1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bizi Atatürk mü Kurtardı?

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 20 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    14 Haziran 1919′da Mustafa Kemal tarafından bizzat Sultan Vahdeddin’e Havza’dan çekilen telgraf ortaya çıktı.

    (............)
    Benim asıl üzerinde durmak istediği nokta, şeklinden şemailinden ziyade “İrade-i Milliye” gazetesinde yazılanlar. Kuva-yı Milliye dönemine ait çok önemli ve dikkatlerden kaçmış beyanlar ve telgraflar, haberler, sıcağı sıcağına tepkiler, en azından Ankara’ya gitmeden önce Mustafa Kemal tarafından yazılan başyazılar. Her biri önemli bizim için.

    Mesela 14 Eylül 1919 tarihli nüshada daha önce de dile getirdiğim bir telgraf yer alıyor. Çeken “Üçüncü Ordu Müfettişi, Yaver-i Hazret-i Şehriyarileri Mustafa Kemal”, çekilen kişi “Zat-ı Şahane” yani Sultan Vahdettin, çekildiği yer Havza. Tarih 14 Haziran 1919.

    Burada Mustafa Kemal Paşa, son görüşmelerini hatırlatıyor padişaha ve şöyle diyor: Huzurdayken İzmir’in işgali karşısında “pek mahzun olan” kalbinizin “bu nokta-i necâta ait ilhamatı”nı, yani ülkenin sizin öncülüğünüzde millî mukaddes bir kudretle kurtulacağına dair verdiğiniz ilhamları şu an gibi hatırlıyorum. Sizin “ilkâ”nızdan, yani Şemseddin Sami’nin “Kamus-i Türkî”sine bakılırsa, benim fikrimi çelmenizden aldığım imanın azmiyle görevime devam ediyorum.

    Müthiş bir metin tabii. Ancak telgrafın bu şeklini başka kaynaklarda bulabileceğinizi sanıyorsanız aldanıyorsunuz. “Nutuk” dahil diğer kaynaklarda “ilkâ” kelimesinin “dilhah”a dönüştürüldüğünü görüp hayrete düşüyorsunuz (mesela “Atatürk’ün Bütün Eserleri”, c. 2, s. 375). ''Meğer'', diyorsunuz, ''Atatürk’ün kendi sözleri de zamanla kitabına uydurulmuş.''

    Peki sonradan tamamen unutulacak olan bu “fikir çelme” hadisesi neyin nesiydi? Ona dair de bazı ipuçları bulabiliyoruz aynı telgrafta. Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a çıktıktan bir ay kadar sonra şu gerçeği itiraf ediyor:

    “İstanbul’da iken milletin bu kadar kuvvetli ve az vakitte felaketlerden bu derece müteyakkız [uyanmış] olduğunu tahayyül edemezdim.”

    İlginç değil mi? Devam ediyor Paşa:

    “Millet baştan aşağı uyanık olup istiklal-i millet ve devleti ve hukuk-i âliye-i saltanat ve hilafeti teyid için kavi bir azim ve iman ile mücehhez bulunuyor.” Yani uyanmış olan millet, milletin ve devletin bağımsızlığı ile saltanat ve hilafetin yüce haklarını desteklemek için sağlam bir kararlılık ve imanla donanmış durumda.

    Mustafa Kemal Paşa’nın bir ay içerisinde çektiği bu net resim çok mu çok önemli. Neden? Piyasadaki inkılap tarihlerinde o yıllarda milletin yere serilmiş olduğu ve sonra Atatürk’ün gelip onu dirilttiği anlatılır da ondan. Oysa gerçek hiç de öyle değilmiş. Üstelik bunu bizzat kendisi söylüyormuş.

    Daha neler söylüyormuş? Devam edelim okumaya.

    Mustafa Kemal’e göre Vahdettin son hatt-ı hümayunuyla bütün milletin azim ve mücadele gücünü uyandırmış imiş. Peki kime karşıymış bu mücadele? Cevabını telgraf sahibi veriyor zaten:

    Milletin beka ve varlığına düşman olanlara karşı. Yani İngilizlere ve İngilizlere yaltaklanmayı meslek edinen zayıf karakterlilere karşı.

    Şimdi düşünelim:

    Beni Anadolu’ya ikna ettiniz diyen kim? Atatürk.

    Anadolu’ya geçmeden önce milletin bu kadar uyanık ve mücadeleye hazır olacağını hayal bile edemezdim diyen kim? Yine Atatürk.

    Uyanmış olan milletin bağımsızlık ateşiyle tutuşmuş olduğunu ve saltanat ve hilafetin haklarını desteklemek için kararlılık içinde olduğunu söyleyen kim? Yine Atatürk.

    ''Vahdettin’e, hatt-ı hümayununuz milletin mücadele gücünü uyandırdı'' diyen de o, ''İngilizlere ve onların destekçilerine karşı mücadele etmek üzere anlaştıklarını'' söyleyen de.

    Peki Turgut Özakman neyi savunuyor: ''Canım Vahdettin gönderdi ama Atatürk’ün ne için gittiğini bilmiyordu ki. Bilse asla göndermezdi.''

    Şimdi Havza telgrafıyla görüyoruz ki, ikna eden de, gönderen de, hatt-ı hümayunuyla halka direniş mesajı veren de, İngilizleri barışa ikna etmek için Mustafa Kemal’le gizlice mutabakat sağlayan da Vahdettin’den başkası değil. Aralarında bütün bunlar önceden konuşulmamış olsa Mustafa Kemal ne diye anlatsın ki derdini sultana?

    Üstelik Vahdettin’in Anadolu halkına, 'yanınızdayım' mesajını veren bir beyannamesi var ki, gazete sütunlarında alkışla karşılanmış. Mustafa Kemal, 28 Eylül 1919 tarihli nüshada bu beyannamenin Osmanlı tarihinde her bakımdan benzersiz olduğunu yazıyor. “Padişahımız” diyor, “Anadolu harekâtının tamamiyle meşru olduğunu ilan ederek mevcut cereyanı, yani Kuva-yı Milliyeyi lütfen teşvik etmekte ve hatta katılarak kuvvetlendirmektedir.”

    Daha ne desin?

    Zaman-Pazar
    KAYNAK


    zaman gazetesine göre vahdettin paşa kahraman mustafa kemal neredeyse hain statüsünde
     
  2. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.416
    Beğenileri:
    7.327
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.722 ÇTL
    Vahdettin ve Atatürk ilişkisi hakkında çok şey yazıldı çizildi ve bilinenin aksine sıkı bir iletişimleri var. Üstelik Atatürk bu iletişimi bilinçli şekilde kurmuştur. Bu konuda çok farklı görüşler var, ancak ben Atatürk'ün Samsun'a yola çıkışındaki hedefin kesinlikle Vahdettin tarafından bilindiğini düşünüyorum. Her ne kadar karalama adına çok sayıda haber ve kaynak olsa bile bir Osmanlı padişahının (ki bu herhangi bir ülkenin başkanı da olabilir) göz göre göre vatanın elden gitmesine seyirci kalamayacağına eminim. Çocukluğundan itibaren özel hocalardan çok iyi eğitim alan ve vatan sevgisi had safhada olan lider kişilikli insanlardı padişahlar. Ne yazıkki şartlar elini kolunu bağlamıştır ve verdiği tavizler de en az zararla durumu atlatabilmek adınadır. Samsun'a gidişinden itibaren Atatürk'le olan diyaloğunun (bu diyalo süreci Vahdettin'in rızası değil zorlamalar neticesinde gerçekleşti) danışıklı dövüşten başka birşey olmadığınını söylüyor mantığım.
     
  3. defender8050

    defender8050 Üye

    Katılım:
    26 Aralık 2007
    Mesajlar:
    15
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    30
    Banka:
    75 ÇTL
    Kimse beni zaman gazetesinin yazdigina inandiramaz, bu gazete fetullah gülen denilen CIA casusu, seriat sevdalisi gizli bir cetenin basinin gazetesi, dolayisiyla bu ve bunun gibi Atatürk degerine yapilan bilincli saldirilar resmi uzaktan görebilen tüm türk genclri tarafindan algilanmakta ve deger verilmemektedir.
     

Sayfayı Paylaş