1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Camış Bağa Girdi Halk Oyunu

Konusu 'Dans Türleri & Türk Halk Oyunları' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 16 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Camış Bağa Girdi Halk Oyunu

    Bu regsin adı belli ki tesadufi bir addır. Şöyle bir rivayet de var; bu regsi ilk defa ağır, şişman bir reggasenin ifa ettiği ve dostlarının da kibarca ‘ Camış bağa girdi ‘ dedikleri şeklinde. Regsin adı büyük bir ihtimalle buradan çıktı. Gence'de bu eski regs oynanırken onun komik karakteri de özellikle gösterilirdi. Nahçıvan'da ve Şahbuz'da bu regsi yaşlı adamlar oynarlar. Şeki'de ‘ Camış bağa girdi ‘ musikisi ile pehlivanlar el- kollarının açılması için meşk ederlermiş. Regs geniş ve sıçrayışlı hareketlerden meydana gelir. Azerbaycan'ın bir çok bölgesinde geniş yayılmıştır. CENGİ. Bazen Cengi, cengaverliği, meydan okumayı ve dövüşe çağırışı ifade eder. Yaratılma tarihi çok eskidir. Büyük Azerbaycan bestekarı Üzeyir Hacibeyov şöyle yazar: “ Efsanelerden de anlaşıldığı üzere ‘ Cengi ‘ Köroğlu zamanında zurnanın azametli sesi ile dövüşçülerde cengaverlik ruhu doğurur ve onları kahramanlık göstermeye ve düşman üzerinde galip gelmeye çağırırdı “. Şu bir gerçek ki, ‘ Cengi ‘ hakiki manasına uygun bir regs değildir. O, zurnanın, neyin kulakları tırmalayıcı, azametli, savaşçı ruhunu arttırıcı, marş ritimli dövüş yürüyüşü ile genç erkeklerin gruplar halinde veya düz sıra şeklinde, geniş sıçrayışlı hareketlerle oynadıkları bir savaş oyunudur. Ne yazık ki eski tarihden bu güne kadar bunu tasdik eden hiç bir belge de yoktur. Yakın zamanlara kadar ‘ Cengi ‘ müziği altında pehlivanlar evvela el- kollarının açılması için regsi meşk eder, daha sonra güreşirdiler. Astara bölgesindeki Şuvi kentinde pehlivanlar ‘ Cengi ‘nin süratli temposu ve gür sedaları altında çift- çift meydana çıkar ve saatlerce güreşirlerdi. Ordubad'da ‘ Cengi ‘ müziği ile Zorhana güç sınama yarışları tertiplenir, topuz oynar, ağır taşları indirir kaldırır, geri- geri birbirlerini hoppalar, daha sonra da rakibinin sırtı yere gelinceye kadar güreşirler. Cengi'nin musikisi ‘ ceng ‘ karakteri taşıyan tek musiki olmayıp, ‘ Gaytağı, Halay ‘ gibi musiki eserleri grubundandır. Üzeyir Hacibeyov ‘ Köroğlu ‘ operasında ‘ Cengaverler regsi ‘ bölümünde ‘ Cengi ‘ nin müziğinden istifade etmiştir. Soltan Hacıbeyov, Gara Garayev gibi bestekarlar da değişik zamanlarda bir çok ‘ Cengi ‘ yaratmışlardır. 1930 yıllarında Lenkeran'da ‘ Cengi ‘ musikisi ile pandomim şeklinde kentlilerin ellerinde kılıçları ile kendilerini hanlara karşı savunmalarını gösteren sahne eserleri düzenlenmiştir. CEYRANI. İnce, güzel, lirik bir regsdir. Ona hayvanlar aleminin en güzellerinden biri olan ceylanın adını vermişlerdir. ‘ Ceyranı ‘ en eski Azerbaycan regslerinden biridir. Bir çok meşhur halk mahnı ve regslerinin yaratıldığı Şuşa'da meydana çıkmıştır. Orta tempoda ve sadece kadınlar tarafından ifa olunan bir regsdir. Ancak ‘Şeki'de onu erkekler de oynar. Regs şimdi de meşhurdur. CEHRİBEYİM. Bir kız adıdır. Yalnızca kızlar ve kadınlar tarafından ifa edilen kütlevi bir regsdir. Füzuli, Laçin, Lerik, Astara, Lenkeran bölgelerinde geniş yayılmıştır. Regs, iki grupla ifa edilir. Oynayan gruplar oyunun bir yerinde sıra ile hep bir ağızdan ‘ Cehribeyim ‘ derler. Regse gelin, bey, elçi, sağdış, soldış ve diğer misafirler de iştirak ederler. ŞALAHO. Bu regs Azerbaycanlıların en sevdikleri grup erkek regsidir. Onu herkes büyük hevesle oynar. Oynayanlar bütün ustalık ve maharetlerini gösterirler. ‘ Şalaho ‘ en eski Azerbaycan regslerinden biridir. Meydana çkış şekli de ilgi çekicidir. Çok eskiden Azerbaycan'ın cenub ve merkez bölgelerinde çingeneler ayı ya da maymun gezdirir, onları halkın önünde oynatırlarmış. Çingenenin kavalla çaldığı musikinin ve mahnının bir yerinde kollarına ağaç parçası veya çırpı sıkıştırılmış ayı ya da maymun hoplar, zıplar oynar, seyredenlerin önünden geçerdi. Ay yeri- meymun yeri. Dağları dolan yeri. Çoban goyuna geder. Bahar boyuna geder Çobanın aç tohluğu Nişan goyuna geder Ay şeleküm, mayallaküm. ‘ Şalaho ‘ öz adını mahnının bir satırındaki ‘ Şele ‘ sözcüğünden almıştır. Halk arasında şimdiye kadar bu regse Şalaho'dan önce ‘ Şeleho ‘ derlerdi. Bir çok bölgede ‘ Şalaho ‘ değişik şekillerde oynanır. Ancak geniş ve rengarenk hareket düzümleri ve teknikleri hemen hemen aynidir. ‘ Şalaho ‘ yu ayni anda 2-3 erkek oynar. Her biri teknik beceri ve maharetiyle diğerlerini bastırmaya çalışır. Bu regsin melodisi biraz değiştirilmiş bir şekilde Gürcistan'da, ermenistanda da işitilir. Mu******ler bu melodiye yeni şekiller katmaya çalışırlar. Bestekar Efrasiyab Bedelbeyli ‘ Şalaho ‘nun musikisinden ‘ Gız galası ‘ baletinde istifade etmiştir. Aram Haçataryan da ‘ Gayane' baletinde bu musikiye yer vermiştir. ŞAHSEVENİ. Azerbaycan'ın Horasan bölgesinde yerleşmiş yarım göçebe bir kabilenin adıdır. Eskiden bu kabilenin insanları Muğam düzünde göründüler ve göçebe bir hayat geçirdiler. 1770 yılında Feteli Han ‘ Şahseven' lerin bir kısmını Guba Hanlığının arazisine göç ettirdi. Ayni Terekeme ve Hançobanı kabilelerinde olduğu gibi Şahseven'lerin de kendi mahnı ve regsleri vardı ve bunlar Azerbaycan'ın başka bölgelerinde de yayılmıştır. İşte bu regslerden biri de ‘ Şahseven ‘ dir. Bu eski regsi toy şenliklerinde büyük bir zevkle oynarlar. Regs çok ağır tempodadır ve onu yaşlılar oynarlar. Bazen regsi mahnı ile de ifa ederler. ŞEKİ. ( NUHA REGSİ ). Regs melodisidir. 1938 yılında Ehmetbey Tahirov tarafından meydana getirilmiştir. Ağır tempolu erkek regsidir. Bu regs Azerbaycan Devlet Filarmonisi tarafından ifa edilen meşhur ‘ Nuha Regsi ‘ nin aynisidir. YALLI. Azerbaycan'da geniş yayılmış çok eski kütlevi regsdir. Sanatçılar ve tarihçiler onun ilk şekillerini ve daha sonraki gelişme tarihini çok merak ederler. Ne yazık ki bu, oldukça zor bir işdir. Belli bir yere kadar mantıki mülahazalara başvurmak gerekir. Hakikate en yakın düşiünceye göre; Yallı'nın en ilkel ilk formu merasim şeklinde ateşe ibadet etmek olarak görülür. İnsanlar avın uğurlu geçmesi, savaşlarda galip gelinmesi, hayati meselelerin birlikte çözülebilmesi için bu birliği bir şekilde resmi tarzda temsil ederek el-ele vererek gelişigüzel dans ederlerdi. Bu her halde ilk regs şekliydi. Gobustan'daki kaya tasvirlerindeki resimler bunu tasdik ederler. Hatta belki de buralara bilmediğimiz başka yerlerden gelmiş, daha da eski zamanların ilk regs şekilleriydiler. El-ele tutuşup oynanan bu regs numuneleri yeryüzünde yaşayan halkların eski tarihlerinde de görülür. ‘ Yallı ‘ regsi şimdiki Azerbaycan'ın en eski regslerinden biri olarak kabul edilmelidir. Regsin adı onun manasını, amacını gösterir, hem de halkın adet ve ananelerini öğrenmemizi sağlar. ‘ Yallı ‘ sözcüğü 8-10 bin sene önce hiç bir mana ifade etmezdi. İlk adının ne olduğu bilinmediği için bu tip regslere ‘Yallı ‘ denir, ki bu ad regsden çok sonraları meydana çıkmıştır, ne zaman çıktığı da belli değildir. ‘ Yal ‘- sıra, dizi, zincir hattı demektir. Yallı oynayanlar bir veya iki sıra oluştururlar. Yallı sözcüğü ile de bu sıraya dizilenler kast edilmiştir. ‘ Yal ‘ sözcüğü ayni zamanda ‘ dağ eteği ‘ demektir. Bu hepsinden daha hakikate uygun bir düşüncedir. Eski devirlerde yaşayan bütün halkların bütün merasim regsleri ev işleri ve kovalayarak yapılan av merasimleri ile ilgili idi. Avcılar sıra sıra durur, el-ele tutuşarak, birbirlerini aralıklı takip ederek avlanmayı tasvir ederler. Düzlükde hayvanı takip etmek imkansızdır. Ham de böyle bir av netice vermeyebilir, hayvan kaçabilir. Eski devrin avcıları hayvanları dağ yamaçlarına doğru kovalarlardı ki onları okla vurmak kolay olsun. Avcılar dağ yamacında avın uğurlu geçmesi şerefine eğlenir, regsederlerdi. Yallı resim tasvirleri bulunan Gobustan'daki Böyükdaş dağı geniç yamaçlı, silahlı takiple ava çıkmak için en münasip yerlerden biri olarak görülmektedir. Kaya üstü resimlerde vahşi öküzlere nişan alan okçular ve resmin yanında da yallı oynayan adamlar görülmektedir. Herkes tarafından bilinir ki, Yallı ağır tempoda başlar ve kıvrak bir şekilde , sanki hayvanı kovalayan bir tempoda devam eder. Bedenlerin bazen yatması, eğilip bükülmesi belki de avcıların kaldıkları dağ yamaçlarındaki engebeli yerleri tasvir etmektedir. ‘ Yallı ‘nın kökü av merasimi gösterisidir. Avcılar hayvan avına gitmeden önce merasim regsi yaparlar ve onun bütün kurallarının tasvirini gösterirlerdi. Yapılan kazılarda çıkan eserler bize eskiden yaşayan halkların adet ve geleneklerini de göstermektedir. Regs şekilleri eskiden son derece sade olmasına rağmen zaman geçdikçe, her bir Yallı'nın kuruluşu, hareket düzümü tedricen değiştirilir, yeni şekiller ilave edilir, manasını yitirmiş eski hareketler yok olur, yenileri meydana çıkardı. Yalnızca regsin coşkulu temposu değişmez kalırdı. ‘ Heyrati ‘ oyun Yallısı numunesidir. Bu tip Yallı'larda hereketler geniş karakterlidir. Oyun regs şeklinde başlar, sonra şen bir oyun tarzına geçer ve ifacıların hepsi iştirak ederek devam eder. Bu oyunda oynayanlar içinden bir Yallıbaşı seçilir. Elinde bir başörtüsü veya kısa çubuk olur ve regsin gidişine rehberlik eder. Oynayanların hiç beklemediği bir zamanda Yallıbaşı birden hareketi değişir, herkes onunla birlikte yeni hareketi yapar. Ancak hareketi geç kavrayan veya kavrayamayan olur ise cezalandırılır. Yallıbaşı onu hafifçe çubuk veya kamçı ile döver. Böylece seyredenler neşelendirilir, oynayanlar da daha dikkatli olmaya teşvik edilir. Yallı oyunları sırasında Yallıbaşı birden aksi istikamete dönerek oynamaya devam eder. Muvazenesini sağlayamayanlar düşer ve ceza alırlar. Gene Yallıbaşı oyun sırasında kimseye belli etmeden cebinden bir şey çıkarır gibi yapar, onu dikkatle takip eden diğerleri de aksatmadan onun yaptığının aynisini yaparlar. Yallıbaşı bazen de birden yere otururdu. Cezadan korkan bazı oyuncular ondan evvel oturdukları için ceza olarak ağaca tırmandırılırdı. Yallı'yı iki rakip grup oynadığında daha meraklı ve güzel olurdu. Umumi regs hissesinden, mesela , ‘ Gaz- gaz ‘ regsinden sonra Yallıbaşılar çubukla vuruşurlardı. Galip gelen mağlup olana istediğini yaptırırdı. Mesela galip gelen ağzına tavuk başı sokardı, mağlup olanın da aynisini yapması gerekirken, nereden bulacağını bilemeden şaşkın dolanır dururdu. Şeki'de oynanan ‘ Zopi- zopi ‘ de yallıbaşı ağzına neft koyarak ağaca çıkar, ağzındaki nefti yakar ve üfürerek ağacın da yanmasına sebep olurdu. Bu tip hareketler zor olsa da Yallıbaşı'nın şerefi, yerine getirlmesi zor olan hareketleri yapmasını sağlardı. ‘ Yallı ‘ Azerbaycan'ın her tarafında sevilen en sevimli regs olmuştur. İliç bölgesinde Yallıyı daha da çok severler. Çok eskiden asırlar evvel ‘ Şerur ‘ toprağı denilen bu yerlerdeki Yallı ustalarını bütün Azerbaycan tanır. Onlar Yallıyı büyük maharetle ve ihtirasla oynarlardı. Çok yaşlılar yüzden çok Yallı adı hatırlarlar. Bunlardan bazıları; “ Döne, Cıng- cıng, Gopu, Kürdün ağırı, Gazgazı, Hağışda, Köçeri, Üçayağ, İknayağ, Galadan galaya, Tenzere, Ürfanı, Galeyi, Leyli hanı, Hoynare, Çop- çopu, Ciran- ciran, Uzundere ( mahnılı ), Şerani, Şeruri' dir. Üç ayağ yallısı İliç bölgesinde oynanır, değişik bir şekli de Ordubad'da ifa olunur. Yallılardan bazılarının iki adı vardır. Mesela ‘ Çop- çopu ‘ yallısı ‘ Dörtayağ ‘ diye adlandırılır. ‘ Siyağutu ‘ yallısı ‘Dırgoyu', ‘Döne' yallısı ‘Ay döne ‘ diye de söylenir. Kendisine adı İliç bölgesinde verilen ‘ Gopu ‘ yallısına Lenkeran'da ‘ Zupa ‘ , Şeki'de ise bu yallıya ‘ Zopi-zopi ‘ derler. Yallılardan bazılarının adı regsin iki, üç ve dört adımlı kareografisinden dolayı ‘ İki ayağ, Üç ayağ, Dörd ayağ ‘ isimleri verilmiştir. ‘ Tenzere ‘, ‘ kırmızı takan ‘ demektir. Eskiden kadınlar kırmızı boyun bağı, başbağı, yüzük ne varsa hepsini takar oynarlardı. Bazıları annelerinden, kayınvalidelerinden kalmış kırmızı ne bulurlarsa takarlar ve oyunu büyük bir zevkle oynarlardı. Abşeron' da çok eskiden de Yallı oynanırdı. İliç bölgesinde Çerçiboğaz ve Çomahtur kentlerinde de daha geliştirilmiş Yallı oyunları oynanır. Evvelden Yallı dört tempoda ifa olunurdu. Ağır bir hisse ile başlanır, tedricen tempo artardı. Şimdi Yallılar iki tempoda oynanır ( ağır ve hızlı ).Birinci ve ikinci tempolu hareketler değişiktir. Eğilerek yapılan hareketler, yumuşak, yürek okşayan, teknik olarak sallanma şeklinde hareketlerden kurulmuştur. İkinci hızlı bölümünde ise yanılmadan oynamak için büyük maharete sahip olmak gerekir. Maharet sahibi olup güzel oynayanlara “ reggasbaşı, yallıbaşı, cengibaşı, halaybaşı, elbaşı, toybaşı, mürşud “ gibi isimler verilir, büyük hürmet gösterilir. Adetten Yallı toy öncesi oynanır. Bestekarlar onu eserlerine dahil ederler. Üzeyir Hacibeyov ‘ Köroğlu ‘, Müslüm Magomayev ‘ Nergiz ‘, Cahangir Cahangirov ‘ Azad ‘, Soltan Hacıbeyov ‘ Gülşen ‘ baletine yallıları dahil etmişlerdir.
     

Sayfayı Paylaş