1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Bugün En Sevgili'nin (s.a.v) Doğum Günü..

Konusu 'Hz. Muhammed (SAV)' forumundadır ve bivatandaş tarafından 22 Aralık 2015 başlatılmıştır.

  1. bivatandaş

    bivatandaş İnşirah İnşirah İnşirah

    Katılım:
    12 Kasım 2015
    Mesajlar:
    780
    Beğenileri:
    1.456
    Ödül Puanları:
    3.580
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    Rüzgarı Gül Kokan TÜRKİYE'den
    Banka:
    154 ÇTL
    Sevgili Peygamberimiz (s.a.v)'in dünyaya teşrif ettikleri [20 Nisan 571 Pazartesi] Rabiülevvel ayının 12. gecesidir ki buna Mevlid–i Nebi [Kutlu Doğum] denir. Kâinat ve beşeriyetin yüzyıllardır yolunu gözlediği o Peygamberler Peygamberi'nin doğum günüdür bugün.

    Hz. İbrahim'in duası, Hz. İsâ'nın müjdesi ve dedesi Abdülmuttalip ve annesi Âmine'nin rüyasıdır. Fil vak'ası onu haber verdi. Doğduğu gece irhasât denilen bir takım olağanüstü hâdiseler cereyan etti.

    Dünyanın doğusunu ve batısını aydınlatan bir nur görüldü. Sâve Gölünün suları bir anda çekiliverdi. Ateşe tapanların bin yıldır aralıksız yanmakta olan ateşleri hiç sebepsiz sönüverdi.

    Asırlardır kupkuru olan Semâve Vadisi, seller altında kaldı. Gökyüzünden onlarca yıldız kaydı. Kisrâ'nın saraylarından ondört burc kendiliğinden yıkıldı. Kâbe'deki putların pek çoğu baş aşağı devrildi.

    Şeytân, ölesiye çığlık kopardı. Daha ne gizemli olaylar iç içe ve peş peşe yaşandı. Nasıl yaşanmasındı ki Kâinatın Efendisi, İnsanlığın İftihar Tablosu Hz. Ahmed–i Mahmud–u Muhammed Mustafa (s.a.v) dünyaya teşrif ediyorlardı. Bütün varlık O'nu ayakta karşılamıştı.

    Doğum ânı öncesi hane–i saadetleri nurla doldu, yıldızlar evin üzerine salkım salkım dökülecekmiş gibi aktı. 96 Seher vaktiydi. Bir ara Âmine validemizin kulağına müthiş bir ses geldi. Korkudan eriyecek gibi oldu. Bir de ne görsün? Bembeyaz bir kuş peydahlandı ve yanına geldi; sonra da kanatlarıyla Âmine'nin sırtını sıvazladı. Ne korku kaldı, ne kaygı. Yine doğum öncesi başka bir nur gözüktü. Âmine'ye bu nur ile Şam'ın saray ve köşkleri gösterildi. Kendisine ak bir kâse içinde şerbet sunuldu. İçer içmez de muhteşem bir nur bulutu kendisini sardı.


    Tam o esnada mukaddes doğum gerçekleşti. O sıra ebesi Şifa Hatun gizemli bir ses duydu: “Allah'ın rahmeti, Onun üzerine olsun!” diye. Hattâ Rum diyarının bazı sarayları bile görünmüştü kendisine. Maşrık ile mağrib arası nurlara boğulmuştu. Annesinin anlattığına göre: “Doğuda, batıda ve Kâbe"nin üzerinde bir bayrak gördüm. Doğum tamamlanmıştı. Yavruma baktım, secdedeydi. Parmağını da göğe kaldırmıştı. Hemen bir ak bulut inip onu kapladı. Şöyle bir ses işittim: "Doğuları ve batıları dolaştırın, deryaları gezdirin. Tâ ki mahlukât Muhammed"i ismiyle, sıfatıyla, sûretiyle tanısınlar!" Biraz sonra da bulut gözden kaybolup gitti.”

    Hz. Âdem'den başlayarak devirlerden devirlere, aileden aileye intikal ede ede gelen o Biricik Nur, artık vücud sahnesinde varlık bulmuştu.

    Efendimiz'in “Allah'ın ilk yarattığı şey, benim nûrumdur.” dediği kendi Nur'u, beden giymiş, görünür hâle gelmişti. Her çocuk doğunca yere düşerken, o ise ellerini yere dayamış, önce secde edip sonra da başını ve parmağını semaya kaldırmıştı.

    Doğduğunda sünnetli ve göbek bağı kesilmiş vaziyetteydi. Sırtında, iki kürek kemiği arasında, tam kalbinin hizasında peygamberlik mührü “Hâtem–i Nübüvvet” vardı. Dedesi Abdülmuttalip adını Muhammed koymuştu. Övülen demekti. Zira onu Allah övmüştü; melekler, insanlar ve cinler de övecekti.

