1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Çatışma Yönetimi

Konusu 'Eğitim İçerikli Makaleler' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 28 Kasım 2010 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.415
    Beğenileri:
    7.323
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.713 ÇTL
    Bireyin istenen ya da istenmeyen, birbirine karşıt ya da denk güdüler arasından birini seçmek durumunda kalmasına çatışma denir. Çatışma bir çeşit iç yani ruhsal engellemedir. Çatışma, bireyi etkileyen birbirine karşıt duygu, düşünce ve istekler arsında seçim yapabilme güçlüğüdür.Bu seçim ne kadar güçleşirse, bireydeki anksiyete ve gerilimde o kadar artar.

    Çatışma durumları, kişiden kişiye değişen, göreceli bir nitelik taşır. Bu nedenle, çatışma bireyleri aynı ölçüde, aynı yoğunluk ve yeğinlikte gerime sürüklemez.

    Birey yaşamında üç çeşit çatışma görülür:

    1-) Yaklaşma- Yaklaşma: Bireyin iki ya da daha çok güdü arsından birini seçerken yaşadığı güçlüktür. Karar verme güçlüğüdür. Örneğin; izlemek istediğimiz programların aynı saatte, ayrı kanallarda yayınlanması halinde birini seçmek zorunda kalmak.

    Kadının eşine; “ Artık ya annen, ya ben! ” diyerek kocasını bir seçime zorlaması bu tür çatışmaya örnek verilebilir.

    Yaklaşma-yaklaşma çatışmasında birey nasıl davranır: İki iyi seçenekten birisine yaklaşan birey, hangi seçeneğe yaklaşırsa, o seçenek daha çekici olmaya başlar ve birey bu yöne kuvvetle yaklaşır. Bu nedenle, yaklaşma yaklaşama türünden olan çatışmalarda ilk adım en önemli adımdır.

    2-) Kaçınma-Kaçınma: Bireyin, istemediği iki olumsuz olgu, olay ya da nesneden birini seçmek zorunda kalmasıdır. Birey, normalde her iki durumla da karşılaşmak istemez. Bunlardan birini isteksiz olarak seçmek zorunda kalır:
    • “ Tembel öğrenci ne ders çalışmak ister, ne de sınıfta kalmak”
    • “ Tembel insan, ne aç kalmak ister, ne de çalışmak ”
    • “ Doluya koyuyoruz almıyor, boşa koyuyoruz dolmuyor. ”
    • “ Kırk katır mı, kırk satır mı? ”
    • “ Denize düşen insan, yılana sarılır.”
    İfadeleri de aynı durumu dile getirir.

    Kaçınma-kaçınma çatışmasında birey nasıl davranır: Bu cins çatışmayı çözmek zordur. Bir seçeneğe yaklaşınca o seçenek gittikçe daha kötü görünmeye başlar. Bu nedenle dönüp öbür seçeneğe yaklaşırsınız, ne var ki, o zaman da öbür seçeneği daha olumsuz görmeye başlarsınız. Bu durumda insanlar şu yollardan birini seçerler.
    a-en az kötü olan seçeneğe gitmek
    b-Ortada bir noktada durmak, hiçbir davranışta bulunmamak
    c-Sanki ortada bir sorun yokmuş gibi davranmak​
    3-) Yaklaşma- Kaçınma: Yaklaşma- kaçınma en sık görülen çatışma tipidir. Hem hoşa giden hem gitmeyen olay bir arada yaşanır. Örneğin evlenmek isteyen gencin, evliliğin getireceği sorunlardan kaçmak istemesi, şeker hastasının pasta ve böreği çok sevmesi ya da yeni bulduğumuz bir işin rahat ama paranın az olması gibi. Bu duruma en iyi örnek, evlenirken baba evini ağlayarak terk eden genç kızlarımız verilebilir. “Hem ağlarım hem giderim”, yaklaşma kaçınma çatışmasına iyi bir örnektir.

    Yaklaşma - Kaçınma çatışmasında birey nasıl davranır: Bu çatışma davranışı bireylerin bir amaca doğru hareket etmeleri konusunda önce hoşa giden güdünün peşinden giderler, daha sonra hoşlanmadıkları bir şeyle karşılaşacakları noktaya geldiklerinde bir müddet kararsızlık yaşarlar, davranışta bulunmak için tereddüt ederler. Daha sonra baskın gelen güdünün gösterdiği davranışta bulunurlar. Örnek verecek olursak, evli çiftlerin bazılarının sürekli birbirlerinden ayrılıp tekrar bir araya gelmelerinde görebiliriz.

    Ayrılan çiftler, beraber yaşamlarının güzel yanlarını hatırlar ve yaklaşma davranışı göstererek birbirlerine dönerler. Bu döngü böyle devam edebilir.

    İnsanların birbirleri arasında ki çatışmalara biraz bakacak olursak:

    Kişiler iyi niyetli olur ve birbirleriyle nasıl konuşacaklarını bilirlerse aralarında hiçbir tartışma, hiçbir çatışma çıkmaz kanısı oldukça yaygındır. Aynı fikre başka bir yönden baktığımızda aralarında sürtüşme çıkan kimseler iyi niyetli olmayan ya da birbirleriyle nasıl konuşulacağını bilmeyen kimselerdir sonucuyla karşılaşırız. Bu ifadeler iyi niyetli özlemleri dile getirse de gerçekleri yansıtmıyor. Çünkü insanlar bir arada yaşadıkları sürece ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar, aralarında sürtüşmelerin, çatışmaların çıkması kaçınılmazdır. Çatışmaları yok sayarak ilişkilerimizi geliştiremeyiz. Kendimizi iç benliğimizle ortaya koymamız, çatışmaları da yapıcı bir yöntemle çözmemiz ilişkilerimizin gelişmesine katkı da bulunur. Yoksa çatışmaların yok sayılması, biriktirilmesi daha sonra ilişkilerin içinden çıkılamaz bir hale gelmesine neden olur. Burada çatışma durumunda yaptığımız kırgınlık ve kızgınlık belirten davranış biçimleri ele alınacak.

    1-) Kaçınma: Bu davranışı gösteren kişiler, birisiyle çatışmaya girmemek için bilinçli ya da bilinçsiz olarak çeşitli kaçma davranışında bulunurlar. Çatışma çıkacağını anladıklarında ya orayı terk ederler, ya uyumak isterler ya da önemli bir uğraşları varmış gibi başka hiçbir şeyle ilgilenmezler… Yani ellerinden geleni yaparak çatışmadan kaçarlar.

    2-) Hasıraltı etmek: Hasıraltı davranışını gösteren kimse, sadece tartışmaya girmekten kaçınmakla kalmaz, sanki tartışılacak hiçbir konu yokmuş gibi hareket eder.

    3-) Suçlu hissettirmek: Bir insan karşısındakine kızgınlık ya da kırgınlığını açıktan açığa söylemiyor da dolaylı yollarla karşıdaki kişinin onu mutsuz ettiğini belirtiyorsa suçlu hissettirme yöntemine başvuruyor demektir.

    “ Karşıdakini suçlu hissettirerek istediğini yaptır.” Biçiminde özetlenebilir.

    Örneğin kadın kocasının ayakkabılarıyla eve girmesine sinirleniyor olsun. Kızgınlığını açıkça söyleyeceği yerde “benim işim ne ki! Gir gir yarın hizmetçin nasıl olsa temizler” der.

    4-) Konuyu değiştirmek: Çatışma olasılığı belirdiği anda konuyu değiştirmek çok sık kullanılan yöntemlerden birisidir. “ -ne kadar kabasın. –havalarda iyice ısındı değil mi?” örneğinde olduğu gibi.Bu tür eğilimlimi olan iki kişinin gerçek anlamda bir ilişki geliştirmeleri zordur. Böyle bir ilişki içinde olan kişilerin ilişkisine “ beraber olma oyunu” olarak bakmak daha doğrudur.

    5-) Eleştirmek: Bizi sinirlendiren bir soruna ilişkin olarak konuşacağımız yerde, birçoğumuz kızgınlığımızı karşımızdakinin başka davranışlarına eleştiri yönelterek dışa vururuz. Böyle durumlarda karşımızdaki neye kızdığımızı pek anlayamaz. Örneğin, çok önceden yapmış olduğu hareketlerini arkadaşımıza bir anda hatırlatıveririz. Arkadaşımız kendisine kızmış olduğumuzu fark eder ama neye kızdığımızı bilemez.

    6-) Akıl okuyuculuk: Akıl okuyuculuk davranışında olan kimse, karşısındakini dinleyecek ve söylediklerini onun ifade ettiği biçimde anlayacak yerde, konuşanın kişiliğini çözümleyerek, onun gerçekte ne demek istediğini kendisinin anladığını sanır. Örneğin; “ Sigaranı başka odada iç, dumandan rahatsız oluyorum,” dediğinde, akıl okuyucu hemen cevabı yapıştırır.Aslında sen benden rahatsız oluyorsun, çünkü beni kıskanıyorsun” der. Karşıdakinin aklını okumaya kendini kaptıran kişi , sadece kendisinin değil, karşıdakinin de duygularını anlayamaz.

    7-) Tuzak kurma: Bazı kişiler karşısındakinden bir davranış yapmasını isterler. Karşısındaki bu davranışı yapınca, sanki önceden isteyen kendileri değilmiş gibi bu davranışı yapana yüklenirler.

    8-) İma etmek: Bazı kimseler kızgınlıklarını hiçbir zaman açığa vurarak belli etmezler, ancak ima yolu ile bazı ipuçları verirler.

    9-) Bardağı taşırmak: Dilimizde bardağı taşıran son damla oldu biçiminde ifadesini bulan bir söz vardır. Öfke, kızgınlık önceleri belli edilmez, depo edilir. Daha sonra küçücük bir olay bile olsa olayla pek açıklanamayacak reaksiyonlar sergilenir.

    10-) Tedirgin etmek: Öyle kimseler vardır ki kızgınlıklarını açıkça ifade etmek yerine, karşıdakinin tedirgin olacağı hareketler yaparak onu rahatsız etmeye, ancak bu yolla kendi olumsuz duygularını dile getirmeye kalkışırlar. Örneğin; kocasına kızan kadın onun evi dağınık görmeyi sevmediğini bildiği için birkaç gün evi dağınık bırakır.Eşinin yüksek sesle müzik dinlemekten hoşlanmadığını bildiği için yüksek sesle müzik dinlemeye başlar.

    11-) Şakaya boğmak: Bazı kişiler kendilerine ciddi bir duygu ya da düşünce yöneltildiğinde, işi hemen şakaya dökmek ve bu yolla ciddiyetten kurtulmak isterler. “Oh ne şakacı adam insana hiç kavga etme fırsatı vermez”

    12-) Yaraya dokunmak: Herkesin psikolojik anlamda son derece duyarlı olduğu yaralı yerleri vardır. Kişinin bu tip noktalarını ancak ona çok yakın olan kimseler bilebilir. Bu yakın kimseler kızgınlıklarını, kişiyi bu duyarlı noktalarından yakalayarak belirtiyor ve öç alıyorsa, bu hastalıklı bir ilişkidir ve devamlı hırpalanmaktadır.

    13-) Değişmeye izin vermemek: Değişmeye izin vermeyenler, bir kişiyle daha önce kurdukları ilişkinin hep öyle kalmasını isteyenlerdir. Oysa yaşam akıp gitmektedir. Örneğin; Kadın kocasına , “ ev işlerinde bana yardım et. İki çocuk, ev idaresi, iş hayatı. Artık yetişemiyorum.” Dediğinde koca; “ Evlenmeden önce konuşmuştuk, ben ev işi yapamam, yardım edemem demiştim; sen de kabul etmiştin.” Diye cevap verirse, değişmemeye izin vermemesi söz konusudur.

    14-) Yoksun bırakmak: Karşısındakine kızdığı ya da kırıldığı zaman bazı kimseler bu duygularını belli edecekleri yerde, karşısındakinin ihtiyacı olan bir şeyi vermeyerek ondan öç almaya kalkarlar. Bu verilmeyen şey, sevgi, ilgi. İyi yeme, neşe, yardım vb olabilir.
     
  2. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.415
    Beğenileri:
    7.323
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.713 ÇTL
    Yapıcı tartışma, sizin için önemli bir kişiye karşı duyduğunuz kızma, kırılma, rahatsız olma gibi duygularınızı, onunla paylaşarak birbirinizi daha iyi anlama, birbirinizi daha gerçekçi bir şekilde tanıma amacıyla kullanılır. Birbirlerine karşı duydukları kızgınlığı, kırgınlığı ve rahatsızlığı belirtmeyen kimseler, genellikle iki nedenden ötürü bunu yapamazlar.
    1. Kaybetme korkusu: Kişi, kırgınlık ve kızgınlık gibi olumsuzluk duygularını karşıdakine belirttiği zaman, kendisi için önemli olan bu kimseyi kaybedeceğinden korkar. Kişilerin birbirlerine karşı olumsuz duygular hissetmemeleri gerekir. Böyle duyguların varlığı ilişkinin bitmesi anlamına geldiğinden , hangi nedenle olursa olsun karşıdaki kişiye gösterilmemelidir.
    2. Kötü insan olma korkusu: Bu korkuyu yaşayan kişiler kırgınlık, küskünlük gibi olumsuz duyguları ilişkilerinden çıkarır. Kişiler arasında yakın ilişkilerin doğabilmesi için olumsuz duygularını yapıcı bir tartışma içinde paylaşabilmeleri gerekir.
     
  3. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.415
    Beğenileri:
    7.323
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.713 ÇTL
    1- Sorun hakkında düşünmek: Karşıdaki kişiyle iletişime geçmeden önce; duygunuzun niteliği hakkında fikir sahibi olmanız gerekiyor. Sizi kıran, sinirlendiren durumun ne olduğu konusunda net bir şekilde teşhis koyarak, genel ifadelerden sakınmak gerekir. Daha özel ifadeler daha iyi anlaşılmamızı sağlayacaktır.

    2- Tartışma zamanını tespit etmek: Birinci aşamada sizi neyi rahatsız ettiğini tespit ettikten sonra, ilgili kişiyle uygun olan zamanı seçmek gerekir. Bunun için “beni rahatsız eden bir konu hakkında seninle konuşmak istiyorum. Benim için zamanın var mı? “ Şeklinde sorabiliriz. Unutmamalıyız ki; yıkıcı tartışmaların çoğu uygun zaman seçememekten kaynaklanır.

    3- Sorunun ifade edilmesi: Sizi rahatsız eden bir çok konu varsa, tartışmayı yapıcı bir şekilde devam ettirebilmek için, sizin açınızdan önemli olan sadece bir sorunu ele almanız gerekiyor. Bu ifadenizde “ben dilini” kullanın. Ben dili, kişinin kendini rahatsız eden davranışın tanımını yapan ve bu davranışın kendisinde nasıl bir duygu uyandırdığını ifade eden söyleyiş biçimidir. Karşıdakine suçlama izlenimi yaratmamak için, ben dili kullanılır. “Sen dili” yargılamaya ve suçlamaya yönelen bir dildir. “Sen şöylesin, sen böylesin” gibi ifadeler “sen” kelimesiyle başladığı için kullanılan bu dile “ sen dili” denir. Kızdığımız zaman farkında olmadan sen dilini kullanırız. Sen dili suçlama ve yargılama ağırlıklı olduğundan yıkıcı tartışma içine girmiş oluruz.

    4- Anlaşılıp anlaşılmadığınızı denetleme: Bu aşamada karşınızdaki kişi sizin söylediğinizi aynen tekrar etmeli, sonra kendine has ifadesiyle tekrar ederken, onun iyi niyetli olduğunu anlamalı ve ona teşekkür etmelisiniz.

    5- İstediğinizin ne olduğunu düşünme ve alıştırma yapma: Bu aşamada kendi istediğinizin farkında olmak ve bu isteği düzgün bir şekilde ifade etmek; sizin istediğiniz değişikliğin karşınızdakine ne ifade ettiğinin farkına varmak önem taşımaktadır.

    6-İsteğinizin anlaşıldığını denetleme: Bu aşamada, sorununuzun anlaşılıp anlaşılmadığını, denetlemelisiniz. Karşınızdaki isteğinizi anlamayı başarmışsa bu çabasından dolayı teşekkür etmelisiniz. Ama sizi anlaması, onun bu isteği kabul etmiş olması anlamına gelmez, bunu unutmamalısınız…

    7- Sorunuzu sorma: Bu aşamada karşınızdaki kişi sizi anlamıştır ve sizi kıran, üzen şeyin ne olduğunun farkına varmıştır. Size düşen uygun soruyu sormaktır. “ Bana yardımcı olacak mısın “ ya da duygularınızı anlatan uygun bir soru olabilir.

    8- Cevaba karar verme: Sorunuz üzerine karşınızdaki artık size cevap vermek zorundadır. Cevap vermeden önce zaman isteyebilir, itiraz etmeyiniz, onu yüreklendiriniz.

    9- Soruya cevap verme: Bu aşamada her ikinizin de kabul edebileceği, kimsenin üzülmeyeceği bir çözüm bulmak amaçtır. Ortak bir çözüm bulamıyorsanız bir süre ara vermek doğru olacaktır.

    10- Gözden geçirmek için bir araya gelme: Paylaşımlarınızdan sonra neler hissettiğinizi gözden geçirmek için bir araya gelip fikir alış verişinde bulunmanız yararlı olacaktır.

    Sizin için önemli olan biriyle yapıcı tartışmaya girmeniz, sizi rahatsız eden sorunu her ikinizi de memnun edecek şekilde çözümlemiş olmanız, gergin durumda olan ilişkinizi rahatlatacaktır.

    Şu ana kadar kızgınlık ve kırgınlık duygularının ifadesinde ve bir çözüme ulaşmasında gereken basamakları inceledik. Şimdi, uzun süreli çatışmaların çözümünü inceleyelim.

    Çatışma değişik nedenlerden kaynaklanabilir ve çözümüne iki temel tutum içinde yaklaşılabilir:

    * Eğer yaklaşım “ ya kazan ya kaybet “ tutumu içinde yapılıyorsa, iki kişiden biri mutlaka çözümden memnun olmayacaktır.

    * Kaybeden yok yaklaşımı ise şu şekilde işler: Ortaya çıkan bir çatışma durumunda iki tarafı memnun edecek bir çözüm yolu bulunur.

    Çatışmaların Çözümlenmesinde Kaybeden Yok Yöntemi:

    Kaybeden yok yöntemi altı basamaktan oluşmaktadır.

    1- Sorunu tanımlamak: Bilgi birisi “sorunu doğru ve açık olarak tanımlamışsan, onu yarı yarıya çözmüşsün demektir” demiştir.

    Çatışma yaşayan bireylerin katkısıyla sorunun ortaya konması gerçekleştirilir

    2- Olası çözümler üretme(birçok çözüm yolu ortaya koyun): Beş ya da on dakika gibi belli bir zaman süresi içinde aklınıza gelen bütün çareleri, iyi ya da kötü, mümkün ya da değil gibi ayıklamadan olduğu gibi bir yere yazınız. Bu aşamada asıl amaç, olabildiği kadar çok çözüm üretmektir.

    3- Çözümleri değerlendirme: Bu aşamada çözüm yolları çatışmayı yaşayanlar tarafından teker teker değerlendirilir. Bir çözüm de birisinin bile çekincesi varsa o çözüm yolu atlanır. Herkesin olur dediği çözüm yolu bulunana kadar buna devam edilir. Karşıdakini memnun etmek için çözüm yolu yapmacık olarak kabul edilmez.

    4- Karar verme: En iyi çözüm de karar kılınır.

    5- Uygulamaya konulması: Kararın nasıl uygulanacağı da bu basamakta görüşülür. Kurala bağlanır.( Kim ne zaman neyi yapacak vb.) Bir plan gerekiyorsa o da yapılır.

    6- Çözümün başarısının değerlendirilmesi: Bir çözümün uygulanır olup olmadığını denemeden anlamak çok güçtür. Çözümü bir süre uyguladıktan sonra gözden geçirmek üzere bir araya gelinir. Çözüm tekrar gözden geçirilir. Bu aşamada başka bir çözümle değişiklik de yapılabilir. Uygulanamayan çözümde ısrar
     
  4. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.415
    Beğenileri:
    7.323
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.713 ÇTL
    Öğretmen- öğrenci arasındaki sorunlar bazen çözümsüz kalabilir ve ortaya bir çatışma çıkabilir. Böyle durumlarda tek başına ne yüzleşme ne de etkin dinleme sonuç verecektir. Öyleyse bu durumlarda sorunların çözümü için yeni bir yöntem gereklidir.

    Öğretmen- öğrenci ilişkilerinde çatışma yaşanması doğaldır. Öğretmen ve öğrencilerin birinin davranışları, öbürünün isteklerine ters düşüyor, istekleri engelleniyor ya da öğrenci veya öğretmenlerin değerleri birbirine uyuşmuyorsa ortada bir çatışma durumu var demektir. Bu çatışmalar öğrenci merkezli ise ve yüzleşme veya diğer yöntemlerle engellenemiyorsa, ya öğrenciyi çatışmaya neden olan davranışı yapmaya yönelten dürtü çok güçlüdür ya da öğrenci öğretmen ile iyi ilişkiler içinde değildir. Öğrenciyi öğretmenle arasında çatışma çıkmasına neden olan davranışı yapmaya yönelten dürtü çok güçlüyse öğrenci istese de çatışmaya son veremeyecektir. Eğer öğretmenle öğrenci arasında ilişki iyi değilse öğrenci öğretmenin isteklerini dikkate almayacaktır. Çünkü çatışmalar insan ilişkilerinin bir parçasıdır. İki durumda da çatışma önlenemeyecektir.

    Çatışma çatışacak tarafları gündeme getirir. Yani bir çatışmada sorun hem öğretmenin hem de öğrencinindir. bu durumda çözüm adına gündeme “ kaybeden yok ”yöntemi gelecektir. Kaybeden yok yöntemi, temelde çıkarlar çatıştığında her iki taraf içinde kabul edilebilecek ve hiç birinin kaybetmeden kazanabileceği bir çözüm üretme yöntemidir. Öncelikle kimse kimseyi rakip olarak görmez. Önemli olan kardeşliktir. bir arada olmaktır. Eğitim – öğretim sürecini sağlıklı olarak sürdürmektir.

    Bu yöntem, taraflardan birinin diğerine boyun eğmesini gerektirmez. Çünkü bu yöntemde güç kullanılmaz. Kaybeden yok yöntemi bir süreçtir. Taraflar etkili sonuca ulaşana kadar pek çok etkileşim içinde olurlar. Esası iletişime dayanır. Öğretmen öğrenci çatışmasında her iki taraf soruna kalıcı ve kullanılabilir ve de sonuç alınabilir çözümler üretir. Bu

    Çözümlerden her iki tarafın anlamış oldukları şeklinde uygulamaya konur. Yani bildiğimiz müzakere süreci.

    Müzakere sürecinin aşamaları şöyledir:
    • İlk aşama sorunu tespit edip, tanımlamaktır.
    • İkinci aşama, sorunu çözebilecek çözümleri birlikte üretmektir.
    • Üçüncü aşama, çözümleri değerlendirip uygulama olasılığı olanları araştırmalıdır.
    • Dördüncü aşama, çözüm yöntemini karar bağlamaktır.
    • Beşinci aşama, sorunun çözümünde uygulanacak yönetim sorunun çözümünde uygulanacak yöntemin nasıl hayata geçirileceğini belirlemektir.
    • Altıncı aşama ise çözümün başarısını değerlendirmektir.
    Bu yöntemde işbirliği esas olduğundan öğretmen öğrenci ilişkileri bozulmaz. Eğitim öğretim sekteye uğramaz. Öğrenci ve öğretmen el ele vererek ortak noktada buluşur ve sorunu çözmeye çalışır. Sonra değerlendirme yapar. Kimse kaybetmez, herkes kazanır.

    Kaynaklar:
    • Rehberlik Seti Etkili Öğretmen Yunus Bilge 2003 İstanbul
    • PSİKOLOJİ, HAMDULLAH AKTAŞ, ÜLKE YAYIN HABERİSTANBUL 2000
    • İNSAN İNSANA , DOĞAN CÜCELOĞLU REMZİ KİTAPEVİ, 1993
    • İLETİŞİM ÇATIŞMALARI VE EMPATİ, PRF. DR. ÜSTÜN DÖKMEN, SİSTEM YAYINCILIK, 2002
    • ÇATIŞMA yÖNETİMİ Dr. Tunç Evcimen
     
  5. GöLGe

    GöLGe Uzman

    Katılım:
    18 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.170
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    ÖĞRETMEN
    Yer:
    KaYSeRi-BaTMaN
    Banka:
    1 ÇTL
    KPSS Eğitim Bilimleri sayesinde artık hatim indirdiğim konuları görmek sinirimi bozsa da faydalı bilgiler özellikle öğretmenler için.o yüzden çook teşekkürler paylaşım için ;;)
     
  6. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.415
    Beğenileri:
    7.323
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.713 ÇTL
    Sadece okulda değil aslında ebeveyn-çocuk çatışmasında da kullanılabilir yöntemler.
     
  7. GöLGe

    GöLGe Uzman

    Katılım:
    18 Mart 2010
    Mesajlar:
    1.170
    Beğenileri:
    10
    Ödül Puanları:
    1.130
    Meslek:
    ÖĞRETMEN
    Yer:
    KaYSeRi-BaTMaN
    Banka:
    1 ÇTL
    aynen öyle.ama bazen çok bilmek can sıkıcı okuyor :v şahsen kendi adıma insan psikolojisi ve davranışları vs üzerine çok fazla eğitim aldığım için artık biri bi hareket yapsa alt nedenlerini beynimde kurguluyorum ve yoruyor bazen de baya güldürüyor :v
     

Sayfayı Paylaş