1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bir Medeniyetin İbretli Sonu (Babilliler)

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 9 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Bir Medeniyetin İbretli Sonu (Babilliler)

    Tarihî bir sehir olarak Tevrat, Incil ve Kur'an'da da gecen Bâbil sehrinin, ismi kadar hakkinda anlatilanlar da yuzyillardir insanlari mesgul ediyor. Gunahkarligin, refahin en ust seviyede oldugu sehir olarak adlandirilan, Bâbil'in asma bahceleri veya Bâbil kulesi, tarihe gecen kavramlar olarak biliniyor.

    Bir zamanlar en ihtisamli donemini yasayan sehir, su ikazla gelisme cizgisini kaybediyordu: "Bâbilde bundan sonra col hayvanlari ve yabanî kopekler iskan edecek, sokaklarinda ve sehirde artik hic kimse oturamayacak."

    Gercekten de bu durum, aynen gerceklesiyor ve tarihin karanliklarina gomulen sehir. Ilk defa arkeolog Robert Koldevey tarafindan bulununca kazilmaya baslaniyor. Sehir, kazildigi doneme kadar toprak altinda kaybolmus haldeydi. Bâbil'in yakininda, bu sehrin kalintilariyla insâ edilmis birkac yerlesim yeri bulunurken, Bâbil sehri ciplak gozle gorulemedigi gibi, yerin yirmi metre altindaydi. Arkeologlarca da merak edilen, bir zamanlar bir milyon kisinin yasadigi rivayet edilen boyle bir merkezin nasil yok olduguydu. Sehrin gelisiminde esas rol oynayan âmil, o donemde "Puratta" denilen bugunku Firat ve Firat'a paralel akan Dicle nehirleri bu bolgede insanligin ilk medeniyetleri kurmasina sebep olmustu. Cok bereketli ve verimli olan bu topraklar "Mezopotamya" yani iki nehir arasinda manasina geliyordu. Ancak Firat nehri o donemde, bugunku gibi, Ren ve Tuna nehirleriyle kiyaslanacak durumda degildi. Firat, bazi bolgelerde, bugunku nehirlerden farkli olarak, cesitli kollara ayriliyor, daha sonra tekrar ayni kollar, nehrin akis yonu boyunca birlesiyordu. Iste Firat'in bu kollarinin bulundugu noktalarda ilk kavimler yerlesmeye basladi. Bunlarin arasinda Sumerler ve daha sonraki Sami topluluklari en taninmislaridir. Bâbil sehrinin adi ilk defa, Bâbila olarak bir Sumer yazili belgesinde ortaya cikarken, sehrin pek de buyuk olmadigi biliniyor. Mesela M.O 6000'1i yillara dayanan Ninova sehri, veya bugun dunyanin en eski sehri olarak bilinen Yeriho, M.O on binli yillara tarihleniyor. Bâbil bu sehirlerle kiyaslanirsa orta buyuklukteki bir yerlesim merkezi olarak tarif edilebilir. Ancak Bâbil'in neden bu kadar meshur oldugu sorusu sahip oldugu bazi ozelliklerle aciklanabilir. Bâbil ilk defa Amurri krali Sumusbum tarafindan alinarak, tarihî uykusundan uyandiriliyor ve baskent haline getiriliyordu. Amurriler, tarihte daha sonra Germenler'in Roma Imparatorlugu'nda yaptiklari gibi, yagmaci gocebe bir kavimdi. Sonraki yillarda Bâbil Amurrilerin idaresinde daha buyuk onem kazanmaya basladi. Tâ ki M.O 1894-1830 sirasinda Hammurabi adinda biri, tahta cikip birbirine rakip kabîleleri, birlestirinceye kadar. 38 yillik saltanati suresince Bâbil, Hammurabi'nin guney Mezopotamya'ya hâkim olmasiyla tapinaklar, resmî binalar, tahkim edilmis sokaklar, suslu tackapilar ve kalin sehir surlariyla cevriliyordu.

