1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Çiçek mi, çocuk mu?

Konusu 'Okunası Yazılar' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Mart 2012 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL


    [​IMG]
    Çocuk mu, Çiçek mi?



    Onlar hep yanı başımızda oldular.. Belki kucağımızda… Belki ellerimizin uzandığı yerde…
    Belki şimdilik hayâllerimizde. Yarınların şafağına gönderdiğimiz elçi onlar. Bizim erişemeyeceğimiz zamanlar için doğdular. Bizim ulaşamayacağımız mekanlara yolcu oldular.

    Onlar çocuklarımız…

    Hayatın rengini önce gözlerimizin içinde gördüler. Yaşamanın tadını dudaklarımızdan çıkan sözlerle fark ettiler. Sevmeyi dokunuşumuzla hissettiler. Yedi rengi bizimle öğrendiler. Ve şimdi, kucağımızda ve elimizin altında beklerken, iyilik umuyorlar bizden. Daha çok iyilik, daha çok mutluluk, daha çok umut istiyorlar bizden. Çünkü, çocuklarımız onlar. Yarınların gecelerinde doğacak bütün yıldızlar onları selamlayacaklar.

    Ne çok unutuyoruz nefesimizin erişemediği yarınların gecelerinde doğacak yıldızlara selam gönderdiğimizi? Ne çok unutuyoruz bizi sessiz bir toprak yığınının altında karşılayan sabahların taze güneşlerine sımsıcak insan bakışları gönderdiğimizi?

    Muhtemelen o da unutmuştu. Henüz bir çocuğu vardı. Renkleri yeni öğreniyor, makinelerin nasıl çalıştığının uzun uzadıya anlatılmasından hoşlanıyordu. Ne zaman babası tamir kutusunu alsa eline, ya bir penseye dokunmak ister ya tornavidayı alıp kaçmak isterdi.

    Günlerden pazar. Çim biçme makinesini çalıştırdı. Çok geçmeden ortalığı enfes bir taze çimen kokusu kapladı. Çimlerin nasıl da aynı hizaya geldiğini uzaktan hayranlıkla seyreden oğlu usul, ürkek adımlarla yaklaştı. Makineyi durdurdu. “Bu nasıl çalışıyor baba?” diye her zamanki sorularından birini daha sordu. Çiçekleri de çocukları da severdi. Hele de çiçekleri sevdiğini konu komşu gayet iyi biliyordu. Herkesin hayranlıkla seyrettiği, anlata anlata bitiremediği o güzelim çiçekleri kendi elleriyle yetiştirmişti. Ne zamandır hayal ettiği bahçeli evi kelepir bulmuş, yavaş yavaş tamir ettirmişti. Sonra bahçeyi süslemeye girişmişti. En kaliteli toprağı döktürmüştü. Mısır çarşısından çeşit çeşit tohumlar almış, her sabah erkenden kalkıp hem çiçeklerini sevmiş hem de onların yüzündeki çiğleri görünce sonsuz bir cennet mutluluğu yaşamıştı.

    Çim biçme makinesini tersine çevirip altındaki bıçakları gösterdi oğluna. Çimleri nasıl biçtiğini, biçilen çimlerin nasıl atıldığını, ayarını nasıl yaptığını açıkladı. Sonra makineyi çimlerin üzerine yerleştirdi. Oğluyla birlikte tuttular. Düğmeyi gösterip oğlunun çalıştırmasını istedi. Makine gürültüyle kımıldadı çimlerin üzerinde. Birkaç manevra yaptılar birlikte.

    Eşinin kendisine seslendiğini duydu. Telefona bakması gerekiyordu. Makineyi stop ettirdi. İçeri koştu. Telefon görüşmesi biter bitmez, bahçeye döndü. Ama gördüğü manzara korkunçtu. Oğlunun elindeydi çim biçme makinesi. O güzelim laleler, sümbüller, karanfiller, kasımpatılar çim biçme makinesinin altında paramparça olmuştu. Makineden dışarı fırlayan biçilmiş çiçek yaprakları ortalığı taze ve karışık bir çiçek kokusuna boğmuştu. Bahçenin çimleri üzerinde renk renk çiçek parçaları dağılmıştı.

    Onca emek verdiği, onca zaman hayalini kurduğu çiçekler bir anda berhava oluvermişti.
    Oğlu ise ne yaptığından habersiz, tebessümle çim biçme makinesini idare etmeye çalışıyordu.

    Nefesi kesildi. Ağzını açtı. Bağırmak üzereydi. Tam o anda eşinin koluna dokunduğunu hissetti. Olan biteni o da görmüştü. Çiçekleri o da seviyordu elbet.

    “Hayatım.” dedi her zamanki sıcak sesiyle, “Unutma, çiçek değil, çocuk yetiştiriyorsun!”

    Çiçek mi, çocuk mu?

    Anne–baba olarak sık sık bu iki tercih arasına sıkışırız. Çiçeğin yerini bazen bitirilmesi gereken bir iş, okunması gereken bir kitap, yıkanması gereken bulaşıklar alır. Okuduğum kitapların önemli bir kısmı çocuklara dair. Çocuklarım için okuyorum onları. Çocuklarım için çalışıyorum zaten. En azından bu yazıyı çocuklar(ım) için yazıyorum. O kadar da zıt tercihler arasında değilim yani!

    Küçük kızım bilgisayarın tuşlarına rastgele dokunmaya çalışırken, küçük oğlum –kendi tabiriyle “sıkı sıkı”– kucaklanmak isterken ben yazımla uğraşmak zorundayım. Onlar için yazıyorum ya! Şimdi bir kenarda durmalılar. Bir süreliğine baba olmaktan “kurtulmam” gerek. Öyküdeki adamın da aklına gelmemiş miydi bu? Eşine “İyi ama, hayatım, çiçekleri çocuklar için yetiştiriyorum ya!” demesi gerekmez miydi?

    Çocuklar için çiçek yetiştirmek, çocuklar için çocuk yetiştirmekten daha az bir şey.

    Çocuklar için çalışmak, çocuklar için yaşamaktan daha kolay.

    Şimdi şu soruyu soralım kendimize: Çocuklarımıza bizim hayatımızın aksesuarıymış gibi bakıyoruz? Bir süreliğine de olsa, biz onların hayatlarının aksesuarıymışız gibi yaşamayı göze alabiliyor muyuz? Onlar için oyuncak alabiliriz belki; peki onlar için oyuncak olabilir miyiz?

    Hayır, hayır; sadece bir süreliğine…

    Unutmayın ki, gelecekte uzunca bir süre bizsiz olacaklar, bize onların hayatlarında aksesuar olmak bile düşmeyecek.
     

Sayfayı Paylaş