1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bilgi Felsefesi(epistemoloji)

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve dderya tarafından 12 Mart 2014 başlatılmıştır.

  1. dderya
    Ayyaş

    dderya kOkOşŞ Süper Moderatör

    Katılım:
    29 Temmuz 2013
    Mesajlar:
    11.320
    Beğenileri:
    7.513
    Ödül Puanları:
    11.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Öğrenci
    Yer:
    izmir :)
    Banka:
    216 ÇTL
    Bilgi Felsefesinin Konusu:

    Akıl ve sezgi gibi yetiler gerçekten insan zihninde var mıdır? Varsa,
    görünüşlerin ötesinde kalan varlığı bilmemizi sağlayabilirler mi? türünden
    sorular bilgi felsefesinin konusunu oluşturur.

    Bilgi kuramı (Epistemoloji) : Bilgi kuramı bilginin ne olduğunu, hangi yolla
    elde edildiğini, amacını araştırı. Bir yandan bilginin özünü, ilkelerini,
    kökenini, yapısını, kaynağını araştırır, diğer yandan bilginin yöntemini,
    geçerliliğini, koşullarını, olanak ve sınırlarını sorgular.

    Bilgi kuramının temel kavramları:

    Doğruluk : Doğruluk, bilginin, bilgisi edinilen şeyle tam uygunluğunu dile
    getirir. Buna göre doğruluk; algılar, kavramlar ve bilimsel kuramlarla nesnel
    gerçek arasındaki uygunluktur.
    Gerçeklik (Realite) : Varlığın, varoluş tarzıdır. Bilinçten bağımsız olarak var
    olandır.
    Temellendirme : Ortaya atılan bir soru ya da ileri sürülen bir sav için dayanak,
    gerekçe, temel bulma işidir.

    Bilgi kuramının temel soruları : Bilgi nedir? Kaç türlü bilgi vardır? Bilgi
    edinmenin amacı nedir? Bilgi edinme sürecinin ilkeleri nelerdir? Hakkında bilgi
    edinilen nesne ile bilgi edinen özne arasında ne gibi bir ilişki vardır? Kaç
    çeşit bilgi edinme yolu vardır?

    Mantık : Düşüncenin temel yasalarını (özdeşlik, çelişmezlik, yeter neden ilkesi
    gibi) saptar; doğrunun ölçütlerini arar.

    Bilgi Kuramının Temel problemi
    Doğru bilginin imkansızlığı : İnsan aklının (ya da yetilerinin) gerçeği
    bilemeyeceğini, herkes için genel geçer bilginin imkansız olduğunu ileri süren
    görüşlerdir.

    Sofistler : İnsanın doğru bilgiye herkes için geçerli olabilecek bilgiye
    ulaşılamayacağını, bilginin kişiden kişiye değiştiğini ileri süren
    filozoflardır.

    Protagoras : "İnsan her şeyin ölçüsüdür." der. Protagoras'a göre tüm
    bilgilerimiz duyumdan gelir. Duyum insandan insana değişir. Bir şey bana nasıl
    görünüyorsa benim için öyledir. Rüzgar üşüyen için soğuk, üşümeyen için soğuk
    değildir.

    Gorgias : Hiçbir şey var değildir. Var olsaydı bile bilinemezdi. Bilinse bile
    başkalarına aktarılamaz. Sözleriyle bilginin bilinemeyeceğini ileri sürer.

    Septikler : Herhangi bir konu hakkında doğru ya da yanlış şeklinde yargıda
    bulunulamayacağını ileri süren görüştür. En önemli temsilcileri, Pyrrhon, Timon,
    Karneades, Arkesilaos'tur.

    Septiklerin bu görüşleri günlük olaylar ve pratik işlerle ilgili değil, felsefi
    gerçekler ve ilkeler hakkındadır. Septisizm gerçeği bütünüyle inkar etmek
    değildir. Çünkü inkar da bir yargıdır. Oysa Septikler hiçbir konuda kesin
    yargıda bulunmazlar.

    Doğru bilginin imkanı

    Rasyonalizm : Rasyonalizm, bilginin akıl ve onun bir işlevi olan düşünme gücü
    ile oluştuğunu benimseyen, doğru bilginin ölçütünü de duyular da değil akıl da
    bulan bir öğretidir. Rasyonalizme göre insan aklı birtakım ilkeler ya da
    yetilerle donatılmıştır. Evreni oluşturan tüm nesneler hakkında kesin bilgi
    edinmemiz için sadece bu ilkelere uygun bir biçimde mantığımızı kullanmamız
    yeterlidir.

