1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Çocuk Sağlığı

Konusu 'Anne - Çocuk Sağlığı' forumundadır ve Suskun tarafından 19 Kasım 2009 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Dünyada, temas ettiğimiz her şeyde çok sayıda mikrop bulunmaktadır. Ellerimiz günlük hayat içinde, çevre ile her türlü ilişkimizi sağlayan, bu sebeple de en fazla mikrop yuvası organımızdır. Pek çoğumuz öksürürken mendil kullanmak yerine ağzımızı kapatır ve avucumuzun içine hapşururuz. Aynı havayı soluduğumuz diğer kişilerin hastalanmaması için yaptığımız bu hareket sonrasında aynı kişilerle tokalaşarak ayrılırız. Sonuçta elimizi bir hastalık bulaştırma yöntemi olarak bol bol kullanmış oluruz.

    [​IMG]

    Ellerimiz aracılığıyla her yere taşınan bu mikroplar basit soğuk algınlığından, ciddi hastalıklara kadar çok fazla istenmeyen duruma sebep olabilir. Unicef tarafından yapılan araştırmalara göre her yıl yaklaşık olarak beş yaş altında 3,5 milyon çocuk cırcır ve akut solunum yolu enfeksiyonlarından dolayı hayatını kaybetmektedir. Bu ölümler özellikle gelişmekte olan ülkelerdeki düşük kazanç düzeyine sahip topluluklarda daha sık görülmektedir. Yapılan projelerde çocukları el yıkamaya teşvik etmenin bulaşan hastalıkları önlemede bayağı etkili olduğu gösterilmiştir. Sabun kullanımı ve el hijyeni eğitiminin cırcırlı hastalıkları %53 azalttığı tespit edilmiştir. El yıkamanın önemi konusunda aynı fikirde olmamıza rağmen ihmal ettiğimiz konuların en başında gelmektedir. Oysa çok basit kurallara dikkat ederek hem bizi hem de çevremizdeki insanları zararlı mikro organizmalardan koruyabiliriz. El yıkamanın aşamaları nedenleri ile birlikte kavranabildiğinde, kalıcılık da sağlanmış olur. Gözle görülmesi mümkün olmayan bu mikroplara karşı daima ellerimizi yıkamalıyız.
     
  2. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları

    0-15 yaş arası çocukların sağlık ve hastalıklarının ilgilendiği kliniğimiz; Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi, Çocuk Sağlığı Ve Hastalıkları Polikliniği alt birimlerinden oluşmaktadır.

    Yenidoğan bebeğin doğum salonunda muayenesinden itibaren, 0-15 yaş arası çocukların sağlam çocuk izlemi, aşılama, tanı-tedavi hizmetleri uzman hekim tarafından yürütülmektedir. Çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanı yönetiminde, deneyimli sağlık personeli ve yeterli altyapısı ile tam donanımlı olarak hizmet vermektedir.

    Bunun yanında portatif röntgen cihazı, ultrason cihazı ile bebeklere yatak başı röntgen filmi incelemeleri yapılabilmektedir.
     
  3. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Çocuğunuzun İştah Problemi Var mı?
    Çocukluk döneminin en önemli özelliği “büyüme”dir. Büyüme, vücut ağırlığının ve boy uzunluğunun ölçülmesiyle izlenir. İlk yıllarda ve ergenlikte büyüme hızlı olmakla birlikte tüm çocukluk yaş grubunda büyüme devam eder. Eğer çocuk kendi yaş grubuna uygun (normal) sınırlarda büyüyor ise, bu durum onun sağlıklı olduğunu düşündürür. Büyümenin yavaşlaması veya durması ise, çocuğun sağlıksız olduğunun göstergesidir. Mutlaka araştırılmalı ve sorun belirlenerek tedavi edilmelidir.

    Hayatın ilk beş yılı içinde büyümeyi etkileyen en önemli faktör beslenmedir. Daha sonra hormonlar da etkili olmaya başlar. Genetik potansiyel ve geçirilen hastalıklar da büyüme üzerinde etkili olduğunu bildiğimiz diğer faktörlerdir. Beslenme- büyüme arasındaki bu gerçek ve önemli ilişki nedeniyle yetersiz beslenme durumunda büyüme geriliği beslenme yetersizliği ortaya çıkar. Daha anlaşılır olmak için çocuk zayıf ve/veya kısa boylu olur demek daha doğrudur.

    Bazı durumlarda, çocuğun hem boy uzunluğu hem de vücut ağırlığı geri kalır. Başka bazı durumlarda ise, çocuğun boyu geri kalsa da boya göre vücut ağırlığı normal sınırlarda büyümeye devam edebilir. Kısaca değişik nedenlerle hem boy uzaması hem de kilo artışında sorunlar yaşanabilir. Önemli olan sorunun nedeninin kısa zamanda belirlenmesi ve gerekli tedbirlerin alınması, gerekiyorsa tedavisinin yapılmasıdır.

    Büyüme, beslenme ve iştah arasındaki kuvvetli ilişki nedeniyle, iştahsızlık büyümeyi çok önemli derecede risk altına sokan bir durumdur. Bu nedenle büyüme ve iştah bozukluğu olan çocuklar bir bütün olarak değerlendirilmeli ve her hastaya bu bilimsel gerçekler doğrultusunda yaklaşım yapılmalıdır” diyen Prof.Dr. Benal Büyükgebiz sözlerine şöyle devam ediyor: “Her hasta tektir ve kendisine özgü çok önemli özellikler içerir. Sabırla, zaman ayırarak sorunun tüm detaylarını öğrenilip uygun tetkiklerle doğru tanı koymak gerekir.”

    İştahsızlığın Nedenleri Nelerdir?

    İştahsızlığın içinde çok farklı açılımlar vardır. Bazen kardeşini kıskanmak tek neden olabildiği gibi bazen yeme becerilerinin gelişmemiş olması tek sorumlu olabilir. Kimi zaman da mide-bağırsak sisteminin bir hastalığı iştahsızlığa neden olur. Çocuk haklı bir nedenle yiyemez ancak anne bilmediği için baskı yapar. Çocuk doğal olarak buna tepki olarak ağzını açmama, başını çevirme gibi bir davranış geliştirir. Ve ön planda biz bu tepkiyi görürüz. Bu nedenle de altta yatan neden ihmal edilebilir, gözden kaçabilir. Böylece birden fazla sayıda etken, sebep-sonuç ilişkisi içinde iştahsızlık sorununu arttırabilir. İştahsızlığın nedeni ve sonucu olan klinik durumlar bir arada düşünülmelidir. Sorunu çok yönlü değerlendirmek gerekir. Ayrıca konu içerdiği tüm disipliner özellikleriyle teknolojinin ve bilimin desteklediği bir ekip yaklaşımı da gerektirir. Bu nedenle çok özel bir konudur.”

    İştahızlık Boy Kısalığına Neden Olur Mu?

    Boy kısalığının önemli bir nedeni de uzun süreli yetersiz beslenmedir. Bir çocuk yetersiz besleniyorsa önce vücut ağırlığının artış hızı azalır. Daha uzun sürerse kilo alışı durur. Hatta çocuk kilo verebilir. Yetersiz beslenme durumu daha da uzun sürecek olursa boy uzunluğu da etkilenir. Çünkü önce uzama hızı azalır, daha sonra yetersiz beslenmenin ağırlığı ile ilgili olarak boy uzaması durur. İşte bu durumda bir süre sonra boy kısalığı ortaya çıkar. Yetersiz beslenme özellikle çocuğun günlük enerji ihtiyacını karşılayamaması şeklinde ortaya çıkar.

    Boy kısalığı ile karşılaşıldığında öncelikle kronik hastalıkların olmadığı durumda çocuğun yeterli beslenip beslenmediği dikkatlice sorgulanmalıdır. Bu amaçla güvenilir diyet analizi yapılmalıdır. Çocuğun günlük enerji-protein gibi besin öğelerin ihtiyaçları belirlenmeli, tükettiği yiyeceklerle bunu karşılayıp karşılamadığı dikkatle araştırılmalıdır. Daha sonra da gerekli beslenme takviyeleri yapılarak bu koşulda bir süre boy uzunluğundaki artış yakından izlenmelidir. Eğer çocuk yeterli beslendiği halde boy uzamasında hızlanma temin edilemez ise, bu durumda da bazı hormon hastalıklarının varlığı araştırılmalıdır.

    Yetersiz beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkan boy kısalığının en önemli nedeni çocuklarda sıklıkla ve yoğun olarak yaşanan iştahsızlıktır. Bu nedenle iştahsız çocuk, çok yakından izlenmeli, büyüme hızının geri kalıp kalmadığı dikkatlice araştırılmalıdır. Büyümenin normal sınırlarda devam etmesi durumunda, iştahsızlık çocuk için önemli bir sorun oluşturmaz. Ama büyüme geri kalıyorsa konu mutlaka uzmana danışılmalıdır.

    İştahsızlığın nedeni ne olursa olsun, iştahsız çocuğun risk altında oluşudur. Bu nedenle her iştahsız çocuk, önce vücut ağırlığı ve boy uzunluğu dikkate alınarak değerlendirilmeli; beslenme yetersizliği/büyüme geriliği araştırılmalıdır. Merkezimizde çocuğa özel bir bilgisayar programı ile büyüme analizi yapılır. Çocuğun adale kitlesi ve yağ dokusu da dahil olmak üzere beslenmesi detaylı incelenir. Yine bilgisayarlı diyet analizi ile beslenmesi sorgulanır. Yeterli olup olmadığı araştırılır. Sonuçlara göre tedavisi planlanır.
     
  4. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Çocukların Dişleri Neden Çürüyor?

    Süt dişleri normal dişlere oranla daha çok organik madde içerirler, bu nedenle çürümeye daha yatkınlardır, daha kolay ve hızlı çürürler.
    Çocuklar, çürüğün erken döneminde görülebilen soğuk sıcak hassasiyeti ve hafif ağrı gibi sinyalleri zamanında yorumlayamazlar. Olayı ancak dayanılamayacak kadar ağrı olmasında fark ederler ki bu durumda çok geç kalınmış olabilir.

    Çocuklar ağız bakımına yetişkinler kadar dikkat edemezler. Çocuğun el becerisi, merakı ve ebeveynin tutumu diş fırçalama alışkanlığını belirler.
    Özellikle annelerin sıklıkla yaptığı bir hata da emzik ya da biberonu şeker, reçel vb. gibi gıdalara batırarak çocuklara vermeleri veya uyku aralarında şekerli süt, meyve suyu gibi gıdalara alıştırmalarıdır. Böylece beslenme düzensizliğinden dolayı dişler çürümeye yatkın hale gelir.


    Çürüğü tamamen engelleyebilecek bir aşı yada ilaç henüz geliştirilemedi. Ancak, çürük sayısını azaltmaya yönelik bazı malzemeler günümüzde kullanılmaktadır, bunlardan birisi; "fissür örtücü" dediğimiz malzemedir. Diş çürükleri genellikle azı ve küçükazı dişlerinin, çiğneyici yüzlerinde bulunan "fissür" adı verilen oluklarda başlar. Bahsettiğimiz malzemeyle olukların üzeri kapatılıp, o bölgeye mikrop, yemek artığı vs. nin sızması engellenerek çürük başlaması önlenir. Bu işlem, 6 yaşından itibaren çıkan kalıcı azı ve küçükazı dişlerine de uygulanabilir.
    Çürüğü engellemenin başka bir yolu da dişlerin çürüğe karşı direncini artırmaktır. Dişlere yüzeysel florür uygulanması suretiyle bu direnç kazandırılır.
    Süt dişlerinin birinci görevi çocuğun düzgün beslenmesini sağlamaktır. Ayrıca konuşmanın düzgün gelişimi de süt dişlerinin varlığına bağlıdır. Bunların yanında aşağıdaki gibi bir görüntü, hiç kimsenin çocuğunda görmek istemeyeceği ciddi estetik sorunlara yol açmaktadır.

