1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Cadı, Cadılık, Cadılar Tarihçesi - Cadılık Hakkında Herşey

Konusu 'İlginç Yazılar' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 25 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.432
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.830 ÇTL
    [​IMG]

    Cadılığın Etimolojisi

    Cadı, dilimize Farsça'dan gelmiş bir sözcük olup; ilk anlamı "Geceleri dolaşarak insanlara kötülük ettiğine inanılan hortlak"tır (TDK). İkinci anlamı ise, "Kötülük yaparak başkalarına zarar veren kadın yada erkek" tir. Eski dilde güzel gözlü insan manasına da gelmektedir.

    Cadılık ve Bilim

    Cadılık ve Bilim1664 de Robert Hunt başta olmak üzere bir çok bilimci cadılığa ilgi duymaya başladılar. Barış savcısı olan Robert Hunt cadılık üzerine eline geçirdiği bütün belgeleri o dönem arkadaşı olan Glanvill`e gönderir. Glanvill bu eserleri “Cadılık ve cadılar üzerine felsefi düşünmeler” adı altında yayınlar. Esere duyulan ilgi o kadar büyüktür ki eser 4 baskı yapar. Bu ve daha değişik eserlerle “ruhların ülkesi” araştırılmaya başlanır. Glanvill yaptığı bir takım araştırmalar sonucu şu kanıya varır; “Biz aslında yaşadığımız dünya hakkında hiç bir şey bilmiyoruz sadece deneyler ve bazı olgular dışında”. “Bilimciler olarak doğalcıların (Die Naturalisten) söylediklerine kulak vermeliyiz, yoksa ruhların dünyasını araştıramayız! Onların söyledikleri bin göz ve bin kulakla ispatlanmıştır![Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    Bu düşüncelere karşı çıkan John Webster tüm bunların “tanrının şeytana atıfta bulunduğu şeyler” olduğunu söyler. Oysa “Der Hexenkult”un (Cadı..) yazarı psikolog Starhawk cadılığın patriarkal toplumların çok öncesinde var olduğunu söyler. Bu inancın kökleri hıristiyanlıktan, müslümanlıktan ve yahudi inancından çok daha öncelere dayanır.

    Efsanelere göre bu inanç Avrupa’da buzul dönemi sonrası başlamıştır. Yani tahminen otuzbeşbin yıl civarındadır. Starhawk`ın “eski din” olarak adlandırdığı cadılık inancı geleneksel ruhu itibarıyle Amerikan yerlilerinin veya (Arktis) deki şamanizme yakındır.

    Bu inancın ne kutsal bir kitabı ne dini kuralları ne de dogmaları vardır. Cadı inancı öğretilerini doğadan edinir ilhamını ise güneşin, ayın ve yıldızların hareketinden, kuşların uçuşundan ,agaçların yavaş büyümesinden ve mevsimlerin değişmesinden alır. Cadı inancının savunucuları bilgilerini, dilden ziyade resimlerle anlatıyorlardı.

    Batı dünyasında şeytana tapanlar olarak nitelenen cadıların, cadı inancının, şeytan düşüncesi olmadan çok daha önce olduğunu söylerler. Webster bir yandan cadılığın şeytanlık olduğunu söylerken diğer yandan Eski Ahit’te cadılıkla ilgili hiç bir şey olmadığını söyler. Yani cadıların ve cadılığın şeytanla bağlantısını gösterebilecek hiç bir şey Eski Ahit’te yer almıyor. Bu sözleri onu barız bir biçimde ele veriyor. Bir yandan cadılığı hıristiyanlığın lanetlediğini gösterirken diğer taraftan bu konuyla ilgili kutsal kitapta hiç bir şeye rastlanmadığını söylüyordu. Simyacı bilim ise erotik cinsellik ve bilim arasında yakın bir ilişkinin olduğunu deneysel ve spiritüel bir yolla bilgiye ulaşılabileceğini söylüyordu. Fakat buna rağmen “doğaya ölçülü davranamadılar”. Cünkü kadını yücelttikleri kadarda aşağıladılar da. Bugünkü noktadan hareket edilip bilim tarihi eleştirisi yapıldığında rasyonel bilimin temsilcilerinin cadı avıyla her hangi bir ilişkisi olmadığı düşünülebilinir, fakat Fox-Keller 17. yüzyılın bilimadamlarının “erkek bilimi” kurabilmek için cadı inancını savunan bilimadamlarını saf dışı bıraktığını söyler. Bunlardan Glanvill ve More simyacılar için bile çok radikal ve tehlikeliydiler, çünkü onlar sadece dinsel ve politik olarak radikal değildiler aynı zamanda kadının tanrı huzurunda eşitliğini savunduklarından dolayı “eril bilim” için bir tehlike oluşturuyorlardı. Cok güçlü olduğuna inanılan cadılar, ciddi bir korku oluşturdular. 17. yüzyıl cinsellik perspektifinde cadılık, cinselliğin dizginlerinden kopması olarak görülüyordu. Hatta ta 1486 da Malleus Maleficarum “Cadı Çekici”adlı kitabında cadılar hakkında şunları söylemektedir; “bütün cadılık etle bağlantılı olan zevkten kaynaklanıyor, bu zevk kadınların bir türlü doyamadıkları şeydir. Bundan dolayı bütün zevklerini tatmin etmek için şeytanla bağlantı kurarlar”. Fakat bu sözlerden iki yüzyıl sonra bile hala cadılar, kadınların cinsel gücünü ifade ediyor ve toplum icin bir tehlike oluşturuyorlardı. 17. yüzyılda cadılık en yüksek noktasına varmıştı dolayısıyla dişi cinsellikte en yüksek noktasına varmış oluyordu. Dönemin dramalarında da(The White Devil-Beyaz Seytan- Antonius ve Cleopatra) cinsiyet ve cinsellikle yakından ilgilenildiği görülür. İngiltere de cadılığın sosyal gelişmelere önemli derecede damgasını vurduğunu söyleyebiliriz.

