1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bırakmıyorlar

Konusu 'Çocuk Masalları' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 28 Nisan 2008 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.785
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    387 ÇTL
    BIRAKMIYORLAR

    Gül Dede o gün yine pek neşeliydi. Çocuklar onun çevresinde çember oluşturmuş dört gözle anlatacağı masalı bekliyorlardı. Gül Dede onlara baktı ve: "Bugün size farklı bir masal anlatacağım. Bu masalın ana fikrini söyleyene de güzel bir armağan vereceğim" dedi. Çocuklar o kadar sevinmişlerdi ki anlatamam. Hepsi bir taraftan Gül Dede'nin tatlı ve sevimli yüzüne bakıyorlar, bir taraftan da masalı dinliyorlardı. Gül Dede onların üzerinde bakışlarını gezdirdi ve masalını anlatmaya başladı: Bir zamanlar zengin bir bey varmış. Bir türlü ibadetlerinde titizlik göstermiyormuş. Bir gün yardımcısına: "Haydi bugün hamama gidelim. İç giysilerimizi hazırla" demiş. Yardımcısı: "Başüstüne efendim!" diyerek hazırlığa başlamış. Bir süre sonra yardımcısı hazırlığın tam olduğunu bildirmiş ve beraber düşmüşler yola. Giderken Bey ile yardımcısı bol bol sohbet etmişler. Sohbet arasında Bey, yardımcısına: "Bir türlü içinden namaz kılmak gelmediğini ve ibadete hiç ısınamadığını." söylemiş durmuş. Yardımcısı, dindar bir kişi olduğu için onu hoşgörüyle dinlemiş. Yardımcısı beyin iyi bir insan olduğunu biliyormuş. Ama onun namaz kılmaması ve ibadete soğuk bakması aklına yatmıyormuş. Ağaçlık yoldan yavaş yavaş yürümüşler. Günün öğleye yakın bir vaktinde hamama gelmişler. Ama bey bu ya, hamama girince işi iyice azıtmış. Sanki bütün günü orada geçirecekmiş gibi oyalanmış. Tellaklarla sohbet etmiş, göbek taşına uzanmış, terlemiş. Duş almış, göbek taşına oturmuş. Gün akşama ulaştığı hâlde o hâlâ hamam sefası yapmaktaymış. Yardımcısı yıkanmış paklanmış dışarda onu bekliyormuş. Bir ara içeri girip ona vaktin ilerlediğini haber vermeyi düşünmüş. Ama bu bir beydir. Onun eline bakmaktadır. "Ya kızıp işten kovarsa?" diye geçirmiş içinden. Sonunda. "Olsun, canıma tak etti. Bu kadar da bekletilmez ki insan!" deyip dalmış içeri. Bakmış ki bey hâlâ şarkılar ve türkülerle hamam içinde dolaşmakta, oradaki gençlerle sohbet etmektedir." Yardımcısını görünce ona 'Ne var, hayralo?' demiş. O: "Beyim vakit çok ilerledi eve geç kalacağız" diye söylemiş. Bey onun asıl derdini anlamış. Çünkü evde yapacakları bir işleri yokmuş. Onun canının sıkıldığını anlamış ve 'Beklemek seni sıktı herhalde' demiş. Yardımcı cevap vermeyip başını önüne eğmiş. Bey kısmı biraz zevkine düşkün olur. Yardımcısının bu halini hiç tınmamış. "Biraz daha bekle kirlerim tam çıkmadı. Tellaklar: 'Bizim de şerefimiz var. Biz seni böyle yarı kirli buradan salmayız Yoksa hamamın ve bizim ismimiz iki paralık olur. Bir daha bu hamama kimse gelmez.' diyorlar, beni bırakmıyorlar" demiş. Yardımcısı şaşıyormuş bu işe. Ama beyinin hamamda kalma isteğine bir kılıf uydurduğunu biliyormuş. Dışarda uzun müddet bekledikten sonra akşam olmuş vakit epey ilerlemiş ki biraz sonra bey türküler mırıldana mırıldana gelmiş. Yardımcı epey kızmış, ama bunu beye belli etmemiş. 'Ne o seni çok beklettim, canın sıkılmıştır herhalde. Haydi gidelim eve geç kalmayalım' demiş sonra da... Yardımcı bozuntuya vermeden. 