1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Çocuğunuz okulda ne yiyip, ne içiyor?

Konusu 'Anne - Çocuk Sağlığı' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 12 Ocak 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Çocuğunuz okulda ne yiyip, ne içiyor?

    Çocuğunuz okula başladığı andan itibaren beslenmesi sizin kontrolünüzden çıkar. Çünkü bir-iki ara öğünün yanı sıra en az bir ana öğününü (öğle öğününü) evin dışında yemeye başlar. Eskiden ana öğünler okul etrafındaki sandviççi büfelerinde geçiştirilirdi. Çok şükür şimdi çoğu okulda öğle yemeği veriliyor. İşte bu nedenle çocukların ev dışında (özellikle okul yaşamlarında) ne yiyip içtiklerini de iyi kontrol etmek zorundasınız. Bunun yolu da aile-okul işbirliğinden geçiyor.

    Beslenme sorunları aslında ilkokuldan çok daha önce “yuva”larda başlıyor. Beslenme uzmanlarına göre beslenme problemleriyle karşılaşma olasılığı yuvalarda okullardan daha fazla. Çünkü bu yaşlardaki çocukların beslenmesi daha yakın bir ilgi ve bilgi gerektiriyor. Yuvaların çoğunda yeterli beslenme organizasyonu bulunmuyor. Bu nedenle yuvaya giden çocukların ne yedikleri, ne sıklıkta yedikleri, ne miktarda yediklerini iyi araştırmak gerekiyor. Hatta biraz zaman ayırıp bir öğünü yerinde izlemek, gözlemek, yani bir “olay yeri keşfi yapmak” en iyi yol gibi görünüyor. Böyle bir yaklaşım size o yuvanın hijyenik koşulları, işletim tarzı ve genel yaklaşımı hakkında da bilgi vereceği için önemli.

    ALKIŞLANACAK BİR KARAR…

    Okullarda verilen yiyeceklerin son zamanlarda eskisinden daha sağlıklı hale geldiğini söyleyebiliriz. Okul yönetimleri ve ailelerin bu konuda daha duyarlı hale geldiği de kesindir. Hatta bazı okullarda beslenme uzmanları var. mutfağında, menü planlamasında gıda mühendisliği eğitimi alan gençlerden yararlanan okulların sayısı her gün biraz daha artıyor. Bunlar gerçekten iyi gelişmeler. Yeni uygulamaya konulan “beslenme dostu okul” kampanyası da mükemmel bir karar. Okullarda gazoz-kolalı içecek satışının yasaklanması, fast food yiyecek satışının sınırlanması çok yerinde kararlar. İlgilileri kutluyor, teşekkür ediyorum. Hijyen koşullarının da eskiye oranla daha iyi olduğunu söyleyebilirim. Ama hijyenik koşulların ve beslenme standartlarının mükemmel olduğunu söylemek fazla iyimserlik olur.

    DAHA ETKİLİ YOLLAR VAR…

    Okullarda yaşanan sorunların başında yiyecek içecek temin edilen otomatik makineler ve ciddi kontrol edilmeyen kantinler büfeler geliyor. Şeker bisküvi gazoz kolalı içecekler gofret şekerleme ve benzeri atıştırmalar yani besin değeri olmayan pek çok abur cubur gıda okullarda ve okul çevresindeki büfelerde satılıyor. Yani sağlığa faydasız, hatta zararlı olabilecek yiyecek ve atıştırmalar okullarda bulunmasalar bile hemen yandaki büfe ve dükkânlardan temin edilebiliyor. Bu ve benzeri yiyeceklerin, fast food gıdaların (kızarmış patatesler, burgerler ve benzerleri) okullarda satılmasını yasaklayan kurallar bazı ülkelerde yıllardır işliyor. Bana sorarsanız okul çevrelerinde uygulanan “içkili dükkân –mesela birahane- açma yasağı” bu tür gıdaları satan yerler için de uygulanabilir.

    Özetle çocuk ve gençlerin beslenme sorunlarının çözümünde yuva ve okul yönetimlerinin okul aile birliklerinin yapması gereken çok önemli işler var.

    EV SOFRALARINI YENİDEN KURALIM

    Son zamanlarda sık yapmaya başladığımız yanlışlardan biri de geleneksel sofra kültürümüzü ihmal etmektir. Eskiden yemek zamanı herkes evde olurdu. Sofralar ailelerin buluşma yerleriydi. Çoğu sorun sofralarda çözümlenir, pek çok konunun eğitimi sofralarda gerçekleşirdi. Yani yemek sofraları sadece bedensel doyum yerleri değil, ruhsal doyumun ve sosyalleşmenin de mekânlarıydı. Her evde yemeklerin hangi saatlerde yeneceği bile belliydi. Herkes o saatte evde olmaya çalışır sofrada yerini alırdı. Son yıllarda bu alışkanlık önemli ölçüde zayıfladı. Aynı evde olsalar bile çocuklar ve ailenin diğer üyeleri ayrı odalarda, ayrı masalarda, kimi televizyonda dizi izleyerek, kimi internette sörf yaparak, kimi bilgisayar oyunları oynayarak ya da ders çalışırken yemeğini yiyor. Bu yanlış sofraların sağladığı dengeli beslenmeyi de ruhsal doyumu da sosyal paylaşımı da azaltıyor. İmkan ölçüsünde sofralarımızı yeniden güçlendirmek kalabalıklaşmak zorunda olduğumu aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor.

    EV YAPIMI YEMEKLERE DÖNELİM

    Hızlanan yaşam tarzımız, koşuşturmaya dönüştükçe ev yemekleri hazırlamak için zaman bulmak da güçleşti. Konserve gıdalar, donmuş yemekler, fast food yiyecekler, sipariş pizzalar, hazır köfte ve sosislerin sofralarımıza daha fazla girmeye başlamasının nedeni de işte bu zamansızlık problemidir. Bu problemin eskiye oranla daha fazla kolalı-gazlı meşrubat tüketmemize yol açtığı, mis gibi ev böreklerinin açma ve poğaçalarının yerine pastane, fırın işi, trans yağ yüklü, lezzetsiz unlu gıdaların almasına sebep olduğu da unutulmamalı. Reflü, gastrit probleminin çocuklarda bile görülmeye başlamasının, 5-6 yaşındaki çocukların bile göbek bağlamasının nedeni ayranı gazoza, limonatayı enerji içeceğine çeviren yanlışlarımızdır. Evde hazırlanan yemekler yalnızca daha lezzetli değil vitamin mineral ve antioksidan bakımından da daha zengindir. İçindeki yabancı maddelerin sağlığa zararlı katkıların oranı daha düşüktür. Kalori içerikleri daha düşüktür. Sebze bakliyat ve tahıl oranları daha tatmin edici düzeylerdedir. Ev yapımı yemeklere ve içeceklere yeniden dönmenin bir yolunu bulmak zorundayız.

    PROF. DR. OSMAN MÜFTÜOĞLU
     

Sayfayı Paylaş