    Sehir, askerî gucu yaninda cografî olarak, Firat ve Dicle'nin birlestigi su yollariyla onemli bir ticaret noktasinda bulunuyordu. Ortadogu'nun en onemli ticaret yollari da Bâbil'in yakininda kesisiyordu. Ancak tarihin bir cilvesi olarak, Hammurabi kendi adiyla anilan kanunnameleriyle taninirken, Mezopotamya'da bircok yerde kazi yapan arkeologlar, mahkeme kayitlarini da ihtiva eden civi yazisi tabletleri bulduklari halde, Hammurabi kanunlarindan hic bahsetmemekteler. Bâbil sehrinden ve Hammurabi doneminden, Firat nehrinin yataklarini devamli degistirmesi sebebiyle, pek bir kalinti kalmadi. O tarihteki cagdas kralliklarda oldugu gibi, Hammurabi'nin hanedanligi ortalama ucyuzyil surdu. Daha sonra sirasiyla Hititler, Kasitler, Elamiler ve Bâbil'de yasayanlarla akraba olan Asurlular bolgeye hakem oldular. Butun bu istilalar suresince, Bâbil kusatilip, tahrip ediliyor, tekrar îmar edildikten sonra bir baska istilaci kavim tarafindan yerle bir ediliyordu.

    Bâbil sehrinde, Istar, Ereskigal, Marduk (Baal) Nabu, Hadad ve Tammuz gibi putlara da tapiliyordu. Sehir M.O 16. yuzyildan itibaren bin yillik bir sure icinde cokus donemine girmisti. M.O 6. yuzyila dogru, tarihin unlu asma bahcelerinin ve Bâbil kulesinin ortaya ciktigi saniliyor. Antik donemde 612 tarihinde, adi Nabukadnezar olan bir Kaldeli kral, Ninova adli sehri bir daha yeniden kurulmayacak sekilde tahrip ediyordu. Ninova ile birlikte butun Asur devleti tarihten siliniyordu. Kendisinden sonra tahta gecen ve 43 yil devletin basinda kalan 2. Nabukadnezar, M.O 587 yilinda, Kudus'u yiktirdigi gibi, Yahudileri surgune gonderdi.

    Ancak Nabukadnezar bu icraati yaninda, Bâbil'i yeniden îmar ettirmesiyle de meshur. Unlu tarihci Herodot, bu tarihten yuzyil kadar sonra Bâbil icin, "yeryuzundeki en guzel sehir" ifadesini kullaniyordu. Dunyanin o donemde en onemli merkezlerini gezen birisi olan Herodot'un bu ifadesi sehrin onemini daha da arttiriyor. Nabukadnezar'in Bâbil sehri, arkeologlarin bilgilerine gore, 8,5 km karelik bir alani kaplarken, kesin olmasa da yine tarihcilere gore, sehirde yarim milyon insanin yasadigi aktariliyor. Her yukselisin bir zevali olur kaidesine bagli olarak, diger unlu sehir merkezleri gibi, "dunya fâhiselerinin ve igrencliklerinin anasi" olarak isimlendirilen Bâbil'in ve Allah'in insanlara bildirdigi yolun disina cikanlarin fecî sonu bu sehirde de ibret sahnesi halinde yasandi. Roma Pompei, Lut golu civari, Sodom, Gomore ve Bâbil en ileri derecede iskân edilirken, putperestligin her cesidi de tevhîdin yerini almaya calisiyordu. Bu duruma en iyi ornek bir zamanlarin Mekke'sindeki 360 put gibi, Bâbil'de de cesitli hayali ilah adina 53 ayri tapinak bulunuyordu. Bu tapinaklarin disinda Marduk adina kurulmus 55 kurban yeri mevcutken, diger cesitli putlar adina 1300 sunak vardi. Kur'ân-i Kerim'de aciklanan "Biz hicbir kavme bir uyarici (Peygamber) gondermedikce onlara azap etmeyiz" âyeti burada da tahakkuk ediyordu. Bâbil'in en gelistigi donemde dort ayri kalin duvarla dusmanlara karsi korundugu sehir surlari icinde de 24 ayri sokagin varligi biliniyor. Firat'in iki kiyisinda kurulan Bâbil, antik donemin ilk tas koprusune sahip sehir olma vasfini da kazaniyordu.

    Kendilerine gonderilen peygamberleri alaya alan, onceki vahsi ve insanlik disi hayatlarini surdurmekte israrli olan diger kavimler gibi Bâbil halki da Tevrat, Incil ve en son ilahî kaynak Kur'ân-i Kerim'de anlatilan putperest kavimler gibi, yerle bir olup tarihin karanliklarinda yok oluyorlardi.

    Arkeologlar acisindan enteresan olan nokta, antik donemin bu sehrinin butun ayrintilarinin fazlasiyla bilinmesiydi. Kazilardan cikarilan civi yazili kil tabletler, sehir hakkinda o kadar detayli bilgiler veriyordu ki arkeologlar, bu sehrin planini dahi cikarabildiler. Sehre kuzey istikametinden gelen ziyaretcilere Bâbil, butun mimarisiyle tesir ediyordu. Ziyaretcilerin bir kismini olusturan tuccar ve tapinak mudavimlerinin gozune ilk carpan bina, surlarin icinden yukselen Istar kapisiydi. Saddam'in ayni buyuklukte bir benzerini yaptirdigi Istar kapisi sehrin sekiz ana giris kapisindan birini teskil ediyordu. Sehrin sozde koruyucu ilahlari adina 575 adet boga ve ejderha tasvirleri, kapiyi boydan boya susluyordu. Alman arkeolog Robert Koldevey harabe halindeki Bâbil'in kalintilari icinde bozulmamis haldeki Istar kapisini ilk bulan kisiydi. Irak hukumeti bu kapinin kendilerine ait oldugunu aciklasa da, dunyanin diger tarihi merkezlerinden kacirilan antik eserler gibi, Istar kapisi da tas tas sokulerek, Berlin muzesine kacirildi. Bu kapi bugun gecmisin putperestlik karanligini hatirlatan sessiz sahitlerden biri olarak, Berlin muzesinde ziyaretcileri hayrete dusuruyor. Sehrin ikinci dikkat ceken binasi ise tarihte cok bilinen meshur Bâbil kulesiydi. Kule 91 m. yukseklikte oldugu gibi, Herodot'un anlattigina gore, sekiz katliydi. Aslinda bugunku arkeolojik bilgilere gore, kulenin yedi katli oldugu tesbit edilmistir. 1875'de bulunan bir civi yazisi tabletine gore. "Ziggurat" adi verilen bu kulenin butun olculeri biliniyor. Kulenin temel kismi 90x90 m boyutlarindaydi. Sehrin îmarinda kullanilan agac malzemenin Lubnan'dan getirilen sedir olmasi ayri bir ozellik. Binalarda kullanilan guneste pisirilmis tuglalarin, daha sonra cevredeki yerlesim merkezlerinde kullanildigi tesbit edilmis. Bâbil terkedildikten sonra milyonlarca kerpic civarda oturanlar tarafindan yeni kurulan evler ve binalar icin tasinmis. Bugun Bagdat sehrinde bile bu kerpiclerden bazilari tesbit edilmistir. Bir ara Persler'in hakimiyetine gecen Bâbil, daha sonra Buyuk Iskender'in Persleri nihai yenilgiye ugratmasiyla ikinci defa el degistiriyordu. Bâbil halki Iskender'i II. Nabukadnezar ilan ederken, sehrin yeni hakimi, o gune kadar dunyanin neredeyse yarisini ele gecirmis oldugu halde, Bâbil'de yakalandigi sitma hastaligindan oluyordu. Bu olaydan sonra sehrin gunleri sayiliydi. Halkin cogu diger sehirlere nakledilirken, Marduk kultu (Put) onemini kaybediyordu. Yunan cografyaci Strabon'a gore, Bâbil birinci asrin sonunda artik hic kimsenin yasamadigi terkedilmis bir sehirdi. Icinde yasayanlarin binbir turlu gunahi irtikap ettikleri Bâbil boylece tarihin karanliklarina gomulurken, Kur'ân-i Kerim'deki su âyetler tarihin bu karanlik cephesine yeni bir isik getiriyor: "Yeryuzunu gezin ve Allah'i inkar eden kâfirlerin âkibetinin ne oldugunu gorun, o sehirlerden geriye kalanlari, sizin gectiginiz yollar uzerindedir." Aslinda keske, her harabeye, yikilan her sehre bu gozle bakabilsek, gecmiste yasananlardan ibret alabilsek, bugun ayni hatalar belki de hic yasanmazdi. Oysa asrimizda oylesine bir hayat surdurenler var ki Bâbil veya Roma halki onlari gorse utanirlardi.
     

Sayfayı Paylaş