1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

'Bizimki ilk görüşte aşktı'

Konusu 'Sanatçılarla Röportajlar' forumundadır ve Papatya tarafından 8 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.260
    Beğenileri:
    5.770
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    4.917 ÇTL


    [​IMG]


    Daha önce ‘Hayat Bilgisi’ dizisi var ama yine de biz seni hatırladığımızda, ‘Kavak Yelleri’ndesin. Peki sen kendini ilk olarak hangi sahnede hatırlıyorsun?

    Yangın Yerinde Orkideler! Çok da severek oynadığım Neriman karakterindeyim... Pera Güzel Sanatlar Lisesi’nde tiyatro okuyordum o zamanlar.

    Senin için önce tiyatro mu?

    Bu rolden sonra ‘Hayat Bilgisi’ ve ‘Kavak Yelleri’ dizileri geldi. Ama elbette önce tiyatro; öncelikle tiyatro. Zaten hâlâ tiyatroyu daha çok seviyorum. Liseye başlarken ben hep “Tiyatro okumak istiyorum” diyordum, çünkü öncesinde tiyatro kursuna gitmiştim.

    Çocukluğun Londra’da geçmiş. Nasıl hatırlıyorsun o yılları?

    Çok güzel bir çocukluk geçirdim ben. 12 sene Londra’da yaşadım. 12 yaşıma kadar oradaydım. Sonra Türkiye’ye geldik.

    Annen ve baban neden Londra’da yaşamayı tercih etmişler?

    Babam tekstilci, annem de okumak için gidiyor Londra’ya. Orada tanışıyorlar ve aşkları başlıyor. Sonra evleniyorlar. Biz doğuyoruz sırayla, abim, ben ve kardeşim. Sonra “Acaba Türkiye’ye mi taşınsak?” diyorlar. Türkiye maceramız böylece başlıyor. Çocukluğuma dair net, kare kare hatırladığım çok şey yok ama çok güzel bir çocukluk geçirdiğimi ve orada bayağı mutlu olduğumuzu hatırlıyorum.

    Çocukken taklitler yapan bir çocuktan mı bahsediyoruz? Tiyatro aşkı o zamanlarda mı başlıyor?

    İlkokulda müzikle ilgileniyordum. Buraya gelince eğitim sistemine alışma dönemi yaşadım. Konuşmayı, yazmayı, matematiği, okumayı burada sıfırdan öğrendiğim için, tabii ki müzikle ilgilenemedim.

    İngilizce mi konuşulurdu evde?

    Annem Türkçe konuşurdu ama biz İngilizce cevap verirdik. Çünkü ben okulda hep İngilizce konuşuyordum. Genelde öyle olur zaten, anneler babalar hep Türkçe konuşur... Gerçi babam Londra’da büyüyen bir Kıbrıslı olduğundan Türkçe’yi de kötü konuşur...

    Hayatına İngiltere’de devam etseydin, yine oyuncu olur muydun?

    Hiç bilmiyorum. Müzikle ilgileniyor olurdum herhalde. Çünkü sonuçta öyle bir yola başlamıştım. Demek ki sanatla bir şekilde ilgilenecekmişim.

    Gençlik dizisinden ağır bir dramaya geçiş yaptın. Endişelerin oldu mu hiç?

    Beş senelik bir zaman diliminden bahsediyoruz. Ben üniversiteye yeni başlamıştım ‘Kavak Yelleri’ vardı, üniversite bitti, iki sene geçti, ‘Kavak Yelleri’ hâlâ devam etti. Zaten belli bir olgunluğa erişmiştim artık. ‘Kavak Yelleri’nde.

    Senaryo ilk eline geçtiğinde neler geçti aklından?

    Aslına bakarsanız, uzun bir süre çalışmayı düşünmüyordum, ara vermek istedim. Çalışmaya niyetim olmadığı için sadece ‘Bu neymiş?’ diye okumaya başladım. Hâlâ aklım fikrim gezmekteydi. ‘Kavak Yelleri’nde yaz-kış çalıştığımız için tatilimiz olmuyordu ve ben de ciddi ciddi ara vermek istiyordum artık. İşte öyle bir zamanda senaryo elime geçti. ‘Suskunlar’ın senaryosu hayatımda okuduğum en güzel işlerden biriydi. Böyle bir şeye “Hayır, ben çalışmayı düşünmüyorum” denemezdi. Yanlış bir karar olurdu.

    Böyle ses getiren, etkileyici bir dramada yer almak nasıl bir tecrübe oluyor senin için?

    Şu an çok içindeyim, ‘şöyle bir tecrübe’ diyemiyorum. Çok mutluyum olduğum yerden ve çalıştığım arkadaşlarımdan; dört erkeğin içinde tek kız olmama rağmen. Ve setin çoğunluğu da erkek. Geçen sene öyleydi en azından. Ama ben hiç sıkıntı çekmedim. İlk 1-2 hafta sadece, “Dedikodu yapacak kimse de yokmuş!”, dedim ama ondan sonra o kadar tatlı bir arkadaşlığımız oldu ki... Onların arasına çok güzel kaynaştım.

    ‘Suskunlar’ı izlerken, insanın bazen boğazı düğümleniyor. Sen izlerken neler hissediyorsun?

    Çok utanarak söylüyorum ama insan kendi oynadığı diziyi izlerken duygulanır mı? Duygulanıyormuş. İzlerken çok kötü oluyorum. Çok doğru yerlere çok doğru mesajlar gidiyor. Ve çocuk oyuncular! Muhteşem bir senaryo ama çocuklar bu kadar inandırıcı oynamasaydı, bu iş bugünkü yerinde asla olmazdı bence.

