1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Cırağan Vak’ası

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 29 Ocak 2011 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ı tahttan indirip, sultan beşinci Murâd’ı tekrar tahta geçirmek için Çırağan Sarayı’na yapılan baskın. Vak’anın elebaşısı Ali Süâvî adında bir gazeteci idi. Ali Süâvî, batı ve doğu dillerini bilmesine, başarılı bir edib ve gazeteci olmasına rağmen, dengesiz bir tipti. Geçimsiz huylu olduğu için, hiç bir işde tutunamadı. Bir İngiliz hanım ile evliydi. Uzun müddet yurt dışında kaldıktan sonra memlekete dönünce, Galatasaray Lisesi müdürlüğüne tâyin edildi. Dengesiz hareketlerinden dolayı kısa bir zaman sonra azledildi. Mizâc olarak meşhur olmaktan ve büyük mevkilere gelmekten çok hoşlanırdı. Her renge girmeyi, çeşitli vazifeler almayı denemiş, fakat her seferinde vazifesinden atılmıştı. Galatasaray Lisesi müdürlüğünden azledildiği andan îtibâren sultan Abdülhamîd Han’ın amansız düşmanı kesildi. Hep ihtilâl yapma sevdasında idi.

    Yeni Osmanlıların eski üyelerinden olan Ali Süâvî, en yüksek makamları kapabilmek için, hastalığı sebebi ile tahttan indirilen sultan Murâd’ı yeniden tahta çıkarmaya kalkıştı. İngiliz siyâseti yanlısı ve saray müşiri olan İngiliz Saîd Paşa’nın dostu olan Ali Süâvî, onun gibi İngiliz tarafdârı idi. Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu zor durumdan, İngiliz yardımı ile kurtulacağına inandığı gibi, sultan İkinci Abdülhamîd’in İngilizlerce tutulmadığını bildiğinden, sultan Murâd’dan faydalanmayı lüzumlu görüyordu.

    Bu sırada İstanbul’a on binlerce Balkanlı göçmen gelmişti. Vaktiyle Filibe rüşdiyesinde hocalık yapan Ali Süâvî’yi, muhacirler içinde kendini tanıyan ve sevenler vardı. Ali Süâvî bunlardan istifâdeye karar verdi, özellikle mazisi karışık bir adam olan Nişli Salih, Süâvî’nin tam istediği gibi idi.

    Ali Suâvî, bu şahsiyeti belirsiz Nişli Salih’i kullanmaya karar verdi. Onun vasıtasıyla diğer muhacirlerden bir çokları ile temas kurdu. Güvenilir rivayete göre; Süâvî bu muhacirleri, düşmana ve Bulgarlara karşı mukavemet gösteren Kırcaali dağları tarafındaki müslümanlara yardım etmek üzere bir cemiyet kurduğunu söyleyerek kandırdı ve o taraflara gidecek muhacirlere pâdişâhın ihsân ve atiyyesini almak üzere onları Çırağan Sarayı önüne toplamak istedi. Bu sırada galip Rusların İstanbul kapılarına gelmeleri her tarafta teessür ve memnuniyetsizlik uyandırdı. Süâvî için bu hâl, bulunmayan bir fırsattı.

    20 Mayıs 1878 günü saat on bir civarında, Ali Süâvî’nin daha önce hazırlamış olduğu beş yüzü mütecaviz muhacir değişik yollardan toplantı yeri olarak belirlenen Çırağan Sarayı yakınlarındaki Mecidiye Câmii önünde birleştiler. Diğer taraftan Ali Süâvî ve bâzı adamları Kuzguncuk’tan kayıklara binip Çırağan Sarayı’na deniz tarafından girdiler. Denizden saraya girenler, bu bölgedeki muhafızların silâhlarını alıp içeri girmeye çalışırken, Mecidiye Câmii önüne toplananlar, sarayın Paşa dâiresi ile Serdab Köşkü’nün önüne gidip, buradaki nöbetçilere saldırarak tüfek ve kasaturalarını aldılar. Serdab Köşkü ile saltanat kapısına bakan merdivenin yanlarındaki pencere camlarını kırıp bir kısmı saray ve harem dâiresine girdi, bir kısmı da dışarıda kaldı. Harem dâiresine girenlerin başında bulunan Ali Süâvî, bir taraftan câriyelere yatıştırıcı sözler söylerken, diğer taraftan da sultan Murâd’ı sorup, onu kurtarmaya geldiğini beyân etti. Bu esnada alt katta bulunan sultan Murâd’ın oğlu Selâhaddîn Efendi, korku ve telâş içinde babasının yanına çıkarak, durumu anlattı. Bunun üzerine sultan Murâd yanında vâlidesi Şevkefzâ Kadın ile Ali Süâvî ve adamlarının yanına çıktı. Ali Süâvî, sultan Murâd’ı görür görmez yanına yaklaşıp; “Efendim! Sana bî’at etmeye geldik. Bizi Moskof’tan kurtar!” diye haykırdı. Sultan Murâd şaşkın bir hâlde; “Biraderimi ne yaptınız?” deyince, Ali Süâvî; “Ona daha bir şey yapmadık, önce size biat edeceğiz, sonra da onu tahttan indireceğiz” cevâbını verdi. Sultan Murâd’ın bir koluna Ali Süâvî, bir koluna da Nişli Salih girip, sürüklercesine götürmeye başladılar.

    Süâvî’nin Çırağan’a hücumundan önce, sultan Abdülhamîd tarafından saraya tâyin edilmiş olan Dilâver Ağa, bir takım muhacirlerin Mecidiye Câmii önüne toplandıklarını haber alınca, şüphelenerek durumu zabtiye âmirine bildirmişti. Bunun üzerine Beşiktaş zaptiye âmiri Hasan Paşa, yeterli mikdârda zaptiye ile saraya geldi. Muhacirlerin saraya girdiklerini gören Hasan Paşa, yanındaki neferlerden on tanesini Vâlide Sultan kapısı önünde bırakarak giriş ve çıkışı emniyet altına aldı. On neferi Paşa dâiresine gönderdi. Daha sonra, dört neferle saraya giren Hasan Paşa, harem kapısından girdiği sırada, sultan Murâd’ın sağında bulunan Ali Süâvî’nin; “Yaşasın sultan Murâd” diye bağırdığını gördü. Hasan Paşa, Ali Süâvî’nin ele başı olduğunu anlayarak, kendi hizasına geldiği sırada, elindeki sopa ile başına vurup öldürdü. Bunun üzerine çıkan çatışmada bâzı rivayetlere göre isyâncılardan yirmi üçü veya altmışı öldü, on beş kadarı da yaralandı. Olay iki saat içinde bastırıldı.

    Hâdiseye müteâkib Yıldız Sarayı’nda iki tahkîk heyeti kuruldu. Birinci hey’etin başkanı mâbeyn müşîri Eğinli Saîd Paşa, diğerinin ise mâbeyn başkâtibi Saîd Bey idi. Yapılan tahkîkat netîcesinde, hâdisenin Ali Süâvî’nin çılgınca bir macerasından ibaret olduğu anlaşıldı. Hattâ devlet ricalinden bir çoğunun da bu harekete gizliden gizliye tarafdâr olduğunu gösterecek deliller bulundu.

    Ali Süâvî’nin kurduğu cemiyette faal rol oynayan belli başlı üyelerinden Arnavut Salih, Hacı Ahmed ve Molla Mustafa, olay sırasında öldürüldüklerinden ve Süâvî’nin yalısındaki defter ve vesikalar da İngiliz hanımı tarafından yakılıp yok edildiğinden, bu cemiyete hükümet adamlarından kimin üye olduğu anlaşılamadı. Ancak, Hâfız Nuri Bey’in ifâdesinden, İzzet Paşazade Süleymân Bey ile Bağdâdlı Süleymân Bey ve Üsküdarlı Nuri beylerin, Süâvî cemiyetine mensûb oldukları anlaşılmıştır. Hâfız Nuri’nin kayınpederi Filibeli Ahmed Paşa da cemiyete dâhil ise de olayda faal rol almamıştı. Sağ olarak ele geçirilen suçlular dîvân-ı harbe sevk edildi. Olayla birinci derecede alâkası görülen Hâfız Nuri’nin idamına ve Filibeli Ahmed Paşa’nın Kütahya’da, Hâfız Ali’nin Ankara’da, Hacı Mehmed’in Kastamonu’da mecburî ikâmete gönderilmesine; Üsküdarlı Nuri Bey, İzzetpaşazâde Süleymân ile Bağdâdlı Süleymân beylerin olay günü, Çırağan civarında dolaşmaları yüzünden, Sakız’da haps edilmelerine karar verildi.

    Basit gibi görünen bu küçük ihtilâl teşebbüsü, haklı olarak sultan Abdülhamîd Han’ı sıkı emniyet tedbirleri almaya sevk etti. Düşman orduları, sarayından bir kaç kilometre mesafede karargâh kurmuş, mümkün olabildiği derecede ülkesini ve menfaatlerini koruyabilmek ve Ayastefanos andlaşmasını bozabilmek için diplomatik yolla bütün bir Avrupa ile mücâdele eden Sultan’ı, bir gazetecinin tahtından indirip yerine rahatsız olan ağabeyini getirmek istemesi, Abdülhamîd Han’ı fevkalâde şaşırttı. Sultan alelade bir gazetecinin böylesine bir işe cür’et etmesine inanamamıştı.

    Ali Süâvî’nîn başarısızlıkla sona eren bu isyânından kısa bir süre sonra, ikinci bir Çırağan hâdisesi daha meydana geldi. Kleanti Skalyeri-Aziz Bey komitesi tarafından, 1878 Temmuzu’nda sultan Murâd, ikinci defa Çırağan Sarayı’ndan kaçırılmak istendi. Bu komite, sultan beşinci Murâd’ın hal’inden kısa bir süre sonra kurulmuştu. Komitenin birinci reîsi olan Kleanti Skalyeri, İstanbul’da Prodos mason locasının üstadı âzami idi. Üyelerinin büyük bir kısmı sultan Murâd tarafdarlarından olup, diğerleri de me’mur sınıfından idi. İçlerinde yüksek devlet adamı yoktu. Kleanti, velîahdlığı zamanından beri beşinci Murâd’ın dostu idi ve saltanatını te’min için bütün gayretiyle çalışıyordu. Komitenin ikinci üyesi sultan Murâd’ın annesinin câriyelerinden Nakşibend Kalfa idi. Masonların itimâdını kazanan İbrâhim Edhem Paşa’nın sadrâzamlıktan azledilmesinden sonra, bu komite kurulmuştu. Nakşibend Kalfa, devlet ileri gelenlerinden bâzılarını komiteye katmak için çalıştı, fakat başarılı olamadı.

    Kleanti, sultan Murâd’la Çırağan Sarayı’nda görüştü. Beşinci Murâd’ın, durumundan şikâyet ederek milletin kendisini bulunduğu durumdan kurtaracağı günü beklediğini söylemesi üzerine, komite harekete geçti. İstanbul’un çeşitli semtlerinde duvarlara sultan Murâd lehine beyânnameler yapıştırıldı. Bir ara bu komite, sultan İkinci Abdülhamîd’i öldürmek için harekete geçti, fakat gerçekleştiremedi. Şubat 1878’de hazırlanan plâna göre su yollarından Çırağan Sarayı’na girilerek sultan Murâd, önce komite üyelerinden Aziz Bey’in evine getirilecek; oradan da halk ile bî’at merasiminin yapıldığı yerlerden birine gidilerek, ilgili ulemâ ve devlet erkânı da davet edilerek sultan Murâd tahta geçirilecekti.

    Komite bu plânını gerçekleştirmek için müsâid bir zaman beklerken, birinci Çırağan vak’ası meydana geldi. Başarısızlıkla neticelenen bu vak’a komiteyi yıldıracağı yerde daha da gayrete getirdi. Sultan Murâd’ı kaçırmak çârelerini araştırmak için Aziz Bey’in evinde çalışmaları hızlandırdılar. Bu sırada, Hacı Hüsnü Bey adında bir âzâ komiteyi ifşa etti. Komite üyeleri kaçırma hâdisesini hazırladıkları bir toplantı esnasında iken Azîz Bey’in evi zaptiyeler tarafından basıldı. Kleanti, Nakşibend Kalfa ve Ali Şefkati yurt dışına kaçtılar. Kleanti, kaçarken bütün önemli evrakı beraberinde götürdü. Diğer üyeler yakalanarak serasker kapısında müteşekkil dîvân-ı harbe verildiler. Dîvân-ı harbin verdiği karâra göre Kleanti, Aziz Bey, Nakşibend Kalfa ve tabib Agâh Efendi idama mahkum edildiler. Fakat Pâdişâh tarafından af olunarak cezaları on beş sene kalebentliğe çevrildi. Diğer azalar, komite ile irtibatları ve faaliyetlerine göre sürgün ve hapis cezalarına çarptırıldılar.

    Birinci ve İkinci Çırağan vak’alarında ortak noktalar mevcuttu. İki olayda sultan Murâd’ı tahta geçirmek için düzenlenmiş, ikisi de ulemâ, ordu ve devlet erkânının iştiraki olmadan tertip edilmiştir. Ali Süâvî olayında rol sahibi olan üç kişi aynı zamanda Kleanti komitesinin üyesidir. Ayrıca Ali Süâvî ve Kleanti masondurlar. Ayrı ayrı görünen bu İki Çırağan hâdisesinin yurt dışında önemli bir teşkilâtın emri veya muvafakati ile yapıldığı tahmin edilmektedir.


    KAYNAKLAR:
    1) Mirat-ı Hakikat; sh. 609

    2) History of the Ottoınan Empire and Modern Turkey; cild-2, sh. 189

    3) Bir Darbenin Anatomisi; sh. 360

    4) Büyük Türkiye Târihi; cild-7, sh. 262

    5) Osmanlı Târihi (E. Z. Karal); cild-8, sh. 49

    6) Îzâhlı Osmanlı Târihi Kronolojisi; cild-4, sh. 412

    7) Osmanlı İmparatorluğu Târihi (Z. Danışman); cild-13. sh. 108

    8) Beşinci Murâd ile Oğlu Salâhaddîn Efendi’yi Kaçırmak için Kadın Kıyafetinde Çırağan’a Girmek İsteyen Şahıslar (Uzunçarşılı); Belleten, 1944, sayı 32

    9) Ali Süâvî ve Çırağan Vak’ası (Uzunçarşılı; Belleten aynı makale)
     
Benzer Konular:
Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş