1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Çağımızdaki Evlilikler, Eriyen Pamuk Helva...

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve Schweppes tarafından 28 Mart 2009 başlatılmıştır.

  1. Schweppes

    Schweppes Forum Tutkunu

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    1.787
    Beğenileri:
    12
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    DedeKtif
    Yer:
    Uğrunda gemilerin karadan yürütüldüğü yerden:)
    Banka:
    55 ÇTL
    İş bulmak mı zor, evlenmek mi? ÖSS’yi kazanmak mı zor, evlenmek mi?

    Eş bulmak zor olduğu gibi, evliliği sürdürmek de meşakkatli ve yorucu… Liseyi bitir, iş bul, askere git…
    Üniversiteyi bitir, iş bul, sonra da eş bul… Sonra da askerliği çocuk büyürken yap.
    Bayanlar: 18 yaş: Evlenmeyi düşünmüyorum. 20: Daha erken. 24: Acaba evlensem mi artık? 26: Eyvah anne evde mi kalıyorum? Erkekler evlenmeyi ancak 25-26’sından sonra düşünebiliyor. 30’una kadar da taksit ödüyor! Kadınların çoğu artık 25-30’lu yaşlarda anne oluyor. Artık birkaç çocuk istemek için fazla zaman yok, acele etmek lazım.
    30’undan sonra hassasiyetler artıyor, mazeretler çoğalıyor. Sanki çok seçenek varmış gibi beğenmemezlik duygusu tavan yapıyor.
    Giderek “Olmazsa ayrılırız!” gibi garip bir düşünce gençlerde ağır basıyor. Sanki evlilik anlaşılamayınca otobandan ilk çıkılan yol ayrımı?
    Ev kurma masrafları ürkütücü belki, aday bulunduktan sonraki sıkıntılarsa caydırıcı. Bir de evlenmekten korkanlar, “Ben yapamam” diyenler var. Sorumlulukları kaldıramayanlar, evliliği de kaldıramıyor.
    “Seviyorum!” diyerek bunalım takılanlar, sevdiğini hiç söyleyemeyip kalbine gömüp unutanlar, sevmeden “evet” diyenler, “kabul etsin yeter ki”ye razı olanlar, evliliği ticari birliktelik gibi görenler… Sonuçta iki ayrı dünyanın bir evde tek devlete dönüşemeyişine tanık oluyoruz. Erkeklerin de, bayanların da evde kalma yaşı giderek yükseliyor. Yaş yükseldikçe huy ve karakterler eğilip-bükülemez bir hâl alıyor. Vazgeçilmezler arttıkça, ayrılıklar da artıyor. “Ben ve sen” “biz” olamayınca, durum “birliktelik” düzeyinden öteye geçemiyor. Evde kalmışların evlilikleri de yılların alışkanlıklarından vazgeçme işkencesine dönüşebiliyor. Dayatmalar, olmazsa olmazlar, sen ve benler uçuşabiliyor odaların arasında. “Fedakârlık, neden olmasın, senin için yaparım aşkım” yılların getirdiği egoya yenik düşüyor. Sonra ne kadar gizli saklı defter varsa “sen böyle yapmıştın, senin ailen zaten şöyle…” ateş gibi sözler akıtılıyor evliliğin üzerine. Evlilik bir pamuk helvaysa böylece eriyip gidiyor. Sevginin üzeri yapış-yapış bir hal alıyor. Artık ne zevki ne neşesi kalıyor evin. Sonuç: Ayrılık ve hüzünle birlikte ortada kalan çocuklar.


    ALINTI
     

Sayfayı Paylaş