1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Büyük Taaruza Hazırlık.

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve LoSt_LoVe tarafından 15 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. LoSt_LoVe

    LoSt_LoVe Forum Onuru

    Katılım:
    12 Ekim 2008
    Mesajlar:
    4.011
    Beğenileri:
    29
    Ödül Puanları:
    2.880
    Yer:
    En sevdiğimin yanından :=)
    Banka:
    119 ÇTL
    BÜYÜK TAARRUZA HAZIRLIK



    1921 yılı Türkiye için askeri ve politik mücadeleler ve başarılarla geçti. Daha Erzurum Kongresi sırasında savaş stratejisini çizmiş bulunan M. Kemal Paşa, Yunan Ordusu'na karşı kesin sonuç alıcı taarruz gücüne erişilmedikçe, yalnızca savunma savaşları yapmıştı· Kurtuluş Savaşı'nın ulusal örgütlenmesi, "Kuva-yı Milliye" ve B.M.M. nin açılmasından sonra "T.B.M.M." dönemi olarak iki bölümde ele alınabileceği gibi, askeri strateji yönünden de

    * Oyalama
    * Strateji
    * Genel Karşı Saldırı şeklinde üç evreye ayırabiliriz. Oyalama evresi 15 Mayıs 1919'dan 6 Ocak 1921'e kadar sürmüştü. Bu dönem aynı zamanda, ulusal bilinçlenme, ulusal siyasi örgütlenme ve yeni devletin kuruluş dönemi idi. Stratejik savunma evresi 6 Ocak 1921'den 13 Eylül 1921'e kadar yani Sakarya Zaferi'nin sonuna kadar sürdü. Bu evrede ordunun kuruluşu, iç güvenlik otoritesinin kurulması, iç kaynakların örgütlenmesi dıŞ kaynak sağlanması dış ilişkilerde antlaşmalar yapılması gerçekleşti. Her iki evreyi de başarıyla sonuçlandıran M. Kemal Paşa stratejisinin kesin sonuca gidecek olan üçüncü evresinde, "Genel Karşı Saldırı" evresine gelmişti.

    Hayatı boyunca hemen hiç başarısız olmamış, savaşlar içinde yetişmiş olan M. Kemal Paşa üstün askeri-siyasi strateji zekasına ve bilgisine ve üstün seziş inisyatif yeteneklerine sahip bir komutandı. Kesin şonuç alıcı bir "İmha Savaşı"na hazırlanmak için zamana ve ordunun en az 100.000 kişilik bir silahlı güce gereksinimi vardı. Yüzlerce top ve makinalı tüfek, bu kadar silah için milyonlarca mermi ve binlerce ton tutan bu savaş malzemesinin cepheye taşınması ve ordunun komutan ve subay gereksiniminin karşılanması gerekiyordu. Cephane ve silahın yanı sıra yiyecek, giyecek, hastahane, doktor, ilaç gerekliydi. Sakarya Savaşı'nın kazanılmasından sonra M. Kemal Paşa, Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa'ya, on günlük hazırlık yapıldıktan sonra genel saldırıya geçilmesi emrini vermişti. Fakat İsmet Paşa'ya ordunun silah, cephane, lojistik, sağlık hizmetlerinin çok kötü durumda olduğunu ve böyle bir saldırıyı yapacak güçte olmadığını bildirmiş ve Başkomutan yerinde yaptığı incelemelerden sonra bu saldırı ertelenmişti. Öyle görülüyor ki, savunma durumuna geçmiş ve yeni kuvvetler getirterek cephesini kuvvetlendirmiş olan Yunan Ordusu'na saldırı için bir yıl beklemek gerekiyordu.

    Diğer yandan Meclis içinde M. Kemal Paşa'ya muhalif olanlar yine saldırılara, halkın ve ordunun moralini bozucu eleştirilere başlamışlardı. Halk ise uzun savaş yılları boyunca bütün varını yoğunu ortaya koymuştu ve perişan durumdaydı. Başkomutan kesin sonuca, düşmanı vatan topraklarında yok edecek başarıya ulaşabilmek için

    * Ulusu
    * Meclisi
    * Orduyu savaşa hazırlamak ve "Türkiye'nin düşünen kafalarını büsbütün yeni bir inançla donatmak. Bütün ulusa sağlam bir maneviyat vermek." gerektiğini biliyor ve bu yolda çalışıyordu. Bu dönem cephede sakin, fakat cephe gerisinde çetin mücadeleler ve hazırlıkla geçti.

    Halk Ulusal Mücadele'nin başında Padişah ve İstanbul Hükümeti'nin etkisinde kalmış ve T.B.M.M.'nin otoritesine girmemek için bazı yerlerde direnmişti. Ulusal iradenin gücü her geçen gün arttı. Birinci Dünya Savaş1 içinde perişan olan, bu fakir halk Sakarya Zaferi'nden sonra, M. Kemal Paşa'ya büyük bir inançla bağlandı. Ordunun hazırlanması için varını yoğunu ortaya koyarak çalışmaya başladı. Buna rağmen halkı kışkırtanlar, bozguncular, casuslar ve oldukça azalmıs olmalarına rağmen asker kaçakları ve soygun olayları vardı. Meclis otoritesinin ve Başkomutanın emirlerinin yerine getirilmesi, içinde bulunulan olağanüstü tehlike içinde, olağanüstü yetkilerin dev¤¤¤¤¤ gereksinim gösteriyordu.


    İstiklal Mahkemeleri

    Eskişehir-Kütahya yenilgileri üzerine doğan olağanüstü tehlike karşısında İstiklal Mahkemeleri yeniden kurulmuş ve 5 Ağustos'ta da M. Kemal Başkomutan olunca İstiklal Mahkemeleri kurmak ve üyelerini atamak veya görevlerine son vermek yetkisi de kendisine geçmişti.

    İstiklal Mahkemeleri gerek Sakarya Savaşı sırasında, gerekse savaştan sonra Kastamonu, Konya, Yozgat, Samsun ve Ankara yörelerinde çalıştılar. Asker kaçakları, bozguncu, casus, soyguncu, v.b. suçlulara karşı sert bir şekilde çalışırlarken, Tekalif-i Milliye Emirleri'nin yerine getirilmesini sağladılar. Bu emirlere uymayıp, istenen malzemeyi vermeyenleri cezalandırdıkları gibi, Tekalif-i Milliye Emirleri dışında, halkın elindeki ulaşım araçlarını ve yiyecek maddelerini ve hayvanlarını zorla alan devlet görevlilerine karşı da sert önlemler almaktan çekinmediler. Bu emirlere aykırı olarak hareket edilmesini engellemek için, bu gibi suçluların en sert şekilde cezalandınlacakları da.basın yoluyla ilan edildi. Özellikle Sakarya cephesinin iki kanadında çalışan Kastamonu ve Konya İstiklal Mahkemeleri'nin en büyük çalışma konusu asker kaçakları olayları idi. Bunlara, eğer, soygun, adam öldürme, tecavüz gibi suçlar işlememişlerse af tanınıyor ve cepheye katılmaları sağlanıyordu. Samsun ve Yozgat İstiklal Mahkemeleri ise Pontus isyanı suçluları başta olmak üzere diğer suçlara da baktılar. Çalışma yöntemleri önceki İstiklal Mahkemeleri ile aynıydı.

