1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

çin yazısının kökeni

Konusu 'Dünya Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 29 Temmuz 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ÇİN YAZISININ KÖKENİ​

    Doç. Dr. Haluk BERKMEN​


    Genel ve yaygın görüş, Çin yazısının kendi kültür yapısı içinde, bağımsız olarak, geliştiği şeklindedir. Oysa ki Çin yazısı, piktografik (semiotik) yazı => damga yazısı => sözcük (logografik) yazı gelişimini izlemiştir. Bu genel gelişim tablosundan daha önce söz ettim. (Bkz. 49 sayılı Yazının Gelişimi başlıklı yazım)

    Çinliler kâğıt üstüne yazmaya başlamadan önce (yaklaşık M.Ö. 2000-1000 arası) sığır kemikleri üzerine veya kaplumbağa kabuklarının içlerine yazıyorlardı. Alttaki resimde M.Ö. 1300 yıllarında Şang sülalesinden Wu Ding döneminden kalma bir sığır kemiği kaydı görüyoruz. (Kaynak: A Journey İnto China’s Antiquity, Morning Glory Publishers, Beijing, Çin)
    [​IMG]
    Bu işaretlerin birer logogram oldukları görüşü hakimdir. Çince’nin tek-hece dili olduğu göz önüne alınırsa her işaret hem bir heceye hem de bir sözcüğe karşıt gelmektedir. Şekillerin her biri resim olmaktan çok birer damgaya benzemektedirler. Bu bakımdan, bu yazı tarzına “Damga yazısı” demenin daha uygun olacağı görüşündeyim. Ön-Türkçe’nin de bir tek-hece dili olduğu hatırlanırsa, Çin damgalarının Ön-Türk damgalarıyla akraba veya ilişkili olmaları pekala mümkündür.

    Günümüzde kullanılan Çin yazısının adı Hanci veya Hanca olması bir tesadüf değildir. Han-ca yani /hanların yazı tarzı/ hem anlam hem de –ca takısı itibariyle Türkçe ile ilişkili bir sözcük olmaktadır. Çin imparatoruna Huang yani Han dendiğinden söz ettim. (Bkz. 18 sayılı Khang/Kagan başlıklı yazım) Çin’den etkilenmiş olan Japon kültüründe de Çin yazısındaki logogramlara benzeyen tarza Kanji yani KHANCA denmesi eski Türkçe’deki KH sesinin Çinliler tarafından H ve Japonlar tarafından K sesine indirgenmiş olduğunun kanıtıdır. Hanci yazısında kayıt edilmiş 56,000 farklı işaret bulunmaktadır. Gündelik bir gazeteyi okumak için ise 3,000 işaret bilmek gerekir.

    Japonların kendi dillerine uyarlamış oldukları Kanji yazı tarzında birçok işaret iki farklı okunuşa sahiptir. Bunlardan biri KUN, diğeri ise ON okunuşu olarak bilinir. Kun okunuşu Japonca’nın kök sözcükleri için, On okunuşu Çince kökenli sözcükler için geçerlidir. Japonca, Altay dil gurubuna ait olduğuna göre Kun tarzı okunan sözcüklerde Ön-Türkçe’nin izlerine rastlamak mümkündür.

    Örneğin, Japonca Kun okunuş tarzında /su/ anlamını içeren işaret mizu olarak okunur. Bu sözcüğün tam anlamı /meyve suyu/ olmaktadır, çünkü Mİ Japonca /meyve/ demektir. Şu halde ZU sözcüğü açıkça SU sözü olmaktadır. Aynı işaretin Çince’deki On okunuşu /Sui/ olması, Ön-Türk kökenli su sözcüğü ile doğrudan ilişkili olduğuna kanıttır.

    Çin yazı tarzı zamanla gittikçe daha karmaşık hale dönüşmüştür. M.Ö. 1.000 yıllarında yapılmış olan ve Çin’in Shaanxi eyaletinde bulunmuş olan bronz kaptaki yazıları alttaki resimde görüyoruz. (Kaynak: Treasures of Ancient China, Tokyo müzesi yayını) Üstteki damga yazısına göre şekillerin gittikçe daha karmaşık hale dönüştükleri görülmektedir.
    [​IMG]
    Alttaki resimde yazının nasıl zamanla değiştiğini bazı örneklerden izleyebiliriz. Sol taraftaki şekiller M.Ö. 1300 lü yıllara ait iken, en sağdaki şekiller günümüzde halen kullanılmakta olanlardır.
    [​IMG]
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    PASİFİK DAĞILIMI

    Doç. Dr. Haluk BERKMEN


    Buzul çağının sona ermesiyle kuraklaşan Orta Asya yaşanmaz duruma dönüşmüş, o bölgenin insanları dört bir yana dağılmışlardır. Bu konuya daha önce Güneş Dilinden Türeyen Diller başlıklı 39 sayılı yazımda değinmiştim. Doğu ve Güney-doğu Asya bölgesine inenler deniz yoluyla önce yakın adalara, sonra da gittikçe daha uzak adalara doğru yelken açtılar. Alttaki resimde bu dağılımı görmekteyiz. (Kaynak: Scientific American,Temmuz 1991,Peter Bellwood,sayfa 70)
    [​IMG]
    M.Ö. 5.000 yıllarında bugünkü Japonya’nın güneyinden civardaki adalara, Taiwan adasına ve Asya kıtasının güney-doğu ucuna ulaşmışlardı. Daha sonra her bin yılda bir, denizcilikte edindikleri tecrübe sayesinde, büyük sıçramalar yaparak tüm Pasifik okyanusuna yayılmışlardır. Bu dağılımı farklı renklerle belirttim.

    Ulaştıkları en uç nokta batılı denizcilerin Paskalya adası olarak adlandırdıkları, fakat yerli halkın Rapa Nui adını verdiği adadır. Bu ada Güney Amerika kıtasından 3,600 km uzakta bulunmaktadır. Adada konuşulan dilin Pasifik dil gurubuna ait olmasına rağmen bazı sözcüklerde Ön-Türkçe’nin izlerine rastlamak mümkündür.

    Örneğin, “Tanrı” sözüne adalılar Tangaroa derler. Bu sözcüğü Tanga-roa şeklinde bölersek birinci kısım Tanga sözcüğünü kuzey Amerika kıtasına Asya’dan göç etmiş boyların dillerinde Tanka şeklinde bulmaktayız. Tanrı sözcüğünü Sümerlerde Dingir, Buryatlarda Tengeri, Tatarlarda Tingir ve Etrusklerde Tin olarak bulmaktayız. Ayrıca, Roa sözü OR / RA kök sözcüğü ile ilişkili olması ve /yüksek, yüce/ anlamını taşıması mümkündür. Paskalya adasının en önemli şehri Hanga Roa adını taşır. Bu isimde çok eski dönemlerden kalma, fakat günümüzde unutulmuş /Yüksek Han/ anlamı bulunabilir. Bu yaklaşım doğru ise Tangaroa sözcüğü da /Yüksek Tanrı/ demek olmaktadır.

    Paskalya adasına has bir de özel yazı tarzı bulunmaktadır. Bu yazıya türüne Rongorongo denmektedir. Altta bu hece yazısının işaretlerini görmekteyiz.
    [​IMG]
    Rongorongo hece yazısının 48 işareti bulunmaktadır. Bu işaretlerin hangi hecelere karşılık geldikleri çözülmüş değildir. Ancak benzerlik içeren guruplar saptanmış olup işaretler arasındaki yakın ilişkiler üzerinde çalışmalar sürmektedir.
    [​IMG]
    Paskalya adası halkının bir diğer ilginç yönü büyük heykellere olan özel ilgileridir. Adanın tümünde 887 adet büyük taş heykel bulunmaktadır. Bunların çoğunu da adanın kıyısında çepeçevre görmek mümkündür.
    [​IMG]
    Taş heykellerin birçoğu 10 ton ağırlığındadır. Yandaki resimde, dibinde duran insanlar ile karşılaştırılınca bu taş heykellerin gerçek boyu anlaşılmaktadır. Tüm heykellerin yüzü denize dönük durumda olmaları acaba bir ziyaretçiyi beklediklerine mi işaret ediyor? Yoksa, muhtemel saldırganları korkutmayı mı amaçlamaktadırlar?
    Tüm bu soruları yanıtlayabilmek için öncelikle Rongorongo yazısını çözmek gerekecektir.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    KUZEY DOĞU DAĞILIMI

    Doç. Dr. Haluk BERKMEN

    Asya kıtasından yola çıkıp dört bir yana dağılan toplumların yazılarından ve inançlarından söz ettim. Bu insanlar inançlarını resimler ve damgalar şeklinde kayalara kazımışlardı. Fakat, sadece kayalara ve mağara duvarlarına kazımakla kalmamışlar, ayrıca kendi yüzlerine ve vücutlarının değişik bölgelerine dövmeler yaptırarak kutsal simgeleri yaşamları boyunca taşımışlardır. Böylece, özel yetenek sahibi olduklarını hem çevrelerindeki insanlara bildirmeyi, hem de tanrılarının desteğini sağlamayı amaçlamışlardı. Amerika kıtasındaki ‘kızılderili’ savaşçıların yüzlerini savaşa girmeden boyadıklarını hepimiz biliriz. Keza Pikt adı ile bilinen halkın da aynı şekilde savaşa girmeden yüzlerini boyadıkları görüşü hakimdir. (Bkz. 54 sayılı Pikt dili ve yazısı başlıklı yazım) Gerek yüz boyamak, gerekse yüze ve vücuda dövme yaptırmak, Ön-Türk kültürüne ait olan şaman geleneği ile yakın ilişkisi bulunmaktadır.

    Altay dağlarında Pazırık bölgesinde birçok kurgan bulunmaktadır. Soğuk iklim dolayısıyla bu kurganlara gömülmüş olanların cesedi günümüze kadar bozulmadan kalabilmişlerdir. Bölgedeki Ukok tepesindeki kurganlardan birinde sol omzunda bir geyik dövmesi bulunan bir kadın cesedi ortaya çıkarılmıştır. Alttaki resimde omuzdaki dövme ve resmin sağında bu dövmenin çizimi görülmektedir. (Kaynak: National Geographic, Ekim 1994, Cilt 186, sayı 4, sayfa 80) Bu kurgan alttaki haritada [1] ile gösterilen bölgede bulunmaktadır.
    [​IMG]
    Ön-Türk toplumlarının yöneticilerini gömmek için yüksek tepeleri seçmiş olmaları ve oralarda kurgan denen özel tür mezarlar kazmış olmaları, onların güneşe ve göğe vermiş oldukları önemin bir göstergesidir. (Bkz. 21 ve 26 sayılı yazılarım)

    Altay dağlık bölgesinden kuzey-doğuya doğru göç eden Ön-Türk toplumları Amerika kıtasına geçmekle kalmamış, oradan Grönland adasına kadar uzanmışlardır. Alttaki haritada kuzey-doğu dağılımı görülmektedir.
    [​IMG]
    Yukarıda gösterilmiş olan üç bölgeye yerleşmiş olan insanların dil yapısı dışında ortak bir yönleri daha vardı. O da, her üç bölgedeki insanların yüzlerine ve vücutlarına dövme yaptırmış olduklarıdır. Alttaki resimde göğsünde ve kollarında dövmeleri bulunan (haritada 2. bölge) bir yerli görülmektedir. Bu dövmelerin süs için yapılmamış olduklarını ve bir çeşit kayıt sistemi olduklarını şahsın kendisi söylemiştir. Dolayısıyla, dövmelerin bir tür ilkel yazı oluşturdukları ve Ön-Türk damgalarından kaynaklandıkları kanısındayım. (Kaynak: Native Americans, Trudy Grffin-Pierce, sayfa 111, Metro Books, NY, ABD)
    [​IMG]
    Dövmeler vücudun çeşitli bölgelerinde bulunabildikleri gibi yüze ve alın bölgesine de işlenmişlerdi. Yüz ve alın dövmeleri özellikle şaman kadınların tercihi olmaktaydı. Alttaki resimde Grönland adasının batı yakasına (haritada [3] ile gösterilmiş olan bölge) yerleşmiş olan İnuik (Eskimo) halkına ait bir mezardan çıkarılmış olan bir kadın başı görülüyor. Bu kafatasının derisi soğuktan dolayı kösele gibi sertleşip kurumuş ve deri altındaki dövmeler özel ışık sistemi sayesinde görülür hale getirilmiştir. (Kaynak: National Geographic, Şubat 1985, cilt 167, sayı 2, sayfa 191)
    [​IMG]
    Bu İnuik kadının alnındaki ve yanaklarındaki çizgilerin yaşarken yaptırmış olduğu dövmeler oldukları saptanmıştır. Karbon-14 ile yapılmış olan analizler bu kadının 500 yıl önce gömülmüş olduğunu ve soğuk iklim sayesinde günümüze kadar saçı dahi bozulmadan ulaşmış olduğunu belirlemiştir. Kadının bir şaman kişi olması kuvvetle mümkündür.
     

Sayfayı Paylaş