1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Cem Yılmaz'la röportaj

Konusu 'Sanatçılarla Röportajlar' forumundadır ve Mavi Gül tarafından 18 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    İnsanların eğlence dediği şey bilet alıp CemYılmaz'a gitmek
    Cem Yılmaz'la 2007'nin son röportajını yaptık. Yılbaşı geceleri ne yapar açıkladı; 2008 mesajı verdi, "Politik mizah yapılmıyor," eleştirilerini yanıtladı, yeni film AROG'u ve sinemacı Cem Yılmaz'ı anlattı. Hepsi bir arada!..

    Bayram röportajı yapmaya karar vermiştik Cem Yılmaz'la ama Fenerbahçe maçına kurban gittik! Rezil oldum gazeteye.... İkinci randevuda da ekildim! Yeni filmi AROG için fragman çekiyordu TEM'in ortasında. Bitmedi çekimleri, aradı "Rahat rahat, keyifli bir zamanda konuşalım n'olur, iki arada bir derede röportaj iyi olmaz," dedi. "Peki," dedim ama yattı bu röportaj, anladım. Şaşırttı beni; TİM'deki oyununa davet etti, üstelik oyundan tam iki-üç saat önce geldi. Uzun uzun konuştuk. Seyirciler salona alınırken sahnede fotoğraf çekmeye kalktık, ona bile "Eyvallah," dedi: "Hiç sakıncası yok, seyirci varken çekeriz..." Seyirciler yerlerine oturmaya başlarken biz sahnede fotoğraf çekiyorduk. Onlar 'gösteri mi başladı' diye bakınırken ben ise ilk sahne deneyimimi Cem Yılmaz'la gerçekleştiriyordum. Çok samimiydi, sakınmadan, saklanmadan konuştu; bence siz de fark edeceksiniz. O yüzden bu röportajı çok sevdim. 2007'nin son röportajının Cem Yılmaz'la olması da önemli. İnşallah 2008'de de hep böyle keyifli ve hoş insanlarla sohbet ederiz manasında... Herkese iyi yıllar...

    - Bayram röportajına niyet yılbaşına kısmet! Madem öyle söyler misiniz yılbaşları, yıl sonları, biten seneyi uğurlamak filan... Sizin için anlamı var mıdır böyle şeylerin?
    - Valla ben 86'da bıraktım o işleri! (gülüyor) ) ) ) ) ) )

    - Niye o kadar erken?
    - Çünkü 86 yılbaşını uyuyarak geçirmiştim! Ondan sonra da pek ilgilenmedim. Yani yılbaşı, sevgililer günü gibi kutlamalardan çocukluk yaşlarında koptum, özellikle sevgililer gününden! (gülüyor) Bu da günlerle, tarihle çok fazla ilgilenmemekle ilgili. Biraz geceli gündüzlü yaşantım oldu karikatür çizdiğim dönemde... O nedenle 'bugün günlerden salı mı, yarın ayın 15'i mi' mevzularından çok çabuk uzaklaştım. "Biliyor musun dün yılbaşı gecesiydi," falan diye hatırlatıyorlar.

    - O kadar değildir herhalde?
    - Emin ol! (kahkahalar) Mesela hatırladığım yılbaşı kutlaması nadirdir. Aslında çok belirgin bir gün ama denk getiremiyorum bir türlü. (kahkahalar)

    - Motive eden yok mu sizi?
    - Çok kalabalık bir arkadaş topluluğu değiliz. Kutlayanlar oluyor tabii ama evde tek başıma geçirdiğim daha fazladır.

    - Yalnız geçirmek iyi bir şey mi, kötü bir şey mi peki?
    - Yoo kötü bir şey değil, özel bir şey yapasım gelmiyor. Daha doğrusu insanların eğlence dediği şeyle çok ilişkim yok. Herkesin eğlence dediği şey bilet alıp beni izlemeye gitmek! (gülüyor). Bilet alıp bana gitmek de benim tercihim olamayacağına göre... Şaka bir yana, o özel günlerde kalabalık olmaktan pek hoşlanmıyorum.

    - Ya aile?
    - Aile kutlar, bazen uğrarım. İki sene önce yeğenlerim için Noel Baba kılığına girmiştim. Alışveriş merkezlerinde sinirli Noel babalar olur ya, onlara benzedim. Çok çirkindim! ! !

    - 2007 nasıl bir yıldı sizin için?
    - Çok fazla bir şey yapmadım, sadece sahneye çıktım, 40-50 oyun oynadım ve bu ilkbahar çekeceğim AROG filmini tasarladım. Sonraki yıllarda ne yapacağımızı konuşmakla geçti aslında...

    - 2008'den beklentiniz var mı? Mesela yeni otomobil alacak mısınız, evlenecek misiniz, yeni bir markanın reklamında oynayacak mısınız?
    - O söylediğin şeyler ilhamla olan şeyler... Yeni araba almak bile ani kararlarla yapılan bir şey benim için. Aslında çok yıllar evvel tövbeliydim bu konuya ama; daha dün bir arabadan bahsediyorduk arkadaşlarla, birbirimize fotoğraflarını gösteriyorduk. .

    - Nasıl bir arabaydı?
    - Güzel bir arabaydı işte! Benim sanıldığı gibi bir araba merakım yok aslında.

    - Yok canım!
    - Emin ol yok! Vallahi!

    - Bugüne kadar 80 tane araba değiştirmediniz mi?
    - Kesinlikle daha fazladır! Ama bu araba merakından değil, kullandığım arabayı seviyorum, sonradan kullanacağım arabayı da sevmek istiyorum! Çok arabası olan, koleksiyon yapanlar var, onlardan biri değilim ama zevkli bu işle ilgilenmek... Araba kullanmaktan çok hoşlanıyorum. Ben çok hız yapmam. Arabanın hız yapmasından hoşlanırım ama arabanın verdiği zevk yalnızca hız değil, bir sürü zevkleri var.

    - Sizin bu merakınız herkesin derdi olmuş durumda. O yüzden anlamak istiyorum; nasıl bir haz alıyorsunuz arabalardan?
    - Daha güzeline binmek isterim tabii ki. Takip ederim yeni çıkan arabaları, özelliklerini, ilgilenirim. "Ferrarisi var," diye duyuyorum, Ferrari'ci değilim ben Porsche'ciyim biliyorsun. Ya da bir araba geliyor Türkiye'ye, "İlk o alacak," diyorlar. Öyle bir şey yok. Gençken de öyle bir sevdam olmadı hiç; 17-18 yaşındayken "Şöyle bir arabam olacak," demedim, hayalini kurmadım. Evde araba posterleri falan yoktu.

    - Bu konuyla gündeme gelmek sizi çok mutsuz ediyor mu?
    - Bu beni ne zaman rahatsız ediyor onu söyleyeyim. "Bakın asgari ücret şu kadar, adam şu kadarlık arabaya biniyor!" Bizim artistlerimizle ilgili yaklaşım bu olduğu zaman can sıkıcı oluyor. İnsanlara öyle hissettirtmek için gayret etmek komik! Herkes kendi ekonomik durumuna ve zevkine göre bir takım harcamalar yapar. Benim, mesela başka lüks harcamam yoktur bunun dışında. Emlak zengini de değilim. Ne kadar para kazandığım belli, ben de ona göre bir arabaya binmek isterim, çok normal!

    - Bir gün canınız istedi gittiniz bir kulübe, çektiler sizi... Böyle bir görüntü vermekten kaçınıyor musunuz?
    - Kaçınmıyorum ama mesela bir otomobil dergisinin benimle bu konuda röportaj yapmasından ya da arabamla poz vermekten kaçıyorum. Aslında kaçmak istemezdim çünkü ben seviyorum arabamı, iyi arkadaşlarımdandır. .

    - Şimdi ne kullanıyorsunuz?
    - Bülent Cankurt biliyor onu, ona sorun! Ona bir gün bir tur attıracağım boşta olan bir tanesiyle. Trafikte bir adamı var ama iki ay geriden haber veriyor ona! (gülüyor) Bu şaka bölümü... Porsche kullanıyorum, iki tane de Mini Cooper'ım var. Mizahçı diye adamın arabaları satıp eşeğe binmesi beklenemez! 'Komedyenler arabaya binmesin, güzel kızlarla gezmesin.' Bunun karşılığı da şu, 'Eşeğe binsin ve erkeklerle dolaşsın!' İki tane alternatifi var bunun, ikisinde de kimseye yaranmak mümkün değil! Ben memleketimizin insanlarından çok farklı değilim. Nasıl ki insanlar, bunu alaycı söylüyorum, parayı bulunca arabasını değiştirip ev almak istiyorsa, bu bizim genlerimizde varsa, bana da bulaşmıştır. Bunu elimden geldiğince terbiyeli yaşamaya çalışıyorum. Bununla ilgili eleştiri almak, özellikle meslektaşlardan almak çok çocuksu! Bazen kullanmadığım zaman hepsine arabaları veresim geliyor. Yani salı o binsin, çarşamba günü öbürü binsin, cuma günü öbürüne tur attırayım, rahatlatır en azından insanları.

    80 yaşına kadar bu işi yaparım kimse merak etmesin!
    - Yeni filminizin çekiminden dolayı gösterileri azaltacaksınız galiba?
    - "Yoğun, ara verdi, sahnelere veda ediyor," diye abartıyorlar ama şunu söyleyeyim; ben bu işi 80 yaşına kadar yaparım, kimsenin endişesi olmasın. O nedenle bu işte sinema kadar endişeli değilim. Sinema daha teferruatlı iş, çok vakit alan bir hadise, aylar öncesinden başlamak gerekiyor. O yüzden sahneden fedakârlık yapmak gerekiyor. Ama bu işe sevdalı gençler, insanlar olduğu sürece ben de yaparım bu işi. Çünkü seyirciye de yazık! (gülüyor)

    Reaksiyona tabi bir insanım!
    - Yeni filminiz AROG'la ilgili konuşalım. Neden GORA'da uzaya gönderdiğiniz Arif'i taş devrine yollamaya kalkıyorsunuz?
    - O bir çizgi film karakteri benim için, macerasını çok önceden tasarlamıştım.

    - Devam filmi mi?
    - Yok başka bir öykü. O adamdan memnunum, Arif karakteri bana komik geliyor, seyircisi olan bir tip!

    - Bir absürd komedi, arada Hokkabaz duygusallığı, yeniden bir absürd komedi... Aslında ne yapmak istediğinize karar mı veremiyorsunuz?
    - Hayır yapmak istediğim şeyleri yapıyorum. Konuşurum, fikir alırım arkadaşlardan, "GORA'nın devamını düşünüyorum, ne dersiniz?" ya da "Feribotta yaşayan adamla ilgili bir öykü var, ne diyorsunuz?" derim. Onlar da "O çok dram, bence komik yapalım," der. Konuşurum, çaycıya da sorarım montajda, "Nasıl olmuş?" derim.

    - Bunu niye yapıyorsunuz?
    - Reaksiyona tabi bir insanım. Gösteri daha hızlı bir hadise olduğu için, hep reaksiyona bağlı olarak bir sonraki cümleyi planlarım. Vücut öyle bir alışkanlık yapmış. .

    - GORA'nın rekorunu kırmak gibi bir derdiniz var mı peki?
    - Öyle olması için çalışırız tabii ki ama bunu sağlayacak kesin bir formül yok maalesef! !

    Kadınlar konusunda iyiyimdir!
    - Evlilik ne kadar uzak size?
    - Kimseyi üzmek istemem ama çok yakın değil! Ayrıca bu sevgililik, kız arkadaşlık meselesini emin ol televizyonlardaki ya da gazetede bir haberde olduğu gibi yaşamıyorum. Her seferinde, 'büyük aşk', 'evlilik, çocuk' haberleri filan çıkıyor... Öyle bir yaşam şeklim yok. Ben henüz kendini geliştirme durumunda mücadele verdiğim için sorumluluk alacağımı zannetmiyorum. Çocuk yetiştirmek çok zor bir şey...

    - Sizden iyi baba olmaz mı?
    - Niye olmasın, olur tabii ama başka bir şey olmaz!

    - Nasıl yani?
    - Bir tek baba olur, iki işi bir arada yapamam..

    - Zeki bir adam olarak kadınlar konusunda yanılıyor musunuz peki?
    - Hiç yanılmam. Bu konuda çok uyanığımdır, bu konuda iyiyimdir, telaşa mahal yok ama böyle şeyleri konuşmak gençlikte kaldı. Sevimli değil, bana ergen muhabbeti gibi geliyor... Bazen genç kardeşlerimi görüyorum, ben de yapmışımdır zamanında 'sarışın kadınlardan hoşlanırım, gözleri şöyle olanlar' filan... Elbette ki o kardeşlerimizin hoşlandığı kızlardan ben de hoşlanıyorumdur ama bunun sohbetini yapacak yaşta değilim! İki ucu boklu değnek; çünkü hadım edilmiş bir erkek olmaktan hoşlanmam ama 'evet arkadaşlar bu kümesin horozu benim' tavrı da hoşuma gitmiyor açıkçası.

    Cem Yılmaz'ın 'EN'leri
    - En son izlediğiniz film?
    - İki kere izlemek durumunda kaldım, güzel filmdi doğrusu, Köstebek. .

    - En son okuduğunuz kitap?
    - Andrew Mango'nun Atatürk'ü...

    - En sevdiğiniz yemek?
    - Yemekle pek aram yoktur. Ama annem yaparsa yaprak sarması!

    - En sevdiğiniz otomobiliniz?
    - Porsche.

    - En sinirlenip üzüldüğünüz eleştiri?
    - Bilmem ama 'senaryomu çaldılar' meselesi. Birkaç kez olduğu için üzüldüm.

    - Kendinize en son ne aldınız?
    - O kadar uzun zamandır bir şey almadım ki...

    - Kendinizi en çok ne zaman iyi hissedersiniz?
    - Sahnede. Bir tane daha var ama söyleyemem (gülüyor)

    - En çok kimi dinlersiniz?
    - Tarık Mengüç (kahkahalar) Çok karışık dinlerim müziği, çok kötüyümdür.

    - En iyi dostunuz, sırdaşınız?
    - Biz çok bireysel yetiştirildik ya... .

    - En son ne zaman ağladınız?
    - (Ağlama sesi çıkarıyor) Beyaz Melek'in fragmanını izlerken ağladım. (kahkahalar) Yok tamam, birkaç sene önce araba kullanırken ağlamıştım.

    - En sevdiğiniz tatil ülkesi?
    - Jamaika...

    - En çok ne güldürür sizi?
    - Avrupa Yakası, özellikle Engin Günaydın.

    Komedyenin yılbaşı mesajı böyle olur!
    "Yeni yıl esenlikler getirsin. Herkese akıl sağlığı, bir aydınlanma gelsin... Gerçekten, herkes bir anda aydınlansın ve zihniyet olarak fersah fersah, yüz yıl ilerisine gidelim inşallah bütün ülke olarak... İstiyorum ki 1 Ocak 2008'de 'Ulan hakikaten ne kadar terbiyesizmişiz,' desin terbiyesizlik yapanlar... Aptallık yapanlar 'Ne kadar aptalmışız,' desin, bir aydınlanma olsun."

    'Yıllarca yediniz milleti!' diye şaka yapsam kaç komedyen hazmeder?
    - Mesaj kaygısız bir karikatürist olarak ortaya çıkmıştınız ama mesaj kaygılı sorularım var şimdi...
    - Şimdi o alaycı bir söz... Yaptığım işi böyle tanımlarken, "Benim işlerimde mesaj var," diyenlerle alay etmek için yaptım bunu. Seyircinin aptal olduğunu, mesaja, uyandırılmaya ihtiyacı olduğunu düşünmek bölümünde olmak istemedim. Tamam hayatta komiklik, komik şeyler diğerlerinden daha önemsiz olabilir ama güldürmekten, eğlenmekten bahsedip de bununla sorunu olan bir komedyen figürü beni rahatsız etti. Bunla ilgili bir tavırdı o ve bu tavrımda ısrarcıyım. Yani "Hiçbir derinliği yok, politik görüşü yok," gibi laflar eleştiri değil bence. O kadar demode bir bakış açısı ki!

    - "Komedyenler artık politik mizah yapmıyor," eleştirisi gündemde. En çok güldüren adam olarak politik mizahtan neden kaçıyorsunuz?
    - Ben aptal birisi değilim, Allah'a şükür aklım başımda ve çocukluğum o büyükleri izlemekle geçti. O ustalardan biri bir şey söylediği zaman üstüme alınmıyorum! Ama cümleye bakıyorum; o kadar kaçınılmaz şekilde beni hedef alıyor ki, bu üzüntüye dayanamıyorum. Çünkü bunları söyleyenlerin çoğunluğu beni izlememiş oluyor.

    - Sizi izlemeyen var mıdır?
    - Var elbette. Özellikle de bir şey söyleyenler hiç izlememiş oluyor; buna üzülüyorum. Bilet almalarına da gerek yok, davet edeyim, izlesinler! Kötü, aptal, birilerini sömüren insanlar varken benim hedef olmam çok acıklı...

    - Sizinle ilgili problem nedir peki?
    - Erol Günaydın için söylemiyorum, herkes için söylüyorum, usta denilen kişinin beni anlıyor olması lazım. Şaka maka 12 senedir sahneye çıkıyorum, bir! Biletli 5 milyon kişinin beni izlemiş olması da hadi önemli değil diyelim, benim 'en iyi benim' diye bir iddiam da yok. Biri diyebilir ki "Aptal aptal şakalar yapıyor," ya da "İnsanlar zaten gülmeye hazır şekilde geliyor!" Onları gülmeye hazır hale o ustalar mı getirdi? Benim kendi kitlemi gülmeye hazır hale getiren sebepler ne?

    - Alper Görmüş Aktüel'de yaptığı tahlilde şöyle diyor: "Cem Yılmaz siyasetçilere öfkemizi değil zaaflarımızı hatta dangalaklıklarımızı dile getirdiği halde ona öfke duymuyoruz..." Mizahınızın özelliklerini bu yönde kurmanız bilinçli bir tercih mi?
    - Bu işin tekniği konuşulacaksa, bunu kralıyla oturur konuşurum. 'Ben de senin gibi kralım' diye değil, çırak olarak oturur konuşurum. Bu konuda bilgim var, bu konuda kafa yoruyorum. Diyelim ki protest müzik yapıyorsunuz ama müzik kötü, ne anladım ki o işten! Niye o zaman müzik yapıyorsun, sadece protesto yap! Protest mizah da öyle; içinde mizah yok, gülmecesi yok, yalnızca protestosu var. Ne ki bu? 'Bu file kaça doluyor?' diye şaka olmaz, komik tarafı yoktur bunun. Bu acıklı bir durumdur. "İnsanlarımız toplu taşıma araçlarında üst üste gidiyorlar, öyle değil mi bey amca?" Bu komik değil ki. Ben çocukluğumda o otobüsteki adamdım ve hiç gülmüyorduk biz! Ben diyorum ki, bu sorunlarla ilgili zekice mizah yapmak için çok iyi olmak lazım.

    - Yani politik mizahı bilinçli olarak tercih etmiyorsunuz?
    - Ben o mizahı çok kıymetli ve çok sofistike olması gereken, daha zor bir şey olduğu için yapmıyorum! O zor! Mahkemeye çıkmak, 'Başbakanı eleştirirsem başıma bir şey gelir' korkusu değil; o iş zordur. O işi çala kalem yaparsan layığıyla olmaz.

    - Peki Cem Yılmaz mizahını siz tanımlasanız? 'Öfkesiz' ve 'kendimize dönüp bakalım' durumu mu?
    - Görünürde öfkesiz diyebilirim. Birini kurban seçip onunla ilgili şaka yaparak dışlamayı tercih etmiyorum. Onaylanma arzusuyla politik hiciv yapmak ucuz geliyor. Burası Hollanda değil, Amerika değil, buradaki insanın reaksiyonları da oradaki gibi değil.

    - Korkunuz hoşgörüsüzlük mü?
    - Ben acımasızca şakalar yaptığımda dayanabilecek mi? Sözgelimi, kötü komedyenlerle ilgili "Yıllarca yediniz ulan milleti!" diye bir şaka yapsam kaç kişi hazmedecek sence? Bir de "Böyle mizah yok," diyorlar. İyi ki yok! En azından iyi ki bende yok!

    - Karikatüristlerle iktidarın sorunlu ilişkisine ne diyorsunuz?
    - Bunu hoşgörmek mümkün değil. Karikatür yapılır, muhatabı da bakar ve bu yoruma razı gelir ya da bu yorumdan bir ders çıkarır. Ama şöyle bir sorun da görüyorum; mizah çok tehlikeli bir şey olduğu için evcilleştirme gibi bir tehlikesi de var. Gerçekten çok ciddi bir sorunu sevimli hale getirebilir, gerçek çözümünden uzaklaştırabilir. Allah korusun gülüp geçebilirsiniz bile! Yani çok ciddi bir soruna gülüp geçebilirsiniz.

    En alâ profesör bile taksiciyle aynı fikirde!
    - 'İslamcı' diye eleştirilen bir parti iktidarda, Gül ve Sezer gibi zıt isimler cumhurbaşkanı koltuğuna oturdu. Size çok malzeme çıkabilir ama bunlara uzak duruyorsunuz...
    - Kitap karıştırdığım dönemden bugüne hissim şudur; idareciliğin, liderliğin, siyasetle ilgilenmenin başka bir alan olduğunu biliyorum, o başka bir bilim, başka bir dünya.

    - Yani bu anlamda kendinizi yetkin görmüyorsunuz?
    - Bunu söyleyince, dünyada, memlekette olan hiçbir şeyden haberdar değil zannediyorlar. Bu konularda üstünkörü şaka yapacağıma hiç yapmam daha iyi! Çok dindar birisi değilim, eğer memlekette herhangi bir alanda özgürlük kısıtlanacaksa bundan en fazla zarar görecek insanlardan biriyim yaşam şekli olarak. Ama memleketimizde ne yazık ki fazla demokrat olmak da galiba işe yaramayacak, böyle korkularım var.

    - Ne demek bu?
    - "Herkese özgürlük!" deyince herkesi bir korku sarıyor. "Özgür, demokrat olmak, herkesin eşit haklarda olması ne güzel," derken, bir diğerine göre memleket elden gidiyor!

    - Komedyen Cem Yılmaz'la çok haşır neşiriz de vatandaş Cem Yılmaz terör, türban, ekonomi konusunda ne düşünüyor merak ediyorum?
    - Bizim memlekette en ordünaryüs profesör televizyonda bu konuları konuştuğunda bakıyorum ki taksiciyle aynı fikirde! Bu bende tebessüm uyandırıyor evet ama memleketimizin durumu bırak komedyeni, kimsenin çala kalem konuşacağı bir konumda değil. Yani dünyanın o kadar acayip bir yerindeyiz ki...

    - "Bir de ben konuşmayayım," diyorsunuz yani...
    - Taksici kadar konuşayım mı? "Ne olacak memleketin hali?" diye kahvede tartışan adamdan muzdaribim zaten ben... Niye onlardan biri olayım ki? Çok sıkı takip ederim o tartışmaları. Ama bir komedyen olarak kendimi o tartışmalarda bir yerde görmüyorum.

    Benimki biraz tuhaf bir şöhret değil mi?
    - Sinemanızla ilgili eleştirilere niye bu kadar tahammülsüzsünüz? Özellikle Hokkabaz'dan sonra çok gergindiniz...
    - Çok olağandışı reaksiyonlarla karşılaşıyorum. Ben kendi seyircime yapıyorum işlerimi, insanların bunu ayırt etmesini istiyorum, herkes fikir söylesin diye yapmıyorum. Söylemeleri olağandır tabii ama benim de reaksiyonlarım onlarınki kadar doğal gelmeli. Bir de çok fazla dervişlik bekliyorlar; eller önde "Evet haklısınız," dememizi istiyorlar.

    - Şöhretinizin yaptığınız işleri de etkilediğini düşünüyor musunuz?
    - Çevremizdeki insanlarla şöhretimi yaşamıyorum ben. Yani "Çocuklar sakın benim şöhretimden olmasın," demiyoruz.

    - Bunu siz söylemiyorsunuzdur belki ama bende oluşan duygu bu...
    - Bende de uyanan duygu bu! Ama ben o kadar da şöhretli olduğumu zannetmiyorum, yani "Ben işimle gündeme gelmek istiyorum," cümlesi var ya, ben onun tam göbeğinde yaşıyorum işte. İşimden başka şöhretime vesile olacak bir şey de yok.

    - Yapmayın! Yoksa bir süre sonra kendinize yabancılaşıyor musunuz?
    - Ama birazcık tuhaf bir şöhret değil mi bu? Ben mesela yalnızca tiyatro sahnesinde sahneye çıktım, bir televizyon karakteri değilim, programlara çok nadir katılıyorum. Yani televizyonda görülen, her duygusundan haberdar olunan, bütün fikirlerini anlatan falan birisi değilim.

    - Bu anlamda ilk olduğunuz için belki de bu kadar şöhretlisiniz!
    - Belki de haksız bir şöhret olabilirim (gülüyor) Yok, iyi olduğum için, onu biliyorum! Ama tanınmış olmak herkese sizinle ilgili yorum yapma hakkını veriyor ve bu da dayanılması zor bir şey. Olmasın diyemeyiz, bundan istifa da edemezsiniz, yarın mesela gazeteye ilan verip, "Merhaba ben Cem Yılmaz. Şu ana kadar yaşadığım şöhretten yarın itibariyle istifa ediyorum, lütfen beni yarın sokakta görünce cep telefonuyla fotoğraf çekmeyin," gibi bir ilan veremem.

    - Vermek ister miydiniz?
    - (kahkahalar) Yok, ama gerçekten cep telefonlarına kim fotoğraf makinesini yerleştirdiyse o adamı ve annesini çok tanımak isterim. İkisi de önemli insanlar...

    Ayıptır söylemesi evde fazla giyinmem
    - Gündüz uyuyup gece ayakta olduğunuz biliyoruz da nasıl yaşar Cem Yılmaz ben onu merak ediyorum!
    - Daha gençken geceleri otururdum, şimdi öyle değil. Gazeteleri gece internetten takip ederim ama sonra alıyorum. Merak etmeyin, kâğıt olarak da bakıyorum. Kâğıt fetişim de var yani (gülüyor). Beleşçi olmak istemem ama bütün gazeteleri, bütün internet sitelerini gece ikiden üçten sonra okurum.

    - İlk kimi okursunuz?
    - Engin Ardıç'ı okurum. SABAH gazetesinde önce Günaydın'ı okurum (ben gülünce) Gerçekten öyle.... Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök ve Yılmaz Özdil'i okurum, sonra Kelebek'e bakarım. Radikal'den Perihan Mağden'i okurum. Kalkar kalkmaz ilk işim çay içerim, tost yerim.

    - Yardımcınız var mı evde, siz mi hazırlarsınız?
    - Karı-koca yardımcılarım var, Aslan Bey'le Mektup Hanım! Çok severim onları. Yani öyle artist bir hayatım yok. Ayıptır söylemesi evde fazla giyinmem, nüdist bir tavrım vardır! (gülüyor) Giyinmeye çok önem vermediğim için evde de öyle dolanırım. Bilgisayarla çok haşır neşirimdir...

    - Çok film izler misiniz?
    - Dönem dönem izlerim, bazen hiç izlemem. Evde kendimi eyleyecek çok şey var. Müzik dinlerim, müzik yaparım, çizimler yaparım.

    - Kendinizi komik bulur musunuz?
    - Pek fazla değil. Çok komik birisi değilimdir ama bir hatıram var abimle ilgili, onu mutlaka bir filmde kullanmak istiyorum. Çok küçüktük, abim benden beş yaş büyük, sinemaya gidecektik, abimin arkadaşları çoğunlukta ve ben küçük olduğum için beni yanlarına almama fikri var. Her sinemaya gidildiğinde böyle olurdu. Abim, "Sen gelmiyorsun," dedi. "Çok gelmek istiyorum, arkadaşların beni çok seviyor ama," dedim. Kenara çekti, "Aptal herif, onlar seni sevmiyorlar, onları güldürdüğün için seviyorlar, anlıyor musun?" dedi. Bu sonra benim dramım haline geldi.
     

Sayfayı Paylaş