'Yok canım niçin sıkılacağım. Eğer hamama gelmişsek kirlerimiz tam çıkmalı değil mi. O zaman hamama gelmenin ne manası olur?' demiş. Yolda giderlerken Yatsı ezanı okunmaya başlamış. Yardımcısı: "Beyim bana müsade et de Yatsı namazını kılayım, manevi kirlerimden bir arınayım sonra yola devam ederiz." demiş. Bey kendini uzun müddet beklemiş olan yardımcının biraz da gönlünü almak için: 'Haydi bakalım kıl da gel' demiş. Yardımcı camiye girmiş. Namazını kılmış. Namaz bittikten sonra cemaat dağılıp evlerine gitmiş. Ama bizim yardımcı dışarı çıkmıyormuş. Bir müddet bekledikten sonra beyin canı sıkılmış. Caminin penceresinden içeriye bakmış. Yardımcısı caminin içinde tek başına ellerini açmış dua dua yalvarmakta ve iki gözü iki çeşme ağlamaktaymış. Bunun üzerine Bey: "Bari biraz daha bekleyeyim." demiş. Belki duası biter de gideriz!' diye düşünmüş. Bir müddet daha beklemiş ama içerde dua ve yakarışlar devam etmekteymiş. Beyin iyice canı sıkılmış ve kapıyı açıp içeri girmiş. Yardımcısına: 'Ne o, hâlâ namazın bitmedi mi?' Yardımcı: "Beyim kirlerimden tam arınamadım, hâlâ manevi kirlerim var. Melekler bırakmıyorlar. 'Seni böyle yarı kirli bırakmayız, yoksa mescidimizin şerefi iki paralık olur. Seni ak pak şekilde buradan göndermek istiyoruz." diyorlar Onun için sen dışarda biraz daha bekle, ben ruhen yıkanıp, temizlenme işim bitince gelirim..." diye cevap vermiş. Gül Dede masalı bitirdiği hâlde çocuklar hâlâ masalın tesiriyle ona bakıyorlardı. “Eee söyleyin bakalım.” dedi Gül Dede "Bu masalın ana fikri nedir?" Biri parmak kaldırdı çocuklardan ve şöyle dedi: “Bu masalın ana fikri, 'Sabrın önemi' olarak özetlenebilir. Gül Dede: "Olmadı, dedi. Burada sabır konusu var, ama anafikir olarak sunulmamış. "Başka söyleyecek var mı?" dedi sonra da. Bir çocuk daha parmak kaldırıdı ve: "Bu konunun ana fikri 'maddi temizliğin önemidir." dedi. Gül Dede: "Bu da konu ile ilgili ama sadece bir yönüyle" dedi. Bir çocuk daha parmak kaldırdı sonra. Gül Dede, masalı sonuna kadar dikkatle dinleyen, uysallığıyla dikkati çeken bu çocuğa: "Sen söyle bakalım." dedi. Çocuk ayağa kalktı ve: "Buradaki ana fikir, herkesin birbirine saygısı olması gerektiğidir. Bu bey de olsa, paşa da olsa böyledir. Başkalarını zevklerimiz için hiçe saymamalıyız, onları üzmemeliyiz." dedi. Gül Dede ona baktı ve evet, dedi bu söylenenlerin içinde doğruya en yakın cevap bu. Ama asıl ana fikir hâlâ söylenmedi" dedi. Bunun üzerine bir başka çocuk kalktı ayağa ve: "Gül Dede bence buradaki ana fikir, maddi kirler kadar manevi kirlerden arınmanın da önemli olduğudur." Gül Dede "Bravo!" dedi ve çocuğu alnından öptü... Sonra da: "Bu arkadaşınızın fikri doğrudur. Bunu birinci kabul ediyorum." dedi ve ilave etti: "Bizler ibadetlerimizle, dualarımızla, tevbelerimizle manevi kirlerimizden arınırız. Bunu yapmak, sabun ile vücudumuzu yıkamak kadar önemlidir." Bunları söyledikten sonra Gül Dede: "Şimdi gelelim armağana..." dedi ve cebinden çıkardığı bir altını birinci gelen çocuğa uzattı ve onu tekrar tekrar alnından öpüp bağrına bastı. Diğerleri kıskanmasınlar diye de onlara çeyrek altın dağıttı. Hepsi çok neşeliydi çocukların. Evlerine giderken çocukların hemen hemen hepsi günahın kir olduğu ve onu ancak dua ve tevbe ile temizleneceği konusunu düşünüyorlardı. Konunun etkisiyle çoğu gece namaz kıldılar ve bol bol Allah'a dua edip, günahları için af dilediler.
     

Sayfayı Paylaş