, gaipten haber vermektir. Allahtan başka kimse gaybı bilemez. Peygamberler bile Allahın bildirdiği kadarıyla gelecekten haber vermektedirler. Nitekim Kuran-ı Kerimde de Deki göklerde ve yerde Alllahtan başka kimse gaybı bilemez ve onlar nezaman diriltileceklerini de bilemezler. (Neml/65) buyurarak bu hakikat dile gelmektedir. Zaten falcılık İslamın gelişiyle birlikte yasaklanmıştır ve Kuran-ı Kerim bunu şöyle ifade etmektedir; Ey iman edenler içki, kumar, dikili taşlar (putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa erersiniz.(Maide/90)

    2- Ölünün arkasından yedinci, kırkıncı, elliikinci, geceleri hayırlı bilmek ve bu gecelerde hayır yapmak; ölen kimsenin arkasından herzaman Kuran-ı Kerim okunur, dua edilir. Adına hayır ve hasenat yapılır. Fakir fukara sevindirilir. Ama belirli gün ve gecelere tahsis etmek yanlıştır.

    3- Cenaze taşırken tekbir getirmek veya alkış tutmak; herikiside İslama aykırıdır. Alkış tutmak İslamdan önce araplarda bulunan bir adet idi. Şu ayeti kerime bunun doğru olmadığını haber vermiştir. Onların beytullahın yanındaki duaları ıslık çalmak ve el çırpmaktan başka bir şey değildir. (Enfal/35)

    4- Türbelerden medet beklemek; ölen kimseden yardım istemek, medet beklemek İslami değildir. Herhangi mümtaz bir kişinin kabri veya türbesi ziyaret edilir. Ruhuna fatiha okunur. Huzurunda dua edilir. Ancak yatır deiğimiz türbelerde medfun kişiye hitaben şu işimi şöyle yap, böyle yap. Beni hastalıktan kurtar gibi sözlerle yardım ve şifa beklemek doğru değildir. Yardım ve şifa Allahtan beklenir. Nitekim fatiha suresinde; Yarabbi ancak sana ibadet eder, ancak senden yardım dileriz. demiyor muyuz?

    5- Belirli ağaç ve çalılara bez bağlamak; Bu şekilde şifa beklemek, uğur aramak, hayır yaptığını zannetmek hayalcilikten başka bir şey değildir.

    6- Şeyh Ahmet Vasiyetnamesi;

    7- Mezar taşlarına ölünün resmini yapıştırmak;


    8- İki bayram arasında nikah kıymamak;
    düğün yapmamak; böyle bir düşünce yanlış anlamanın sonucudur. Şöyleki; Bir bayram günü cumaya tesadüf etmiştir. Peygamberimiz ashabıyla bayram namazını kılıp evine gitmekte iken Cuma saati de yaklaşmıştı. Bu zamanda bir kişi gelerek Peygamberimize nikâhlarını kıyıvermesini istemişti; Cuma müminlerin bayramı olduğu için vaktin darlığı sebebiyle Peygamberimiz bayram namazı ile Cuma namazı arasındaki süreyi kastederek; iki bayram arasında nikâh olmaz buyurarak daha geniş bir zamanda nikâhınızı kıyalım demek istemiştir. Bunu ramazan bayramı ile kurban bayramı arasında zannedip nikâh kıymamak, düğün yapmamak son derece yanlış bir düşünce batıl bir inançtır. Sevgili peygamberimiz birçok nikahı da ramazan bayramı ile kurban bayramı arasındaki günlerde kıymıştır.

    9- Ezan okunduğunda köpeğin ulumasını, baykuşun ötmesini uğursuz saymak; bunun uğurla veya uğursuzlukla ilgisi yoktur. Zira her canlı, her varlık kendi lisan-ı haliyle Allahı zikretmektedir. Nitekim İsra suresi 44. ayette Cenabı Hak bunu şöyle ifade eder; yedi gök, yer ve bunlarda bulunan herkes Onu tespih eder. Onu (Allahı) övgü ile tespih etmeyen hiçbir varlık yoktur. Ne var ki siz onların tespihini anlayamazsınız. O halimdir bağışlayandır.

    10- Haftanın bazı günlerini uğursuz saymak.

    11- 13 rakamının uğursuz sayılması.

    12- Çocuğu olmayanların türbenin yakınından toprak alıp yemesi halinde çocuğa kavuşacağı inancı; bunun da ne kadar manasız olduğu izahtan varestedir.

    13- Nazar boncuğu takmak;
    bazı kişiler arabalara, kendi üzerlerine veya çocuklarına nazar boncuğu takarak bunun nazardan koruyacağına inanırlar. Hâlbuki hertürlü kötülükten, nazardan, kazadan, belalardan koruyacak Allahtır. Başkasının korumasına sığınmak kesinlikle caiz değildir. Nazardan korunmak için Allaha sığınmak, hergün İhlas, Felak ve Nas sureleriyle Kalem suresinin son ayeti kerimesini sık sık okumak, nazarlardan ve tüm felaketlerden koruması için Allaha dua etmek en iyi yoldur.
    Burada saymaya gerek görmediğimiz daha birçok batıl inanış ve bidat vardır ki Peygamberimiz bunlara hiçbir zaman itibar etmememizi öğütlemiş ve sapıklık saymıştır.

    Netice olarak; İslamı kaynaklarından öğrenmek gerekir. Bilmediklerimizi bilen bir kişiden sorup soruşturmamız lazımdır. Zira Cenabı Hakda; Eğer bilmiyorsanız bilenden sorunuz (öğreniniz) buyurmaktadır. (Enbiya/7). Atalarımızın da dediği gibi; soran dağları aşmış, sormayan düz yolda şaşmıştır. Kulaktan dolma bilgilerden ziyade doğru bilgilere ihtiyacımız vardır. Gerçeği yakalamak ta buna bağlıdır.

    M. Hakkı ÖZER
    TC Başbakanlık Diyanet İşleri Başkalığı
    Ankara Müftülüğü
     

Sayfayı Paylaş