    Sonra o Nur topunu alarak Kâbe"ye götürdü ve Allah'a duada bulundu: “Bana bu temiz çocuğu ihsan eden Allah'a hamdolsun!” dedi. Nasıl ki insanlara ve cinlere sonsuz mutluluğun yollarını gösterecek Nebi dünyaya teşrif edince bütün varlık ayağa kalkmıştı. Teşrifinden asırlar sonra da “Doğdu ol saatte ol Sultân–ı Dîl / Nûra gark oldu semâvât ü zemîn” –S.Çelebi– deyince mevlidhânlar, benzeri bir heyecanla Mü'minler “Hoş geldin ey Kutlu Nebi!” mânâsına ayağa kalkmaya devam ediyorlar. Bir edep anlayış ve göstergesi olan bu hürmet ve tazimlerini, O'na arz etmeye çalışıyorlar.
     
    Düş bunu beğendi.
  2. bivatandaş

    bivatandaş İnşirah İnşirah İnşirah

    Katılım:
    12 Kasım 2015
    Mesajlar:
    780
    Beğenileri:
    1.456
    Ödül Puanları:
    3.580
    Cinsiyet:
    Bay
    Yer:
    Rüzgarı Gül Kokan TÜRKİYE'den
    Banka:
    154 ÇTL
    Amine hatun Muhammed annesi
    Ol sadeften doğdu ol dür danesi

    Çünki Abdullah´dan oldu hâmile
    Vakt erişdi hefte vü eyyam ile

    Hem Muhammed gelmesi oldu yakîn
    Çok alametler belirdi gelmedin

    Ol Rebiul evvel ayı nicesi
    On ikinci gice isneyn gecesi

    Ol gice kim doğdu ol hayrûl beşer
    Anesi anda neler gördü neler

    Dedi gördüm ol Habibin ânesi
    Bir acep nur kim güneş pervanesi

    Berk urup çıktı evimden nagehan
    Göklere dek nur ile doldu cihan

    Gökler açıldı ve feth oldu zulem
    Üç melek gördüm elinde üç alem

    Biri meşrık biri mağribde anın
    Biri damında dikildi Kâ´benin

    Bildim anlardan kim ol halkın yeği
    Kim yakin oldu cihana gelmeği

    Bildim anlardan ki ol halkın beyi
    Kim yakın oldu cihanâ gelmeyi

    İndiler gökten melekler saf ü saf
    Kabe gibi kıldılar evim tavaf

    Hem hava üzre döşendi bir döşek
    Adı Sündüs, döşeyen anı melek

    Çün göründü bana bu işler ayân
    Hayret içre kalmış idim ben hemân

    Yarılıp çıktı divardan nagehan
    Geldi üç huri banâ oldu ayan

    Bazıları derler ki ol üç dilberin
    Asiye´ydi biri ol meh-peykerin

    Biri Meryem hatun idi aşikâr
    Birisi hem hûrilerden bir nigâr

    Geldiler lutf ile ol üç mehcebin
    Verdiler bana selam ol dem hemin

    Çevre yanıma gelip oturdular
    Mustafayı birbirine muştular

    Üç alem dahi dikildi üç yere
    Her birisin edeyim nerden nere

    Dediler oğlun gibi hiç bir oğul
    Yaradılalı cihan gelmiş değil

    Bu senin oğlun gibi kadri cemil
    Bir anâya vermemiştir ol Celil

    Ulu devlet buldun ey dildare sen
    Doğuserdir senden ol hulki hasen

    Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır
    Bu gelen tehvid-i irfan kânıdır

    Bu gelen aşkina devreyler felek
    Yüzüne müştakdürür ins ü melek

    Bu gice ol gicedir kim, ol şerif
    Nur ile alemleri eyler latif

    Bu gice şâdân olur erbâb- dil
    Bu giceye can verir eshab-ı dil

    Rahmeten lil´alemindir mustafa
    Hem şefiu´l-muznibindir mustafa

    Vasfını bu resme tertib etdiler
    Ol mübarek nuru tergib ettiler

    Amine eder çü vakt oldu tamam
    Kim vücuda gele ol hayrül enam

    Susadım gayet hararetten kati
    Sundular bir cam dolusu şerbeti

    Şerbeti karşımda tutdu hûriler
    Bunu sana verdi Allah dediler

    Kardan ak idi ve hem soğuk idi
    Lezzeti dahi şekerde yok idi

    İçtim anı oldu cismim nura gark
    Edemedim kendimi nurdan fark

    Geldi bir ak kuş kanâdiyle revan
    Arkamı sıvadı kuvvetle heman

    Doğdu ol saatte ol sultan-ı din
    Nura gark oldu semavat ü zemin

    Sallü aleyhi sellimü teslima
    Hatta tenali cennetten ve naima

    Essalatü vesselamü aleyke Ya Resulallah
    Esselatü vesselamü aleyke Ya Habiballah
    Essalatü vesselamü aleyke
    Ya Seyyidel-evveline velâhirin.

    Süleyman Çelebi
     
    Düş bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş