1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Büyüklere Masallar..

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve ...SAKLI CeNNeT__ tarafından 3 Kasım 2012 başlatılmıştır.

  1. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL



    PARA PARAYI ÇEKER



    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, ülkelerin birinde fakir mi fakir bir adam yaşarmış. Ülkenin yapısı gereği açlıktan ölmezmiş ama, gönlünün istediği bir yaşamı da hiç bir zaman sürdüremezmiş.
    Çevresindekilerle konuşurken laf paradan açılmış. Sayılan sevilen bir bilgenin "Para parayı çeker" sözünü duyunca, yememiş içmemiş, para biriktirip, parayla para çekmeye karar vermiş.
    Uzun lafın kısası bir altın lira biriktirince doğru padişahın hazinesinin penceresine gitmiş. Önce kalın demir parmaklıkların arkasında nerdeyse küçük bir dağ gibi çil çil altınları seyretmiş.
    Parmaklarının arasında sarı lirası, uzatabildiği kadar kolunu uzatmış:
    - "Geel, gel... Altınlarım bana geel...
    diye seslenip dururmuş. Gelen giden olmayınca biraz daha uzanıp yakarmasını sürdürürken altın lira parmaklarının arasından kayıp padişahın altınlarının arasına karışıvermiş.
    Adamcağız üzüntüsünden kahrolmuş. Bağrına taş basmış, evinin yolunu tutmuş. Tam yolda giderken karşısına saydığı sevdiği o bilge kişi çıkmaz mı?
    Yana yakıla anlatmış derdini.
    Bilge kişi:
    - Ey oğul lafın sonunu iyi dinlememişsin. Para parayı çeker amma... büyük para küçük parayı çeker, sen bunu fark etmemişsin!

     
  2. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL




    Bak DOSTUM
    , ömrünce nasihatimdir sana Kulağın aç, dinle beni

    Bak DOSTUM! cahil ile dost olma
    İlim bilmez, İrfan bilmez
    Söz bilmez, üzülürsün

    Bak DOSTUM! saygısızla dost olma
    Usul bilmez, adap bilmez
    Sınır bilmez üzülürsün

    Bak DOSTUM! aç gözlü ile dost olma
    İkram bilmez, kaide bilmez
    Doymak bilmez, üzülürsün

    Bak DOSTUM! görgüsüzle dost olma
    Yol bilmez, yordam bilmez
    Kaide bilmez, üzülürsün

    Bak DOSTUM! kibirliyle dost olma
    Hal bilmez, ahval bilmez
    Gönül bilmez, üzülürsün.

    Bak DOSTUM! ukalayla dost olma
    Çok konuşur, boş konuşur
    Kem konuşur, üzülürsün.

    Bak DOSTUM! namertle dost olma
    Mertlik bilmez, yürek bilmez
    Dost bilmez, üzülürsün.

    Bak DOSTUM! Sen seni bil yeter sana

    - İlim bil, İrfan bil, söz bil
    - İkram bil, kaide bil, doyum bil
    - Usul bil, adap bil, sınır bil
    - Yol bil; yordam bil,kaide bil
    - Hal bil, ahval bil, gönül bil
    - Çok konuşma, boş konuşma, kem konuşma
    - Mert ol, yürekli ol, dol
    - Ömrünce yeter sana.

    Asla birilerinin umudunu kırma, belki de sahip olduğu tek şey odur

    Şeyh Edebali
     
  3. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL



    İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar yakın...


    Çok eski zamanların dondurucu bir kışı yaşanırken, bütün hayvanlar acımasız soğuktan çok etkilenmiş ve çok büyük kayıplar vermişler. Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri olmayıp, kendilerini sıcak tutması mümkün olmayan dikenleri varmış. Bu durumdan çok endişe duyan kirpiler, en az zararla kışı geçirebilmek için meclislerini toplamış ve çözüm aramaya başlamışlar. Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına ve birbirlerine çok yakın durarak geceyi geçirmelerine karar vermişler.

    Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak ve aralarındaki hava akımını önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler. Ama daha önce hiç ön göremedikleri bir başka problem çıkmış ortaya. Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından kirpiler birbirlerini sivri oklarıyla yaralamışlar. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan dolayı kirpiler, bu defa da birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu sefer de donmaktan kendilerini kurtaramamışlar.
    Ne var ki, her gece, bazen uzaklaşarak bazen de yakınlaşarak, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler. Bu değerli öğreti de onların hayatta kalmalarına neden olmuş. Kıssadan hisse; İster kabul edelim ister etmeyelim, hepimizin bizi kaplayan uzun dikenlerimiz var. Bunlar, bizim hayata karşı savunma mekanizmalarımız, filtrelerimiz. Bazen faydalı, bazen de zararlı. Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza ya da korkutuyoruz onları oklarımızdan, ya da başkalarının oklarından korkuyoruz. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza, sınamadan geçit vermiyoruz. Ne var ki, hayatta kalabilmek ve sıcaklık ancak yakınlaşmakla, birlikte hareket etmekle mümkün olabiliyor.
    Sadece özel hayatımızda değil, iş yaşamımızda da bir takım olduğumuzu hiç unutmamalıyız. Hayatta kalabilmek ve rekabette öne geçebilmek için takım arkadaşlarımızla gerçek uyumu yakalamalıyız. Herkes önce kendi oklarının sorumluluğunu alıp, karşısındakiyle en uygun mesafeyi hemen ayarlamalıdır. Bu sadece bulunduğumuz takımın değil bizim de hayatta kalmamızı sağlayacak sihirli bir yaşam dersidir. İş hayatında esnek olmak, değişen kurallarla birlikte değişimi yakalayabilmek çok önemli. Tabiatımızda var olan oklarımızı, ne kendimize karşı ne de takım arkadaşlarımıza karşı kullanmalıyız. Oklarımızı çıkarma ve kullanma zamanını da çok dikkatli ayarlamalıyız. Yeni dünya birçok çelişkiyi de içinde barındırıyor. Oksuz, oklu kirpiler görme zamanımız artık gelmiştir.
    Bu çelişkiler içinde var olmayı başaran kişi ve kuruluşlar hayatta kalabilecekler. Bir an önce, birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk, çelişkili ve zor zamanlarında üşümeyecek kadar da birbirimize yakın...
    Herkesin görünür ya da görünmez sivri oklarının olduğunu, bu okların, kişinin hem kendisine hem de başkalarına vereceği zararların bilincinde olup, ona göre davranması gerektiği gerçeğini de hiç unutmamalıyız. Bu dönem zoru başarabilen kirpilerin dönemi olacak.


    alinti
     
  4. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL



    FIRTINADA UYUMAK



    Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu. Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vaz geçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.
    Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın
    haline bakıp 'çiftlik işlerinden anlar mısın?' diye sormadan edemedi
    çiflik sahibi. 'Sayılır' dedi adam, 'fırtına çıktığında uyuyabilirim'.
    Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boşverip çaresiz adamı işe aldı.
    Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı.
    Ta ki o fırtınaya kadar:
    Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu.
    Yatağından fırladı, adamın odasına koştu:
    'Kalk, kalk! Fırtına çıktı. Herşeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.'
    Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı:
    'Boşverin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.' Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.
    Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu: A-aa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı. Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti. Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı. Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı. Fırtına uğuldamaya devam ediyordu.
    Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı:
    'Fırtına çıktığında uyuyabilirim'

    Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (dua-odaklanma), maddeten (önlem)
    hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz.


    alinti
     
  5. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL



    SARI ÖKÜZ



    Eski zamanların birinde bir otlakta öküz sürüsü yaşarmış..
    Yaşarmış yaşamalarına ama civardaki aslanlar bir türlü rahat bırakmazlarmış onları...

    Hemen her gün saldırırlarmış bu sürüye...
    Öküz dediğin öyle yabana atılır bir hayvan değil ki, bir araya toplandılar mı kolayca defetmesini bilirlermiş o koca aslanları...

    Gün geçtikçe aslanları almış bir kaygı... "
    Herhalde bize bu otlağı terk etmek düşüyor" demiş aslanlardan birisi... "
    Evet" diye tasdik etmiş diğerleri... " Nereye gideriz" diye düşünürlerken "Bir dakika" diye bir ses duymuşlar gerilerden... Herkes dönüp bakmış sesin geldiği tarafa... Sürünün en çelimsiz, ama kurnaz mı kurnaz bir ferdi olan topal aslanmış söze atılan...
    "Hayır" demiş, "Hiçbir yere gitmiyoruz...
    Siz bana bırakın, ben hallederim bu işi."
    İnanmamış kimse ona ama "Haydi bir şans verelim ne çıkar" diye düşünmüşler..

    Topal aslan elinde beyaz bayrak gitmiş öküzlerin yanına...
    Öküzlerin lideri olan koca boz öküz sormuş ne istediğini...
    Topal aslan "Saygıdeğer öküz efendiler" diye başlamış lafa:
    "Bugün buraya sizden özür dilemek için geldik...
    Evet size defalarca saldırdık, ama niye biliyor musunuz?
    Hep o sizin aranızdaki sarı öküz yüzünden. Onun rengi gözümüzü kamaştırıyor, aklımızı başımızdan alıyor. Onu gördük mü ne kadar barışsever olduğumuzu unutup size saldırıyoruz.
    Bunların hepsi sarı öküzün suçu.
    Verin onu bize, siz kurtulun biz de barış içinde yaşayalım!.."
    Boz öküz, diğer önde gelenlerle görüşmek üzere geri çekilmiş...
    Hepsi de sıcak bakmışlar bu teklife...
    Bir tek yaşlı benekli öküz "Olmaz" demiş ama kimseye dinletememiş sözünü...

    Zavallı sarı öküz teslim edilmiş aslanlara...
    Diğerleri üzülmüşler üzülmesine ama elden ne gelir ki!..
    Bütün sürünün selameti için bir öküz...
    Gerekliymiş bu...
    Gerçekten de günlerce sürüye saldıran olmamış...
    Huzur içinde geçer olmuş günleri...
    Ama aslan milleti bu, ne kadar sabreder ki?
    Hele öküz etinin tadını aldıktan sonra...
    "Acıktık" demişler Topal aslan boz öküzün yanına giderek "Selam" diye girmiş söze: "Gördünüz ya biz aslanlar ne denli uysal milletiz. Yalnız buraya bunu söylemek için gelmedim. Büyük bir problemimiz var!.."
    "Nedir?" demiş boz öküz merakla.
    "Şu sizin uzun kuyruklu öküz" demiş topal aslan ve devam etmiş: "Öyle uzun bir kuyruğu var ki nereden baksak görünüyor. O kuyruğu salladıkça bizim de aklımız başımızdan gidiyor. Gözümüz dönüyor, sürüye saldırmamak için kendimizi zor tutuyoruz. Gelin verin onu bize bu mevzuyu burada kapatalım. Eskisi gibi barış ve huzur içinde iki taraf da hayatını sürdürsün..."
    Boz öküz yine istişare yapmış sürünün ulularıyla.
    Yine sadece benekli öküz olmuş karşı çıkan.
    Hepsi de "Verelim gitsin" demişler.
    İstişare daha da kısa sürmüş bu defa.
    Dışlamışlar uzun kuyruğu sürüden.
    Saatler sürmüş zavallının çırpınışları ama sonunda o da yenik düşmüş aslanlara.
    Tekrar tekrar yinelenmiş bu olanlar. Her geçen gün daha da semirmiş aslanlar, alabildiğince güçlenmişler. Öküzlerse her geçen gün daha da zayıflamışlar, seyreldikçe seyrelmişler...
    Aslanlar küstahlaştıkça küstahlaşıyorlarmış.
    Artık bir sebep bile söyleme gereği duymuyorlarmış..
    "Verin bize şu öküzü sonra karışmayız" derlermiş sadece...
    Zavallı öküzlerin "Hayır" diyebilecek güçleri kalmamış...
    Hepsi birer birer can veriyorlarmış aslanların pençesinde...
    Boz öküz de aralarında olmak üzere birkaçı kalmış en sona...

    "Ne oldu bize, ne zaman kaybettik bu harbi aslanlara karşı, oysa ne kadar da güçlüydük?" diye sormuş biri boz öküze...
    "Biz" demiş boz öküz, gözleri nemli ve sesi pişmanlıkla titreyerek,
    "Sarı Öküz'ü verdiğimiz gün kaybettik bu harbi!.""

    alinti


     
  6. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL




    KATIE'nin KOYUNU, DOSTUN DOSTA OYUNU



    Jayne Fisher 17 yaşındaki kızı Katie ile Madison County'de hayvan satışlarının yapıldığı alana gitmişlerdi. Az sonra sevgili kızı Katie'nin koyunu da burada satılacaktı.
    Katie kanserle savaşıyordu. Aylardır hiç dışarıya çıkmamıştı. Sürekli hastanede kalıyor, kemoterapi tedavisini sükunetle aşmaya çalışıyordu. Koyunundan ayrılmak onun için pek kolay olmayacaktı, ama kilo başına dört pound alacağını öğrenince çok heveslenmişti. Koyunu herkesin görebileceği şekilde gezdirdi ve açık arttırma başladı.
    Açık arttırmayı yürüten Roger Wilson çevredekilere:
    - Hepimiz Katie'nin pek hoş olmayan bir durumda olduğunu biliyoruz,
    diye kendince bir hatırlatma ile başlattı açık arttırmayı.
    Bu sözleriyle fiyatın yükseleceğini umuyordu . Düşündüğü gibi de oldu. Katie'nin koyunu, kilosu 23 pounddan satıldı, ama bu kadarla da kalmadı. Koyunu alan kişi parayı ödedikten sonra bir daha satılması için koyunu iade etti.
    Böylelikle zincirleme satışlar başladı. Aileler koyunu satın alıyor, iade ediyor, sonra koyun yeniden satılıyordu. Bu alış ve iadeler sürüp giderken, Katie'nin kazancı da katlanarak büyüyordu. Katie'nin annesinin hatırlayabildiği tek satış, ilk satış oldu. Çünkü sonrasında kalabalık "Yeniden! Yeniden!" diye bağırırken, ağlamaktan olanların hiçbirini izleyemedi.
    Katie'nin koyunu o gün tam 36 kez satıldı Koyunu son kez alan kişi, koyunu Katie'ye armağan etti. Hastane giderleri için o gün tam 16 000 pound gelir elde edildi ve sevgili koyununu da Katie'ye kaldı.
    ******
    Gökten yine üç elma düştü. Biri ümidini hiç yitirmeyenlere, ikincisi bir başkasını kendi gibi düşünenlere, üçüncüsü ise küçük mutlulukları toplayıp sonsuza erişebilenlere.
     
  7. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL



    ÖĞRET ONA



    Zaman alacak biliyorum, fakat eğer öğretebilirsen ona,
    Kazanılan bir liranın, bulunan beş liradan daha değerli olduğunu öğret. Kaybetmeyi öğrenmesini öğret ona ve hem de kazanmaktan neşe duymayı. Kıskançlıktan uzaklara yönelt onu.
    Eğer yapabilirsen, sessiz kahkahaların gizemini öğret ona.
    Bırak erken öğrensin, zorbaların görünüşte galip olduklarını...
    Eğer yapabilirsen, ona kitapların mucizelerini öğret
    Fakat ona sessiz zamanlar da tanı.
    Gökyüzündeki kuşların, güneşin altındaki arıların,
    ve yemyeşil yamaçtaki çiçeklerin ebedi gizemini düşünebileceği.
    Okulda hata yapmanın, hile yapmaktan çok daha onurlu olduğunu öğret ona.
    Ona kendi fikirlerine inanmasını öğret.
    Herkes ona yanlış olduğunu söylediğin de dahi.
    Tüm insanları dinlemesini öğret ona,
    Fakat tüm söylediklerini gerçeğin eleğinden geçirmesini,
    ve sadece iyi olanları almasını da öğret.
    Eğer yapabilirsen, üzüldüğün de bile nasıl gülümseyeceğini öğret ona. Gözyaşlarında hiçbir utanç olmadığını öğret.
    Ona kuvvetini ve beynini en yüksek fiyatı verene satmasını,
    Fakat hiçbir zaman kalbi ve ruhuna fiyat etiketi koymamasını öğret.
    Uğultulu bir insan kalabalığına kulaklarını tıkamasını öğret ona.
    Ve eğer kendisinin haklı olduğuna inanıyorsa, dimdik dikilip savaşmasını öğret.



    Aydın Türkaydın
     
  8. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL





    Genç Bir Kadın Kadınlar yüzleriyle barışıktı eskiden...
    Bir ağacın yaşı, nasıl gövdesinde gizlediği çizgilerden okunursa bir kadının
    hayatı da yüz hatlarında ele verirdi kendini...
    Her biri; insan suretinden bir papirüse döşenmiş elyazmalarıydı o kırışıklıkların; engin tecrübelerin alametiydi.
    Gün geldi, uzun yaşama sevdasına kapıldı insanoğlu...
    Gençliğe tapındıkça yaşadığını yalanlamanın derdine düştü.
    Madem ki o hatlardı yaşını ele veren; o hattı müdafaa etmenin âlemi yoktu.
    Çehreler önce yoğun pudra taarruzuyla maskelendi; yetmeyince
    genç kalma hırsının çarmıhına gerildi.
    Tecrübe, "kulak ardı" edildi.
    Şimdi, "gergin anneler", ağır makyajla yaşlı görünmeye çalışan kızlarının
    yanında, çizgilerinden arındırılmış anlamsız yüzlerine bakıp yaşlarını tahmin
    etmemizi ve kendilerini tebrik etmemizi bekliyorlar.
    * * *
    Leyla Umar'ın yeni çıkan anılar kitabının ("Geriye Yazılar Kaldı", Epsilon)
    kapağındaki fotoğrafa bakıyorum.
    Bu yüzde bir kitaba sığdırılmış bütün anıların, bütün acıların, bütün sevdaların izi var. Alnını, gözlerinin kenarını, dudaklarının çeperini çevreleyen her çizgi,
    "Bak ne çok şey yaşadım" diye bağırıyor gururla...
    Ve gözler cümleyi tamamlıyor:
    "...ama hâlâ dimdik ayaktayım".
    Kapağı çevirip sayfalara daldığınızda onun neden "kırışıklıklarıyla barışık"
    yaşadığını anlıyorsunuz.
    Çünkü o, genç göstermesini, kulağının ardına gizlediği çizgiye değil,
    hayatın inadına izlediği çizgiye borçlu...
    Nikâh günü tek başına ağlayan gelin fotoğrafını nasıl çektirdiğini anlatırken de, doğuracağı gece kocasından yediği dayaktan bahsederken de, eşinin ihanetini anımsarken de en ufak bir ağıt yakma ya da pişmanlık izi yok satırlarında.. .
    Tersine "Yine olsa yine yaşardım" meydan okuması var.
    * * *
    Bir uçak yolculuğu süresinde okuyup bitirdiğim bu kitap, hayatının hiçbir döneminde muhabirlik heyecanını yitirmemiş 76 yaşında bir gazetecinin
    meslek dersleriyle dolu... Ama ondan da önemli hayat dersleri var:
    Yıl 1976...
    Umar, eşi roman yazabilsin diye kendini paralıyor.
    Onun gazete yazılarını daktilo ediyor.
    Rahat çalışsın diye işini bırakıp onunla Amerika'ya göçüyor.
    Bir gün evde yalnızken telefon çalıyor.
    Arayan bir kadın...
    "Kocanızla birbirimize âşık olduk, bundan böyle birlikte yaşayacağız" diyor.
    Sonra telefonu kocasına veriyor.
    Kocası durumu teyit ediyor. "...hem de inanmamasına içerleyerek.. ."
    Yüz gerdirme operasyonlarına servet yatıran kadınlar bu durumda ne yapardı
    bilmiyorum.
    Leyla Umar, kıymetli yüzüklerini satıyor.
    Onların parasıyla dünya turu bileti alıyor,
    Güney Amerika'dan Japonya'ya, oradan Hindistan ve İran'a uzanan bir
    yolculuğa çıkıyor.
    Üstelik gittiği her ülkenin başbakanıyla röportajlar yapıp gazeteciliğe ve
    para kazanmaya devam ederek...
    * * *
    İnsan, şişirilen kaslar, silinen kırışıklıklarla genç kalmaz.
    Gençlik, göğüs gerdirmek değil, ihanetlere göğüs gerebilmektir; yaşadığıyla övünebilmek, değişimi göze alabilmek, her an başını alıp gidebilmek,
    hayata sil baştan başlayabilmektir.
    Bunu anlayanlar, yüzündeki çizgilerle yaşlanır, ama ihtiyarlamazlar.

    Prof. Dr. Ayşe AKIN
    Başkent Üniversitesi
    Kadın-Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması
    Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü
     
  9. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL





    Kırmızı ibikli bir küçük tavuk
    İngiliz İlköğretim sisteminden


    Zamanın birinde bir çiftlikte kırmızı ibikli! küçük bir tavuk yaşarmış.

    Tavuk kendi yiyeceğini kendisi bulur ve bu güzel çiftlikte çok mutlu bir hayat sürermiş. Bir gün buğday taneleri bulmuş ve bunları ekerek daha çok yiyecek elde edeceğini düşünmüş.
    Ancak nasıl ekeceğini bilmediği için arkadaşlarından yardım istemiş:
    - Bu buğday tanelerini ekmek için kim bana yardım edecek ?


    Ördek cevaplamış:
    - Ben yardım edemem, ancak istersen sana kahve tohumu satabilirim. Buğday yerine kahve ekersen, çok para kazanır ve istediğin kadar buğday alırsın.

    Domuz oradan seslenmiş:
    - Ben de yardım edemem, ancak kahve ekersen ürünlerini ben satın alırım.

    Fare hemen atlamış:
    - Ben buğday ekiminden anlamam ancak kahve ekmek için gereken parayı sana borç verebilirim, sonra ödersin.!

    Ticaretten ve tarımdan anlamayan kırmızı ibikli şirin tavuk, bu sözler sonrasında kahve ekmeye karar vermiş ve buğdaydan vazgeçmiş.
    Ancak kahve nasıl ekilir bilmediğinden yine yardım istemiş:
    - Kahve ekmek için kim bana yardım edecek?

    Ördek:
    - Ben yardım edemem, ancak kahvenin çabuk büyümesi için gereken gübreyi sana satabilirim' demiş.

    Domuz:
    - Ben kahve yetiştirmekten anlamam ancak kahveleri zararlı böceklerden korumak için ilaca ihtiyacın var, istersen sana satarım' demiş.

    Fare de:
    - Gübre ve ilaç için gereken parayı istersen sana borç veririm ' demiş.

    Sonunda kırmızı ibikli tavuk çalışmaya başlamış, çalışmıııııış çalışmış.
    Kahve yetiştirmek buğday yetiştirmekten daha zormuş ve daha çok gübre ve ilaç gerekiyormuş. Ama tavuğumuz sonunda çok zengin olacağını hayal ederek sabretmiş. Ve sonunda hasat zamanı gelmiş ve gerçekten de tavuk çok miktarda ürün elde etmiş, kendisine yol gösteren arkadaşlarına seslenmiş:
    - Kahveleri satmama kim yardım edecek?'

    Ördek:
    - Ben yardım edemem, ancak kahveleri işlemek ve paketlemek için benim fabrikama getirmelisin.

    Domuz:
    - Ben de yardım edemem, zaten her önüne gelen kahve ektiği için kahve fiyatları çok düştü, senin kahven beş para etmez.

    Fare:
    - Ben bu işlerden anlamam, ayrıca artık sana verdiğim borçları ödemen lazım.

    Sonunda kırmızı ibikli küçük tavuk gerçeğin farkına varmış ve buğday yerine kahve ekmenin büyük bir hata olduğunu anlamış, çünkü borç içinde imiş ve yiyecek tek bir lokması yokmuş. Açlıktan ölmemek için yine yardım istemiş:
    - Yiyecek bir kaç lokma bulmama Kim yardım edecek?

    Ördek:
    - Ben yardım edemem, senin hiç paran yok.

    Domuz:
    - Ben de yardım edemem, zaten herkes kahve ektiği için buğday eken de kalmadı, yiyecek yok.

    Fare:
    - Ben yiyecek bulamam. Ancak bana borçlarını ödemediğin için para yerine senin tarlanı almak zorundayım, iyi bir tavuk olursan, belki senin o tarlada boğaz tokluğuna çalışıp, benim için buğday yetiştirmene izin verebilirim.

    Şimdilerde bizim kırmızı ibikli küçük tavuğumuz, artık farenin olan eski tarlasında buğday yetiştiriyor ve karnını doyurmaya çalışıyor.


    Kaynak :

    İngiltere de ilkokul okuma kitabından "The Little Red Hen"
     
  10. ...SAKLI CeNNeT__

    ...SAKLI CeNNeT__ ♥ Pєяναηє Döηєя Aşk ♥

    Katılım:
    6 Temmuz 2011
    Mesajlar:
    16.241
    Beğenileri:
    83
    Ödül Puanları:
    4.980
    Yer:
    ♥ Bєη Hєp Sєηdєyim ♥
    Banka:
    472 ÇTL



    BİR BABADAN MEKTUP VAR...


    Birgün, çocuğum doğdu. O dünyaya geldiğinde, yetişmem gereken uçaklar ve ödenmesi gereken faturalarla meşguldüm. Ben uzaklardayken yürümeyi öğrendi. Konuşmayı da öyle.
    Ve biraz büyüdüğünde, "Senin gibi olmak istiyorum baba" demeye başladı.
    "Ben de büyüyünce senin gibi olacağım."
    İşyerine telefon açıp, "Baba, eve ne zaman geleceksin?" diye sorardı ikide bir. "Ne zaman geleceğimi bilmiyorum oğlum. Ama geldiğimde birlikte güzel bir vakit geçireceğimizden emin olabilirsin."
    Yıllar öylece geçip gitti. Oğlum on yaşına geldi. Ona güzel bir top aldım.
    "Top için teşekkürler baba!" dedi, "Haydi oynayalım."
    "Bu hafta sonu tamamlamam gereken işler var" dedim.
    "Bugün olmaz, haftaya, tamam mı?" "Tamam" dedi, fakat yüzündeki gülümseme eksilmedi. "Büyüyünce baba" dedi, "ben de senin gibi olmak istiyorum."
    Yıllar öylece uçup gitti. Oğlum önce ilkokuldan, sonra liseden, sonra üniversiteden mezun oldu. Bu durumda, başka birçok baba gibi, benim de söylemem gereken birşeyler vardı. "Seninle gurur duyuyorum" oğlum dedim:
    "Gel, şöyle biraz oturalım; sana diyeceklerim var."
    Başını salladı ve gülümseyerek :
    "Arkadaşlara sözüm var baba" dedi.
    "Sen arabanın anahtarlarını verebilir misin bana? Sonra görüşürüz, oldu mu?"
    Yıllar öylece geçip gitti. Emekli oldum. Artık bol bol vaktim vardı. Oğlum ise başka bir şehirde iyi bir iş bulmuştu, orada yaşıyordu. Bir gün ona telefon ettim.
    "Eğer sence de uygunsa, hafta sonu buraya gel de hasret giderelim" dedim.
    "Sevinirim baba" dedi. "Bir bakayım, müsait bir vakit bulabilirsem, gelirim. Ama şu sıralar işlerim çok yoğun. Fakat seninle görüşmeyi ben de istiyorum, baba."
    "Peki, ne zaman gelirsin oğlum?"
    "Ne zaman olur bilmiyorum, baba. Şimdi bir iş görüşmem var, ona yetişmem gerek. Sonra ararım seni. Geldiğimde birlikte güzel vakit geçireceğimizden emin olabilirsin."
    Ve telefonu kapattığımda, oğlumun çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini anladım. Çocukluk hayalini gerçekleştirdiğini... Örnek aldığı babasına benzediğini... Büyüyünce tıpkı babası gibi olduğunu...


    alinti
     
Benzer Konular
  1. Mc_ÖRGE

    Masallar

    Mc_ÖRGE, 30 Ekim 2009, Paylaşıldığı Yer: Resimler
    Mesaj:
    3
    Görüntüleme:
    643
  2. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    557
  3. ZeyNoO
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    548
  4. Suskun
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    3.035
  5. cemree
    Mesaj:
    0
    Görüntüleme:
    403
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş