1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bilimsel Düşünce ve Çağdaşlaşma

Konusu 'Sosyoloji' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 9 Aralık 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.173
    Beğenileri:
    4.755
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    330 ÇTL
    BİLİMSEL DÜŞÜNCE VE ÇAĞDAŞLAŞMA

    İnsan aklı ve mantığı çerçevesinde bu olayları gözlemleyerek, araştırarak ve deney yaparak somut sonuçlara ulaşır. Bu sonuçları belirli kurallar çerçevesinde düzenleyerek bazı kanunlara ulaşır. Bu kanunlar doğanın sahip olduğu ve doğaya hakim olmanın anahtarıdır. Bu kanunları kullanarak doğayı ve çevresini kendi ihtiyaç ve gereksinimlerine cevap verir bir hale getirir. Ayrıca bu kanunlardan ve gözlem sonuçlarından faydalanarak, evrende bulunan maddelerden kendi ihtiyaçlarına yönelik araçlar üretir. İnsan bu yönüyle diğer canlılardan ayrılır. Biz bu anlattıklarımızın bütününü bilim adı altında toplayabiliriz. Bilimsel bilgi gözlem ve deneyler sonucu elde edilen sonuçların derlenmesi sonucu oluşur ve gözlem ve deneylerle kanıtlandığı için evrensel nitelikli ve objektiftir. Farklı kültürler ve soysala yapıların kendilerine özgü bir bilim anlayışı olamaz. Çünkü doğa kanunları tüm dünyada geçerlidir. Bu sebeple insanı kendi kimliğini, dilini ve bakış açısını bir yana bırakıp nesnel bir bir bakış açısı yakalamak zorundadır. İnsanlık tarihi bizlere toplum sahiplerinin yüzlerce yıl erk sahipleri tarafından erk sahipleri tarafından kutsal kavramların sömürülüş sürecini açıkça göstermektedir. Bu süreç daha dikkatli göz gezdirildiği zaman daha anlamlı olacaktır. Egemenliği elinde tutan grupların kendi otoritelerini engellemek amacıyla tüm sansürleri meşru kılma çabaları dikkat çekicidir. İnsanların belirli ideolojilerle yönlendirilmeleri, bazı kalıplara hapsedilmeleri ve dogmatik düşünce sistemlerine esir edilmeleri düşünce gelişimini olumsuz etkilemiştir. Ayrıca özgür iradenin engellenmesi ve otoriteye sorgusuz kesin itaat kültürel sosyal ve bilimsel gelişimi olumsuz etkilemiştir. Ta ki Avrupa’da başlayan Aydınlanma çağına dek. Aydınlanma, bireye cemaat kültüründen uzaklaşmayı ve bireysel hakları savunabilme, köle anlayışından vatandaş anlayışına geçmeyi, hür bir ortamda farklı düşüncelerin bastırılmadığı aksine zıt düşüncelerin tez- antitez kavramları çerçevesinde yeni sentezlerin oluşturulduğu ve özgür düşüncenin ortaya çıktığı bir ortam sağlamıştır. Dolayısıyla bu olanaklar insanoğlunun bilimsel, kültürel ve sosyal yönden gelişimini körüklemiştir Orta Çağ’da kilisenin dini değerleri kullanarak kendi otoritesini kesin bir dille meşru kılma çabası insanları daha rahat kullanma ve yönetme olanağı sağlamıştır. İnsanların özgür bir iradeyle ve mantık kuralları çerçevesinde düşünebilme yetileri kontrol altında tutulduğu sürece sömürülmeleri ve kandırılmaları daha kolay olmuştur. Tek tip düşünce tarzı da tek tip bireyler ve düşünceler üretmiştir sonuç olarak kültürel ve bilimsel zenginlik gelişememiştir. Bununla beraber kilisenin insanların bazı sorularına cevap verme sorumluluğunu da yadsıyamayız. Kilise tarafından dünya merkezli evren modelinin savunulması bunun en somut örneklerindendir. Ancak kilisenin