1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bir (Hıristiyan) Misyonerin günlüğü

Konusu 'Hikayeler / Efsaneler' forumundadır ve chocolatequeen tarafından 17 Mart 2007 başlatılmıştır.

  1. chocolatequeen

    chocolatequeen Üye

    Katılım:
    17 Mart 2007
    Mesajlar:
    67
    Beğenileri:
    5
    Ödül Puanları:
    180
    Banka:
    1 ÇTL

    8 Temmuz
    İşte Türkiye'deyim; bölge sorumlusu Tommy arkadaşla havaalanından kalacağımız eve giderken hayli uyarıcı bilgiler aldım;
    "Hemen başlama, biraz sağını solunu tanımalısın; Türkler acayip bir millettir"
    filan diye bir şeyler söyledi, ama aldırış etmedim. Bir dakika bile zayi edilmemeli;
    görev kutsal, görev ağır.

    9 Temmuz
    Tommy'nin yanıldığı açık; bugün ilk tebliğimi yaptım bile.
    Adam parkta öylece oturuyordu.
    Söylediğim her şeyi gülümseyip başıyla tasdik ederek saatlerce dinlerken
    ruhumun göklere değdiğini hissetmiştim. Bizi seyreden simitçi, sonradan o
    adamın sağır olduğunu söyleyince biraz moralim bozuldu ama olur öyle
    şeyler.

    11 Temmuz
    Üçüncü gün; Tommy hâlâ "erken henüz" diye ısrar ediyor.
    Mânâsız bir ısrar bu; kurtulması gereken o kadar çok ruh var ki burada.
    Çorap almaya inmiştim semt pazarına. Nasıl oldu anlamadım ama eve dönerken
    artık benim altılı çelik tencere takımım vardı.
    Önemli değil, tencere gerekli bir araç nasıl olsa. Tencereci arkadaşa
    müjdeyi tebliğ ettim.
    "Ayıpsın abi, Hazreti İsâ' ya can fedâ." dedi, ben ağladım.
    Söz verdi, pazar toplantılarına gelecek; hatta bana bir adres bile verdi.
    O adrese gidersem bir sürü insanı misyona katabilirmişim.

    21 Temmuz
    Tommy hâlâ "gitme, bak karışmam" diyor; işte bu aşırı
    ihtiyatkârlık yüzünden buralarda İsa'nın mesajı yeterince bilinmiyor zaten.

    Gittim; şehrin kenarında kalabalık bir mahallede bir apartmanın altıncı
    katına çıktım. İçeride bir hayli erkek vardı; beni içeri aldılar,
    mobilyasız bir salona geçtik. Çay getirdiler; hatır sordular. Tam lâfa başlarken biri parmağıyla "sus" işareti yaptı. İçeriden yaşlıca bir adam çıkıp salona gelince herkes gibi ben de ayağa kalktım. Sonra adam konuşmaya, bir nevi vaaz vermeye başladı. şöyle
    bir dinledim; eh fena şeyler değil. Toplantıdan sonra herkes birbirine
    sarıldı, yeniden çay ikram edildi. Burayı sevdim, yarın da geleceğim.

    2 Ağustos
    Yine aynı şeyler oldu; bir ara fırsat bulup salondaki arkadaşları
    misyona kazandırayım dedim. Tam "İsa" demiştim ki, ihtiyar vaiz
    "İsa dedin de aklıma geldi." deyip çok tatlı bir bahis açtı.
    Öyle güzel anlatıyor ki başladım ağlamaya. Zor teselli ettiler; sonra
    ortaya sofra geldi. Yemek yedik. Kuşbaşılı pilav nefisti; hele cacık!


    12 Ağustos
    Tommy beni tesbihle oynarken yakaladı. "Nereden buldun"
    diye sıkıştırıyor. "Dükkanın birinden aldım." dedim. Tesbih bana iyi
    geliyor, meditasyon yerine geçiyor. Bir tane de Tommy'e mi alsam?

    6 Eylül
    Bugün hep birlikte camiye gittik. "Bakayım" dedim burada neler
    yapıyorlar, nasıl ibadet ediyorlar. Mecit diye bir temiz yüzlü arkadaşım
    var cemaatten.
    Bana abdest almayı öğretti caminin avlusunda. Tuvaletleri pek temiz değil
    Ama abdest çok güzel bir olay. Fırsatını kolluyorum; bunların hepsini Protestan etmezsem bana da Mahmut demesinler!

    16 Eylül
    "Nereden çıktı bu Mahmut?!" diye çıldırdı Tommy. "Kod adım." dedim.
    Anlamadı. Anlamaz tabii. Ben ne yaptığımı biliyorum. şimdilik sesimi
    çıkarmıyor, toplantılara muntazaman devam ediyorum; ezan okununca "Hadi camiye gidelim Mahmut" diyorlar, gidiyorum. "Neler okuyorsunuz fısır fısır?" diye sordum. Öğrettiler. Fatiha çok güzel bir sûre. Tommy'e de öğretmeliyim.

    1 Ekim
    Tommy beni evden atmaya kalkıştı dün. "Seni kandırıyorlar,Müslüman
    yapacaklar enayi." diye çıkıştı. İtiraz ettim, "Ben bunların içyüzünü öğrenmeye çalışıyorum Pastör Tommy." dedim.
    "Sırlarını öğrendiğim an, bunları sürü halinde önüme katıp Sarayburnu' ndan
    denize sokup cümlesini birden çatır çatır vaftiz etmezsem bana da Mahmut demesinler." dedim. "Çık dışarı aptal."
    diye kovdu beni. Misyondan gelen aylığımı da kesti. Vermezse vermesin,
    cemaatteki arkadaşlar aralarında para toplayıp verdiler. Geceyi ucuz bir otelde geçirdim. Bugün Mecit'in evine taşınıyorum.
    Az kaldı az.. Dayan oğlum Mahmut!

    6 Kasım
    Mecit benim için istihareye yatmış; "Yeşil gördüm Mahmut." dedi, "Nurlar
    içindeydin, hidâyet nasip oldu sana ne mutlu." dedi. Tabii aldırış etmiyorum, fakat hoşuma gitmedi de değil.

    9 Kasım
    Bugünlerde cemaate İngilizce dersleri vermeye başladım; sabah namazını
    topluca edâ ettikten
    sonra kuşluk vaktine kadar ders veriyorum. Kuşlukla öğle arasında tefsir
    dersleri yapıyoruz.
    Beni artık iyice kendilerinden zannediyorlar.

    21 Kasım
    Yeni damat olduğum için dört günden beri günlük yazamadım. Mecit'in
    teyzesinin kızı Sabiha ile nikahlandık dün. Nikâhımızı Saadettin Hoca
    kıydı sağ olsun.
    Sünnet dediğin ise sinek ısırığı gibi bir şey zaten, çabucak geçti. Bu
    sabah yolda Tommy
    ile karşılaştık. "Kiliseye yazdım, seni defterden sildiler." dedi.
    Güldüm, hâlâ o bayatlamış misyoner kafası işte. Benim din değiştirdiğimi
    sanıyor gerzek.

    Halbuki ben...

    28 Kasım
    Ne kadar üzgünüm. Mecit, "Nasip değilmiş, seneye gidersin" diyor.
    Hac kayıtları kapanmışmış. İstesem ecnebi pasaportumla Mısır üzerinden
    vize alır
    giderim, ama ben olayı içeriden, herkesle bütün mü'minlerle birlikte
    yaşamak istiyorum
    oysaki.

    19 Aralık
    Sabiha ile teheccütten sonra Yaşar Hoca mevzusu geçti aramızda.
    Yav bu Yaşar Nuri Hoca iyi adam hoş adam fakat ne bileyim çok modern bir
    duruşu var gibi sanki;
    hani, "İslâm'ı en iyi ben bilirim" şeklinde bir dayılanma.
    Öğleden sonra yayıncımla sözlü anlaşma yaptık; ilk eserim iki ay sonra
    çıkıyor:
    "İslâm'ın selefî boyutlarına dinamik bakışlar".
    Yayıncım, "fiyatı iki lira yaparsak üç yüz bin satarız." diyor.

    "HAMD OLSUN"
     
  2. Girayhan

    Girayhan Uzman

    Katılım:
    12 Şubat 2007
    Mesajlar:
    936
    Beğenileri:
    6
    Ödül Puanları:
    630
    Banka:
    21 ÇTL
    Çok hoş muş eline sağlık
     

Sayfayı Paylaş