1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bitkilerin Anavatanı

Konusu 'Bitkiler' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 7 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.415
    Beğenileri:
    7.324
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.714 ÇTL
    Bitkilerin Anavatanı

    A. Nedim Nazlıcan
    Sofralarımıza misafir olan gıda ürünleriyle öylesine içli dışlı olmuşuzdur ki; sanki insanlık tarihi var olalı beri hepsi birer mutfak demirbaşıymış diye düşünürüz çoğu kere. Pek çok insan bilmez ki, bugün market rafları ya da pazarcı tablalarına elimizi uzatarak kolayca sahiplendiğimiz bitkisel ürünlerin büyük bir kısmını görememiş, tadamamış nice şanssız kuşak vardı geçmişte.

    Atalarımızın yüzyıllar boyu birkaç basit gıda ürününe mahkum kaldığını öğrenmek, şükretmeyi unutan kuşaklar için fazla bir önem taşımasa da, geçmişe meraklı insanlar için epeyce duygulandırıcı bir konu olsa gerek. Havva ananın verdiği yasak elmayı yedi diye cennetten kovulan Adem babamızın hikayesi elmanın ne kadar eski bir meyve olduğunu ispatlar belki ama her bitki o kadar uzun boylu bir tarihi birikime sahip değildir şüphesiz. Daha dün denilebilecek yakınlıkta piyasalara düşmüşleri de vardır mutlaka. İşte bu yazı; eskisi veya yenisiyle, yaşam kaynaklarımız olan bitkilerin Anadolu'daki varoluş ve yayılış macerasının bir özeti olacaktır.

    Dünya'nın oluşumuyla ilgilenen bilim adamlarının iddialarına göre; yerkürenin meydana gelişi 5 milyar yıl, hava ve suya kavuşarak üzerinde yaşanılacak hale gelişi ise 4 milyar yıl önceye denk gelmektedir. İlk insanın türeyişi 14 milyon yıl öncesine giderken, bugünkü gelişmiş insan ırkı ise 50 bin yıllık bir tarihe dayanmaktaymış. Ateşi bulan insanoğlunun, etin lezzetini arttırdıktan sonra yeni tatlar arama ve beslenme adına, belki hayvanları da taklit ederek bitkiler dünyasına adım atışı, oldukça uzun zamanlar öncesine dayanmaktaysa da; yerleşik hayata geçmeleri ve hayvanları ehlileştirip, bitkileri kültüre alma çabaları çok daha yeni bir döneme, ancak binlerle ifade edilen kısa bir zaman dilimine denk düşüyor.

    Arkeolojik araştırmalarda elde edilen verilere göre; tarımsal faaliyetlerin geçmişi, günümüzden 10 bin yıl öncesine kadar uzanmakta. Fırat ve Dicle havzasındaki bereketli topraklar, ilk çiftçilik uğraşısının başladığı yerlerdir. Avcılıkla geçinen ilk insanlardan bu yana, zaman içerisinde çeşitlenen beslenme biçimlerine bitkiler de katılınca, tahıllardan sebze ve meyvelere uzanan bir bitki zenginliği insanoğlunun kullanımına açılmış olur. Artan nüfus ve doğadaki değişiklikler de yerleşik tarıma geçişi hızlandıran zorunluluklar olmuş olabilir.

    Anadolu' nun değişik bölgelerinde bulunan oldukça eski yerleşim yeri kalıntılarından elde edilen bulgular, günümüze kadar bozulmadan gelen birçok bitki tohumunun varlığından, yöre insanlarının tarımsal faaliyetlerini ve beslenme biçimlerini bizlere aktaran deliller olmaktadır. Örneğin; Güneydoğu Anadolu' daki Çayönü kalıntılarında, bazı yabani buğday formlarına ait tohum örneklerine rastlanmıştır. İlk kültüre alınan bitki grubu olan tahıllar için de Anadolu bir gen merkezidir zaten. Başlangıçta taneler çiğ olarak yenir ya da hamur haline getirilen tahıllar, kızgın taşların üstünde pişirilerek ekmek yapılırmış. M.Ö: 35004000 yıllarında Mısır ve İsviçre'de ekmek yapımının bilindiğine dair kabartma duvar resimleri bulunmuştur.

    Yabancı araştırmacıların da fikir birliği içinde oldukları üzere; buğday, arpa, yonca, soğan, sarımsak, üzüm, lahana, havuç, bezelye ve armut gibi bitkilerin anavatanı gerçekten de Anadolu' dur. Kıymetini bir türlü bilemesek ve hakkını tam anlamıyla veremesek bile, koca yerküre üzerinde yaşamaya uygun böylesine zenginliklerle dolu bir toprak parçası da çok fazla sayıda değil belki. Büyük bir kısmını kesip yakarak yok ettiğimiz ormanlarımızın azalışına rağmen; Amerika, Afrika ve Avustralya kıtaları gibi çok büyük yüzölçümlerine sahip kara parçalarıyla kıyaslanabilecek zenginlikteki bitki çeşitliliğine sahip bir coğrafyada yaşadığımızın daha fazla bilincine varmamız gerekiyor aslında.

    Ülkemizin ayrıca, tüm Avrupa kıtası toplamı kadar bitki türüne ev sahipliği yaptığını ve sadece bir ülkeye ya da bir bölgeye has türler anlamında kullanılan endemik bitki türleri bakımından da Avrupa kıtası toplamından daha fazla ( yaklaşık 3 000 tür ) bitki türüne sahip olduğunu bilmek elimizin altındaki toprakların değerini daha iyi anlatmaktadır.

    Tarımsal faaliyetlere girişen insanoğlu, öncelikle sığır, köpek ve koyunu evcilleştirmiş, aynı dönemde buğday, arpa, pamuk ve mısır gibi ürünleri yabani hayattan kurtarıp düzenli biçimde ekerek kültüre almıştır. Yerküre üzerinde doğal olarak yetişen yüz binlerce bitki türünden 3 bin kadarı insanlarca tercih edilmiş ve bunlardan da ancak 150 bitki türü yoğun olarak ekilip biçilmiştir.

    Önemli bitki türlerinin ülkemize giriş dönemleri ve yayılışlarıyla ilgili kısa bir araştırma yapıldığında, insanı şaşırtan gerçeklerle karşılaşmak mümkün. Tahmin edilebileceği gibi, tahıllar insanoğlunun ilk göz ağrısı bitki türleri olmuş. Ülkemize ait ilk istatistiklerde de bu durum açıkça görülmektedir. 1927 yılı rakamlarına göre; 4.3 milyon hektarlık ekim alanlarımızın % 90'ı tahıllardan oluşmaktaydı.

    Tahıllar içinde de başı arpa çekmiş. Anadolu'nun en eski kültür bitkisi olan arpa, Ön Asya, Mısır ve Türkmenistan için de oldukça eski bir tarihi geçmişe sahiptir. Sonra buğday kültüre alınmış ve besinlerin kralı olarak ekmek üretiminde kullanılmaya başlandığından bu yana da tacını ve önemini hiçbir ürüne terk etmemiştir. Bugün için bile, vazgeçilmezler listesinin ilk sırasında yer alan buğday bitkisinin Anadolu, Suriye ve İran'ı içine alan bölgede ilk kez ortaya çıktığı, Anadolu' nun doğusunda doğal olarak yetişen bir çok yabani buğday formlarının tespit edilişi, bu coğrafyanın buğdayın gen merkezi olduğuna dair kesin bir delil oluşturmaktadır. Bölgedeki arkeolojik kazılarda, M.Ö: 40005000 yıllarına ait olduğu belirtilen buğday tanesi kalıntılarına rastlanılması, buğday tarımının geçmişi hakkında iyi bir fikir vermektedir. 1927 yılı tarım sayımında 2.2 milyon hektarlık ekim alanından 1.3 milyon ton buğday üretildiği belirlenmişken, günümüzde 9 milyon hektarı aşan bir ekim alanından 1820 milyon tonluk üretim söz konusudur.

    Yulaf nispeten yeni bir üründür. Günümüzden 2500 yıl öncesine kadar gider tarihçesi ve anavatanı yine Anadolu' dur. Çavdar' ın anavatanı da Anadolu ve Orta Asya' dır. 2000 yıl önce kültüre alındığı sanılan çavdarın Avrupa'ya yayılışı da topraklarımız üzerinden olmuştur. Bütün bu tarihi gerçekler de göstermektedir ki; öyle batılılar gibi ekmeğe uzaktan bakar gibi durmak yerine, bir oturuşta yarım ekmeği mideye indirme alışkanlığımızın temelinde, memleketlimiz olan tahıllara duyduğumuz tarihi bağların büyük etkisi var olsa gerek.

    Mısır yeni Dünya'ya ait bir ürün. Meksika ve Orta Amerika'da günümüzden 45 bin yıl öncesinde ortaya çıktığı ve 1492'de Amerika'nın keşfinden sonra da diğer kıtalara yayıldığı bilinmektedir. Aynı dönemde, ülkemize de Mısır üzerinden girdiği için, bu ülkenin adını alarak tanınmıştır. Dünyanın en fazla ekilen 34 bitkisinden birisi olan mısırın insan ve özellikle hayvan beslenmesindeki önemi nedeniyle, ülkemizde de son yıllarda giderek artan bir üretimi söz konusudur. 1927'deki 130 bin tonluk üretime karşılık, bugün 2.3 milyon tonluk üretim seviyesine ulaşılmıştır.

    Tanelerini pirinç adıyla tanıdığımız çeltik bitkisi ise, M.Ö: 3000 yıllarından beri Hindistan ve Çin'de yetiştirilen, bizdeki buğdayın ağırlığı gibi, o ülke insanlarının ana besin kaynağını oluşturan bir üründür. Ülkemize girişinin 5 asır kadar önce, Suriye ve İran üzerinden olduğu ileri sürülmektedir.

    Yemeklik tane baklagillerden fasulyenin anavatanı Güney Amerika olup, ülkemize girişi 200 yıllık bir tarihi geçmişe sahiptir. Nohut bitkisinin gen merkezi Güney batı Asya ve Akdeniz bölgeleridir. Ülkemizin de içinde bulunduğu bu yörelerde, M.Ö: 3000 yıllarına ait kalıntılarda bile nohut tanelerine rastlanılması, tarımının eskiliğine kanıt oluşturmaktadır. Mercimek ise; M.Ö: 70008000 yıllarına kadar uzanan izlerden anlaşıldığı üzere, ilk olarak Ortadoğu'da ve Anadolu'da kültüre alınmıştır.

    Susam Orta Afrika'dan dünyaya yayılmış olup, 2500 yıllık bir tarımı söz konusudur. Anadolu'da da çok eski tarihlerden beri ekilip, ticareti yapılmaktadır. Yerfıstığının anavatanı Güney Amerika'dır. Peru ve Brezilya'da pek çok yabani formlarına rastlanmıştır. Ülkemizdeki tarımının ancak bir asırlık bir geçmişe dayandığı bilinmektedir. 5 bin yıldan beri Çin'de tarımı yapılan soyanın ülkemize girişi de 1. Dünya savaşı yıllarına denk düşmektedir.

    Ayçiçeğinin anavatanı da yine Peru ve Meksika gibi Güney Amerika ülkeleri. 1600'lerde Avrupa' ya yayılmış, ülkemize ise Balkanlı göçmenlerce 1920'li yıllarda getirilmiştir. Trakya bölgemizde yoğun olarak tarımı yapılmaktadır.

    Pamuk, anavatanı Orta Amerika olan ve tarihin çok eski devirlerinden beri tarımı yapılan bir bitki. Oradan Mısır'a ve ülkemize getirilmiş. Özellikle, Ege ve Çukurova'da yaygın olarak tarımı yapılır olmuş. Öyle ki, 1830'lardan bu yana Çukurova bereketli toprakları üzerindeki pamuk tarımıyla anılır olmuş ve ekonomik yapıyı büyük oranda pamuk üretimi ve ticareti şekillendirmiştir.

    Patates, yine bir Amerika kıtası orijinli bitki. İspanyol ve Portekiz denizciler tarafından 16. yüzyılda Avrupa' ya getirilmiş, ülkemizde tanınıp tüketilmesi de topu topu 120130 yıllık bir geçmişe sahip. Tropik bölgelerde yetişen şeker kamışından çok sonra ılıman bölgelerde ortaya çıkan ve en fazla Avrupa'da ekilen şeker pancarının yaygın biçimde ekilişi de son iki asır içinde olmuş. Ülkemize ilk kez 1906'da girdiği ileri sürülen pancarın, Uşak şeker fabrikasının 1926'da kurulmasından sonra da devlet eliyle tarımının desteklenerek yaygınlaştırıldığı bilinmektedir.

