1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bu Hikâye Senin İçin

Konusu 'Sesli Flash Şiirler' forumundadır ve _Miroğlu_ tarafından 20 Eylül 2013 başlatılmıştır.

  1. _Miroğlu_
    Dalgın

    _Miroğlu_ Aktif

    Katılım:
    16 Haziran 2013
    Mesajlar:
    372
    Beğenileri:
    110
    Ödül Puanları:
    1.080
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    İstanbul
    Banka:
    9 ÇTL
    ...Bu Hikâye Senin İçin...


    [​IMG]


    'Anlamak’ kelimesini sözcüklerden çıkartıp
    Elimle dokunacağım kadar somut hale getirdin ve
    Yüreğime yerleştirmeme yardım ettiğin için…

    ‘Anlamak’ ve ‘anlaşılmanın’ en güzel denilen sevişmeleri kıskandırdığını bildiğin
    Ve bana da öğrettiğin için…
    Durum ne olursa olsun,
    Dilinde bu kadar güzel bir ‘özgürlük’ şarkısıyla yaşabildiğin için…
    Senin için…

    Bu, insanın içinde yaşatıp zamanla sevdiği ve kendisine çok acı verse de,
    Neredeyse bedenine bir organ gibi eklediği,
    Hüzün doğuran tüm uzun soluklu duyguları yerle bir eden, kısacık bir hikayedir!

    Sonra sen geldin.
    Yaşayıp gidiyordum..
    ’Yaşayıp gitmek’ Ne saçma!
    Bu fiili nedense hayatımızın sıkıcı olduğu,
    Bir günün diğerinden farklı geçmediğini düşündüğümüzde kullanırız.
    Oysa tam tersi olması gerekmez mi?
    ’Yaşamak ve gitme…’
    Yaşıyorum,gidiyorum,
    ve yol alıyorum.
    O halde şöyle demeliyim: ’Yaşıyordum ama gitmiyordum’ veya;
    ’Gidiyordum akıp zaman içinde koybulmuş vaziyette,
    Ancak yaşamıyordum .’

    Bir aşk hikayesine boyanmıştı bütün mevsimlerim
    Tuhaflığı yoktu yazın kazak giyip de kışın denize girişimin

    Kazağımda da aşk kokusu vardı
    Acıma dokunan ve
    Nasıl kokacağına şaşıran
    Yosunlarda da
    Sonra sen geldin.

    ‘Hadi gel,hayatı anlayalım ve anlatalım.’ Dedin.
    Çok konuştuk bu konuda çok..
    Hem her duygunun tarifini almak istedin hem de
    Hepsi hakkında bildiğin ne varsa bana vermek.
    Seninle konuştukça, kendime dair son derece basit ama
    Yine de hiç üzerinde durmadığım bir şeyler olduğunu görmek
    Beni nasıl da şaşırtıyordu.

    ‘Acı’ konusunda çok konakladık..
    Kanattıkça beni böyle acı

    Ve sohbetler yetmeyince nefes almaya
    Ağlardın;
    Yaralarımdan şiir yapardım
    Acı bir annedir, durmadan hüzün doğuran.
    Ahh, ben o hüzünlerle boğuşmak, azıcık nefes alabilmek için
    Kaç kitap okudum,
    Kaç film izledim, kaç hayat belledim, bir bilseniz.

    Yooo! Dostlarıma haksızlık edemem şimdi.
    Turuncuya boyalı güney akşamlarından,
    Fesleğen kokulu batı ikindilerinden,
    kuzeyin gri sabahlarına kadar kaç sohbet vardır yüreğimde daima saklayacağım.
    Ahh, benim kelimelerle beyinlerinde tepindiğim dostlarım..
    Nasıl da isterlerdi gözlerimden yanaklarıma dökemediğim gülüşleri görmeyi.

    Bence, dostlar daima ‘gülmek’ ve ‘gülümsemek’ arasındaki farkı bilirler,
    Bu nedenle onlara arkadaş değil de ‘dost’ deriz zaten.
    Her sohbete yüreğimi yatırıp masaya, son derece dikkatli ve zarif hareketlerle
    Acı ve hüzün doğuran parçalarıma ulaşır, üzerini örterlerdi.
    İyi hissederdim bir süre.
    Apartmanların üzerinde uçuşan martıları fark ederdim en azından.
    Ancak sonra yine hüzün…
    Yüzsüz hüzün..

    Baktığım yerlerde gözlerim
    Bazen öyle uzun kalırdı
    İnanmazsınız ama
    Baktığım yerler sıkılırdı
    Sonra sen geldin.

    Geldin ve ;’Hele şu yükünün birazını bana ver. ’dedin.
    Şaşırdım çünkü görüşünüşe göre senin yükünün
    Benimkinden fazlası vardı ama eksiği yoktu.
    Sen anlatırken fark ettim ki
    İçinde bir yerlerde bu yüklerle başa çıkmak için özel eğitimli bir parçan vardı.
    Bu parça, yükün niteliğini yada niceliğini yürekte
    En hafif duracak hale getirebiliyordu gerçekten.

    Konuşurken bir yandan da yüreğimin en tozlanmış ve
    Uzun süredir de yanına hiç uğranmamış parçasını koydun masaya.
    ’Bak,’ dedin ‘bunlar hayat dostu parçalar.
    Şimdi bunları öyle güzel temizleyeceğiz ki
    Bir daha canın içindeki parçalara okunmak istediğinde
    Ve hüzün giderken, bunların ışıltısına takılacaksın.
    Takılacaksın ki hüzün doğuran acı parçaları
    Koyuvereceksin yerinde tozlanmaya.

    Böylece de zamanla ağırlıkları,olması gerektiği kadar olacak.
    Oysa sen ha bire parlatıp parlatıp
    Durmadan onlara bakıyordun önceden ve bu da
    Onları olduğundan daha ağır hale getiriyordu.
    Oysa tam tersini de yapabiliriz hepimiz.
    Işıldayan parça daima daha ağırdır.
    Gel,hayat dostu parçaları ışıldatalım durmadan.’

    Sen geldin
    Kelimeleri şekere batırarak
    Sen geldin
    Baktığın yerlerde çiçekler bırakarak
    Acıya ve hüzne gerektiğinden çok yüz vermemeli insan.
    Ben artık hüznü içimde şişmanlatmamayı başarabiliyorum galiba.
    Geçen gün ne gördüm dersin?
    Meğer ne kadar yakışıyormuş martılar denizi üzerine!!

    Hikaye bu kadar…
    Merak edeceksiniz belki,
    Bu değişiklikleri sağlayan kim….

    Diyelim ki, kırk yaşını geçmiş veya
    Otuzuna gelmemiş bir adamdı,
    Seksen yaşında bir ihtiyar,
    Hep otuzunda yaşayan bir kadındı ya da
    Dört yaşında bir çocuk;
    Hem hepsiydi,
    Hem hiç biri değildi.
    Ne fark eder ki?
    Bir CAN’dı.

    Canımın içi değil
    İçimin canı olup da geldin
    Sen geldin
    ...Hoş geldin...


    ...Alıntı...





     
  2. alemdar
    Cesur

    alemdar Öyle bir geçer zaman ki! V.I.P

    Katılım:
    27 Haziran 2010
    Mesajlar:
    2.865
    Beğenileri:
    2.540
    Ödül Puanları:
    6.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    ATAMIZIN ŞEHRİNDEN
    Banka:
    3.920 ÇTL
    Yüreğine sağlık...
     

Sayfayı Paylaş