    Tiyatrolarda cadılık eleştirisi yapılırken bütün kadınlara karşı olan korku dile getiriliyordu. Aslında bütün kadınlar potansiyel cadı olarak görülüyordu. Bilim ve bilim adamlarının cadılardan (kadınlardan) ve onların fikirlerinden korkması o dönemde tesadüfi bir olay değildi. Yeni oluşmakta olan “erkek bilime” kadın fikrinin girmesinden son derece korkuyorlardı. Cünkü zaman erkek bilimi doğurma zamanıydı. Bundan dolayı simyacıların görüşlerini “erkek bilimciler” tam reddetmeseler bile onu “temiz olmayan” görüşler olarak açıklayıp, “tertemiz” (kadınsız) bir bilim yaratmak istedikleri için reddediyorlardı.

    Erkek bilimin 17. yüzyıldaki en büyük başarılarından biri, gelişmekte olan kapıtalizme erkek ve kadın arasındaki işbölümünü entegre edebilmiş olmasıdır O döneme kadar erkek ve kadın tanımlamaları hiç bu kadar açık bir biçimde kutuplaşmamıştır. “Rasyonalite, nesnellik ve istek konusundaki algılamalar bilimin oluşmasını ve doğa üzerindeki tahakkümü teşvik etmiştir ve bu aynı zamanda erkek tanımının kurumsallaşmasını da teşvik etmiştir.” (E.Fox-Keller) Kapıtalizmin ihtiyaç duyduğu üretim ve yeniden üretim alanları “bilimsel” bir dille ifade edilmiş oluyordu. Kadını “yeteneği ve yapısı gereği” eve, erkeği de “aklı ve gücü” gereği iş ve bilim alanına ayırıyordu. Yeni toplumda (kapıtalizmde) “yeni kadının” görevleri ve yeri belirlenmiş oluyordu böylece. Bu çağ bir çok yazar tarafından kritik bir geçiş dönemeci olarak değerlendirilmektedir.

    Tüm bunlardan çıkaracağımız sonuç bilimin bir tarih içerisinde belli kişiler (erkekler) tarafından oluşturulduğu ve kesinkes cinsiyetsiz olmadığıdır. Kadınlar tarafından oluşturulmuş olsaydı nasıl olurdu sorusunu yanıtlayamıyacağız, fakat nasıl 17. yüzyılda mekanikçiler hermetikçiler üzerinde mutlak hakimiyet sağlayamamışlarsa erkekler de kadınlar üzerinde mutlak hakimiyet sağlıyamamışlardır. Onlar uzun bir dönem bilim aracılığıyla bütün bilimsel alanlarda hakim olmuşlarsa da, kadınları çoğu zaman kendilerine değil yaptıkları işlere ikna edebilmişlerdir. Bütünüyle inandırabildiklerini de söyleyemeyiz.
    Kadınların bilim alanına (erkek alanı) girip bilimi kadın gözüyle incelemeye başlamalarıyla bütün bu büyü bozulmuştur. Kadınlar kendilerine biçilen payın biyolojik varlıklarının bir yansıması değil de sosyal örgütlenmenin bir yansıması olduğunu anlayınca bilimin de bir sosyal örgütlenme (erkek örgütü) olduğundan şüpheleri kalmadı.

    Özellikle doğa bilimlerinde bilim kadınları, bilimin ve bilim tarihinin olduğu ve gösterildiği gibi olmadığını kanıtlamaya çalışıyorlar. Fakat onların edindikleri tecrübeler ve elde ettiği sonuçlar bilim adamları ve bilim kurumu tarafından görmezlikten geliniyor. Bu kadınlardan biri de Evelyn Fox-Keller. Fox kadınların bilimsel araştırmalarda tarafsız veya cinsiyetsiz olması için feminist olmaları gerekmediğini McClintock`u örnek göstererek vurgular. Hücre genetikçisi olan Barbara McClintock “organizmalar için bir his yaratmıştı”; o doğa üzerinde hükmederek değil doğayı dinleyerek, izleyerek ve ona saygı duyarak hareket ediyordu. McClintock büyük başarıların ve buluşların sahibidir (1940′larda ki buluşu sözgelimi; sadece genler organizmanın gelişmesini yönlendirmiyorlar, fakat aynı zamanda kendileri de yönlendiriliyorlar, gelişme süreci içerisinde onları çevreleyen hücreden ve bütün organizmadan etkileniyorlardı.

    Yani genetik “program” kesinkes değiştirilemeyecek bir biçimde genlerde yazılı değildi; o organizmanın şartlarına ve çevresine bağlı oluyordu) Bu ve buna benzer tezler bilim adamları tarafından benimsenmiyordu. Tezin yanlışlığından veya doğruluğundan kaynaklanan bir tepki değildi bu tepki, McClintock’un kadın olmasından kaynaklanıyordu. 1940′larda reddedilen bu tezler 1983′de kabul edildiler ve McClintock tıp ve fizyoloji dallarındaki başarılarından dolayı ödül aldı. Tabii ki 40 yıl sonra verilen bu ödül bilim adamlarının yanıldıklarını kavradıklarından kaynaklanmıyor; bu ödül aslında kadın hareketinin bilime kendi başarılarını kabul ettirmesinin bir sonucudur. McClintock kendisi feminist değildi ve sosyal cinsiyetin (gender) bilimde her hangi bir rol oynamadığını düşünüyordu, fakat onun başarısının gizli tutulması bugun bile bilimdeki cinsiyetin sosyal konumunu ortaya koymaktadır.

    Bilime ve bilim tarihine feminist bir bakış açısıyla yaklaştığımızda bilimin diğer cinsiyet üzerine kurulmuş bir cinsiyet ideolojisi
    barındırdığını görebiliriz. Feminizm şüphesiz “bize sadece bir özne yaratmadı o aynı zamanda bu özneyi nasıl araştırabileceğimize dair özel bir analiz metodu kazandırdı”

    Bilim alanına feminist bir gözle baktığımızda karşımıza kadın-erkek, objektif-subjektif, sevgi-iktidar ve bilim-doğa terimleri çıkıyor. Erkek bilimciler ve bilim tarihi doğa yerine bilimi, sevgi yerine iktidarı ve objektif olma yerine subjektif olmayi yeğlemişlerdir.

    Tüm bunlardan sonra ise artık sorun şudur:

    Kadınlar bu alanda (bilim ve erkek) yer almaya devam edecekler mi? Bu alanın dışında mı kalacaklar, yoksa alternatif bir bilim mi yaratacaklar? Ya da mevcut erkek biliminin içinde yeralıp parça parça değiştirmeye mi uğraşacaklar?
     
    dderya bunu beğendi.
  2. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.432
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.830 ÇTL
    Cadılık

    Cadılık, çeşitli tarihi, antropolojik, dini ve mitolojik kaynaklarda, çeşitli doğaüstü veya sihirli, büyülü oldukları iddia edilen yeteneklere verilen isimdir. Cadı; cadılık öğretilerini uygulayan kişidir. Mitolojik cadılar doğaüstü yaratıklarken, tarihte pek çok insan, cadılıkla suclanmistir. Cadılık halen bazı inanç sistemleriyle ve pek çok modern uygulayıcısıyla varlığını sürdürmektedir.

    "Cadılık" kavramı kültürel bağlamlarda olumlu ya da olumsuz anlamlar içerebilir. Örneğin; Eski Hristiyan Avrupa'da cadılar şeytanî güçlerle ve şeytan olarak tanınırken, modern çağda, günümüzde, cadılar kendilerini iyilikçi ve ahlak olarak olumlu insanlar olarak tanımlamakta, diğer insanlarca da böyle tanınmaktadırlar. Kötü büyü yapanlara cadı denir.

    Tarihî örneklerde cadıların çoğu kadın olmasına rağmen, erkekler de cadı olabilirler. Erkek cadılara ise, gerek tarihte, gerek mitolojide, büyücü adı verilmiştir[Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..].

    Tanıtım

    Uygulamalar ve inançlar, her ne kadar çeşitli kültürlerde tanrılar ve ruhlarla yoğun ilişki içinde olsa da, cadılığın kendi başına bir din oluşturmadığını göstermektedir. Çoğu kültürde cadılık dinî uygulamalar, ölümden sonra yaşam, ruhlar, tanrılar, paranormal olaylarla iç içedir. Cadılık, genel olarak büyünün kullanım alanı olarak karakterize edilmiştir.


    Cadılığa dayanan uygulamalar
    • Meditasyon
    • Enerji işleme
    • Auraları görme
    • Ouijaları kullanmak
    • Chanting mantras
    • İyileşme
    • Kehanet - by tarot, runes, etc.
    • Astroloji, horoskopları okuma yolu
    • Use of poppets
    • Ruhlardan yardım alma
    • Scrying
    Popüler kültürde cadılar

    Sinema
    Practical Magic, The Craft, Hocus Pocus,The Blair Witch Project , Harry Potter gibi pek çok filmde cadılar konu edilmiştir. Bu filmlerde cadılar süpürge, asa ve kazanlarla ilişkilendirilmiştirler.

    Kitaplar
    Günümüzde en ünlü serilerden biri olan Harry Potter kitapları, Cadılık ve Büyücülük dünyasını konu almıştır.

    Cadılık dünyasını konu alan bir başka kitap serisi de Cate Tiernan tarafından yazılan Sweep: Wicca Serisi' dir. Seri, on dört kitap ve Morgan Rowlands' ın, etrafının tamamen cadılarla çevrili olduğunu farkeden bir kız, hikâyesini anlatan bir romandan oluşuyor.Morgan' ın dışında, Wicca serisindeki diğer karakterler de kendi rollerini ve ilişkilerini oluşturuyorlar. Sweep:Wicca Serisi, çoğunlukla gençlik problemlerini ele alıyor ve çoğu genç bu kitabı bu yüzden okuyor.
     
    dderya bunu beğendi.
  3. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.432
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.830 ÇTL
    Cadı

    Cadı, birçok dinde ve mitolojide doğaüstü güçleri olduğuna inanılan kadın. Cadılar mistik olarak bakıldığında gerçekte sadece kadınlardan oluşur.

    Cadılık ve büyücülük kavramlarına da değinildiğinde, bilinenin aksine, her büyücü kadın, bir cadı değildir, fakat bir cadı aynı zamanda iyi bir büyücüdür. Hipnoz ve büyü arasında ne denli bir fark varsa, büyücülük ve cadılık arasında bir o kadar fark vardır. Çünkü bir büyücü sadece Ruhani Varlıklardan Faydalanılarak Yapılan bir sihir türünü kullanabilir fakat bir Cadı ise hem Ruhani Varlıklardan Faydalanılarak Yapılan bir sihir türünü hem de Ruh Gücüne Dayanılarak Orataya Konan bir sihir türünü kullanır. Bundan dolayı bir cadı, bir büyücüden, gücün kötüye kullanılması açısından çok daha güçlüdür.

    Cadılar hakkında yapılan ve bir çok ödüle layık görülen, hikâyesini gerçek hayattan alan, kurgu olmayan 1977 yapımı bir italyan filmi olan Suspiria adlı filmde, cadılığın tanımı ve cadıların yaşayışları anlatılmıştır. Mistik bilimlerle ilgilenen kişilerin ve araştırmacıların açıkladığı günümüzdeki cadılık tanımı ise şöyledir:
    « "Cadılar; kötüdürler, olumsuz ve yıkıcıdırlar. Mistik bilimlere dair uzmanlıkları inanılmaz güçlerle donatır onları. Olayların akışını ve insanların hayatını, zarar vererek değiştirebilirler. Amaçları çok büyük bir zenginliğe ulaşmaktır. Bu da, sadece diğerlerine zarar vererek elde edilebilir. Onlara bir şekilde ters düşmüş kişilere acı çektirebilir, hastalık verebilir, hatta öldürebilirler... Topluluk olarak yaşayan kadın gurubundan oluşur ve black queen (kara kraliçe) olarak adlandırılan, Kötülüğe büyük yeteneği olan cadı, sihir uzmanı liderleri vardır. Bir cadı topluluğundaki bir cadı kadının, kraliçe olması için, sihir gücünün diğerlerinden yüz kat güçlü olması gerekir. Yılanda olduğu gibi, topluluğa güç veren şey, kraliçedir, güç liderde, baştadır. Lideri olmayan bir topluluk başsız kobra gibidir; güçsüz ve zararsız..." »
    Mistik bilimlerle ilgilenen çoğu kişi, islam dininde olup mistizimle uğraşan insanlar dahil, mistik bilimlerde uzmanlaşmış ve kötülüğe kendini adamış kadınlara, yani cadılara inanırlar. Bu kişilerin mistizim ve büyücülük - cadılık hakkındaki temel inancı şudur[Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..]

    « Quoddam ubiquae, Quoddam semper, Quoddam ab omnibus, creditum est! »

    « Anlamı: Sihir her yerde, bütün dünyadadır. Bu bilinen bir gerçektir, HER ZAMAN! »

    Cadılık günümüzde bazı kişiler tarafından bir din olarak kabul görmeye başlamış olup ve adına ingilizce witchcraft adı verilmiş olsa da aslında cadılık sadece mistik uzmanlıkları olan ve metafizik gibi günümüzde halen açığa kavuşmamış bilimlerin sistemini ve formüllerini ileri derecede bilen ve bu bilimlerde uzman olan kadınlardan ibarettir. Witchcraft aynı zamanda cadılık sanatını uygulayan insanların bağlı olduğu dini vurgulamaktadır. Esasında Şaman Dininin daha modernize ve sistamatize edilmiş şekli olarak görülebilir. Eski Yunancada "witch" tedavi eden iyleştiren, şifa veren insan anlamına gelmektedir.

    Cadılığın Dalları

    Gardnerian: Çağdaş Cadılığın babası olarak söz edilen Gerald Gardner tarafından kurulmuştur.Gardnerci cadılık,katı bir şekilde Gerald Gardner’in kendi yazdığı Gölgeler Kitabı’na dayandırılır.O’nun rituellerine bağlı kalınır.

    Alexandrian: Alex ve Maxine Sanders tarafından kurulmuştur.Gardnerian ‘lara göre daha ılımlı ve esnektir.

    Miras: Aileden gelip,kuşaktan kuşağa aktarılan cadılıktır.

    Geleneksel: Geleneksel cadılar,cadılığı içgüdüsel olarak uygulayanlardır.Genellikle cadılığı daha keşfetmeden,maji uygular ve yönergeleri öğrenirler.

    Hedgewitch: Çalışmaları tamamen toprak ve doğaya dayanan cadılardır.Hemen hemen sadece,otlar ve bitkilerle çalışırlar.

    Cadılar bu geleneklere bağlı kalarak Münzeviler ya da Cadılar Meclisi denen gruplar halinde çalışırlar.

    Cadılar Meclisi,belirli aralıklarla buluşan ve birlikte çalışan bir cadı grubudur.Cadı Meclisi 13 kişiden oluşmak zorunda değildir.Ama 3 ‘ten fazla kişi barındırmalıdır.

    Kendi başına çalışan cadıya , Münzevi Cadı denir. Aynı cinsiyette bile olsa,birlikte çalışan iki cadının ilişkisine de Ortaklık denir.
     
    dderya bunu beğendi.
  4. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.432
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.830 ÇTL
    Cadı ile Büyücülük Arasındaki Farklar ve İslam'ın Cadılığa Bakışı

    Her büyücü kadın bir cadı değildir fakat bir cadı, mükemmel bir sihir uzmanıdır. İslam dininde belirtilmiş dört tür sihir çeşidi vardır. Büyücülük sadece c şıkkını kullanırken, Cadılık ise bunlardan b ve c şıklından (özellikle b şıkkından) insanlara kötülük etmek amacıyla yararlanır.


    a) Keldanilerin Sihri: Bunlar yıldızlara taparlar, kainatı idare edenlerin yıldızlar olduğunu, hayır ve şerrin onlardan geldiğini[Linkleri görebilmek için ÜYE olmalısınız!..] Semavi güçlerin yerdeki güçlerle birleşmesi sonucu mucizeler meydana geldiğini söylerler. Bunları irşad için Allah (c.c.) İbrahim (a.s.)’ ı gönderdi. Bunlar da kendi aralarında üç sınıf idiler;
    1. Eflak ve yıldızların ebedi olduğunu söyleyenler ki; onlara “Sabie” denilir.
    2. Eflak’ın uluhiyyetine inanırlar. Bunlar her felek için yerde bir put yapmış ve ona hizmet etmiş putperestlerdir.
    3. Eflak’ı ve yıldızları yaratan birisi olduğunu ve bunun onlara yeryüzünü idare etme hakkını verdiğini söyleyenler. Bunlar yıldızları aracı kabul ederlerdi.
    b) Ruh Gücüne Dayanılarak Orataya Konan Sihir: Buna göre insan ruhu tasfiye ile icat etme, öldürme, bünye ve şekilde değişiklik yapma gücüne ulaşır.

    c) Ruhani Varlıklardan Faydalanılarak Yapılan Sihir: Bu da muska yapmak ve cinleri kullanmak gibi şekillerde uygulanır.

    d) Göz Boyamak Yeklinde Yapılan Sihir: Bu da hokkabazlık, el çabukluğu ve benzeri davranışlardır.

    İslam alimleri, yukarda açıklanan a maddesinde yer alanlan kişilerin inançları açısından kafir olduklarını belirtmişlerdir. Fakat İslam alimlerince, Cadılık gibi bir konu üstünde durulduğunda eğer, konu kendini kötülüğe adamaksa; inanç olarak zaten bir kişi herhangi bir madde ya da koşula bağlı olmadan Kafirdir.
     
    dderya bunu beğendi.
  5. Gizemli Cadi

    Gizemli Cadi Forum Gururu

    Katılım:
    17 Mart 2009
    Mesajlar:
    2.531
    Beğenileri:
    24
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Öğretmen diyolar bana sıradışı olsamda
    Yer:
    Cadilar FAN Klüp
    Banka:
    7 ÇTL
    Bence herşey yok yazida..;;).Kendimi de ekledim..Eksik bir şey kalmasın.diye....;;P;;P;;P
     
  6. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.432
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.830 ÇTL
    Herşey olacak bu yazı dizisinde daha yolun başındayız :D

    ----------------​

    Dünyada Cadılık

    Günümüzde 15. yüzyılda Avrupa'daki bakış açısına göre genellikle süpürgesi üzerinde uçarak gezinen, büyücü bir kadını temsil eder. Fakat bu sadece hayali bir semboldür...

    Afrika'dan, Avrupa'ya; Hindistan'dan, Orta Doğu'ya; Dünyanın dört bir yanında büyücülerin ve cadıların kültürlerde mevcut olduğunu görebiliriz.

    Cadılık dünyanın pek çok ülkesinde farklı adlar ve şekillerde uygulanabilmektedir. Macumba Afrika büyüsüdür, buna karşılık Haiti adalarında bu büyücülük sanatına verilen ismi Voodoo'dur. Cadılar dünyadaki bütün din ve inanışların hepsine önem verir onların büyüsel uygulamalarını kullanabilirler, fakat her büyücü kadın bir cadı değildir, ama bir cadı, mükemmel bir sihir uzmanıdır.

    Eğer ki; cadı kelimesini, süpürge ile gezinen, kafasında siyah bir Sombrero'yu andıran şapka ile dolaşan, büyüler yapan insanlar olarak incelemek istersek; bu inanış 15 ila 17'inci yüzyıl arasında Avrupa'da yaşayan kendilerini cadı olarak ilan eden, dul kadınları temsil eder ki; bu sadece hayali bir semboldür...

    Bazılarına göre cadılık denen şey; dul kadınların 15. ila 17. yüzyıl arasındaki zor yaşam koşulları altında yaşayabilmesi için yaptıkları zoraki bir meslektir. Var olmasının ana sebebi de ekonomiktir. Kimileri, "18. yüzyılın ortası itibarıyla cadıların yerini falcılar almıştır" düşüncesine sahiptir. Tabii, bu gerçek cadılık tanımından bir hayli uzaktır...

    Cadılar konu olarak 19. yüzyılın ortalarında; Film ve Edebiyat'ın başlıca karakterleri arasına girmiştir.

    Halkı sindirmeye çalışan bağnaz krallıklar kelimeyi anlamının aksi yönünde kullanarak, bilimi ve adaleti savunan insanları suçlayıp sindirmek için kullanmış ve sembolleştirmiştir. Bu sembolün halk üzerinde oluşturduğu dini etkiden yararlanılmış ve aykırıların toplumdan ayıklanması için kullanılmıstır. Avrupa'da ve Amerika'da binlerce insan cadılık ve benzeri şuçlardan diri diri yakılmıştır fakat bu tür olaylar gerçekte cadıların olmadığı anlamına gelmemektedir.

    Galileo gibi aydınlanma çağının birçok biliminsanı ve sanatçısı Engizisyon mahkemelerinde suçlanmış ve görüşlerini inkara zorlanmıştır.

    Hindistan: Doğa üstü güçlerin varlığına dair olan inançlar, Hindistan'da hâlâ çok güçlüdür. Orissa kentinde cadıların kurmuş olduğu pek çok dernek ve cadıların cezalandırılmasına karşı seslerini yükseltmek için birleşen cadıların kurduğu pek çok sendika vardır.

    Japonya: Japonya'da, the Şamanizm'e benzeyen din, Şinto dini, Budizm'le yoğun bir etkileşim içinde olduğundan, Japonya'da cadılığa karşı asla olumsuz bir yargı oluşmamıştır.

    Orta Asya: Cadılık, 1500'lü yıllardan beri Kazakistan ve Tacikistan'da uygulanmaktadır. Yaygın inanışlardan biri, bir insan ölürse, ruhunun onu öldüren cadıya geçeceğidir.

    Bununla beraber Anadolu da bereket için uygulanan şamanistik olumlu yöntemler revaçtaydı ve toprağı suyu ateşi sakinleştirmek mevzusu üzereydi...Daha çok bu kişiler yine hanımlardan seçilmiştir..

    [​IMG]
    Gerald Gardner'ın 1954 yılında kurduğu cadılık sanatı en meşhur olanlarından biridir. Gerald Gardner antropolojist, occultist (Gizli ilimlerle uğraşan) ve yazardır. Kendi kurduğu Tarikatın bugün halen takipçileri mevcuttur.
     
    dderya bunu beğendi.
  7. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.432
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.830 ÇTL
    Spiritualizm Açısından Cadılık

    Konunun daha iyi anlaşılması için önce spiritualizm'in tanımını yapalım:
    Spiritüalizm (öte âlemcilik)

    Spiritüalizm terimi Latince “ruh” anlamına gelen “spiritus” sözcüğünün sıfatı “spiritualis” sözcüğünden türetilmiş olup ruhçuluk anlamında kullanılmaktadır. Türkçe'de tinselcilik olarak da adlandırılmaktadır. Günümüzde dinsel, mistik ve felsefi alanlarda pek çok akım, ekol ve gruplar kendilerine spiritüalist adını vermekteyse de aralarında ilke, görüş ve kavram bakımından önemli farklar bulunmaktadır. Aralarındaki temel ortak nokta, ruh denilen manevi bir unsurun varlığını kabul etmeleridir. Fakat bunlardan bir kısmı, ruhun orijinal ve kendine özgü olduğunu kabul etmez, bir kısmı ruhun sürekli gelişim içinde olduğuna karşıdır, bir kısmı ise ruhun sürekli olarak tekrar bedenlendiğini kabul eder. Bu yüzden kimi ansiklopedilerde spiritüalizm denen ruhçuluk iki kısımda ele alınır:

    1-Felsefi spiritüalizm. Antik çağdan beri pek çok filozof ruh denilen bir cevherin varlığını savunmakla birlikte, bunlardan bazıları ruhların kendilerine özgü orijinal cevherler olduklarını kabul etmemişlerdir.
    2-Deneysel spiritüalizm. Platon ve Pisagor gibi filozofların döneminden 19.yy.’a dek sistemsiz bir şekilde dalgalanan, reenkarnasyonu kabul eden ruhçuluğun, Fransa’da Allan Kardec tarafından kurulan ilk sistemli biçimidir. Fransa gibi kimi Avrupa ülkelerinde Spiritizm adıyla da bilinir. Latin Amerika ülkelerinde ise kurucusuna ithafen, Kardesizm adını almıştır.

    Konu hakkında yeterince bilgili olmayanlar spiritüalist sözcüğünün kullanıldığı her akım, ekol ve grubun reenkarnasyonu kabul ettiğini sanmaktadırlar. Oysa bu, ruhun varlığını kabul edenlerce kullanılan çok genel bir terimdir. Örneğin A.B.D.’de adında spiritüalist sözcüğü bulunan, sayıları yüzü aşkın Hıristiyan kurum, kuruluş, örgüt ve tarikat bulunmakta olup, reenkarnasyon ilkesini kabul etmezler.
    Kimileri ise ruhçuluğu maddeciliğin karşıtı olarak ele alır. Bu, felsefi alanda bazı spiritüalist akımlar için geçerli olmakla birlikte, tüm spiritüalist görüşler için geçerli değildir. Örneğin neo-spiritüalizm, ruh ve maddenin ayrılığını değil, birliğini savunur ve materyalist görüşten tümüyle kopuk ruhçuluğu eleştirir.
    Aşağıdaki 13 prensip, Amerikan Cadılar Konseyi tarafından, Nisan 1974’de Kabul edilmiştir.
    1. Biz, törenlerimizi, Ay’ın evreleri ve Mevsimsel Çeyrekler ve Kesişen Çeyrekler tarafından ortaya çıkarılan hayat güçlerinin doğal ritmi ile kendimizi bütünleştirmek üzere uygularız.
    2. Kabul ederiz ki zekamız bize, çevremiz ile ilgili eşsiz bir sorumluluk duygusu verir. Doğa ile bir uyum içerisinde yaşamaya çalışırız, ekolojik dengenin sağlanması ve evrim kavramının da bilincinde olarak.
    3. Kabul ederiz ki, gücün bir derinliği vardır ve bu, ortalama bir insanın açık olarak bildiğinden çok daha fazla büyüktür. Çok daha fazla büyük olduğundan dolayı bazen doğaüstü diye isimlendirilse de, biz bunu, herkesin doğal potansiyelinin altında yatan olarak görürüz.
    4. Yaratıcı Gücün, evrendeki kutupları da ispatladığını kabul ederiz - eril ve dişi - ve tüm insanların, eril ile dişiler arasındaki karşılıklı etkileşimin altında da yatan aynı Yaratıcı Güç dür. Bu iki kutbun birbirini desteklemesi gerektiğini bilerek, hiçbirini diğerinin üzerinde değerlendirmeyiz. Sex i zevk olarak değerlendiririz, hayatın şekillendirilmesi olarak, ve aynı zamanda enerji kaynaklarından biri ve dinsel tapınma olarak.
    5. Hem iç hem de dış dünyaları, ya da psikolojik dünya ki bazen Ruhsal Dünya olarak da bilinir; biz Toplu Bilinçsiz İç Dünyalar vb. olarak kabul ederiz. Ve bu iki boyutun birbiriyle etkileşimini, doğaüstü fenomenin ve sihirsel egzersizlerin bir temeli olarak görürüz. Bir boyutu diğerinden daha az önemsemeyiz, çünkü görürüz ki her ikisi de bizim tamamlanmamız için gereklidir.
    6. Hiçbir otoriter hiyerarşiyi kabul etmeyiz ancak öğretenleri onurlandırır, daha fazla olan bilgilerini ve ilimlerini paylaşanlara saygı duyar ve kendilerini cesaretle öğretmenliğe adayanlara da şükran duyarız.
    7. Dini, sihiri ve bilgeligi, bir kişinin dünyayı nasıl gördüğü ve bu dünyada Cadı olarak nasıl yaşadığı olarak görürüz. -ki bir dünya görüş ve hayat felsefesi olarak tanımladığımız şey Cadılık tır-
    8. 8:Birine ‘Cadı’ demek Cadı olmak demek değildir,ancak bu kalıtsal da değildir, titrleri, dereceleri ve Kabul törenlerini vb... içermez. Bir Cadı, bilgece yaşamak, iyi olmak ve başkalarına zarar vermeden Doğa ile uyum içinde yaşamayı sağlamak için içindeki güçleri kontrol etmeye çalışır.
    9. Hayatın ifa edilmesi ve gerçekleştirilmesinin, bilincin geliştirilmesi ve evrimi ile mümkün olduguna inanıyoruz ve bunun da evrenin anlamını oluşturduğuna, içinde kişinin kendi şahsi rolu ile birlikte.
    10. Hıristiyanlık ya da herhangi bir başka dine ya da hayatın felsefesine olan karşıtlığımız, hayatın kurallarını sadece ‘bir tek yol’ a bağlamalarıdır. Ayrıca diğerlerinin özgürlüğünü inkar edip diğer dinsel inanış ve uygulamaların geçersizliğini de desteklemeleridir sebeplerimiz.
    11. Amerikalı(veya Dünya çapında) Cadılar olarak, Cadılığın geçmişindeki tartışmaları, farklı terimlerin orjinalleri ve çesitli kavramların meşruluğunu tehdit olarak görmeyiz. Biz, şimdiki zamanımız ve geleceğimiz ile ilgileniriz.
    12. Biz mutlak şeytan kavramını Kabul etmeyiz ve de aynı zamanda Satan ya da Şeytan diye adlandırılan herhangi bir meta ya da ibadet etmeyiz, ki bunlar hıristiyanlık tarafından kabul edilmiştir. Diğerlerinin acı çekmesi üzerine gelen gücü aramayız, aynı zamanda diğerlerinin inkar edilmesi ile kazanılan kişisel faydanın da gerçekliğine inanmadığımız gibi.
    13. İnanırız ki, sağlığımız ve iyiliğimiz ile uyum içinde olan Doğa ile başbaşa olmayı seçmeliyizdir.
     
    dderya bunu beğendi.
  8. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Bende eksik kalmışım :P
     
  9. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.432
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.830 ÇTL
    Konu güncel. Devam edecek kaynaklara rastlandıkça :D
     
  10. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.432
    Beğenileri:
    7.358
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.830 ÇTL
    Basında Yer Alan Cadılık Haberleri

    Hint müfredatında cadılık dersleri var

    Hindistan`da ilkokullarda batıl inançlarla ilgili oluşan şüpheleri dağıtmak ve ölümcül cadı avlarını engellemek için öğrencilere cadılık dersleri verilecek.

    Müfredatta değişiklik yapılmasını savunanlar, cadı avlarının önünün alınması için batıl inançların küçük yaşlarda değiştirilmiş olması gerektiğine inanıyor. Bazı akademisyenler cadı avının ekonomik koşullara bağlı olduğunu söylüyor ve eğitim değil emekli aylıklarının kara büyüye olan inancı bitireceğini iddia ediyor. Ülkedeki birçok aşiret cemaati cadıların, insanlara, hayvanlara ve ekinlere zarar verme yetisine sahip olduğuna inanıyor. Hindistan`da 2003`ten bu yana çoğu yaşlı kadınlar olmak üzere 750 kişi cadı avında öldürüldü.

    En kötü vakalardan birinde dört kişilik bir aile köy muhtarına beddua ettiği gerekçesiyle taşlanıp canlı canlı gömülmüştü.
    Taraf 25.11.2008

    Cadılık ve büyücülük serbest bırakıldı

    Avustralya'nın Victoria eyaletinde cadılık ve büyücülük yasal oldu. Victoria eyaleti Genel Savcısı Rob Hulls, "Dickens dönemi İngiltere`sinin dili ve davranış biçimleriyle dolu eski yasaya göre, fal bakmak, gelecekten haber vermek veya büyücülük yapmak suçtu, ama artık uzun zamandır fal bakmak veya gelecekten haber vermek yasa ve düzene yönelik bir tehdit oluşturmuyor" dedi.
    Birgün 22.07.2005

    Cadılıkla suçlanan aileye görülmemiş vahşet

    Yaptığı büyü tutmayınca ailesiyle birlikte kurban edildi. Hindistan`da bir adam 21 yaşındaki genci iyileştirmek için yaptığı büyüler sonuç vermeyince ailesiyle birlikte halk tarafından diri diri gömüldü. Halk Majhi`yi oğlunu, karısını ve gelinini taş yağmuruna tuttu.Hindistan`ın Assam eyaletinde yaşayan 65 yaşındaki Lakhan Majhi, uzun süredir hasta olan 21 yaşındaki Gobinda isimli genci iyileştirmek için çeşitli karışımlar hazırladı. Gobinda`yı iyileştirebilmek için büyüler yapan Majhi`nin çalışmaları olumlu sonuç vermedi. Gobinda`nın ölümünden Majhi`nin büyülerini sorumlu tutan ailesi ve tüm köylü büyücünün evini bastı.

    NEFES ALIYORLARDI

    Köy halkı Majhi`yi 60 yaşındaki eşi Sumoni`yi, oğlu Durga(45) ve Law Sabitri(35) isimli gelinini taşladı ve ölesiye dövdü. Halk hırslarını alamayınca bu sefer de hepsini canlı canlı gömdü. Görgü tanıkları ailenin gömüldükleri sırada hâlâ nefes aldıklarını söyledi. Hindistan`da birkaç yıldır büyü yapmakla suçlanılan 500`den fazla kişi cadı avlarında katledildi.
    Birgün 12.06.2008

    Cadı diye yaktılar

    Kadınların cadılık yapıyorlar diye yakılarak öldürülmesinin ortaçağda kaldığı sanılır.

    Kadınların cadılık yapıyorlar diye yakılarak öldürülmesinin ortaçağda kaldığı sanılır.

    Kadınların cadılık yapıyorlar diye yakılarak öldürülmesinin ortaçağda kaldığı sanılır. Ama dünyada böyle ilkelliklerin sürdüğü yerler hâlâ var. Kadınlar cadılık yaptıkları gerekçesiyle yakılabiliyorlar.

    Pasifik Okyanusu ülkelerinden Papua Yeni Gine`de, cadılık yaptığı ileri sürülen 16 yaşındaki bir kız çırılçıplak soyulup bir direğe bağlandıktan sonra diri diri yakıldı.

    İngiliz `Daily Telegraph` gazetesindeki habere göre bu vahşet, genç kız evlilik dışı ilişkiye girmek, erkeklere AIDS bulaştırmak ve büyücülük yapmakla suçlandığı için gerçekleşti. Genç kızın önce eli kolu bağlanıp ağzı kapatıldı. Daha sonra hurda otomobil lastiği ve çöp yığınının üzerine çıkarılan talihsiz kız, üstüne benzin dökülerek ateşe verildi.​
    Evrensel 10.01.2009
    Tanzanya`da yine albino cinayeti

    Tanzanya`da yine bir albino öldürüldü. Albinizm hastası kişilerin (albino), genellikle büyücülük ve cadılık ritüellerinin kurbanı olduğu Tanzanya`daki resmi kaynaklar, 10 yaşlarındaki küçük bir kızın pazar akşamı ülkenin batısındaki köyünde öldürüldüğünü öldürülen çocuğun bir kolunun saldırganlar tarafından götürüldüğünü bildirildi.

    Bu cinayetin, Devlet Başkanı Jakaya Kikwete`nin bu türden cinayetlerin engellenmesine ilişkin yeni bir çağrıda bulunmasından birkaç saat sonra işlendiğine dikkat çekiliyor.

    Büyücülerin albinoların saç, kol, ayak ve kan gibi vücutlarından alınan parçaları, insanları zengin yapacağı öne sürülen bir iksir yapımında kullandıkları ve yılbaşından beri ülkede en az 26 albinonun öldürüldüğü belirtiliyor.​
    Haberaktüel 21.10.2008
    Nijerya`nın çocuk cadıları

    Nijera`da rahipler beş altı yaşındaki çocukların şeytan tarafından ele geçirildiğini iddia edince aileler çocukları sokağa atıyor. Rahipler ise ailelerin bir yıllık gelirine mal olan şeytan çıkarma ayinleri ile çocukları kurtarma vaadi veriyor.

    Nijeryalı çocukların hayatı, akranlarına göre daha da zor bir hal almaya başladı. Beş yaşındaki Mary`yi babası evden atmış. Suçu ise yerel rahibin Mary`nin annesinin ölümüne yol açan şeytani güçleri olduğunu iddia etmesi. Şimdi dışlanmış bir şekilde Nijerya`nın güneydoğusunda korkmuş bir şekilde sokaklarda dolaşıyor ve hayatta kalmaya çalışıyor.

    Mary şimdi Akwa Ibom bölgesinde cadılık yapmakla suçlanan diğer 150 çocukla beraber bir barınakta yaşıyor. Sam Itauma, Eket`te yardım almadan idare etmeye çalışan ve 150 çocuğun kaldığı barınak ve okul olarak çalışan Çocuk Hakları ve Rehabilitasyon Merkezi`ni (CRARN) işletiyor. Bu çocuklar evden atılmadan önce ruhlarının şeytan tarafından ele geçirildiğini itiraf etmeleri için dövülmüş, bıçaklanmış, ateşe fırlatılmış ya da üstlerine asit dökülmüş. Uma adlı bir kız çocuğunun kafatasına ise yedi buçuk santimlik bir çivi çakılmış.

    Barınaktaki çocuklar ise şanslı çünkü en azından hayattalar. Cadı olarak damgalanan çocukların çoğu palalarla, zehirlenerek, boğularak ya da canlı canlı yakılarak şeytanı ruhlarından uzaklaştırmak adına öldürülüyor.

    AYNI ZAMANDA BULAŞICI • Bu çoçukların şeytani olduğuna ise Hıristiyanlık ve yerel inançların karışımından oluşan köklü ve cadılıktan korkan bir inanca sahip yerel rahipler karar veriyor. Rahipler, çocuk cadıların ailelerine yıkım, hastalık ve ölüm getireceğini söylüyor. Ve papazlara göre çocuklar bir kez şeytanın eline geçti mi bunu diğerlerine bulaştırıyor.

    Tabi rahiplerin bu durum için bir çaresi var ama her şeyin bir fiyatı bulunuyor. Kiliselerde şeytan çıkarma ya da `kurtuluş` ayinleri düzenleniyor. Rahipler, şeytanı kovma gücünün sadece kendilerinde olduğunu söylüyor.

    Bu ayinler ise ailelerin bir senelik gelirine mal oluyor.

    Ayinler sırasında çocuklar vahşice sallanıyor, odanın içinde sürükleniyor ve gözlerine iksirler damlatılıyor. Çocuklar çok korkmuş gözüküyor. Aileler ise çocuklarının kurtulması için dua ediyor çünkü eğer ayin başarılı olmazsa çoçuklarının uzağa gönderileceğini ya da öldürüleceğini biliyorlar. Çocukların çoğu kiliselerde zincirlenmiş bir şekilde tutuluyor ve cadı olduklarını itiraf edene kadar yemek verilmiyor.

    SAYI 15 BİNİ BULDU • Rahipler ise ayinlerden kazandıkları paralarla tasarımcıların elinden çıkma kıyafetler, büyük evler ve lüks arabalar alıyorlar. 10 yıl önce bütün ülkede hepi topu birkaç çocuk cadı vakasına rastlanırken şimdi bu sayı sadece Akwa Ibom bölgesinde bile 15 bine ulaştı. Bazı Nijeryalılar bu durumdan ülkede etkili olan vaizlerin artmasını sorumlu tutuyor.​
    Taraf 10.11.2008
     
    dderya bunu beğendi.

Sayfayı Paylaş