    Süt dişleri kapladıkları alanı kendilerinin yerine gelecek olan kalıcı diş için korumakta ve kalıcı diş sürerken ona rehberlik yapmaktadırlar.
    Süt dişi erken çekildiği zaman bu doğal yer tutuculuk fonksiyonu da ortadan kalkmaktadır.
    Tedavi edilmeyen süt dişi çürükleri, ağrı, kötü koku, çiğneme zorluğu, beslenme bozukluğu ve çirkin görüntüye yol açar. Bu dönemdeki tedavi edilmeyen diş bozuklukları, ileride diş çarpıklığı, çene gelişiminde bozukluk ve genel sağlık problemlerine (romatizmadan kalp rahatsızlıklarına kadar) sebep olabilecektir. Dolayısıyla süt dişlerindeki çürükler, "nasıl olsa yerine yenileri gelecek" yanılgısına düşmeden tedavi edilmelidir.
    Süt dişlerindeki çürükler ; ağrı ile çocuğun çok küçük yaşlarda tanışmasına ve gelecekte bazı fobileri olmasına neden olabilir . Ayrıca bu çürükler süt dişlerinin çok erken kaybına neden olabilir.
    Çocuklarda dişlerin zarar gördüğü kazalarda zaman kaybetmeden müdahalede bulunulmalıdır. Doğru tanı konması çok önemlidir. Bunun için hekiminiz size, kazanın ne zaman ve nerede olduğunu, darbenin ne taraftan geldiğini, kaza sonrası baygınlık, kusma, hafıza kaybı vb. olup olmadığını soracaktır. Verilen bilgiler doğrultusunda en doğru tedavi uygulanabilecektir.
    Çocuklardaki diş yaralanmaları, bazen kalıcı dişin tamamıyla yuvasından ayrılmasına sebep olabilir. Bu durumda çıkan diş ile birlikte acilen dişhekiminize gitmelisiniz. Bu esnada diş, bir bardak sütün içinde, eğer süt mevcut değilse, temiz bir su içinde muhafaza edilmelidir.
    Bebeklerde ağız bakımı
    Bebeklerin, en azından ilk dört ay anne sütü ile beslenmeleri ağız çevresindeki yumuşak doku ve kas fonksiyonlarının normal gelişimini sağlayacaktır. Anne sütünün yetersiz olduğu durumlarda fizyolojik başlıklı (damaklı, kesik uçlu) biberon kullanımı gerekir.
    Bebekler 1 yaşından itibaren bardak ve kaşıkla beslenmeye alıştırılmalıdır.
    Biberonla beslenme en fazla 2 yaşına kadar devam edebilir. Parmak emme, yalancı emzik kullanma gibi alışkanlıklara 2 – 2,5 yaşına kadar izin verilebilir. Eğer parmak emme alışkanlığı mevcutsa, bunun sebebi araştırılarak 3 – 6 yaş arasında bu alışkanlık mutlaka giderilmelidir.
    Solunum problemleri, çene gelişmesi üzerine olumsuz etki eder. Burundan değil de, sadece ağızdan soluma durumu mevcutsa (bu durum uykuda daha iyi anlaşılır) muhakkak kulak burun boğaz uzmanına danışılmalıdır.
    Çocuklarda diş fırçalama ne zaman başlamalıdır?
    Bebek 6-8 aylıkken, (yani ilk dişler ağızda göründüğünde) temizleme işlemi başlamalıdır. Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce dişleri (en azından çiğneme yüzeylerini) temiz bir tülbent ya da gazlı bezi ıslatarak silmek, temizlemek yerinde olur.
    Diş fırçası kullanımına ise çocuğun arka dişlerinin çıkmasından sonra (ortalama 2,5 - 3 yaşında ) başlanması uygundur.
    Okul öncesi çocuklarda diş fırçalama için bir teknik uygulatmak çok zordur. Bu yaşlarda önemli olan, çocuğa diş fırçalama alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuklar diş fırçalarken çoğu zaman dişlerin görünen ya da kolay ulaşılan yüzlerini fırçalar. Oysa çürüklerin önlenmesi için dişlerin ara yüzleri ve çiğneyici yüzeylerini çok daha iyi temizlemek gerekir. Bu nedenle fırçalamadan sonra Anne-Babanın kontrolü iyi olur.
    Çocuklar için nasıl bir diş fırçası seçilmeli?
    Çocuğun ağız büyüklüğüne uygun, yumuşak ve naylon kıllardan üretilmiş diş fırçaları kullanılmalıdır. Sert fırçalar dişleri aşındıracağı için kullanımı uygun değildir. Eskimiş bir süpürgeyle süpürme işlemi nasıl yapılamazsa, eski bir fırçayla da dişler fırçalanamaz. Fırça kılları aşınır aşınmaz (Ortalama 6 ay) mutlaka değiştirilmelidir.

    Çocuğuma dişlerini günde kaç kez fırçalatmalıyım?
    Sabah kahvaltısı sonrası ve gece yatmadan önce, sadece üçer dakikalık etkili bir fırçalama işlemi yeterlidir. Her iyi alışkanlık gibi diş fırçalama alışkanlığı da çocukluk döneminde kazanılacaktır
     
  5. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    erkek çocuk daha dayanıksız ve hassas



    Zayıf notların yüzde 70"i yine erkek çocuklara ait. Konsantrasyon zorluğu çekenlerin yüzde 80"i oğlan. Uzmanlar, erkeklerin her toplumda güç ve başarıyla özdeşleştirildiğini, ancak güçsüz olabileceklerinin göz ardı edildiğini söylüyor.

