1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Candan Can Koparmak

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve ÇağanCan tarafından 27 Nisan 2014 başlatılmıştır.

  1. ÇağanCan

    ÇağanCan Aktif

    Katılım:
    2 Kasım 2012
    Mesajlar:
    334
    Beğenileri:
    88
    Ödül Puanları:
    830
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    Turizm
    Yer:
    Ankara-Antalya
    Banka:
    33 ÇTL
    Milli Güvenlik Kurulu, geçen hafta, yani çetenin açığa çıktığı kazadan 1.5 yıl sonra nihayet konuyu gündemine alıp tartıştı ve "çetelerin tamamen çökertilmesini" istedi. Kurul kararından sonra Genelkurmay da, suç örgütlerinin açığa çıkarılmasını desteklediğini açıkladı. Bu arada Birdal'a saldırıyı azmettiren uzman çavuşun orduyla ilişkisinin kesildiğini öğrendik. Daha üst rütbede çeteyle bağlantısı olanlar varsa, onların tasfiyesinin de, gelecek hafta yapılacak Yüksek Askeri Şurada gündeme gelebileceği söyleniyor.
    Ankara'da birçok kişi "Neden şimdi..?
    Neden 1.5 yıl sonra?" sorusunun yanıtını arıyor. Bu arayış da bana, birkaç yıl önce izlediğim Orhan Asena'nın "Candan Can Koparmak" adlı eserini anımsatıyor.

    * * *

    Asena o eserde, milli mücadelenin en zorlu döneminde Kuvva-yı Seyyare çetelerinin desteğine muhtaç olan Mustafa Kemal'in, daha sonra bu çeteleri temizleyip düzenli orduyu inşa etme kararlılığını ve karşılaştığı güçlükleri anlatır.
    1920 başlarında Anadolu işgal altındadır. Milli mücadelenin düzenli ordusu yoktur. Yangın gelip Ankara'ya dayanmıştır ve işgalcilerle isyancılara karşı tek savunma hareketi, Çerkez Ethem, Yörük Ali, Demirci Efe gibi kuvvacıların çete savaşıdır. Daha Meclis kurulmamıştır. Çeteler kendi yasalarını koyup uygularlar. Asker ve para toplar, "vatan haini" saydıklarını yargısız asarak cezalandırırlar. Hapishanelerden tutukluları özgürlük vaadiyle çıkartıp cepheye sürerler. "Şimdi vatan tehlikede. Hukuksal sorunları sonra hallederiz." diyen Çerkez Ethem aslında Osmanlı gizli servisi Teşkilat-ı Mahsusa'nın üyesidir ve orada öğrendiklerini uygulamaktadır.
    Mustafa Kemal, bu işin çetelerle yürümeyeceğini bilir. Ancak yeni devletin düzenli ordusu kurulana kadar "soluk alabilmek için" onlara ihtiyacı vardır. Lâkin çete savaşı, bir noktada öylesine vahşileşir ki, Ankara rahatsız olmaya başlar. Zaten Meclis açılmıştır ve şimdi hedef, düzenli ordunun kurulmasıdır.
    Mustafa Kemal, çeteleri Meclis'in yasalarına uymaya ve düzenli orduya katılmaya çağırır.
    Ancak Ankara'nın tavrının değişmesi, çete reislerini rahatsız eder. "Bırakın bildiğimiz gibi savaşalım. Hukukla, yasayla düşmanla temizlenmez" derler. Savaşı bugüne kadar onlar yürütmüş, tehlikeyi onlar göğüslemişlerdir. Şimdi "iş kolaylaşınca" bir kenara konulmayı içlerine sindiremezler. Ethem "Daha düne kadar, 'Tek umudumuz sensin' diye beni cepheye süren siz değil miydiniz? Eloğlu İstanbul'da sefa sürerken, biz cephede savaşıyorduk. Biz olmasak vatan çoktan bölünmüştü" diye yakınır. Anadolu'da Çerkez Ethem için yazılmış marşlar dillerde gezmektedir. Bazı milletvekilleri "Sen şerefli bir halk kahramanısın, ülkeyi senin yönetmen lâzım" diye Ethem'i yüreklendirirler. Aslında siyasi ihtirası olmayan Çerkez Ethem, bir ara dolduruşa gelip hayatının potunu kırar:
    "- Ankara'da Meclis'in yanına darağacı kurduracağım ve Mustafa Kemal'i sallandıracağım."
    Böylece iş, bir iktidar kavgasına dönüşür. Çete, artık açıkça iktidara el koyma hazırlığındadır. Silahı ve yeterli kuvveti vardır. Çeteleri kontrol altına almakta zorlanan Ankara'da beklenen çıkışı Mustafa Kemal Meclis'te yapar:
    "- Efendiler! Biz bir devlet mi kurduk, bir çete mi? Eğer bir devlet kurduysak bir devlet gibi davranmalıyız. Devletsek, ordu devletin buyruğundadır; devlet ordunun buyruğunda değil...'
    Son savaş, hem Yunan kuvvetlerine, hem Çerkez Ethem'in çetelerine karşı yapılır ve kazanılır. Mustafa Kemal, dönemi şu konuşmayla kapatır:
    "- Kuvva-yı Milliye bir dönemin adıydı. Milletin can havliyle ve savunma güdüsüyle başvurduğu ilk ve onurlu karşı koyuşun adı... Ama asıl savaş elbette düzenli ordularla verilecekti ve ona TBMM komuta edecekti. Biz bu gerçeği ne yazık ki bazı arkadaşlarımıza anlatamadık. Onun için canımızdan can koparmak zorunda kaldık."

    * * *

    O günden nice sonra devlet, bir kez daha, düzenli ordunun defedemeyeceğine inanılan bir belayla mücadele için, çeteleri devreye soktu.
    Şimdi 78 yıl sonra bir kez daha, kontrolden çıkan bu çetelere karşı hukukun ve Meclis'in hakimiyetini arıyoruz.
    Eğer Mustafa Kemal'in dediği gibi bir çete değil de, bir devlet kurduysak, yakında canlardan çok can koparılacak demektir.

    Can Dündar...
     

Sayfayı Paylaş