1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bir Kültür Unsuru Olarak Dil

Konusu 'Dilimizi Doğru Kullanalım' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 29 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.430
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.820 ÇTL
    Dil ve kültür kavramları yapışık ikizler gibidir.
    Siz onları birbirinden ayırmak isteseniz de onlar ayrılmamakta direnirler.
    Hepimizin yakinen bildiği gibi insanlar, topluluklar halinde hayatlarını idame ettirirler.
    Beraber yaşayan insanlar, dil sayesinde birbirleriyle iletişim kurarlar.
    İletişim sadece bugünle sınırlı bir kavram değildir.
    Geçmişi bilmek ve geçmişteki tecrübeleri günümüze taşımak da iletişimin önemli bir parçasıdır.
    Milletlerin sözlü ve yazılı birikimleri kültürü oluşturur.
    Dil, din, sanat, gelenek ve görenekler, mimarî eserler, giyim-kuşam, yiyecek ve içecekler, her türlü eşya; kültürü oluşturan unsurlardır.
    Söz konusu bu öğeler, dille beraber geçmişten geleceğe aktarılır.
    Bu nedenle büyük Türk sosyologu ve düşünürü Ziya Gökalp, dili kültürün temel unsuru ve taşıyıcısı olarak kabul ediyor.
    Gökalp, bu fikrinde yerden göğe kadar haklıdır.
    Dilin taşıyıcılık fonksiyonu olmasaydı bizler altı yüz yıllık Osmanlı kültüründen ve medeniyetinden nasıl haberdar olacaktık?
    Kütüphanelerimizdeki on binlerce ciltlik yazma eserler tarihin canlı belgeleridir.
    Altı yüz senelik kültür hazineleri, dil kalıbına konularak adeta dondurulmuştur.
    Böyle sihirli bir güç olmasaydı tarihimizden, kültür ve medeniyetimizden haberdar olabilir miydik?
    Bu soruya verilebilecek cevap koca bir “HAYIR” dan başka bir şey olamaz elbette.
    Dilin yazı ve söz olmak üzere birbirinden farklı iki ayrı yönü vardır.
    Sözün hükmü geçicidir.
    Oysa yazı ilelebet kalıcıdır.
    Büyük mutasavvıf şâir Yunus Emre, bu hakikati “Söz uçar, yazı kalır” çarpıcı vecizesiyle ifade etmiştir.
    Bunu bilmek için âlim olmaya gerek yok.
    İnsanın hafızası unutmaya meyillidir. “Hafıza-ı beşer nisyan ile malûldür” sözü de bunu tüm çıplaklığıyla ortaya koymuyor mu?
    Milletleri birbirinden ayıran unsurların başında, onların sahip oldukları dil, kültür ve medeniyet gelmektedir.Onun için bu üç unsur millîdir.Bu üç unsura sahip olmayan topluluklara millet denilemez.
    Onun için milletlerin büyüklüğü bu unsurlarla ölçülür.
    Türk Milleti, tarihinin en kritik ve zor dönemlerinde bu millî değerlerine sahip çıkarak aydınlığa erişmiştir.
    Günümüzde Türk dili üzerinde sinsi oyunlar oynanıyor.
    Yüzyıllardır dilimizi süsleyen ve millet olarak kenetlenmemizi sağlayan kelimelere savaş açılmıştır.
    Onların yerine ne idüğü belirsiz uydurukça kelimeler sokulmaya çalışılıyor.
    Bu, bilmeyerek yapılıyorsa gaflettir.
    Şayet bilerek, planlı yapılıyorsa hıyanettir.
    Buna bu millet müsaade etmez.
    Dil, milletin fertlerini birbirine bağlayan çimentodur.
    Hiç kimse bu çimentonun göz göre göre sökülmesine izin vermez.
    Bugün dilimizde bir kısım yabancı unsurun varlığı, herkes tarafından bilinen bir gerçektir.
    Mehmet Kaplan’ın dediği gibi: “Her millet dilini ve kültürünü yüzyıllar boyunca yoğurur.Bu esnada o, akan bir nehir gibi, içinden geçtiği her topraktan bazı unsurları alır.Her medenî milletin konuşma ve yazı dili, karşılaştığı medeniyetlerden alınma kelime ve deyimlerle doludur.Bu bakımdan her milletin dili, o milletin çağlar boyunca yaşadığı tarihin adeta özetidir.
    Kaplan’ın sözleri aslında hadisenin görünmeyen yüzünü de sunuyor bize.Yeter ki kasıtlı ve planlı olarak dilimizi yozlaştırmayalım.
    Ötekisi devede kulak kalır.
    Bu böyle biline..
     

Sayfayı Paylaş