    Meyve ve sebzelere gelince; Çin' den dünyaya yayılan çayın ülkemizde tarımının yapılışının bir asırdan az bir geçmişi vardır. Üstelik, eski meslektaşlarımızdan rahmetli Zihni Derin'in kişisel gayretleri ve devletin yoğun desteğiyle ancak 1940'lardan sonra Doğu Karadeniz'de yaygınlık kazanabilmiştir. 14. yüzyıl civarında İran'dan ülkemize getirildiği sanılan fındık bitkisi, Karadeniz bölgesinin en önemli ürünü olarak yaygınlık kazanmış ve bugün için Dünya üretiminin % 7580'ini tek başına karşılar duruma gelmiştir.

    İncirin anavatanı Akdeniz ve Ön Asya'dır. Dünya üretiminin % 60'ını karşılayan ülkemiz, bu ürünün binlerce yıl öncesine giden tarihiyle gen merkezi durumundadır. Antepfıstığı, İran ve Anadolu'nun; bugün tüm Akdeniz bölgesi ülkelerinin hakim bitkisi olan zeytin ise, Güney Anadolu ve Suriye'nin doğal bitkileridir. Tarihi geçmişi de ilk kültüre alınan bitkiler kadar eskidir.

    Portakal, mandalina ve limon gibi turunçgil bitkilerin anavatanı Çin ve diğer uzakdoğu ülkeleridir. Oradan Hindistan yoluyla Akdeniz ülkelerine ve yenidünyaya yayılmış. Ülkemize girişleri kesin olarak belirlenemese de, 1930'lardan sonra tarımlarının yoğunluk kazandıkları belirtilmektedir.

    Üzümün anavatanı da Anadolu'dur. M.Ö.: 4000 yıllarına kadar uzanan geçmişiyle ilgili olarak, Anadolu'nun pek çok yöresindeki kabartma duvar resimlerinde üzüm salkımlarının yer alışı, bu ürünün tarihi hakkında aydınlatıcı bilgiler vermektedir.

    Elma, armut ve kavun Anadolu orijinli meyvelerdir. Sebzelerin bir çoğu ise Çin, Hindistan ve Amerika kaynaklıdır. Örneğin; bugün sofralarımızın en vazgeçilmez ürünü olan domates, Çukurova gibi tarımın en önemli merkezlerinden birisine bile ancak 1859 yılında girmiş ve tarımına da daha sonraki yıllarda geçilmiş.

    Bugün dünyada üretilen 140 civarındaki meyveden 75 kadar türün ülkemizde de başarıyla üretiliyor oluşu, ekolojimizin uygunluğunu göstermektedir. Son yıllarda da Kivi ve avakado gibi meyvelerin üretimi yaygınlık kazanmaya başlamıştır.

    Bu yazıda özetlenen, bitkilerin tarihi gelişimleriyle ilgili satırların okuyanlara, geçmiş kuşakların beslenme kültürleriyle ilgili bilgiler vermesi amaçlanmıştır. Belki, yılın on iki ayında da aynı ucuzlukta ve kalitede bulamamaktan dolayı mızmızlandığımız sebze ve meyveleri, tarih boyunca milyarlarca insanın tatma şerefine ulaşamadığını düşünerek, biraz halimize şükrederiz ve tarımla uğraşanların ne derece yararlı işler yapmış olduklarını hatırlarız diye düşünüyorum.

    SEBZELER VE MEYVELERİN VE İNSANIN GÖÇÜ

    DÜNYADA meyveler üç şekilde insan gıdası oldu; yabani türler doğadan toplanarak, doğa ve insanın yavaşça ıslah ettiği yerli türler kültüre alınarak ve neolitik çağdan günümüze kadar birbirini izleyen sömürge ve göçlerle taşınan türler geliştirilerek.

    Kırsal nüfusun yoğun olduğu tropikal ülkelerde veya kışı büyük meyvelerin gelişimine uygun olmayacak kadar sert geçiren ülkelerde, meyveler yabani ortamlarından toplanırken; ıslah edilen yerli türlerin kültüre alınması Akdeniz ülkelerinde meyveciliğin yoğun olarak yapılmasına olanak verdi: İspanya’daki zeytinlikler ve keçiboynuzu ağaçları; Yunanistan ve Türkiye’de fıstık, fındık, badem ve incir ağaçları; Balkanlar’daki kestane ağaçları için olduğu gibi.

    Meyve ağaçları, kökleri sayesinde yaz kuraklıklarına dayanıklı olduğundan bin yıllar boyunca en eski medeniyetlerin gelişmesine olanak sağladı.

    Meyvelerin beşiği olarak beş bölge

    Meyveler insanla taşındı ve dünyaya yayıldı. Bitkibilimcilere göre dünyada meyvelerin anavatanı başlıca beş bölge var; Karadeniz ve Hazar Denizi arasında Kafkas Dağları, Hindistan ve Pakistan arasında Kaşmir Dağı etekleri, Endonezya, Orta Amerika ve Çin’in değişik bölgeleri.

    Kuşkusuz buzul çağında gelişen doğal koşullar bu ortamı sağladı. Avrupa meyve açısından fakirdi: orman çilekleri, erikleri ve böğürtlen türleri vardı. İri çilekler ise Şili ve Kuzey Virginia kökenlidir.

    Şeftali ve kayısı Orta Asya’da kültüre alındı. Romalılar şeftaliyi 1. yüzyılda İran’dan getirdiler; Araplar kayısı ağacı ile 8. yüzyılda Ermenistan’da karşılaştılar.

    Kirazlar Avrupalı, vişne Anadolu kökenlidir. İlk olarak Orta Asya’da kültüre alınmış olan armut ve elma ağaçlarını Avrupa’ya İskender İran’dan getirdi. Üzüm kıtaların birbirinden ayrılmasından önce ortaya çıkmıştı. Kuzey yarımkürede tersiyer dönemde üzüm vardı.

    Anadolu ve Avrupa üzümleri Kafkaslar ve Hazar taraflarından; Asya üzümleri ise Uzakdoğu Rusya ve Çin sınırındaki Amur Nehri vadisinden gelmiştir. Kolomb (Cristóbal Colón) geldiğinde Amerika kıtasında da yabani bağlar vardı. Ayva ağacı İran ve Türkmenistan; incir ağacı Anadolu ve Irak; ceviz ağacı Çin’in güneybatı dağları; fındık ağacı Balkanlar ve Hazar kıyıları kökenlidir. (J.M. Pelt, 1998)

    Meyvelerin göçü insanı izledi

    Bugünün önemli meyve türleri tarih öncesi çağlardan itibaren insan göçleriyle taşındı. Neolitik çağda, milattan on bin ila üç bin yıl önce, pek çok türün Mezopotamya’da Verimli Hilal’de ve subtropikal ve Çin’in tropikal kuşağında olduğunu biliyoruz.

    Mezopotamya’nın pek çok meyve türü, MÖ 20. yüzyılda Mısır’a, MÖ 10. yüzyıla gelmeden de Yahudi göçleri ile Akdeniz’in doğu kıyılarına ulaşmıştı. Mısır bunları MÖ 1600’lere doğru, Kafkas asıllı türleri daha önce tanımış olan Yunanlılara yaydı.

    Eski Yunan’da MÖ 4500’lere doğru, yabani bağ ve zeytinlikler bu türlerin kültür alanlarına dönüştüler. Badem, incir ve fıstık ağaçları ve meşeler de buralarda bronz çağında üretilmeye başlandı.

    MÖ 10. yüzyıldan önce Yunanlılar ağaç aşılamayı biliyorlardı. MÖ 11. ve 6. yüzyıllar arasında Fenikeliler bağları, zeytinlikleri ve incir bahçelerini Batı Akdeniz’e yaydılar. Bu türler kuşkusuz yabani olarak zaten buralarda vardı.

    MÖ 6. yüzyılın sonlarında Büyük İskender İran’dan Eski Yunan’a ağaçkavununu (yetiştirilen ilk turunçgil) ve başka bazı türler taşıdı.

    MS ilk yüzyıl içinde, Roma İtalyası meyveliklerle kaplanır ve Lejyon askerleri meyveleri Galya ve İspanya’ya doğru yayarlar.

    Roma Devleti’nin yıkılması ile, Avrupa’daki meyve yetiştiriciliği önemli ölçüde gerilemiştir. Türler ve yetiştiriciliğe ilişkin bilgiler ancak manastırlarda devam eder.

    MS 6. yüzyılda, Etiyopya’ya Endonezya’dan muz gelir ve 1000 yıl içinde tüm Afrika’nın tropikal kuşağında yayılır. Muz, aynı zamanda İspanyolların gelişiyle birlikte Amerika’nın Pasifik kıyılarında da görülür.

