1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bilgicilik ve Bilgicilik Akımı

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 19 Aralık 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Bilgicilik ve Bilgicilik Akımı

    Bilgicilik
    Yanıltmaca ve bunu yöntemleştirme. Antikçağ Yunan felsefesinde önemli bir düşünce akımı olan bilgicilik, Platon'dan ve özellikle Aristoteles’ten sonra küçümsenmeye başlanmış ve isim olarak yanıltmak amacıyla yapılan yanlış usavurma anlamına kaydırılmıştır. Mantıkta bu yanıltmacaların çeşitli biçimleri saptanmıştır. Genellikle bu yanıltmacalar uslamlamanın biçimsel kurallarına uygundur, karşısındakini kandırmaz ama, kolaylıkla yadsıyamayacağı biçimde şaşırtır.

    Örneğin söz konusu olan sorundan büsbütün başka bir sorunu tanıtlamak, tanıtlanması gerekeni kendisiyle tanıtlamak, eksik tümevarım yapmak bu gibi yanıltmacalardandır. İngiliz düşünürü Bentham dört çeşit parlamento yanıltmacası saptamıştır:

    1) Bir konuda sağlanan söz üstünlüğünü büsbütün başka bir konuda kullanmak.
    2) Dış ve iç tehlike kuruntusu yaratarak istenilen sonucu elde etmek.
    3) İstenileni asla gerçekleşemeyecek koşullara bağlayarak kabul etmek.
    4) Sorunları bilerek birbirine karıştırmak ve böylelikle istediğini elde etmek.

    Bilgicilik Akımı
    Antikçağ Yunan felsefesinin eleştiri akımı. Sofistik deyimi sıfat olarak bilgiciye ve bilgiciliğe değgin anlamını dilegetirir. İsim olarak da antikçağ Yunan bilgicilerinin öğretisini adlandırır. Bununla beraber daha çok sofistler adıyla anılırlar.

    Sofistik deyimi Fransızca’da cins ismi olarak da bozuk, uydurma ve ciddilikten uzak felsefe anlamında kullanılır. Yunanca sophistes deyimiyle dilegetirilen bilgici terimi birçok anlamlar değiştirmiş, önce bilgeliği yeğleyen öğreti, sonra bilgi öğretmeni, Protagoras'a göre önce siyasada yararlı olma sanatı, sonra söz söyleme sanatı anlamlarında kullanılmıştır. İ.Ö. V. yüzyıl, antikçağ Yunan felsefesinde bilgicilik akımının egemen olduğu cağdır. Bu çağa antik aydınlanma çağı adı verilir.

    İlk düşünür sayılan Thales'den beri ortaya atılan sayısız varsayımlar, sonunda, insan zekasını şahlandırmış ve bütün olup bitenleri yeniden gözden geçirerek kıyasıya eleştirmeye yöneltmişti. Doğa bilimlerinin denetinden yoksun insan düşüncesi, varlığın temeli konusunda daldığı hayal aleminden kendisine dönüyordu. Bilgicilik akımının inceleme amacı insan’ın kendisiydi. Protagoras'ın ünlü sözüne göre, "İnsan, her şeyin ölçüsü"ydü.

    Bilgi, teorik bir merak değil, pratik bir yarar olmalıydı. Protagoras, "Tanrılara gelince, ben onların ne var olduklarını ne de yok olduklarını bilirim" diyordu. Bilgici Hippias, giydiği elbiseyi kendisi diktiği için "bağımsızlığa kavuşmakla" övünüyordu. İnsan, her türlü yapma bağlardan kurtarılmalı ve insansal yasa (nomos)'nın yerine doğal yasa (physis) konulmalıydı. İnsan ve dolayısıyla toplum yaşamının birinci plana alınması, zorunlu olarak törebilim sorunlarını meydana çıkarıyordu. Ünlü törebilimci Sokrates, bu akımın çocuğudur. On sekizinci yüzyıl aydınlanması nasıl Kant'ı yetiştirecek koşulları hazırlamışsa, antik aydınlanma da Sokrates'i ve Platon-Aristoteles'i yetiştirecek koşulları hazırlamıştır.

    Bilgiciler (Protagoras, Gorgias, Prodikos, Hippias, Antiphon, Alkidamas, Lykophron, Kallikles, Kritias, Simonides), şüphe ve eleştirinin gereği saydıkları tartışma (diyalektik) yöntemiyle çalışmışlardır. Bu yöntem, Sokrates'in de yöntemidir. Bilgiciler, özdekçi düşünceler ileri sürmekle beraber, ürünü oldukları idealist çizgiyi sürdürmüşler ve dünyayı tanıma olanağını yadsımışlardır. İşte bu idealist çizgidir ki, bir yandan bilgicilik akımını yozlaştırarak felsefeyi güzel söz söyleme oyununa dönüştürürken öte yandan idealist ilkelerin gelişmesi sonucunu doğurmuş ve Sokrates'de "Ben"in bilginin kaynağı olması imkanlarını hazırlamıştır. Platon, bu çizginin zorunlu sonucudur.
     

Sayfayı Paylaş