    Oynadığın karakter seni zorluyor mu? Çünkü bir de iki erkek arasında kalma durumu söz konusu...

    Aslında ben iki erkek arasında kalan bir kadını oynuyorum gibi hissetmiyorum. Farklı bir duygu o. Biri çocukluk aşkı, yıllar sonra geliyor... Ama başka bir tarafta, çok sevdiği ve değer verdiği, arkadaşı da değil, sevgilisi de değil, bir yandan da her şeyi bir adam var. Aynı zamanda bir İbo’ları var, ona da aynı şekilde çok düşkün. Mahalleye de çok sahip. Bu yüzden iki erkek arasında kalan kadın değil de başka türlü vicdan muhasebeleri olan bir kadın gibi geliyor bana daha çok.

    Anı yaşamayı tercih ederim

    Eğitimli bir oyuncu olmanın faydalarını ne şekilde görüyorsun?

    Bilincim farklı çalışıyor bir kere. Ama bu sadece eğitimle de olmuyor. Sen eğer becerebiliyorsan, eğitimle biraz daha içgüdünü ve tekniklerini doğru yönlendirmeyi öğreniyorsun. Eğitim bana çok fazla şey kattı. Bir anda ne olduğumu şaşırmadım. ‘Ne oluyoruz, nasıl bir şeyin içindeyim’ demiyorum. ‘O karakter gibi hissediyorum’ gibi şeyler duyuyoruz ya hani, ben öyle şeyler yaşamadım. Çünkü her şeyin farkında olarak yetişiyorsun ve hocaların da seni o yönde eğitiyor.

    Geleceğe, oyunculuğa dair hedefin, hayalin ne?

    Öyle spesifik bir cevap veremeyeceğim. Hiç öyle hayallerim yok bile denilebilir. Ben sadece hayatın bana sunduklarından doğru olanı seçmeye çalışıyorum. Hedeflerim var ancak kendimi yıpratacak kadar büyük hırslarım yok.

    Anı yaşamaktan mı yanasın?

    Aynen öyle. ‘Bu iş bitsin, sonra hemen şunu yapmalıyım’ demiyorum, çünkü biraz da hayal kırıklığı yaşayınca üzülen biriyim. O yüzden büyük hayaller kurmam. Kendimi öyle yükseklere çok alıştırmıyorum. Güzel giderse, tabii ki en güzelini yapmaya çalışırım ama gitmezse de gitmez.

    Bir aylık evlisin. Bir öğrendik birliktesiniz, bir öğrendik evlendiniz. Nasıl oldu peki?

    O kadar zor olmadı! Birkan teklif etti, direkt ‘evet’ dedim ve çok uzatmadık. Zaten beraber olduğumuz zamanda da birbirimiz için doğru insan olduğumuzu anladık. Dört ayda da evlendik.

    Ne kadar zamandır birlikteydiniz?

    O zaman bir yıl üç ay olmuştu. Şimdi ikinci seneye doğru gidiyoruz.

    Birlikteliğiniz ‘sadece arkadaşız’ dediğiniz bir dönemden sonra mı başladı?

    Yok hayır, ilk görüşte hemen aşık olduk biz. Arkadaşlık dönemimiz olmadı.

    Peki şu an nasıl bir ruh hali içindesin?

    Heyecanlıyım. Zaten balayı, tatil derken şu ana kadar çok da evde değildik. Annemler yazlıkta, sanki ben de onlarsız yazı geçiriyorum gibi geliyor. Onlar dönünce herhalde daha çok idrak edeceğim...

    ‘Birkan hayal kurar ben garanticiyim...’

    İleriye dönük hayalleri olan bir çift misiniz?

    Birkan biraz daha fazla hayal kurar ama ben daha garanticiyim. Ben biraz daha mantıklı ve sıkıcı olan tarafım aslında.

    Uyumlu bir çift misiniz yoksa zıtlıkların çekimi mi söz konusu?

    Tabii ki anlaşamadığımız şeyler oluyor. Önemli olan burada orta yolu kolayca bulabilmek.

    Onda seni ilk etkileyen şey neydi?

    Çok sıcakkanlıdır Birkan. İlk tanıştığımızda da öyle yanıma gelmişti ‘merhaba, nasılsın’ diye. Sıcakkanlılığı etkilemiştir herhalde.

    Aynaya baktığında nasıl bir kadın görüyorsun?

    O biraz gününe göre değişiyor. Her insanın vardır ya, benim de olur; “Bugün çok sıradan, sıkıcı bir günümdeyim” dersin. Giydiğini yakıştırmazsın... Bakım ürünü almayı çok severim. Bayılırım kokularına, şekillerine ama hiç öyle oturup saatlerce kendiyle uğraşan biri değilim. Senede iki kere saçımı kestiririm, klasik kadın bakımlarımı yaparım. İleride çok kötü bir şey olur, tabii ki onun çaresine bakılır. Estetiğe karşıyım diyemem ama yaşlanmak güzel bence. Kırışıklık, mimik olması gerekiyor. Ne kadar yaşlanırsan o kadar da iyi oynarsın, mesela Şener Şen gibi. Çünkü yaşanmışlık var orada. Bu kadar genç yaşta ileriye yatırım olsun diye estetik yaptırmak doğru gelmiyor.


     

Sayfayı Paylaş