    12. ve 13. yüzyıllarda, Haçlılar Filistin’den Avrupa’ya limon da dahil bazı meyveler getirir. Ancak özellikle 9. ve 15. yüzyıllar arasında Araplar turunçgilleri (limon, ağaçkavunu vb.), kayısı ve şeftaliyi Avrupa’ya taşıyarak sulamalı meyveciliğin başlamasına sebep olurlar.

    Batıda, Ortaçağ süresince zehirli olduklarından kuşkulanılan taze meyvelerin yer edinmeye başlaması aydınlanma çağını bulur.

    15. ve 16. yüzyıllarda İspanyollar, Portekizliler ve İngilizler Avrupa meyvelerini Amerika’ya götürür, buradan da avokado, ananas, büyük meyveli çilekleri getirirler.

    Kristof Kolomb Haiti’ye ilk portakal ağacını 1493’te dikmiştir.

    Hollandalılar ve Portekizliler Asya’nın portakal, greyfurt, mandalinasını ve Afrika’nın (aslında Endonezya’dan gelmiş olan) muzunu ülkelerinde bahçe ve seralarda yetiştirmeye başlarlar. Böylece, 1600’lı yıllara doğru bugün bildiğimiz meyve türlerinin pek çoğu Avrupa, Asya ve Amerika’ya yerleşmişti. Ancak tüketimleri hâlâ çok sınırlı idi. 16. yüzyıldan itibaren Kuzey Afrika, Asya ve Amerika’dan Avrupa’ya getirilen türler önce hükümdarları baştan çıkarmıştı. Meyve bahçeleri ve limonluklar soyluların tabaklarını süslemek için şatoların etrafını sardı.

    1688 yılında, Versailles Sarayı’nın meyveliklerinde elma, armut, şeftali, kiraz, erik, kayısı, üzüm, incir, çilek, frenküzümü, ahududu, kavun ve portakalın yetiştirildiğini biliyoruz.

    Ancak bu lüks meyvecilik kırsal kesimde pek yayılmadı.

    Şehirlerin etrafında, çoğunlukla en az don olan yamaçlarda gelişti. Köylü, kendi tüketimi için Atlas okyanusu kıyılarında şaraplık elma, dağlarda kestane, Akdeniz’de keçiboynuzu, zeytin ve badem üretiyordu.

    19. yüzyılda Avrupa’da demiryolu ağının kurulması, en uygun toprak ve iklim koşullarında, öncelikle nehir kıyılarında meyveciliğin yayılmasına yardımcı oldu.

    20. yüzyılda geniş sulama programları Akdeniz ikliminde veya subtropikal iklimlerde meyve yetiştiriciliğinde patlama etkisi yarattı.

    Önce İtalya, Kaliforniya ve Florida’da; sonra İsrail, Fransa ve İspanya’da ve daha sonra Yunanistan, Türkiye, Kuzey ve Güney Afrika ve Güney Amerika’da meyvecilik gelişti.

    Çağımızın meyveciliği

    1920’den itibaren ilk olarak İtalya meyve üretimini modernleştirdi ve ihracatını geliştirdi.

    İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’nın güneyinde, İspanya’da, İsrail’de, daha sonra Yunanistan ve Türkiye’de, Fas’ta sulamanın gelişmesi Akdeniz meyveciliğini körükledi ve birkaç on yıl içinde toplam üretimin dört katına çıkmasını sağladı.

    Bununla birlikte, Avrupa’da Ortak Pazar güneyden kuzeye meyve akışını kolaylaştırdığından, kuzeydeki meyveciliği geriletti.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde meyve üretimindeki artış Florida ve Kaliforniya’da başladı. 1950’de Amerika diğer ülkelere göre teknik olarak ileri idi ve yerli ürünlerini olduğu kadar seçilmiş varyeteleri de ihraç edebiliyordu; Golden elma, sarı şeftali, erik ve vaşington portakalı gibi.

    20. yüzyılın sonunda Asya’nın ılıman iklim kuşağı türleri Avrupa’ya geç de olsa girişlerini yaptı:

    Örneğin kivi, Çin kökenli olup Yeni Zelanda’da 1910’lardan beri üretilmekteydi.

    Böylece, tüm tarih boyunca meyveye ilişkin gelişmeler ile ekonomik ve nüfusa değin gelişmeler arasındaki ilişkiler paralel devam etmiştir. Yazıyı bitkibilimci Jean Marie-Pelt’in bir sözüyle bitirelim: “Bitkilerin ve insanların varoluşu tek ve aslında aynı şeyin değişik yüzleridir: Yaşamın”.

