1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Can Dündar

Konusu 'Şairlerden' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 1 Temmuz 2006 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    En sevdiğin elbiseni giydim
    Bu gece kokunu sürdüm
    Solgun yüzünü okşadım
    Sessizce saçlarından öptüm
    Yazdığın mektupları okudum
    Kana kana su içer gibi
    Plaklarını çaldım ah!
    En çok o şarkıda özledim seni.

    Issızlık kapıyı çaldı, açmaya korktum
    gece yarısı
    Şehir uykuya daldı, baktım dışarıya
    katran karası
    Rüzgar telaşla kokunu getirdi bana
    aldım koynuma
    Buseni hafızamdan koparıp
    iliştirdim dudaklarıma
    Üşüdüm karanlıkta
    Tenine dokundum hissetsin diye
    Aç gözlerini

    Erguvanlarına su verdim
    İçerken benimle konuştular
    Yastığını okşadım, kokladım
    Anılar uçuştular
    Soluğun saçlarımı yaladı sanki yine
    bir meltem gibi
    Teninin kokusu karıştı kokuma
    Yakıştılar

    Boğuldum karanlıkta
    Yanı başımdasın benden çok
    uzaklarda
    Ellerimi tut dokun bana
    Aç gözlerini.

    Attım kendimi caddelere
    Yeşil ceketin sardı beni
    Yürüdüm üstüne karanlığın korkusuz
    Tuttum ellerini.


    Can Dündar
     
  2. bahar_23

    bahar_23 Aktif

    Katılım:
    26 Haziran 2006
    Mesajlar:
    348
    Beğenileri:
    4
    Ödül Puanları:
    630
    Meslek:
    ögrenci
    Yer:
    istanbul
    Banka:
    1 ÇTL
    tesekkurler cok guzel devamini bekleriz
     
  3. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    976 ÇTL
    Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
    Beynimi uyuşturuyor özlemin...
    Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl
    içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
    Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
    sürekli bir boşluğa dönüşüyor.
    Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup
    seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı,
    yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü...
    Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak,
    bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken...
    Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
    Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler,
    geceler boyu nöbet tuttuk başında... O şen kahkahalarına
    yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...
    "Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak,
    doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde...
    Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi,
    "O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."
    Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana...
    Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek...
    Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek
    ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
    "Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın
    mutluluğa" demek sana ne zor...
    Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden,
    sesin, kokun hala beynimdeyken...
    Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda
    bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
    Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...
    Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın
    arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı,
    yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı,
    onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına,
    arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor...
    Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla
    uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek...
    Yokluğunu beklemek, ne zor...
    Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde
    üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp,
    terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak
    sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak
    ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden...
    Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe
    dönüşmesinden hicran duyuyorum.
    Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde,
    terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da
    yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak,
    yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek
    ve "Dön bebeğim" demek istiyorum:
    "Geri dön... Kulüben seni bekliyor..."

    Can Dündar
     
  4. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını, kendimi bulduğumda anladım.
    Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
    kendi yolumu çizdiğimde anladım.

    Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil.
    Bildiklerini bana neden anlatmadığını anladım.

    Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış.
    Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım.

    Sevmek ile sevilmenin yolu önce kendini sevmekten geçermiş.
    Neden kendine aşık olduğunu anladım.

    Acı, doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden.
    Neden hiç ağlamadığını anladım.

    Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş.
    Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım.

    Ve sevilenle ağlayamıyor, kaçıyorsan ondan, çaresizliktenmiş.
    Senin acın için odamda tek başıma hıçkırıklarla ağladığımda anladım.

    Bir insanı herhangi biri kırabilir ama bir tek çok sevdiği acıtabilirmiş.
    Çok acıttığında anladım.

    Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her bir damla gözyaşını.
    Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım.

    Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet.
    Yüreğini elime koyduğunda anladım.

    Tek başına ayakta durabilecek kadar güçlüysen, yanında tutanlar varmış.
    Neden hiç yalnız kalmadığını anladım.

    Ve Sana ihtiyacım var, gel diyebilmekmiş güçlü olmak.
    Sana git dediğimde anladım.

    Biri sana git dediğinde, kalmak istiyorum diyebilmekmiş sevmek.
    Git dediklerinde gittiğimde anladım.

    Dostun seni bir kez terk edermiş, bin kez değil.
    Aslında hep yanımda olduğunu anladım.

    Ve bir kez terk etti mi seni, affetmek çok zormuş,
    Ben de affedemediğin şeyin ne olduğunu anladım.

    Sana sevgim şımarık bir çocukmuş her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan.
    Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım.

    Özür dilemek değil, affet beni diye haykırmak istemekmiş, pişman olmak.
    Gerçekten pişman olduğumda anladım.