    Yalnızca Kastamonu İstiklal Mahkemesi'nin 20 Ağustos-20 Eylül 1921 arasında bakaya ve firarda bulunan 12.733 kişiyi cepheye gönderdiği gözönüne alınırsa, asker kaçakları konusunda mahkemelerin etkinliği daha iyi anlaşılır. Asker kaçakları toplu olarak yargılanabildikleri gibi askerlik şubelerine telgrafla, ellerindeki kaçakların, eğer vukuatı (soygun, öldürme, tecavüz) yoksa kaçış sayısına göre, kaçış sayısının on katı değnek vurularak cepheye gönderilmeleri bildiriliyordu. Böylece savaş ortamının en önemli faktörü olan zaman yitirilmiyordu. Vukuatı olanlar ise suçuna göre yargılanıyorlardı. Amaç mümkün olan çok sayıda askeri cepheye göndermek ve bir daha kaçmasını engellemekti. Mahkemeler kendilerine verilen olağanüstü yetkilere rağmen, haklarında delil olmayan Rumları beraat ettirirken, suçlu olan Müslüman Türkler cezalandırılıyorlardı. Ulusal amaçla çalışan İstiklal Mahkemeleri daha öncekilerle aynı yöntemi izledikleri için baktıkları suçları ve verdikleri cezaları şu şekilde belirliyebiliriz. Firar dışında diğer suçlar:

    * Vatana ihanet, ayaklanma
    * Casusluk
    * Soygunculuk
    * Bozgunculuk, aleyhte propoganda
    * Görevini kötüye kullanmak,
    * Cinayet
    * Halka eziyet ve baskı
    * Asker ailesine tecavüz
    * Tekalif-i Milliye Emirleri'ne uyamamak
    * Düşman işgalinden yararlanıp, kanun dışı hareketlerde bulunmak
    * Düşmana yardım ve işbirliği
    * Düşman ordusuna katılmak

    Bu suçlara suçun derecesine göre şu cezalar veriliyordu:

    * Asılarak ve kurşuna dizilerek idam. (Vatana ihanet, casusluk, düşmanla igbirliği ve ordusuna katılmak, asker ailesine tecavüz etmek, soygun, cinayet)
    * Kal'a-bend, kürek ve ağır hapis
    * Sürgün
    * Dayak (değnek vurarak)
    * Tazmin ettirme
    * Görevden azaklaştırma
    * Halk ve asker önünde teşhir
    * Ulusal Mücadele sonuna kadar göz altına alma
    * Mal ve mülküne el koymak, yıkmak ve yakmak. (hukuk dışı bulundu ve sert tepkilere yol açtı.)
    * Asker kaçağının yerine en yakınını askere almak, köy veya mahallesinden ağır para cezası (200 lira) almak. (buda hukuk dışı bulundu ve Meclis'te eleştirilere yol açtı.)

    Üç yıllık dönem içinde İstiklal Mahkemeleri'nin çalışmaları sonucu verdikleri ceza dağılımının listesi:



    Mahkemenin
    Adı
    Kur.Tar. Kal.Tar. Sanık Say. Ademi Mesuliyet
    İdam Mücellen İdam Gıyaben İdam Kal'a-bent
    ve Kürek Çeşitli Cezalar
    Ankara 1.10.920 31.7.922 13.096 470 108 279 48 54 12.137
    Eskişehir 5.10.920 19.2.921 13.489 1.237 57 594 20 272 11.270
    Isparta 9.10.920 23.3.921 555 248 7 -
    6 29 265
    Diyarbakır - -
    -
    -
    -
    -
    -
    -
    -

    Konya 1.10.920 18.2.921 3.600 575 2 -
    1 105 2.917
    Pozantı - - -
    7 -
    -
    -
    -
    31
    Sivas 20.10.920 15.3.921 280 23 12 109 1 34 101
    Kastamonu 10.1.920 17.2921 -
    69 144 35 3 78 245
    I.Dön. Top. - - 31.020 2.622 337 1.017 79 572 26.966
    Kastamonu 8.921 31.7.922 9.016 648 5 -
    3 69 7.477
    Konya 8.921 31.7.922 14.071 2.420 395 485 -
    369 4.841
    Samsun 20.8.921 27.12.921 2.420 395 485
    -
    137 240 1.163
    Yozgat 22.10.921 23.7.922 2.637 862 56 -
    24 537 1.194
    II.Dön.Top. - - 28.144 9.122 772 1.479 164 1.214 14.675
    Amasya Belli değ. - -
    -
    -
    -
    -
    -
    -

    Elcezire 12.3.922 11.5.922 -
    -
    5 131 -
    -
    37
    Genel Top. - - 59.164 11.744 1.054 2.827 243 1.786 41.678



    Mahkemeler, çalışmaları hakkında Başkomutan'a düzenli olarak rapor gönderip bilgi veriyorlardı. İdam uygulamalarının listeleri gönderiliyordu. Bu sayede Başkomutan ve Meclis İstiklal Mahkemeleri'nin çalışmalarını izliyorlardı. Meclis ve Başkomutan Mahkemeleri denetlemiyorlardı. Kanun kendilerine sınırsız yetki tanımıştı. Kararları derhal uygulandığı ve temyizi olmadığı için çok etkili oluyorlardı. Mahkemelerin çalışmalarına karışmak mümkün olmadığı için, denetim ancak görevlerine son vermekle sağlanıyordu.

    İstiklal Mahkemeleri'nin çalışmaları Hükümet ve M.Kemal Paşa tarafından destekleniyor ve yarar görüldüğü belirtiliyordu. T.B.M.M. İstiklal Mahkemeleri'ni kurmak ve bölgelerini seçmek konusunda büyük bir isabet ve iyi niyet göstermişti. Mahkemelere seçmiş olduğu kimseler, her türlü etkinden uzak olarak, yalnız büyük ve aziz ideallerinin ve memlekette devrimin korunması için T.B.M.M.'nin kendilerine emanet ettiği yüksek yetki ve yargı hakkını yerinde ve gerektiği kadar dikkatle yerine getirmeye çalıştılar. Mahkemeler bu yetkileri kanunun üstüne çıkmak için değil, memleketin hayat ve bağımsızlığı için kullandılar. Birer devrim mahkemesi olan İstiklal Mahkemeleri'nin üyelerinin, çoğu genç insanlardı. Padişaha bağlılık gösterenleri de ağır şekilde cezalandırıyorlardı. Kastamonu İstiklal Mahkemesi (Başkan Mustafa Necati Bey 28 yaşında idi.) Bolu'da yaptığı bir yargılamada, 200 asker kaçağını yargıladı. Firariler Padişaha bağlılık gösterdikleri ve "Padişahımız çok yaşa."diye bağırdıkları için önce idam cezasına çarptırıldılar; fakat eşrafın suçluları uyarması ve T.B.M.M.'nin ve Ulusal Mücadele'nin anlamını kaçaklara anlatıp "Padişah kahrolsun." diye bağırmaları üzerine idam cezası kaldırılarak cepheye gönderildiler. Bunlar ve bunlar gibi insanlar Padişah askerliği kaldırdığı ve T.B.M.M.'nin ulusal amacı hakkında bilgileri olmadığı için kaçıyorlardı. İstiklal Mahkemeleri'nin, bir yandan cezalandırmak, diğer yandan inandırarak bu insanları kazanmak yöntemleri ile binlerce firari teslim oldu ve cepheye yollandı.

    İstiklal Malıkemeleri'nin büyük yararları oldu. 1922 yılında artık Meclis otoritesi bütünüyle sağlandı. Ordu kuruldu ve asayiş, huzur geldiği için İstiklal Mahkemeleri'ne gerek kalmadığından, Temmuz 1922'de hepsinin görevlerine son verildi 31 Temmuz 1922 tarihinde 249 nolu "İstiklal Mehakimi Kanunu" ile yeni bir biçim aldılar. Bu kanunla bir de savcı görevlendirilmesi kabul edildi. Firariler Hakkında Kanun ve ekleri yururlükten kaldırıldı. Büyük Taarruz ve İzmir'in kurtuluşundan sonra "Kurtarılmış bölgelerde" İstiklal Mahkemeleri kurulmasını isteyen önergeler kabul edilmedi. Fakat Amasya ve Elcezire'ye birer İstiklal Mahkcmesi gönderildi. İstiklal Mahkemeleri'nin Ulusal Mücadele içindeki çalışmaları yukarıddadki çizelgede gösterilmiştir.
     

Sayfayı Paylaş