    * Sokrates (M.Ö. 469 - 399 ) : Ahlaki doğruların ve erdemlerin bilgisinin
    insanın ahlaklı olabilmesinin zorunlu koşulu olarak gördüğü bilgidir. Sokrates'e
    göre bu bilgi doğuştandır yani insan dünyaya bu bilgiyle gelir. Fakat insan bu
    dünyaya geldiğinde bunları unutmuştur. Bu yüzden bu bilgilerin hatırlanması ve
    bilinç düzeyine çıkarılması gerekir. Bunun Sokrates maiotik (doğurtma) yöntemi
    kullanır.

    * Platon (M.Ö. 427 - 347) : Platon'un bilgi felsefesi varlık görüşüne
    dayanır. Platon'a göre varlık görünüşler dünyası ve idealar dünyası olmak iki
    evren vardır. Gerçek bilgi, ideaların bilgisidir. İdealar değişmez, gözle
    görülemez, duyularla algılanamaz olan varlıklardır. İdealar ancak akıl yoluyla
    bilinebilir. Bunu da filozoflar yapabilir.

    * Aristoteles (M.Ö. 384 - 322) : Aristoteles'e göre var olan bir şeyle
    ilgili olarak gerçek bir bilgiye sahip olabilmek için onun varlığa gelişini
    sağlayan dört nedenin bilinmesi gerekir. Bunlar; maddi neden, formel neden, fail
    neden, amaçsal nedendir. Aristoteles'e göre, bilimin asıl amacı ve genel anlamı,
    tekili bilmektir. Bunun için yapılması gereken tekil ve tümel arasında bağ
    kurmak, tekili tümelden çıkarmaktır. Aristoteles'e göre, akılda bilgi üretme
    yetisi vardır. Varlığı varlığa getiren genel nitelikler o varlığın
    kendisindedir, içindedir. Masa masadır.

    * Farabi (870 - 950) : Akılda bir sezgi gücü bulunduğunu, insan zihninde
    doğuştan getirilen düşünceler olduğunu kabul eder. Farabi bilginin üç kaynağı
    olduğunu söyler. Bunlar duyu, akıl ve nazardır. İşte Farabi'nin nazar dediği
    doğuştan fikirlerdir. Farabi'ye göre ayrıca insan zihninde sezgi adı verilen bir
    güç vardır. Sezgi, apaçık ve kesin bilgiye ulaşma aracıdır.

    * Descartes (1596 - 1650) : Bilginin kaynağında yalnızca aklın olduğunu
    ve insan zihninde doğuştan düşünceler bulunduğunu savunur.Descartes'a göre insan
    zihninin iki temel gücü vardır. Bunlar sezgi ve tümdengelimdir. Sezgi, zihinde
    hiçbir kuşkuya yer bırakmayan ve en yüksek derecede açık olan bir kavrayış
    faaliyetidir. İnsan sezgi yoluyla bazı şeyleri açık seçik olarak
    bilir.Tümdengelim ise sezgi yoluyla açık seçik olarak bilinen doğrulardan ve tam
    bir kesinlikle bilinen olgulardan sonuç çıkarmadır.

    * Hegel (1770 - 1831) : Hegel'e göre insan; varlık hakkında duyuları hiç
    kullanmaksızın yalnızca akıl yoluyla gerçek ve kesin bir bilgiye ulaşabilir.
    Çünkü aklın yasalarıyla varlığın yasaları bir aynıdır. Bunu da "Akla uygun olan
    gerçek, gerçek olan da akla uygundur." şeklinde açıklamıştır. Hegel aklın ve
    varlığın yasaları konusunda geleneksel mantık ilkelerini reddederek diyalektik
    yasalar adını verdiği yasalar ortaya koymuştur. Bu yasalara göre varlığın
    kendini tez-antitez-sentez şeklinde açtığını savunur. (Varlık-yokluk-oluş). Bu
    aşamanın sonunda Mutlak Ruh vardır. Mutlak ruh gelişim aşamasını tamamlamış ve
    varlık dünyasını kavramıştır.

    Ampirizm : Ampirizm, bilgimizin kaynağında yalnızca deneyin bulunduğunu söyleyen
    görüştür. Ampirizme göre insan zihni doğuştan boş bir levha gibidir. Bu boş
    levha sonradan deney yoluyla dolar.

    * Locke (1632 - 1704) : Ampirizmin kurucudur. Locke'a göre tüm
    düşüncelerimizin ve bilgilerimizin kaynağında deney vardır. Locke iki türlü
    deney olduğunu söyler. Birincisi dış deney, diğeri iç deneydir. Dış deneyde dış
    dünyadaki varlıklar, duyularla denenir. İç deneyde ise insanın kendi zihninde ve
    ruhunda olup bitenlerin bilincine varılır.
    Locke'a göre, insan zihninde kompleks düşüncelerin ve dolayısıyla bilginin
    meydana gelmesi için şu yetilere ihtiyaç vardır: Algı, bellek, ayırt etme,
    karşılaştırma, birleştirme ve soyutlama yetileri. Locke üç türlü bilgi kabul
    eder. - Sezgisel bilgi, kendi varlığının bilgisine sahip olmasını sağlar.

    - Duyusal bilgi, dış dünyadaki nesnelerin bilgisine sahip olmayı sağlar.
    - Tanıtlayıcı bilgi, Tanrının varolduğunu kanıtlamayı sağlar.

    * David Hume (1711 - 1776) : Hume, insanın her şeyi algı yoluyla
    bildiğini söyler. Ona göre algılar iki şekilde ortaya çıkar. Bunlar; -
    İzlenimler, - İdeler (kavramlar ve düşünceler)

    Zihinde bulunan her şeyin, tüm izlenim, kavram ve düşüncelerin temelinde, dış
    dünyanın duyular yoluyla algılanması vardır. Bu algılarda belli özellikler
    bulunduğu zaman bunlar birbirleriyle birleştirilir.

    Buna bağlı olarak Hume, nedensellik ilkesinin deneyin sonucu olan bir düşünce
    olması gerektiğini söyler. Yani nedensellik bir zorunluluk değil, bizim bir
    alışkanlığımızdır.

    Kritisizm : İnsan zihninin güçlerine ve insanın neyi bilip bilemeyeceğine
    ilişkin bir araştırmadan meydana gelen felsefi yaklaşımdır. Kurucusu Kant'tır.

    * Immanuel Kant (1724 - 1804) : Felsefede rasyonalizm ve ampirizm
    akımlarının bir sentezini yapmıştır. Kant'a göre, bilgi deneyle başlar fakat
    deneyle sona ermez. Kant, insan zihninde apriori (önsel) bir bilgi olduğunu
    savunur. Bir kısım bilgi de aposteriori olarak sonradan elde edilir.

    İnsan, bilgi sürecinde, pasif olmayıp aktif bir biçimde duyular yoluyla gelen
    izlenimleri sınıflar, kalıplara yerleştirir ve yorumlar. Kant'a göre insan
    bilgisi sınırlıdır. İnsan zihni, nesneleri ve olayları gerçekte oldukları
    şekliyle bilemez. Nesneler, zihnin imkanlarına, yapısına ve formlarına göre
    bilinebilir. İnsan zihni fenomenleri (görüngü) bilebilir.

    Entüisyonizm : Bilginin, doğrudan ve aracısız bir bilme tarzına karşılık gelen
    sezgi yoluyla elde edilebileceğini savunan görüşe entüisyonizm (sezgicilik)
    denir. Sezgiye önem veren filozoflar, rasyonel bilginin uygulama ve eylem için
    önem taşıdığını kabul eder. Ancak akla dayanan bilgi, nesnelerle kurulan
    doğrudan ve aracısız temasın sonucunda ortaya çıkan sezgisel bilginin
    tamlığından ve kesinliğinden yoksundur.

    * Gazali (1058 - 1111) : Ona göre insan, bilgi yolunda duyulardan da
    akıldan da yararlanabilir ancak bu yetiler insana gerçek varlığın bilgisini
    veremez.Zira, gerçek ve kesin bilgi, sezgi yoluyla elde edilir. Bu bilgi türü,
    insan gönlüne yüce ve manevi bir algı olarak iner. Gazali, iki göz ya da akıl
    bulunduğunu savunur. Bunlardan birincisi, normal fiziki göz ya da akıldır. İnsan
    bununla maddi dünyaya yönelir ve birtakım bilgilere ulaşılır.
    İnsanda bir de kalp gözü vardır. Kalbin kendisi manevi bir töz olduğu için insan
    onunla yani sezgiyle gerçekleri bütün açıklığıyla kavrar.


    * Bergson (1859 - 1941) : Ona göre gerçekten varolan, durağan madde değil
    süredir. Başka deyişle gerçeklik hayattır ve bunu yalnızca sezgi kavrayabilir.
    Bergson'a göre bilmenin birbirlerinden tümüyle farklı olan iki yolu vardır:


    Bilimlerde geçerli olan analitik yol : Akıl yada zeka yoluyla bilmeye karşılık
    gelen bu bilme tarzında gerçekliğin maddeden oluştuğu düşünülür. Bilimler varlık
    alanını parçalara ayırır. Her bilimin araştırdığı alan farklıdır. Bilimler
    varlığın özüne nüfuz edemez.

    Varlığın özüne nüfuz eden sezgi : Bergson'a göre sezgi, gerçekliğin temelinde
    yaratıcı yaşam atılımının bulunduğunu yaşayarak anlar. Sezgi, gerçekliği yani
    süreyi, yaşamı içten içe duyup yaşayarak kavrar.

    Pozitivizm : İnsan için bilgide önemli olanın yalnızca olguları araştırmak
    olduğunu savunan akıma pozitivizm denir. Kurucusu A. Comte'tur.

    * A. Comte (1798 - 1857) : Comte, toplumu bilim yoluyla yeni baştan
    düzenlemeyi amaçlamıştır. Ona göre düşüncelerdeki anarşinin toplumda karmaşaya
    yol açtığı bir çağda, toplumun kurtuluşunu sağlayacak tek çözüm pozitivizmdir.Comte,
    insan için olumlu ve yapıcı olanın, yalnızca olguları gözlemleyerek tasvir etmek
    olduğunu öne sürer.

    Analitik Felsefe : Neo pozitivizm yada mantıkçı pozitivizm olarak da bilinen bu
    anlayışa göre felsefenin asıl uğraş alanı dildir. Bu yaklaşıma göre; felsefe,
    varlık, değer ve Tanrı üstüne doğruluğu test edilemeyen öğretiler öne
    sürmemelidir. Felsefenin görevi dildeki kavramları çözümlemektir.

    * Wittgenstein (1889 - 1951) : Wittgenstein, dili çevremizde olup biten
    bir şey, karmaşık insan faaliyetlerinin oluşturduğu bir bütün olarak görmüştür.
    Bütün felsefe problemlerini bir dil problemine indirgeyen Wittgenstein,
    felsefenin özünde bir kuram değil faaliyet olduğunu söyler.

    Pragmatizm (Faydacılık) : Doğruyu ve gerçekliği eylemlerin sonuçları
    değerlendiren ve onlara fayda açısından yaklaşan felsefi akımdır. Bu akıma göre
    bir düşüncenin değeri, o düşüncenin pratik amaçlarına bağlıdır. Savunucuları
    James ve Dewey'dir.

    * William James (1842 - 1910) : Bütün kavramlar, bilgiler insan yaş******
    insan amacına yardımcı oldukları zaman doğrudur. James'e göre "bir düşünce
    yararlıdır, çünkü doğrudur; bir düşünce doğrudur çünkü yararlıdır." Doğru
    bilginin ölçütü yararlı olmasıdır.

    * John Dewey (1859 - 1952) : Dewey'e göre kişiye yararlı olan ve ona
    mutluluk veren düşünceler doğrudur. Ona göre düşünce çevreye uymayı, doğadan
    yararlanmayı ve mutlu olmayı sağlayan bir alettir. Bilimsel yasalar ve kuramlar
    başarılı olursa, yani uygulamada bir işe yararsa iyi ve doğrudur, aksi olursa
    yanlıştır.

    Fenomenoloji : Kurucusu Edmund Husserl'dir. Fenomenoloji özün bilinebileceğini
    ileri süren bir görüştür. Bu görüşe göre öz fenomenin içinde vardır ve bilinç
    onu yakalayabilir. Öz bilgisine varabilmek için önce bütün verilmiş bilgileri
    parantez içine alıp ortadan kaldırmak, yok saymak gerekir. Yani insan günlük
    yaşamdan edindiği bilgileri, önyargıları, din, bilim vb yolla elde ettiği tüm
    görüşleri bir tarafa bırakarak, onlardan arınarak, duyularla algılanan
    nesnelerin ötesinde bulunan ideal özlükler alanına ulaşabilir.
     
    ZeyNoO bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş