1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Cephe Gerisindeki Kahramanlar: Anneler!

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve wien06 tarafından 18 Aralık 2008 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Karaköy taraflarında tramvay beklerken elinde fotoğrafı ile evladını arayan annenin hikâyesi annelerimizin vatan ve millet sevgisini göstermesi bakımında hayli manidardır. Onlara saygı ve hürmetlerimizi takdim ederek aşağıda biri Çanakkale Muharebeleri sırasında diğeri başka bir zamanda cereyan etmiş iki hadiseyi sizlerin bilginize sunuyorum:

    Birkaç gün oluyor: Kadıköy vapurundan henüz çıkmış, Karaköy'den gelecek olan tramvayı intizaren mevkideki elektrik direğinin gölgesine sığınmıştım. Yakıcı bir haziran güneşi ortalığı kavuruyor, sıcaklığın etkisiyle yumuşayan asfalt kaldırımlar üzerinde yürüyebilmek pek ziyade müşkülat arz ediyordu.

    Hava sakindi. Yalnız ara sıra boğaz içinden kopup gelen serin bir esinti, çehreleri latif bir temasla okşuyor, sonra yine aynı sıcak aynı cehennemi hava başlıyordu. Güneşin tepe noktasına yaklaştığı şu sırada köprü üzeri pek tenha idi. Hele Haliç'e doğru olan yaya kaldırımı üzerinde tramvay bekleyenlerden başka hemen kimse yoktu. Yalnız Karaköy cihetinden bastonuna dayanarak ağır ağır ilerleyen kahraman bir gazi geliyor, vakit vakit etrafı temaşa ettikten, boğaza karşı büyük büyük nefesler aldıktan sonra ilerliyordu.

    Henüz kesb-i afiyet ettiği anlaşılan bu kahraman, sinesinde harp madalyası parlayan bu Türk yavrusu genç yüzbaşı, iyice yaklaşmış idi ki, nereden geldiğine dikkat edemediğimiz bir kadın kendisine yaklaştı. Elindeki kâğıdı göstererek:

    - Oğlum, burada ne yazar okur musun? diye sordu. Zabit cevap verdi:

    -Valide, görüyorsun ki çok zaman ayakta duracak halim yok… Şuradan arabaya bineceğim. Uzun bir şey değilse ver okuyayım.

    Bir taraftan bu sözleri söylerken diğer taraftan ihtiyar kadını hoş etmek için uzatılan kâğıdı aldı. Fakat bir nazar-ı seri atf eder etmez zabitin gözleri açıldı. Rengi birden değişti:

    - ... Alayın... Taburundan Ali oğlu Osman... Valide bu senin nendir?

    - Oğlumdur yavrum. Kendisini tanıyor musun?

    - Nasıl tanımam... Benim bölüğümden idi. Hem en kahraman neferlerimizden idi. Çok yiğit oğlun varmış valide.

    - Aman oğlum, bir zamandır kendisinden bir haber alamadım. Senin malumatın varsa söyle.

    - Merak etme valide. Elbet bir gün haber alırsın. Git evine otur. Böyle bir kahraman yetiştirdiğin için iftihar et.

    Yüzbaşı bu sözleri söyleyerek uzun sorguya çekilmemek için boş geçmekte olan bir arabaya atladı.

    Artık her şeyi anlamış olan kadın da tebessümden, kat'a renk vermeyerek uzaklaştı. Haliç tarafında olan merdivenden aşağı inerek tenha bir köşe buldu. Burada gözyaşlarını bıraktı. Bir müddet sakinane kimseye göstermeyerek ağladı. Sonra gözyaşlarını sildi. Üstünü başını topladı. Teessürden nişane verecek küçük bir eser bırakmayarak yukarı çıktı.

    Felaketinden renk vermemeye çalışan bu muhterem valide tramvayı bekleyen birkaç yolcu arasına karıştı. Ve henüz gelen aşinalarından bir kadın ile selamlaştıktan sonra konuşmaya başladı. Bu sahneye şahit olan herkes bu muhterem valideye bir hiss-i hürmet ve tazim ile bakıyordu. Şu metin kalpli Türk validesi, bütün tesirini ruhunun derinlerinde gizleyerek, oğlundan malumat soran refikasına veriyordu:

    - Bu gün sabahtan beri sağlam bir haber alamamıştım. Şimdi burada bir zabite tesadüf ettim. Kendisine yaklaştım. Asker oğlumun yüzbaşısı imiş. Kat'i bir şey söylemedi. Oğlumun gayretini ve kahramanlığını çok meth etti: "Böyle bir kahraman yetiştirdiğin için iftihar et." dedi. Kalbim diyor ki, Osman'ım şehit olmuştur. Fakat her halde, ister gazi, ister şehit olsun, değil mi vazifesini yapmıştır. Gam yemem. Allah devlete, millete zeval vermesin.

    Bu sırada Karaköy cihetinden bir İstanbul tramvayı görünmüş, herkes tramvaya binmek için ilerlemişti.

    Kaynak: A. Tahsin, “Harp ve Kadınlarımız”, Sabah, 24 Haziran 1331 - 7 Temmuz 1915, s. 3.



    Bilecik İstasyonu’nda ise başka bir ana oğlunu askere uğurlamaktadır. Oğluna verdiği nasihat Müslüman Türk annesinin dini ve vatını için evladını şehit vermeyi bir mukaddes vazife bilişinin vesikasıdır:

    - Oğlum, Hüseyin dayını Şıpka’da, babanı Dimetoka’da, kardeşleri Çanakkale’de yatıyorlar! Sen benim son yongamsın! Minarelerden ezan sesi kesilecekse, caminin kandilleri körlenecekse sütlerim haram olsun. Öl de köye dönme. Yolun Şıpka’ya uğrarsa, dayının ruhuna Fatiha okumayı unutma. Haydi Oğul! Allah yolunu açık etsin.

    Ana nasihatlerini dinleyen oğluna son defa sarıldı, oğul anasının elini bir daha öptü, trene doğru yürüdü. Türk kadının bu yüksek ruh halini gören subay anaya yaklaşarak sordu:

    - Ana, demek sizin ailenin bütün erkekleri şehit oldular ha? Ah oğul ah! Ne ailesi, ne sülalesi; elli yıl var ki, köyümüzün sokaklarında bir genç dolaşmaz oldu ve yine elli yıl var ki, biz gencimizi köyümüzün mezarlığına gömemedik, her biri, bir cepheye gönüllü gitti…

    Analar yiğitlerini bir daha geri gelmeyeceklerini bile bile cepheye göndermiştir. Biri Osman’ını, diğeri Hüseyin’ini, bir başka anne ise Hasan’ını saçını kına yakarak vatanının ve dininin bekası için gözlerindeki yaşı yüreklerine akıtarak, ama bir o kadar da mutmain bir şekilde cepheye göndermiştir.


    Dr.Lokman Erdemir
     

Sayfayı Paylaş