    Affedemem, çok geç demek gururdan başka bir şey değilmiş
    hâlâ sevgi varsa içinde eğer.
    Tutsak kalbimin kapılarını kırıp, içine baktığımda anladım.

    Ve gurur, kaybedenlerin, acizlerin maskesiymiş,
    sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış.
    Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım.

    Ölürcesine isteyen, beklemez, sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi.
    Beni affetmeni ölürcesine istediğimde anladım.

    Sevgi emekmiş, emek ise vazgeçmeyecek kadar
    ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş. Anladım...
     
  5. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Bavulları hep toplu durmalı insanın...

    Bir gün telefonların hiç çalmayabileceği hesaplanmalı...

    Tül perde arkasından misafir yolu gözlemekten vaz¤geçmeli...

    İhanetlere, terkedilmelere, bir başına bırakılmalara hazırlıklı olmalı...

    Yalnızlığa alışmalı...


    Çünkü "omuz omuza" günlerin vakti geçti. Dayanışma... günümüz borsasının değer kaybeden hisse senet¤lerinden biri artık...

    Bireyin keşif çağı, geride kı¤rık dökük yalnızlıklar bıraktı.

    Terörün bile bireyselleştiği çağdayız. Zaman, birlikten kuvvet doğurma zamanı değil; zaman, tek başına dimdik ayakta kalabilmeyi becerme zamanıdır.


    İşte o yüzden alışmalı yalnız¤lığa...

    Sokaklar dolusu ıssızlıkla başbaşa yaşamayı göze almalı insan... Güvendiği dağlardaki karlara bakıp ders çıkarmalı... Hüzünlü bir şarkıyla paylaşı¤lan gecelerde başım dayayacak bir omuz arama huylarından vazgeçmeli... Sofrada tek tabağa, tabakta az yemeğe alışmalı...

    Romanlardan yalnızlığı yücelten paragraflar asmalı evin en görünür duvarlarına...

    "Yalnızlık paylaşılmaz/ Paylaşmılsa yalnızlık olmaz" dizeleriyle başlamalı güne...

    Telesekretere "şu anda size cevap verebilecek kim¤se yok" denmeli, "... belki de hiçbir zaman olmaya¤cak..."

    Cevapsızlığa, sessizliğe ısınmalı...


    Oysa sessizlik haksızlığa alkıştır.

    Haklılığın onuru yaşatır insanı... Susmanın utancı öldürür.

    O yüzden en sessiz gecelerde ''doğruydu, yaptım"la teselli bulmalı insan...

    Feryada komşuların yetişmemesine, soğuk duvar diplerinde sessizce ağlaşmaya alışmalı... Kendiyle he¤saplaşmaya çalışmalı...

    Gece yastıkla ağlaşmaya, sabah aynayla gülüşmeye, kendiyle hüzünlenip, kendiyle keyiflenmeye hazır ol¤malı...

    Hep başını alıp gidebilecek kadar cesur, ama hep kalıp savaşacakmış kadar gözüpek olabilmeli...

    Sessizliği, sese dönüştürebilmeli...


    Ve sırt çantasını her daim hazır tutmalı insan...

    Yollarla barışmalı...

    Yalnızlığa alışmalı...



    alıntı
    Can Dündar
     
  6. kelebek

    kelebek -ütopik- V.I.P

    Katılım:
    9 Haziran 2006
    Mesajlar:
    8.680
    Beğenileri:
    132
    Ödül Puanları:
    4.730
    Banka:
    573 ÇTL
    Kimbilir kaç baharı birlikte uğurladık seninle...
    Kimbilir kaç yazı karşıladık kan ter içinde...
    İlhamısın ergenlik şiirlerimin, o ilk Haziran’dan beri...
    Yaşgünlerimin fener alayı, ilkyaz günahlarımın tanığısın...
    Tanığısın yüzüme düşen gözlerin, tenime değen ellerin...
    Senle başlayıp, sende bitirdim bunca yılı...
    Sendin hararetli yılsonu muhasebelerimin değişmez takvim yaprağı...
    Tutkunum sana... sadık, itaatkar ve hayran.. ...
    Yarim Haziran...!

    ***

    Hasretle bekleyip iple çektim gelişlerini çoğu zaman...
    Sen hep iki bahar arasında, hazlar zamanı çıkageldin; eteklerinde ilkyaz
    coşkuları ve isyanlarla...
    Haziranlarda aşık, haziranlarda pişman, haziranlarda ergen ol¤dum.
    İşte burada yıllar yılı getirip, iadesiz taahhütsüz önüme atıverdiğin eski yaşlar... kimi hakkınca yaşanmış, kimi belki hiç yaşanmamış... kimi çocuk, kim genç, kimi olgun...
    Her serin baharın ardından yaz kokulu yıldız müjdeler taşıdın bana... hararetli ve çıplak Temmuz akşamları vadettin... peşisıra hazan geldiğini hissettirmeksizin bir süre...
    Gün oldu tomurcuk olup çiçek çiçek boy verdin; gün oldu şiddet yüklü bir öfke bulu¤tuna tutunup seller yağdırdın gecikmiş bahar dallarının üzerine... hazırlıksız... insafsız...
    Öncesiz ve sonrasız aşklarda oyaladın beni...
    Kimi gerçek, çoğu yalan...
    Zamanla ibadet eder gibi sevmeyi öğrettin...üzerine kırağı düşmüş beyaz bir gül kadar taze... bir o kadar kusursuz...
    Anladım ki, Haziran'da sevmek yaman...
    Yarim Haziran..!

    ***

    Ocaklar kurdum sıcacık... Aşım, eşim, işim oldu katıksız, riyasız... Oğullar ve gecikmiş heyecanlar verdin bana...
    Gidemediğimiz uzak denizleri çocuklarımıza isim yaptık... onlar yüzsün diye yüzemediklerimizi...
    Geride kırık dökük onlarca Haziran bırakarak karşıladık yarınları... Ve sen bağışladın hatalarımı yılsonu bilançolarında... Sorguda ele vermedin beni... Tanıyamadılar kimlik tesbitinde bedenimi, kalbimi...
    Kimbilir kaç sırrı sakladın... kaçını ele verdin... o gecikmiş hesaplaşmalarda...
    Sen ilkyazdan alıp güze açarken kapılarını... ben yazın sarhoşluğundan sonbahar serinliğinde aydım.
    Seni beklerken kendime vardım.
    Yadsıyamam: Sevildim ve sevdim çoğu.. zaman...
    Müsebbibi sensin... Yarim Haziran...!

    ***

    Kalbim büyüse de büyümedi içimdeki çocuk..
    ... ama zamanla olgunlaştı Haziranlarım
    Yeni gelenler sonbahara daha yakın şimdi...
    Eski mektuplar ve sepya renkli fotoğraflarla dolu bir albümde hayatım... Haziran doğumlu...
    Kulağımda bir şiir Hasan Hüseyin'den artakalan:
    '"Sokaktayım/gece leylak ve tomurcuk kokuyor/yaralı bir şahin olmuş yüreğimi uy anam anam.../Haziran'da ölmek zor"...
    Lakin doğmak da zor Haziran'da...
    Yaz kapıyı çalsa da;
    ... biliyoruz sonu hazan...
    Yine de seviyorum seni...
    Yarim Haziran..!


    CAN DÜNDAR
     
  7. Çirkin Kral

    Çirkin Kral Forum Tutkunu

    Katılım:
    4 Eylül 2006
    Mesajlar:
    1.949
    Beğenileri:
    23
    Ödül Puanları:
    1.880
    Meslek:
    Gümrükçü
    Yer:
    istanbul
    Banka:
    62 ÇTL
    çok güzel bir yazı:)
     
  8. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    eline sağlık çok güzel
     
  9. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Meksika’da İnka tapınaklarına çıkmak isteyen Avrupalı bir grup arkeolog, birkaç yerli rehberle yola koyuluyor. Dağın tepesindeki tapınaklara giden uzun yolu, kısa bir sürede yarılıyorlar. Aynı hızla tempoyla biraz daha yol aldıktan sonra, yerliler kendi aralarında konuşup birden yere oturuyor ve böylece beklemeye başlıyorlar. Tabii Avrupalı arkeologlar buna bir anlam veremiyorlar.

    Saatler sonra, yerliler kendi aralarında konuşup tekrar yola koyuluyor ve sonunda tepenin üstündeki görkemli İnka tapınaklarına geliyorlar.

    Arkeologlardan biri, yaşlı rehbere soruyor; “hiç anlayamadım, niye yolun ortasına oturup saatlerce yok yere bekledik? “

    Yaşlı rehberin cevabı o kadar güzel ki; “çok kısa sürede çok hızlı yol aldık, ruhlarımız bizden çok uzakta kaldı. Oturup ruhlarımızın bize yetismesini bekledik...”

    Niye içimiz de hep bir eksiklik duygusuyla yaşadığımızı, niye mutlu olmayı beceremediğimizi, niye kendimiz olmayı başaramadığımızı ve “niye” ile başlayan daha bir dolu sorunun cevabını açıkça veriyor İnkalar’ın yaşlı torunu.

    çünkü bu aptal hayat içinde o kadar hızla yol alıyoruz ki, ruhumuz çok arkada kaldı, hatta onu nerelerde unuttuğumuzu bile hatırlayamıyoruz. çocuğunu kaybeden annelerin çılgınlığında bir sağa bir sola saldırıyoruz hepimiz, ama bir farkla, biz neyi aradığımızı bile bilmiyoruz... Herkes bir arayış içinde, ama hiç kimse ne aradığını bilmiyor. Sanıyoruz ki cok paramız, sürekli yükselen bir kariyerimiz, bahçeli bir evimiz, spor bir arabamız olunca biz de çok mutlu olacağız.

    Hadi maddeciliği bir kenara bırakalım; niye herkes aşktan şikayetçi? çevremiz de kaç kişinin aşk hayatı iyi gidiyor? Eminim parmakla sayılacak kadar azdır. Ve eminim hic kimse yanlışın nerede olduğunu da bulamıyordur. Ben ten uyuşması kadar ruh uyuşmasının önemine inanırım. Hatta insanların eş ruhlarının olduğuna bile inanırım. Ama ruhları olmayan bedenler birbirleriyle ne kadar uyuşabilir ki?

    Evet, önce göz görür fakat ancak ruh sever. Ayrıca ruhumuz olmadan eş ruhumuzu bulmak gibi bir şansımız olmadığına da eminim... İşte bu yüzden icimiz de sürekli bir eksiklik duygusuyla yaşıyoruz hepimiz. İşte bu yüzden sürekli duvarlara çarpıp,çarpıp kendimizi kanatıyoruz ve işte bu yüzden mutluluğu bir türlü yakalayamıyoruz... Gerçekte hIz çağında yaşıyoruz. Her şey o kadar hızlı geçiyor ki, ne işe , ne arkadaşlarımıza, ne ailemize, ne çocuğumuza, ne kendimize yeterince vaktimiz kalmıyor. Akrep ve yelkovanla yarış halindeyiz. Bu yüzden bütün ilişkiler yarım yamalak, bütün sevgiler bölük pörçük. Sevmeye bile vaktimiz yok bizim. Oysa teknolojinin nimetlerinden fazlasıyla yararlanıyoruz. Ne çamaşır yıkıyoruz ne de bulaşık, çayımızı kahvemizi makineler yapıyor. İşlerimizi bir telefon, bir faksla hallediyoruz. Uçaklar bizi iki saat içinde dünyanın bir ucuna taşıyor. Hatta artık gitmeye bile gerek yok, internetle dünya elimizin altında. Ama yine de vaktimiz yok işte!

    Bence doğanın kara bir laneti bu. Biz ondan uzaklaştıkça, o da bizden bütün zamanları çalıyor. Milan Kundera “yavaşlık” adlı kitabında; ”yavaşlık hep aldatır,hızlılık ise unutturur” diyor.

    Telefon hızlılık mesela, konusulanları, söylenenleri unutturur. Mektupsa yavaşlık, hep vardır ve hep hatırlatır. Ben kendi adıma her zaman yavaşlıktan yanayım. Mesela uçaklardan hiç hoşlanmam, yeni bir şehre, yeni bir iklime hazırlanmaya, hatta hayal kurmaya bile vakit bırakmıyor bana ”Küt” diye başka bir hayatın içine giriveriyorum. Ve en kötüsü de dönüşler, daha ayrılığın hüznünü bile yaşamadan İstanbul’da olmak sahiden de cok tatsız. Tabii ki ruhumun beni terk edip oralarda kalması da cok normal. Oysa trenler karanlık geceyi yırtan keskin düdüğü, uykuda olanlara yolculuk düşleri gösteren kara trenler... Dağları bölen, nehirlerle yarışan, köprülerden geçen, agaçları selamlayan, cocuklara el sallayan, güne bakanlara göz süzen, geçmişin hüznünü, geleceğin umudunu yaşatan, yolcularına yepyeni dostluklar hazırlayan kara trenler var bir de.

    Uçak değil, tren olmak istiyorum. Böylece ruhum benden hiç ayrılmaz. Evet freni patlamış kamyon gibi yaşamanın hiç anlamı yok. Ayağımızı gazdan yavaş yavaş çekelim ve biraz mola verip ruhumuzun da bize yetişmesini bekleyelim artık. Aceleye ne gerek var?

    Hayat yalnız biz izin verdiğimiz gibi geçer. İyi ya da kötü hızlı ya da yavaş...
    Her şey bizim elimizde, sevgi de, aşk da, basarı da. Ama ancak kendi ruhumuzla buluştuğumuzda...

    Can Dündar
     
  10. kelebek

    kelebek -ütopik- V.I.P

    Katılım:
    9 Haziran 2006
    Mesajlar:
    8.680
    Beğenileri:
    132
    Ödül Puanları:
    4.730
    Banka:
    573 ÇTL

    ellerine sağlık canım güzel olmuş.bu can dündar'ın yazıları çok bizden yaa
     

Sayfayı Paylaş