donuk öğretilerinin bir gün birileri tarafından yanlışlanması demek, insanın üzerine atılan ölü toprağını atması ve otoritenin sarsılması demektir. Dolayısıyla erk sahipleri kendi öğretilerinin anti-tez lerinin ortaya atılmasına tahmmül etmeleri beklenemezdi. Çünkü bilimsel gerçeklerin gün yüzüne çıkması insanların itaat ettikleri otoriteyi sorgulamalı demekti. Bu sebeple eleştirel görüşlere böyle bir düzende tahammül edilmesi beklenemezdi. Dolayısıyla insanı gerçeğe götüren bilimsel sonuçlar otorite sahipleri tarafından ellerinden geldiğince sansürlendi ve insanlara sevimsiz bir şekilde lanse edildi. Bu sayede düşünmeyen ve kalıplara sıkıştırılmış insan sürüleri daha kolay yönetiliyor ve sömürülüyordu. Kalıplaşmış dogmaların empoze edildiği insanlık ise fiziksel ihtiyaçlarının ötesine geçemeyen, günlük olaylara oyalanan basit bir varlık haline getiriliyordu. Bilim insanın doğayı ve evreni tanıması, anlaması ve kendi çıkarlarına göre düzenlemesi; insanın hak ettiği evrensel değerine ulaşmasında en mutlak yol göstericidir. Bilimin çizdiği yol mutlak doğruların temsil edilmesiyle, pozitivist yöntemlerin işe koşulmasıyla, aklın mantığın rehberliğinde kesin sonuçlara götürür. Dolayısıyla insan özgür düşünce ve özgür iradesini kullanarak yapmak istediklerini gerçekleştirir; sosyal, bilimsel, kültürel ve ekonomik zenginliğe ulaşır. aksi taktirde köle efendi paradoksu aşılamaz. İnsanlığın bugünkü bilimsel zenginliğe ulaşması çok sancılı evrelerin yaşanmasıyla gerçekleşmiştir. Bu süreci iyi anlamak ve kavramak şüphesiz bizim en önemli görevlerimizdendir. Galilie, kepler ve Kopernik gibi bilim adamları bilimsel düşünce ve yöntemin en ateşli savunucularındandı. Kilise tarafından yüzyıllardır kabul edilen statik bilgilerin gözlem ve verilere dayanarak geçersiz olduğunun ispat etmeleri kiliseyi çok sancılı bir döneme sokmuştur. İnsanların yeni bilgileri öğrenmesi, üzerlerine serpilen ölü toprağını atmaları, bilimsel yöntemi kullanarak çok yönlü düşünme becerilerini elde etmeleri statükoyu tehdit etmiştir. Çünkü insan ne kadar az düşünürse o kadar kolay yönetilir. Toplumlar ne zaman ki bilimsel çalışmalara önem vermiş, özgür düşünceyi savunmuş, aklın ve mantığın rehberliğini yol gösterici olarak kabul etmiş ise o zaman insanlığın gelişimine katkıda bulunmuşlardır. Özgür ve eleştirel düşünce, objektif bakış açısı, araştırma, inceleme gibi değerler insanoğlunun gelişimi yolunda en temel etkenlerdendir. Bu değerler etrafında toplanmış düşünen beyinler insanoğlunun çağdaşlaşması ve medenileşmesi yolunda emin adımlarla ilerleyeceklerdir. Ancak otorite sahiplerinin kendi gündelik çıkarlarını bu değerlerden daha ön planda tutması gelişimi ve ilerlemeyi sekteye uğratacaktır. Anlamsız ideolojilerin insanları ötekileştirdiği, insanların düşünce ufkuna bir set çektiği, farklı kültürlerin ve inançların düşman olarak lanse edildiği bir çatışma ortamında insanlığa yol gösteren pratik bilgilerin ortaya çıkarılması beklenemez. Farklılık, ayrışmayı ve kutuplaşmayı değil zenginliği ve gelişimi gerçekleştirir. Görüşler ve düşünceler ancak diyalektik bir bakış açısıyla ele alındığı zaman bilimsel ve objektif bir değer kazanır.




    Ahmet Yamaç

     

Sayfayı Paylaş