1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Can - Could - Be Able To

Konusu 'Pratik İngilizce - Practical English' forumundadır ve KıRMıZı tarafından 28 Eylül 2009 başlatılmıştır.

  1. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.786
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    388 ÇTL
    CAN

    “can” genellikle bir eylemi yapabilecek fiziki veya zihni yeterliliğe sahip olunduğunu gösterir. Gelecek ve şimdiki zamanlar için kullanılır.

    He can speak English fluently. (Akıcı bir şekilde İngilizce konuşabilir.)

    I can give him an answer now / tomorrow. (Ona şimdi / yarın bir cevap verebilirim.)

    He can type very fast. (Çok süratli daktilo yazabilir.)

    He can walk to school since it is close to his home. (Evine yakın olduğu için, okula yürüyerek gidebilir.)

    We can have dinner at the Derby Restaurant. (Derby Restaurant’ta akşam yemeği yiyebiliriz.)

    “cannot” veya “can’t” bir eylemi yapabilecek fiziki veya zihni yeterliliğin bulunmadığını ifade eder. Gelecek ve şimdiki zamanlar için kullanılır.

    I can’t go to İstanbul; it is a long way. (İstanbul’a gidemem; uzaktır.)

    He can’t go by car because he doesn’t have a car. (Arabayla gidemez çünkü arabası yoktur.)

    George cannot understand the clerk since his English is not good enough.(İngilizcesi yeterince iyi olmadığı için George memurun söylediğini
    anlayamıyor.)
    How much can you pay? (Ne kadar ödeyebilirsin / verebilirsin?)

    I can’t afford to pay more than five hundred dollars. (Beş yüz dolardan daha fazlasını ödeyemem.)

    Geniş zaman veya gelecek zamanda olasılık ifade etmek için kullanılır. Bu anlamda may, can’e nazaran daha yaygındır.

    Mistakes can happen. (Hatalar olabilir.)

    Too much sun can be dangerous. (Aşırı güneş tehlikeli olabilir.)

    We can see him tomorrow. (Onunla yarın görüşebiliriz / onu yarın
    görebiliriz.)

    Probability (=inference)

    Netice çıkarma, tahminde bulunmada kullanılır. Bu anlamda sadece sorularda ve olumsuz cümlelerde kullanılır.

    Who can that be at the door? Can it be Ali? (Kapıdaki kim olabilir? Ali olabilir mi?)

    He can’t be rich; look at the shabby suit he is wearing! (Zengin olamaz; üzerindeki pejmürde elbiseye baksana!)

    “Can” rica taleplerinde kullanılabilir. Ricalarda “would” ve “could” kullanımı daha nazik kabul edilirse de, “can” bu anlamda kullanılabilir.

    Excuse me! Can you tell me which bus goes to the train station? (Affedersiniz! Hangi otobüsün tren İstasyonuna gittiğini bana söyler misiniz?)

    Can I see you for a minute? (Sizinle bir dakika görüşebilir miyim?)

    Can you tell me how to get to the nearest hospital? (En yakın hastaneye nasıl gidildiğini bana söyler misiniz?)

    “can” izin istemede, birine izin vermede kullanılır. “CANNOT” yada “can’t” izin verilmediğini ifade eder. Bu manada “can I” kullanımı, “may I” ve “could I” dan daha az resmidir.

    Ali: Can I smoke, sir? (Sigara içebilir miyim, efendim?)
    The teacher: Yes, you can. (Evet, içebilirsin.)

    A- Good morning, sir! I have been told that you have some cars for sale.
    B- Yes, that is right. I have three cars to sell.
    A- Can I take a look at them? (Onlara şöyle bir göz atabilir miyim?)
    B- Of course, you can. (Elbette bakabilirsiniz.)

    “Can” bazen birşey yapmayı teklif ettiğimizde soru şeklinde kullanılır, ancak “may”, “can”den daha yaygın ve kibardır.

    A- Can I get you a cup of tea? Size bir fincan çay getireyim mi?)
    B-That is very kind of you. (Çok naziksiniz.)

    A- Can I help you, madam? ((Size) yardımcı olabilir miyim, bayan?)
    B- Don’t bother. I can do it myself. (Zahmet etmeyin. Kendim yapabilirim.)

    “Can” emirlerde de kullanılabilir.

    You can start by doing the washing up, and then you can clean the car. (Bulaşıkla işe başlayabilirsin, daha sonra da arabayı
    temizleyebilirsin.)

    “Can”, remember, see, hear, feel, smell, ve taste gibi duyu / algılama fiilleriyle kullanıldığı zaman, fiziki veya zihni yeterliliğe sahip olunduğunu göstermez. Zira bu fiillerle yapılan eylemler için herhangi bir efor / çaba sarf etmemize gerek yoktur.

    I can see it. = I see it. (Onu görebilirim.)

    You can hear the sound of the bell. = You hear it. (Zil sesini duyabilirsiniz.)

    Passive Voice Edilgen Yapıda

    “can” in hem olasılık hem de fiziki ve zihni kabiliyet ifade ettiğine değinmiştik. Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi, edilgen cümlenin öznesi olan “the house” kendi başına herhangi bir eylem yapamaz; bu bakımdan; “can” edilgen cümlede olasılık gösterir, yeterlilik değil.


    My friend can paint the house. (Active) (Arkadaşım evi boyayabilir.)

    The house can be painted (by my friend). (Ev (arkadaşım tarafından) boyanabilir.)

    Burada edilgen cümlenin öznesi olan “the house” kendi kendine birşey yapamaz, bu nedenle “can” ihtimal ifade eder.
     
  2. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.786
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    388 ÇTL
    COULD

    “could” geçmişte bir işin yapılabildiğine dair zihni ve fiziki bir yeterliliğin / kabiliyetin mevcut olduğunu ifade eder; diğer taraftan, “could not” veya “couldn’t” ise geçmişte bir eylemi yapabilmek için zihni veya fiziki kabiliyetin olmadığını ifade eder.

    Edward was so excited that he couldn’t sleep last night. (Edward öyle çok heyecanlanmıştı ki, dün gece uyuyamadı.)

    At what age could he speak? (Kaç yaşında konuşabildi?)

    I couldn’t go out this morning because of the rain, but now I can. (Yağmurdan dolayı bu sabah dışarı çıkamadım, ama şimdi çıkabilirim.)

    My son couldn’t visit me last week because his children were sick. (Çocukları hasta olduğu için oğlum geçen hafta beni ziyaret edemedi.)

    “could” u nazik bir ifade olarak ricalarda çok sık kullanırız. Verdiği anlam geniş veya gelecek zamandır.

    Could you tell me what the time is? (Bana saatin kaç olduğunu söyleyebilir misiniz?)

    A- Could I have your name, please? (İsminizi söyler misiniz, lütfen?)
    B- Tom Sawyer (Tom Sawyer)

    A-Could you pick up your ticket (Biletlerinizi, 31 Mayıs günü saat 6 dan before 6 p.m. on May 31, please? önce uğrayıp alabilir misiniz?)

    B- Yes, I can. (Evet, alabilirim.)

    Could I borrow your dictionary for a while? (Bir süre için sözlüğünüzü ödünç alabilir miyim?)

    Bazen “could” u geniş ve gelecek zamanla alakalı durumlar ya da olgulara ait öneriler hakkında konuşmak için kullanırız. Bazı durumlarda can müsaade almak / vermek ya da yeterlilik ifade edici manada kullanılabilir. Bununla birlikte “could” bu durumda kesinlik bulunmadığını ya da bir seçim hakkı olduğunu ifade eder. Biz ayrıca, olması muhtemel gelecek vakalar hakkında konuşmak için “could” kullanırız.

    A- What shall we do this evening? (Bu akşam ne yapalım?)
    B- We could go to the cinema. (Sinemaya gidebiliriz.)


    When you go to Ankara, you could stay with my family. (Ankara’ya gittiğinizde, ailemle birlikte kalabilirsiniz / bizde kalabilirsiniz.)

    Her story could be true. (Present) (Onun anlattıkları gerçek / doğru
    (=It is possible that her story is true.) olabilir.)


    You could be right. (Present) (Haklı olabilirsiniz.)
    (=You are probably right.)

    He could come to school tomorrow. (Future) (Yarın okula gelebilir.)
    (=If his parents choose to send him.)

    “could” bazen “would be able to” anlamına gelir.

    I don’t know how Hüseyin studies 20 hours a day; I couldn’t do it. (Hüseyin günde 20 saat nasıl çalışıyor bilmiyorum; Ben yapamam.)

    Why don’t you try to talk to him in front of the class? (Niçin onunla sınıfın huzurunda
    You could do it. Konuşmaya çalışmıyorsun/teşebbüs etmiyorsun? Bunu yapabilirsin.)

    “could” ayrıca teklifler için de kullanılabilir.

    I could do the shopping for you if you are tired. (Şeyet yorgunsanız, sizin için alış veriş
    edebilirim/ yapabilirim.)

    Dolaylı Anlatımda, “can” in yerine kullanırız.

    He said, “I can lend you my book for a week.
    He told me (that) he could lend me his book for a week. (Kitabını bir hafta süreyle bana ödünç verebileceğini söyledi.)

    Şart Cümlelerinde gerçek olmayan şimdiki-geniş zamanı belirtmek için “could” çok sık kullanılır.

    If she spoke English, She could easily find a job. (Eğer İngilizce bilse / bilmiş olsa,
    kolayca bir iş bulabilir.)
    (=But she doesn’t speak English) (=Ama İngilizce bilmiyor.)

    Geçmişte yapılabilmesi mümkün olan, ancak aynı eylemin yapılması şu an için mümkün olmayan durumlar için kullanılır.


    Only ten years ago, you could buy a house for about one million Lira in Ankara.(Daha on yıl önce, bir milyon Liraya Ankara’da bir ev satın alabilirdiniz.)

    (Now it is impossible to buy a house for that money.) (Ama bugün bu parayla bir ev satın almak mümkün değildir.)
     
  3. KıRMıZı
    Aşık

    KıRMıZı TeK BaşıNa CUMHURİYET V.I.P

    Katılım:
    22 Şubat 2008
    Mesajlar:
    27.187
    Beğenileri:
    4.786
    Ödül Puanları:
    11.580
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Karmaşıkkk
    Yer:
    TÜRKİYE
    Banka:
    388 ÇTL
    BE ABLE TO

    “be able to” bir işi yerine getirebilmek için fiziki veya zihni yeterliliğin mevcut olduğunu ifade eder. Bütün zamanlarla kullanılır.

    I am able to go to school today; I feel better. (Bugün okula gidebilirim; kendimi daha iyi hissediyorum.)

    We have just been able to have our house painted. (Evimizi daha yeni boyatabildik.)
    (Ettirgen yapı)

    Eğer bir işi yerine getirebilmek için göstermiş olduğumuz çabayı / performansı ima etmek istersek, “can” ve “could” un yerine “be able to” yu kullanırız.

    In spite of the cold weather, we were able to grow a lot of vegetables last year. (Soğuk havaya rağmen, geçen yıl bol
    . miktarda sebze yetiştirebildik.)

    I was able to clean my room even though I was ill. (Hasta olmama rağmen odamı temizleyebildim

    Yeterliliğin sadece nihai olarak gerçekleşeceği veya gelecekte başka bir olasılığa bağlı olarak yerine gelebileceği durumlarda, “will be able to” yapısı kullanılır.

    At the end of this language course, you will be able to speak English well. (Bu dil kursunun sonunda/nihayetinde, İngilizce’yi iyi bir şekilde
    konuşabileceksiniz.)

    Ayrıca, geçmişte bir eylemin gerçekten yapılabildiğini / icra edilebilebildiğini göstermek istiyorsak, “be able to” yu kullanırız.

    After looking at his notes again, he was able to complete the exercise.(Notlarına tekrar baktıktan sonra, alıştırmayı tamamlayabildi.)

    Genellikle olasılık gösteren bir modal’dan sonra, aynı anda yeterlilik de ifade etmek için, “can” veya “could” yerine, “be able to” yu kullanırız. Bundan başka, bir mastar ya da perfect yapı’ya gereksinim duyulduğu / kullanılması gerekli olduğu durumlarda da “be able to” kullanılır.

    Ask that policeman over there;he should be able to help you. (Orada duran şu polise sor; size yardım edebilir.)

    This is all the information which I have been able to get so far. (Şu ana kadar elde edebildiğim bütün bilgi bu(dur).)

    “could” un “can” in past’ı olduğunu biliyoruz, ayrıca özellikle see, hear, smell, taste, feel, remember, understand gibi duyu / algılama fiilleriyle kullanıldığını unutmamak gerekir. Bundan başka, bir kimsenin bir eylemi yapabilmek için genel yeterliliğe sahip olduğunu söylemek için de “could” çekimsiz yardımcı fiilini kullanırız, fakat bir kimsenin özel bir durumda birşey yapmayı başardığını belirtmek istediğimizde “was” / “were able to” yu (“could” değil) kullanmamız gerekir.

    The fire spread through the building very quickly, but everyone was able to escape. (Kısa sürede yangın her yere yayıldı, ama herkes kaçmayı başarabildi.)
    (=managed to escape, not “could escape”)

    I was able to swim back yesterday. (Dün sırt üstü yüzebildim.)
     

Sayfayı Paylaş