1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Çanakkale'de Yaşanmış Bir Olay

Konusu 'Kurtuluş Savaşımız ve Kahramanları' forumundadır ve Hazangülü tarafından 25 Ekim 2007 başlatılmıştır.

  1. Hazangülü

    Hazangülü Forum Onuru

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    9.885
    Beğenileri:
    117
    Ödül Puanları:
    4.480
    Banka:
    991 ÇTL
    Bu Millet o zamandan bu zamana hangi özelliklerini kaybetti ve ısrarla >kaybettirilmeye devam ediyor da bu hale geldi düşünmek gerek...
    Çanakkale Savaşı sırasında Kocadere köyünde büyük bir sargıyeri kuruluyor. Kimi Urfalı , kimi Bosnalı , Kimi Adıyamanlı , Kimi Gürünlü, Kimi Halepli çok sayıda yaralı getiriliyor...
    Bunlardan biri Lapsekinin Beybaş Köyündendir ve yarası oldukça ağırdır. Zor nefes alıp vermektedir. Alçalıp yükselen göğsünü biraz daha tutabilmek için komutanının elbisesine yapışır. Nefes alıp vermesi oldukça zorlaşır ama tane tane kelimeler dökülür dudaklarından.
    "Ölme ihtimalim çok fazla...
    Ben bir pusula yazdım...Arkadaşıma ulaştırın..."

    Tekrar derin nefes alıp, defalarca yutkunur:
    "Ben... Ben köylüm Lapseki'li İbrahim Onbaşından 1 Mecit borç aldıydım...Kendisini göremedim. Belki ölürüm. Ölürsem söyleyin hakkını helal etsin"
    "Sen merak etme evladım" der Komutanı, kanıyla kırmızıya boyanmış alnını eliyle okşar.

    Ve az sonra komutanının kollarında şehit olur ve son sözü de "söyleyin hakkını helal etsin" olur...
    Aradan fazla zaman geçmez. Oraya sürekli yaralılar getiriliyor.
    Bunlardan çoğu daha sargı yerine ulaştırılmadan şehit düşüyor.
    Şehitlerin üzerinden çıkan eşyalar, künyeler komutana ulaştırılıyor. İşte yine bir künye ve yine bir pusula. Komutan göz yaşlarını silmeye daha fırsat bulamamıştır. Pusulayı açar, hıçkırarak okur ve olduğu yere yığılır kalır. Ellerini yüzüne kapatır, ne titremesine nede göz yaşlarına engel olamaz...

    PUSULADAKİ NOT:
    "Ben Beybaş Köyünden arkadaşım Halil'e 1 mecit borç verdiydim. Kendisi beni göremedi. Biraz sonra taarruza kalkacağız.
    Belki ben dönemem. Arkadaşıma söyleyin ben hakkımı helal ettim."
    Siz bu olayın neresindesiniz?
     
  2. BIYIKLI

    BIYIKLI V.I.P V.I.P

    Katılım:
    14 Haziran 2006
    Mesajlar:
    1.329
    Beğenileri:
    13
    Ödül Puanları:
    1.130
    Banka:
    16 ÇTL
    İnsan yığınlarına insanız deyip ortalık yerlerde ve hatta ekranlarda kürsülerde akıl dağıttıklarını sananlara insanlık dersi vermişler. Ruhları şad olsun.
     
  3. aliser

    aliser Üye

    Katılım:
    23 Ekim 2007
    Mesajlar:
    81
    Beğenileri:
    1
    Ödül Puanları:
    170
    Banka:
    1 ÇTL
    teşekkürler
     
  4. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    CANAKKALE SAVASINDAN GÖZ YASARTAN BIR MEKTUP

    Üsteğmen Faruk, cepheye yeni gelen askerleri denetlerken, bir yandan da
    onlarla Sohbet ediyor, ' Nerelisin?' gibi sorular soruyordu.
    Gözleri bir ara, saçının ortası sararmış bir delikanlıya takıldı Yanına
    çağırdı ve merakla sordu:
    " Adın ne senin evladım?" dedi.
    " Ali, komutanım" dedi.
    " Nerelisin?"
    " Tokatlıyım, komutanım, Tokat'ın Zile kazasındanım..."
    " Peki evladım,bu kafanın hali ne?
    Saçlarının ortası neden kırmızı boyalı böyle?"
    " Cepheye gelmeden önce anam saçıma kına yaktı komutanım. Neden yaktığını
    da bilmiyorum."
    " Peki dedi üsteğmen. "Gidebilirisin Kınalı Ali."
    O günden sonra Ali'nin adı Kınalı Ali oldu.
    Cephede tüm arkadaşları Kınalı Ali demekle yetinmiyor, saçındaki kınayı da
    alay konusu yapıyorlardı. Kınalı Ali, arkadaşlarına karşı sevecen ve dürüst
    tutumu sayesinde, kısa sürede hepsinin sevgisini kazandı.
    Bir gün memleketine mektup göndermek için arkadaşlarından yardım istedi.
    " Anama, babama burada iyi olduğumu bildirmek istiyorum.
    Ama okumam yazmam yok. Biriniz yardım edebilir misiniz?"
    Biri değil, birçok arkadaşı yardıma geldi.
    " Sen söyle biz yazalım" dediler.
    Kınalı Ali söylüyor, bir arkadaşı yazıyor, diğeri de Söylenenlerin doğru
    yazılıp yazılmadığını denetliyordu.
    " Sevgili anacığım, babacığım hasretle ellerinizden öperim. Ben burada çok
    iyiyim, beni sakın merak etmeyin."
    Kız kardeşini, kendinden küçük erkek kardeşinin sağlığını ve hatırını
    sorduktan sonra, köydeki herkesin burnunda tüttüğünü ve kimsenin kendisini
    merak etmemesini söyledikten sonra, Biz burada var oldukça bilesiniz ki
    düşman bir adım bile ilerleyemeyecektir tümcesi ile bitiriyordu.
    Tam zarf kapatılırken Ali " iki üç satır daha ekleteceğini" söyleyerek
    Mektubun sonuna şunları yazdırdı.
    " Anacığım, beni buraya gönderirken kafama kına yaktın ama, Burada
    komutanlarım da, arkadaşlarımda benle hep dalga geçiyorlar. Cepheye gitmek
    sırası yakında inşallah kardeşim Ahmet'e gelecek, Onu gönderirken sakın
    kına yakma saçına. Burda onunla da dalga geçmesinler. Tekrar ellerinden
    öperim anacığım."
    Gelibolu'da savaş giderek şiddetleniyordu. ingilizler kesin sonuç almak
    için tüm güçleriyle yükleniyorlardı. Cephede savaşan askerlerimiz önceleri
    birer, birer, sonraları beşer,beşer,
    Onar, onar şehit oluyorlardı. Gelen destek güçleri de yeterli olmuyor,
    onlarında sayıları giderek azalıyordu.
    Gelibolu düşmek üzereydi. Kınalı Ali'nin komutanı bu durum karşısında
    çaresizdi. Kendi bölüğü henüz sıcak temasa hazır değildi. Genç erlerine
    insan bedeninin süngü ve mermilerle orak gibi biçildiği bu cepheye
    göndermek zorunda kalmaması için Allah'a dua ediyordu.
    Komutanlarını düşünceli ve sıkıntılı gören Kınalı Ali ve arkadaşları,
    komutanlarına gidip, ondan kendilerini cepheye göndermesini
    istediler.Askerlerinin ısrarları üzerine komutanları daha fazla direnemedi
    ve ölüme gönderdiğini bile, bile bu isteklerini kabul etmek zorunda kaldı.
    Kınalı Ali ve arkadaşları, sevinç çığlıkları atarak cepheye hayır,
    bile,bile ölüme gidiyorlardı.
    O gün güle oynaya Gelibolu cephesinde ölümle buluşacakları yere koşan
    Kınalı Ali'nin bölüğünden tek kişi geri dönmedi. Gidenlerin tümü şehit
    olmuştu. Bu olaydan kısa bir süre sonra Kınalı Ali'ye anne, babasından
    mektup geldi. Onun yerine komutanı aldı mektubu ve buruk bir ifade ile
    okumaya başladı. Cepheye gitmeden önce arkadaşlarına yazdırdığı mektubuna
    aile adına babası yanıt veriyordu.
    " Oğlum Ali, nasılsın, iyi misin? Gözlerinden öperim, selam ederim. Öküzü
    sattık, parasının yarısını sana gönderiyoruz, yarısını da yakında cepheye
    gidecek küçük kardeşine veriyoruz. şimdi öküzün yerine tarlayı ben
    sürüyorum. Fazla yorulmuyorum da. Sen sakın bizi düşünme."
    Babası mektupta köydeki herkesten akrabalarından haberler verdikten sonra
    "şimdi * sana diyeceği var" diyerek sözü ona bırakıyordu.
    Mektubun bundan sonraki bölümü Kınalı Ali'nin anasının ağzından yazılmıştı
    şöyle diyordu anası:
    " Oğlum Ali, yazmışsın ki kafamdaki kınayla dalga geçtiler. Kardeşime de
    yakma demişsin.
    Kardeşine de yaktım. Komutanlarına ve arkadaşlarına söyle senle dalga
    geçmesinler.

    Bizde üç işe kına yakarlar;

    1 - GELINLIK KIZA, GITSIN AILESINE, ÇOCUKLARINA KURBAN OLSUN DIYE
    2 - KURBANLIK KOÇA, ALLAH'A KURBAN OLSUN DIYE
    3 - ASKERE GIDEN YIĞITLERIMIZE, VATANA KURBAN OLSUN DIYE...

    Gözlerinden öper, selam ederim. Allah'a emanet olun
    " Ali'nin mektubu okunurken ve çevresindeki herkes onu dinlerken, hıçkıra,
    hıçkıra ağlıyordu... "

    (Bu mektubun aslı Çanakkale Müzesindedir.)

    Alıntı..
     

Sayfayı Paylaş