    MEYVE SEBZE VE ÖZELLİKLERİ

    enginar

    anavatanı batı akdeniz olan enginarın, binlerce yıl öncesinden tüketildiği yunan ve roma arşivlerinde bulunmuştur. bugün avrupa’da tüketilen enginarın büyük kısmı akdeniz çevresinde yetişmektedir. enginarın aslı, olgunlaşmamış tomurcuktur. tomurcuğun büyüklüğü sapının kalınlığına bağlıdır.

    - c vitamini ve lif açısından zengindir.
    - folat içerir.

    pancar

    pancar binlerce yıl öncesine ait bir kültür bitkisidir. antik yunan medeniyetinde çok değerli olan pancar, yunan efsanesine göre apollo’ya gümüş tabakta sunulmuştur. bugün dünyanın birçok bölgesinde yetişen pancar, yılın her döneminde bulunabilir. yenmeyen farklı bir pancar türüyle dünyadaki şeker üretiminin üçte biri karşılanmaktadır.

    - yüksek oranda folat içerir.
    - a vitamini (bate karoten) ve c vitamini açısından zengindir.
    - riboflavin ve magnezyum kaynağıdır.

    brokoli

    brokolinin geçmişi, roma imparatorluğu zamanında yabani lahanadan üretilmesine dayanır. brokoli, bitkinin çiçeklenmek üzere olan tomurcuklarıdır. brokoli seçerken küçük tomurcuklu ve mavi, yeşil renkte olanları tercih edilmelidir.

    - a vitamini (bate karoten) ve c vitamini açısından zengindir.
    - kanser riskini azaltan fitokimyasallar içerir.

    havuç

    dünyada renklerine ve çok değişken ebatlarına göre birçok çeşidi bulunmaktadır.
    ilk kez afganistan’da kültürü yapılan beyaz, pembe ve sarı renkteki havuç, daha sonra akdeniz bölgesine getirilmiştir. pancarla beraber, diğer sebzeler arasında en çok şeker içeren besindir.

    - a vitamini (karotenler) açısından zengindir.
    - kanser riskini azaltan fitokimyasallar içerir.
    - yüksek oranda lif içerir.

    domates

    domates aslında bir meyve çeşidi olsa da, yemeklerde sebze olarak hazırlanıp tüketilmektedir. anavatanı meksika olan domates, yeni dünyanın keşfinden sonra avrupa’ya gelmiştir. patlıcan familyasından diğer bitkiler gibi zehirli olduğu düşünüldüğü için 19. yüzyıla kadar çiğ olarak tüketilmemiştir.

    - c vitamini açısından zengindir.
    - yüksek oranda a vitamini (karotenler) içerir.
    - antioksidan bir madde olan likopen içerir.

    ıspanak

    ispanağın anavatanı güney batı asya ve batı himalayalar’dır. ilk kez persliler tarafından kültürü yapılıp, 7. yüzyılda çin’e, 9. yüzyılda da ispanya’ya araplar tarafından götürülmüştür. ispanyollar tarafından ıspanağa bugünkü adı verilmiştir. bugün dünyanın birçok bölgesinde yetiştirilip tüketilmektedir.

    - çiğ ıspanak zengin a vitamini (beta-karoten), c vitamini ve folat kaynağıdır.
    - pişmiş ıspanak ekstradan b6 vitamini, kalsiyum, demir ve magnezyum da içerir.

    zencefil

    tropik asya bitkisi olan zencefil, baharatımsı aromatik kökleri için yetiştirilmektedir. birkaç yüz çeşidi bulunmaktadır. eski çağlardan beri kültürü yapılmış bir bitkidir. eski hindistan’da zencefilin ruhu temizlediğine inanılırdı. besinleri koruyucu madde olarak da kullanılan zencefil, yunanlılar ve romalılar tarafından sindirime yardımcı ilaç olarak yenmiştir.

    - potasyum içermektedir.

    maydanoz

    30’dan fazla çeşidi bulunan maydanozun anavatanının güney avrupa ve akdeniz bölgesi olduğu düşünülmektedir. m.ö. 320 tarihinden bu yana kültürü yapılmış bir bitkidir. tarihte çeşitli medeniyetler için farklı anlam ve öneme sahip olan ve kalp, göğüs ağrıları, epilepsi gibi çeşitli rahatsızlıklar için kullanılan maydanoz, günümüzde yemeklerde genelde garnitür ve süs olarak kullanılmaktadır.

    - c vitamini içermektedir.

    turp

    kök sebze olan turpun değişen renk ve biçimlerine göre çok sayıda çeşidi bulunmaktadır. anavatanı avrupa ve orta asya’dır. hala yabani olarak açık alanlarda yetiştiğine rastlanabilir. orta doğu’da 4000 yıl önce kültürü yapılmıştır. hemen her çeşit toprakta yetişmesi ve hasattan sonra çok uzun dayanabilmesi açısından turp yetiştiriciliği çok ekonomik ve kolaydır.

    - zengin c vitamini kaynağıdır.
    - potasyum içerir.

    balkabağı

    sebze olarak bilinse de botanik tanıma göre kavun ve salatalıkla aynı aileden bir meyve çeşididir. sarıdan koyu turuncuya kadar değişen farklı çeşitleri bulunmaktadır. anavatanı meksika ve orta amerika olan balkabağı, m.ö. 8000 yıl öncesinden yerliler tarfından tüketilmekteydi. fakat balkabağının kendisi çok cazip gelmediğinden sadece çekirdekleri yenirdi. kültürünün ise m.ö. 3400 civarlarında yapıldığı sanılmaktadır.

    - a vitamini (bate karoten) açısından zengindir.
    - yüksek oranda potasyum, lif ve c vitamini içerir.

    mısır

    aslı tahıl olan mısırın birçok çeşidi arasından sadece tatlı mısır, sebze ve çiğ olarak tüketilmektedir. tarihçiler anavatanı amerika kıtası olan mısırın, meksika’da hala yetişen yabani bir tahıl çeşidinden türediğine inanmaktadır. mısırın kolay yenebilir ve sulu olabilmesi için olgunlaşmadan önce toplanması gerekir.

    - lif, c vitamini ve folat kaynağıdır.

    karnabahar

    karnabahar bitkinin tam oluşmamış çiçek kısmıdır. büyürken çevresi, güneşten koruyan ve renginin bozulmasını önleyen kalın yeşil yapraklarla sarılıdır. anavatanı akdeniz ve küçük asya olan karnabahar 2000 yıllık kültür bitkisidir. yetiştiği bölgelerde serin iklim, verimli toprak ve nem ister.

    - zengin c vitamini kaynağıdır.
    - kanser önleyici fitokimyasallar içerir.

    lahana

    yeşilden mora kadar değişen renkleriyle yüzlerce çeşidi bulunan lahana toprağa yakın yetişen bir bitkidir. m.ö. 600’lü yıllarda yunan literatüründe rastlanan ve tüketilen lahana bugünkünden daha seyrek yapraklıydı. bildiğimiz lahana çeşidi ise orta çağda avrupalılar tarafından yetiştirilmeye başlandı. kolay yetiştirildiği ve uzun süre saklanabildiği için çok ekonomik bir sebzedir.

    - zengin c vitamini kaynağıdır.
    - kanser önleyici bir fitokimyasal olan indoles içerir.

    mantar

    arkeolojik bulgular insanoğlunun binlerce yıldır mantar yediğini göstermektedir. binlerce çeşidi bulunan mantarı, tarihte ilk kültür sebzesi olarak yetiştirenler ise yunanlılar ve romalılar olmuştur. bugün bütün kıtalarda mantar yetiştirilmektedir. daha önceden bilindiğinin aksine, mantar yetiştirmek için karanlık ortam gerekmez. önemli olan unsurlar sabit ısı, iyi gübre and uygun sanitasyon’dur.

    - pişmiş mantar çok iyi bir niacin ve riboflavin kaynağıdır.
    - potasyum içerir.

    patlıcan

    sebze olarak bilinse de botanik tanıma göre domates ve biberle aynı familyadan olan bir meyvedir. anavatanı hindistan’da 4000 yıl önce kültürü yapıldığı sanılmaktadır. önceleri daha çok sofra dekorasyonu olarak kullanılan patlıcan, günümüzde birçok ülke mutfağının vazgeçilmez öğelerinden biridir. yıl boyunca bulunabilir.

    - %92 oranında su içerir.
    - potasyum içerir
     

Sayfayı Paylaş