    Amerikan U.S.News & World Report Dergisi, ‘‘Oğlanlar daha dayanıksız cinsiyet mi? Gerçek hayatta kızlar neden daha başarılı?’’ kapağıyla oğlan çocuklara ilişkin son gerçeklere parmak basıyor. Dergi araştırması, erkek evlatların daha hassas, daha duygusal, ama en önemlisi ‘‘farklı’’ oldukları sonucuna varıyor ve temel hatalarımızın, onları sürekli kızlarla kıyaslamak, ‘‘güçlü ve başarılı’’ imajını pompalamak olduğunu hatırlatıyor.

    Daha çok şefkat, anlayış, dertleşme bekleyen, biyolojik yapıları nedeniyle tepkileri de farklı, toplumun biçtiği rol yüzünden tökezleyen erkek evlatlar hakkındaki Amerikan araştırmasına göre, erkek çocuklar gri bir tablo çiziyor. Harvard Üniversitesi"nden klinik psikolog William Pollack, ‘‘Okullarda öğrenme güçlüğü çekenlerin üçte ikisi oğlanlar. Zayıf notların yüzde 70"i yine onların. Alkol, şiddet sorunları var. Liseyi terk edenlerin ve konsantrasyon zorluğu çekenlerin yüzde 80"i oğlanlar’’ tespitini yaparken, meslektaşı Michael Thompson, ‘‘Erkekler güç ve prestijle özdeşleştiriliyor. Başarıya şartlanıyor. Dertleri olabileceği ve güçsüz kalabilecekleri göz ardı ediliyor’’ diyor.

    Bilim, kızlarla delikanlıların biyolojik farklılıkları olduğunu resmen doğruluyor. Bu veriler delikanlıların ‘‘daha özel’’, bir başka deyişle şefkat eksikliğinden daha çok etkilenen, daha dayanıksız olduğu gerçeğini aydınlatıyor. Güçsüzlük yüzyıllardır kadına layık görülen bir özellikti. Yeni gerçekler asıl güçsüz olanın, sorunların üstesinden gelemeyen cinsiyetin erkekler olduğuna işaret ediyor. Son 20 yılda eğitimde kızlara eşit haklar için çırpınan uzmanlar, şimdilerde, ‘‘Kızlarla pek fazla ilgilenmiş, oğlanları ihmal etmişiz’’ diyorlar.

    Fort Worth kentindeki Aile Merkezi"nde ‘‘Oğul Yetiştirmek’’ seminerlerinden de önemli dersler çıkıyor. Anne-babalar neler mi öğreniyor? Erkek evlatların duygularını ifade edebilmesi için onlara en azından 60 saniye zaman tanımak gerektiğini, tepkileri için biraz sabretmeyi. Erkek çocuğun duygularını, hassasiyetini maskelemeye çalışırken öfke patlamaları normal. Başlarının okşanması o çok susadıkları şefkati, yakınlığı sağlıyor, sakinleştiriyor. Oğlanlarla otururken dertleşmenin çok daha zor olduğu, konsantrasyonlarının çok kısa sürede yitirdikleri de gözlenmiş.

    Erkek ceninin düşük ihtimali daha fazla

    Erkek evlatların dayanıksızlığının öyküsü doğum öncesine uzanıyor. Londra"dan çocuk psikiyatristi Sebastian Kraemer"in araştırması şu sonuçları ortaya koyuyor:

    Döllenmede, kızlardan daha fazla erkekler oluşuyor. Çünkü Y kromozomunu taşıyan spermin daha hızlı yol aldığı söyleniyor. Ancak hayatın başlangıcındaki bu üstünlük pek uzun vadeli değil. Annenin strese girmesi halinde erkek ceninlerin düşük ihtimali daha yüksek.

    Dünyaya geldikleri anda da gelişim açısından kızlar avantajlı ve erkek bebeklere kıyasla 6 hafta ileride.

    Duyguların dışavurumunda da tepkiler farklı. Oğlanlar duygusal zamanlarda daha fazla strese giriyor, ama bunu çaktırmama gayretinde oluyor.


    Çığlık çığlığa bir bebek, kızlara kıyasla oğlanların kalbinin daha fazla çarpmasına ve avuçlarının terlemesini getiriyor. Oğlanların duygularıyla davranışları birebir örtüşmüyor.

    Anne açısından oğlu gelecek için yatırım


    Türkiye"nin ilk psikolojik danışmanlık merkezi AŞAM"ı kuran, UNICEF danışmanlığı yapan, ABD"de 11 yıl mesleki çalışmalarda bulunan Uzman Psikolog Fatma Torun Reid"e, ‘‘Erkek evlat farklıdır’’ tezinin evrensel olup olmadığını sorduk. İşte yanıtı: ‘‘Kız ve erkek beyinleri fiziksel olarak farklıdır. ABD"deki tespitler, bütün toplumlara dönük uygulanabilir. Biyolojik kökenliyse zaten evrenseldir. Toplumsal beklentiler şekillendiriyorsa değişik bile olsa yine evrensel olacaktır. Türk ve Amerikan toplumlarında tabii ki kültürel farklılıkların yansımaları var. Bizler geleneksel toplumuz. ABD"de içsel fırtınaların dışa vurumu için koşullar daha elverişli. Bizler gibi geleneksel toplumlarda anneler, oğullarını çok büyük yatırım olarak görüyor. Kendi geleceklerinin sigortası olarak düşünüyor. Anneye bağımlı bir erkek, evliliğinde mutsuz oluyor. Sağlıksız ana-oğul ilişkisi, evladın geleceğini sakatlıyor.

    Neler önerilir?


    Gençlik kendi sınırlarını koymak ihtiyacında, buna saygı duymak gerekli, müdahale etmemek, sürekli akıl vermemek, ama bir şeyler sorduğu zaman azımsamamak, aktif olduklarında ortak hobiler geliştirmek.

    Erkek çocuk geç konuşuyor


    Pennsylvania Üniversitesi Beyin Davranışı Laboratuvarı Direktörü Ruben Gur anlatıyor: Kadınların beyinleri ortalama yüzde 11 oranında erkeklerden daha küçük, ancak daha komplike gelişimi var. Ancak hacim farklılığı erkeklerin daha zeki olduğu anlamına gelmiyor. Erkek beyinlerinde gri madde daha az ve beyaz madde daha fazla. Gri madde enformasyonun değerlendirilmesine, beyaz madde ise beyinden bedene sinyaller gönderilmesine yarıyor. Beyin yarıküreler arasındaki bağlantılar kadınlarda çok daha fazla. İşte bu biyolojik ayrım nedeniyle kadınlar sözel ifadede, duygularını ortaya dökmede erkeklerden üstün. Bu yüzden oğlanların konuşmayı sökmesi zaman alıyor. Kızların beyin yapısı daha kolay öğrenmelerini getiriyor. Erkek beynindeki beyaz madde üstünlüğü ise mekanikte kızlara fark atmalarını, beyindeki sıvının fazlalığı da çarpmalarda kafataslarının daha dayanıklı olduğunu açıklıyor.
     
  6. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Çocuğunuzda dikkat eksikliği var mı?

    Çocuğu okula yollayan anne,baba her şey normal zannederken günün birinde okuldan bir telefon alır ve okula çağrılır. Nörolog Doç. Dr. Serdar Dağ, Mynet okurları için yazdı.
    Ana okulunda ve büyük çoğunluklada ilkokul birinci sınıfta çocuğun öğretmeni veya rehberlik öğretmeni tarafından fark edilen dikkat eksikliği, çocuğun annesini, babasını, öğretmenini ve en çokta çocuğun kendisini etkileyen psikolojisini ve güven duygusunu bozan bir durumdur..
    Çocuğu okula yollayan anne,baba her şey normal zannederken günün birinde okuldan bir telefon alır ve okula çağrılır. Okulda anneye ve babaya;çocuğun dikkat eksikliği olduğu derslere kendini veremediği,yerinde duramadığı, kelimeleri ve heceleri yazamadığı, arkadaşlarına göre yazısının çok geri olduğu vs. söylenir.
    Bazen de, ebeveynlere çocuklarında dikkat eksikliğinin yanı sıra,hiperaktivitenin olduğu çocuğun yerinde duramadığı daima taşkınlık yaptığı söylenir.
    Her iki durumda da; çocukların doktor ve eğitmenlerden yardım alması önerilir.Anne ve babalar bu durun karşısında şoke olurlar ve bu durumu kabullenmekte zorlanırlar. Özellikle çocukta yalnızca dikkat eksikliği varsa,çocuk hiperaktif değilse;bu durumun kabullenmesi zorlaşır. Bundan sonra ne yapılması gerekir? Bu anne babalar için en önemli soru ve sorundur. Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin çözümü anne babanın okuldaki öğretmeni ve uzman doktoru koordineli çalışmasına ve dayanışmasına bağlıdır. Bu üçlü gruptan birisinin ihmalkarlığı çocuğun tedavisini olumsuz etkiler.
    Öncelikle; çocukta herhangi bir beyin ve sinir hastalığının olmadığı uzman bir hekim tarafından kanıtlanmalıdır. Bazı epilepsi türleri (sara hastalığı) doğumda oluşan ve fark edilemeyen beyin hasarları,bazı metobolik hastalıklar vs dikkat eksikliğine neden olur. Gerekliği görülen tüm tetkikler yapılarak çocukta dikkat eksikliğine neden olabilecek herhangi bir hastalığın olmadığı kanıtlanmalıdır. Çocukta altta yatan bir hastalığın olmadığı kanıtlandıktan sonra; çocukta ne tür bir dikkat eksikliği olduğu anlaşılmalıdır.

    Çocuklarda görülen dikkat eksikliği türlerini şu şekilde sıralayabiliriz.

    1. Dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip;
    2. Dikkat eksikliği hiperaktivite (aşırı hareketlilik) ile beraber görüldüğü tip
    3. Dikkat eksikliği,hiperaktivite ve dürtüselliğin bir arada görüldüğü tip
    Bu kavramları kısaca özetlemek gerekirse;
    Dikkat eksikliği; Dikkatini ayrıntılara verememe, okul ödevlerinde,derslerde ve diğer etkinliklerde dikkatsizce hatalar yapma, dikkatin dağılması verilen işin ve görevin tamamlanmaması, dış uyaranlara dikkatin hemen dağılması, kendisiyle konuşulduğunda dinlemiyormuş gibi hissedilmesi belirtilerini içerir.

    Bu çocuklarda takıntılarda çok olur.Belli eşyalara bağımlı olurlar. Tüm bunlara rağmen bu çocukların zekaları NORMAL dir. Dikkat eksikliği olan bu çocukların sezgileri genellikle çok gelişmiştir. Sıra dışı olaylardan hoşlanırlar. Düzenli ortamlara ihtiyaç duyarlar. Dikkat eksikliği olan çocuklardaki en büyük sorunlardan bir taneside ERTELEME dir. İstemedikleri olayları özellikle ders çalışmayı devamlı ertelerler.
    Yukarıda çok kısa bahsettiğim belirtiler dikkat eksikliğinde sorulan belirtilerdir. Çocuğun durumunu iyi gözlemlemek, doğru tedavi ve eğitimle bu sorun kesinlikle çözülür.Doktor tavsiyesiyle ilaç tedavisi, aile ve okul işbirliği ve gerekirse özel eğitimle sorun kontrol altına alınır. Dikkat eksikliği tedavisinde en etkili yöntemlerden biride yapmaktır. Spor yapmak, enerjinin fazlasını kullanmayı,dikkati toplamayı arttırır.
    Çocuklarda dikkat eksikliği olan anne babalar durumu kabullenmeli, doğru tanı koydurup,üstlerine düşen görevleri yerine getirmelidir.

    Nörolog Doç. Dr. Serdar Dağ
     
  7. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    ERGENLİK


    Ergenlik yaşamın büyük değişimler içeren en zorlu dönemidir.



    Çocukluktan erişkinliğe geçiş süreci olan ergenlik, buluğ ile başlayıp (erkeklerde ortalama 13, kızlarda ortalama 11 yaş) erişkinliğe kadar sürer. Erişkinliğin yaşı kültürden kültüre değişmekle birlikte, kişinin ailesinden bağımsız bir yaşam sürebildiği yaş olarak belirtilir.



    Bu süreçte ergen (=genç) sürekli değişim ve büyüme içindedir. Fiziksel özelliklerdeki çok çabuk ve belirgin değişim büyüme hormonlarındaki salgılamanın yoğun artışı ile ilintilidir. Hormon değişimleri buluğdan birkaç sene önce başlar. Hypophysis cerebri'nin (pituitar bezi) anterior lob tarafından salgılanan büyüme hormonu buluğdan itibaren ortalama iki sene içinde boyu oldukça hızla uzatarak neredeyse erişkin boy seviyesine getirir. Bu büyüme kızlarda erkeklerden daha önce oluşur. Bu kızların erkeklerden daha erken cinsel olgunluğa eriştiğinin göstergesidir. Kızlar cinsel olgunluğa menstrasyon (adet görme), erkekler de meni üretimi ile girerler. Bu gelişimi yöneten ana hormonlar erkeklerde androjen, kızlarda ise östrojendir. Bu hormonlar aynı zamanda cinsel gelişim ile ilintili olan erkeklerde yüz, vücut ve pübik tüylerinin gelişmesine, ses kalınlaşmasına; kızlarda ise pübik ve vücut tüylerinin ve göğüslerin büyümesine ve kalçaların genişlemesine neden olur. Fiziksel değişiklikler fizyolojik uyum ile bağlantılıdır. Araştırmalar erken olgunlaşanların geç olgunlaşanlardan daha iyi uyum sağladığını göstermektedir.



    Bu süreçte gençlerin duygudurumlarının salgılanmaya başlayan hormonlar nedeniyle oldukça karmaşık, değişken olduğu, gençlerin de kırılgan ve/veya saldırgan olduğu genel geçer bir gerçektir.



    Oluşan bu fiziksel değişimler, cinsel dürtünün yükselişinde de çok önemli bir rol oynar. Ancak cinsel dürtünün doyurulmasının halen birçok kültürde tabu olması ve cinsellikle ilgili bilgilenmenin halen çok minimal olması nedeniyle, özellikle bizim gibi konservatif toplumlarda kızlarda genellikle oral fonksiyonlarda artış (çok konuşma, çok yemek yeme, sigara alışkanlığı - sigara alışkanlığındaki sosyal faktörler - v.b.), erkeklerde de genellikle saldırganlığın yükselmesi
    çok yaygındır.


    Ergenlik, duygudurumda da yoğun baskıların yaşandığı bir süreçtir. Ancak duygusal baskı baş edilemeyecek bir durum olmamasına rağmen kültürel yaklaşımlarla çok bağlantılıdır.



    Entellektüel fonksiyonlarda ergenlikte büyük değişimler olmaz. Karmaşık problemlerin çözüm becerisi yavaş yavaş gelişir. Bu gelişim alınan öğrenimle doğru orantılıdır.



    Ergenliğin bağımlı bir çocuktan bağımsız bir erişkinliğe ulaşmak için en önemli yaşam süreci

    olduğu bir gerçektir.


    Erikson ergenlik sürecini etkin positif ego kimliğinin son oluşum aşaması olarak görür ve böylece geleceğin, bilinçli bir yaşam planının parçasına dönüştüğünü ifade eder.




    Ergenlik yaşamdaki dönüm noktasıdır. Bu dönemle, gelecek yeni bir biçim alır. Bu süreç büyüme için çok büyük önem taşıyan pozitif özalgılamayı besler.


    Çoğunlukla gördüğümüz tablo bu süreçte ebeveynlerin ve öğretmenlerin hazırlıksız olduğu ve ergeni bu sürece sağlıklı biçimde bilgilendirerek hazırlayamadıklarıdır.


    Bu süreçte gençler farklı düşünüp farklı hissederler. Aile dışındaki arkadaş ilişkileri sıklaşır ve yakınlaşır. Aile ilişkilerinde de değişimler yaşanır. Gençlerin gözünde aileleri artık 'en önemli' olmaktan çıkar ve aile dışındaki yaşam hızlanır. Gençlerin kendi görüşleri geliştikçe aile içi çatışmalar başlar. Bu süreçte telefon görüşmeleri gençlerin önemli bir sosyallik aracıdır. Yıllar geçip teknoloji ilerledikçe, telefonun yerini 'chat'ler ve ‘sms’ler almıştır. Tüm bunlar aileleri sinirlendirebilir; ancak unutulmamalıdır ki, bu iletişim araçları gençlerin kendilerini tanımaları ve ailelerinden farklı kişilerle sosyal ilişki içine girmeleri için çok önemli adımlardır. Bu süreçte giyim, dış görüntü ve özellikle markalar önem kazanır. Gençler, bu elemanları kendilerini arkadaşlarının içinde ifade etmek için tercih ederler.


    Bu süreçte gençler gelişkin bir özkimliğe uygun davranmak yerine dış faktörlere göre hareket ederler.


    Gittikçe ailelerinden bağımsız olmaya başlarlar. Bu durum, ailelerin kendilerini bir kenara itilmiş hissetmelerine neden olur. Ancak aileler kendi önemlerinin kaybolmakta olduğu korkusu ile anlayışsız, kıskanç ve kısıtlayıcı davranmak yerine, bu sürecin gençlerin kimliklerini bulmak için en doğru zaman olduğunu anlamaya çalışmalıdırlar. Her ne kadar gençler bu süreçte ailelerinin hemen

    her söylediklerine karşı çıksalar da, söylenen her şeyi kaydederler. Ailelerin gençlerin bu kayıtları değerlendirip kendi doğrularını oluşturmaları için gençlere zaman tanımaları gerekir.



    Gençler bu bağımsız olma uğraşları içinde sürekli yenilikleri denemek isterler, ancak bilgileri ve deneyimleri az olduğu için genelde başarıları düşüktür ve bu düşük başarı nedeniyle baskı altındadırlar. Bu baskılar gençlerin özgüvenlerinde sürekli dalgalanmalara neden olur. Bir an erişkin, akabinde çocuk gibi davranırlar. Ailelerin bu süreçte esnek davranmaları ve çocuklarını desteklemeleri zorunludur.


    Gençler yenilikleri denerken zaman zaman ciddi riskler alabilir, hatta tehlikeli durumların içine girebilirler. Bu riskleri minimize etmenin en sağlıklı yolu spor, müzik, vb gibi üretken aktivitelerin devreye sokulmasıdır.


    Bu süreçte ergen kendisini belirgin fizyolojik ve çevresel uyum problemleri ile baş başa kalmış bulur. Fiziksel değişim çok hızlıdır ve ergen yeni algılamalar ile baş etmek zorundadır. Dengeden uzak bu dönemde ergen, kendisini anlayamaz ve kavrayamazken bir de kendisini anlayamayan bir çevre içindedir.


    Ergenlik sürecinde depresyon oldukça sık görülen bir durumdur. Genç bu baskılarla baş etmekte zorlandıkça, bedeninde ve duygudurumunda oluşan değişikliklere uyum sağlamakta zorlandıkça, tüm bunlar ailelerin kendilerini itilmiş hissetmeleri neticesinde hırçınlaşması ile birleşince depresyon kaçınılmaz olur. Ancak bu depresyonlar ne gençler ne de aileler tarafından pek anlaşılmaz.
    Cinsel gelişimin başladığı ve oldukça yüksek olduğu bu süreç kültürel ve ahlaki baskılar nedeniyle bizim gibi tutucu ülkelerde genelde suçluluk duygularıyla eşleşerek erişkin yaşamda sağlıklı cinsel yaşam olasılığını ciddi biçimde düşürmektedir. Bu süreçte gençlerin sağlıklı bilgilerle donatılması fiziksel ve psikolojik sağlık için çok önemlidir. Ve bu sağlığın sadece bireysel değil toplumsal olduğu akıldan çıkartılmamalıdır.

    Özellikle ebeveynler, bu süreci genelde hiç yaşanmıyormuş gibi davranarak zaten bedeni ve beyni karışık olan ergenin süreci daha da karmaşık yaşamasına neden olurlar. Birçok araştırmacı ergenliği yaşamın en kritik, en zor süreci olarak betimler. Ergenlik yaşamı belirleyen bir yol ayrımıdır. Sosyal bilimciler, toplumun ergenlik gelişim sürecinin birebir aynası olduğu yaklaşımında birleşmektedirler.



    Bu süreçte aile ve toplumla yaşanan çatışmalar tamamen otorite problemine dönüşmekte ve okul başarısızlığı da otoriteye bir başkaldırı olarak listeye eklenmektedir. Konsantrasyon zorluğu, dışarıdaki yaşamın çekiciliği, yenilikleri deneme isteği, sağlıklı doyurulamayan cinsel dürtüler okul probleminin diğer önemli etkileridir.



    Ergenlik döneminde kendi algılama, öncelik ve değerlerimizi geliştirmek yerine, başkalarının (erişkinlerin = otoritenin) bize öğrettiklerini öğrenmenin sonucunda erişkin dönemde kendi algı ve değerlerimiz yerine toplumun (=otoritenin) algı ve değerlerini doğru olarak kabul etmeyi öğreniriz. Böylece otonom olarak yaşamayı öğrenmek yerine boyun eğmeyi öğreniriz. Özellikle de bizim gibi ataerkil, doğu toplumlarında önce evde, sonra okulda, sonra da toplumda çocukluktan itibaren söz hakkı verilmeyen çocuk, ergen, erişkin kendisini anlayamayan, kavrayamayan, algılayamayan ve dolayısıyla ifade edemeyen bugünkü toplumu oluşturur.



    Çocuğu, ergeni makine ve saat gibi çalışır yapmaya çabalayan toplum bugünkü toplumsal duyarsızlık ve algı düşüklüğünden şikayet ederken dönüp biraz da kendisine bakmayı öğrenmek zorundadır.

    Ergenlik süreci büyüme, değişme, kendini ve dünyayı keşfetme dönemidir. Bu çok sancılı gibi görünen ve yaşanan süreci aslında hepsi olumlu olan bu değişimleri, gelişmeyi destekleyerek keyifli bir sürece döndürmek hiç de sanıldığı kadar zor değildir. Bu dönemde en önemli görev ebeveynlere düşmektedir. Ebeveynler gençlerden çok daha büyük korku yaşamakta, belirsizlik ve mutsuzluk içinde bocalamaktadırlar bu süreçte. Oysa bu süreç zaman zaman zorlu olsa da, genelde ciddi problemlerle sonuçlanmaz. Gençlerin oluşturduğu, yaşadığı zorluklar ne kadar zor olursa olsun, uzun süreli değildir. Önce ebeveynlerin bunu kavrayarak hatırlamaları (onlar da bir zamanlar ergendi) ve çocuklarına anlayışla yaklaşmaları zorunludur. Ebeveynler çocuklarının

    gelişiminde en önemli rolü oynadıkları asla ve asla unutmamalıdırlar. Gençler bu süreçte (evlat olunan her süreçte olduğu gibi) kabul ve sevgi gördüklerini, güvenildiklerini bilmeye ihtiyaç duyarlar.




    Bu süreci anlayış ve sevgi ile yaşarken kurallar da asla bir kenara bırakılmamalıdır. Kurallar üzerinde ebeveynler gençlerle konuşmalı ve ortak kararlar alarak uygulanmalıdır. Bu kurallar gençlerin kendi sorumluluklarını taşımaları açısından destekleyici, yüreklendirici olmalıdır. Kuralların yerine getirilmemesi durumunda ceza sadece yoksun bırakma tarzında olmalı, aşağılayıcı

    ve onur kırıcı söz ve davranışlardan şiddetle kaçınılmalıdır. Uygulanacak cezaya birlikte karar verilmesi gencin sorumluluklarının bilincine varmasında önemli bir olgudur. Ebeveynlere düşen bir başka görev ise, gençler için akıl danışabilecekleri, ilgi, sevgi ve rahatlık bulabilecekleri kişiler olmaktır. Bu ancak genç, ailesinin kendisini her fırsatta eleştirmeyeceğine, ceza vermeyeceğine,

    bağırmayacağına ve nasihat etmeyeceğine emin olursa gerçekleşir. Duymak ve dinlemek çok önemli bir haslettir.



    Önemli noktalardan biri de ailelerin çocuklarından sürekli müteşekkir olmalarını

    beklememeleridir. Çocuklar kendileri anne-baba olmadan anne-baba olmanın ne kadar önemli ve çok keyifli, ve bir o kadar da sorumluluk gerektirdiğini fark etmeyeceklerdir.


    Gençler ve ebeveynler, korkmayın, ergenlik geçici bir süreçtir. Kalıcı olan yaşamın her sürecinde

    olduğu gibi edinilen öğrenimlerdir. Yaşam başarısı öğrenimlerin sağlıklı ve keyifli olmasını sağlayabilmektir.


    Dr.phil. R. Meltem Kavcar-Sırmalı




    Çocuklarda Karşı Gelme Bozukluğu Ve Uyum Sorunları

    1.anne-baba hangi tutum ve davranışlarının çocuğun karşı gelme davranışına neden olduğunu tespit etmeli bu tutum ve davranışlardan kaçınmalıdır. Evdeki hangi olaylar ve ya hangi davranışlar çocukta olumsuz duygu, düşünce ve davranışlara neden oluyor bunlar tespit edilmelidir. 2.Çocuğun gösterdiği uygun, olumlu davranışlar pekiştirilmeli ve ödüllendirilmeli, istenmeyen davranışlar görmemezlikten gelinmeli ve cesaretlendirilmekten kaçınılmalıdır.
    3.olumsuz davranışlarından dolayı çocuk eleştirilmemeli, olumsuz davranış irdelenmemelidir. Bu konuda çocukla tartışmaya girilmemeli.
    4.Çocuğun bireyselliğine saygı gösterilmeli ve bu ona hissettirilmelidir.
    5.Aile ortamında, çocuğun arkadaşlarının veya akrabaların yanında açık ilgi ve açık onay gibi davranışlarla çocuğun kendini değerli ve önemli hissetmesi sağlanmalıdır.
    6.Tüm aile bireyleri çocuğa karşı “Koşulsuz sevgi” yaklaşımı içinde bulunmalıdır. “Bu konuda şöyle davranırsan seni daha çok severim” şeklindeki yaklaşım “Bu şekilde davranmazsan seni sevmem” anlamına da geleceği için sağlıklı bir yaklaşım değildir.
    7.Çocukla konuşurken “asla”, Hiçbirzaman”, “hep”, gibi iletişimi zorlaştıran ve genel değerlendirmelere yol açan sözcüklerden kaçınılmalıdır.
    8.Çocukla iletişimde “Sen dili” yerine “ben dili” kullanılmalıdır.
    9.Hemen başlangıçta olmamakla birlikte olumlu bir ilişkiyi takip eden yeterli bir sürenin sonunda çocuğun ev ve okul yaşamı için geçerli kurallar anne-baba ve çocuk tarafından birlikte belirlenmelidir. Sınırlar birlikte belirlenmeli, ancak bu sınırlar esnek olmalı, bu sınırlar içerisinde çocuğun serbestçe hareket edebilmesine olanak tanınmalıdır.
    10.Çocuğu yargılamaktan kaçınılmalı her davranışının nedenleri araştırılmaktan , bu nedenler çocukla tartışılmaktan kaçınılmalıdır.
    11.başarıları veya olumlu davranışları ödüllendirilmeli, ödüllerde bir ölçü olmalı, yani ödüller bir süre sonra etkinliğini yitirmemelidir. Manevi ödüllere ağırlık verilmeli, bu ödüllerde ifade, jest ve mimikler, vucut dili kullanılmalı. Çocuğa dokunmak yani fiziksel temastan çekinilmemelidir.
     
  8. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Kekemelik

    Kekemelik terimi sözel iletimi sıklıkla ve önemli ölçüde bozan konuşma kusurları anlamında kullanılmaktadır. Kekemeliğin en açık görülen özelliklerinden biri kelimelerin cümlelerin ve özellikle hecelerin tekrarıdır.
    Tekrarlamalar özellikle çocuklarda normalde 4-5 yaşına kadar görülebilmektedir. Bu masum tekrarlarla kekemeliğin birbirinden ayırt edilmesi gerekmektedir. Çocuklardaki bu normal akıcılık kusurunun kekemelik haline gelmesinde ailelerin askı ve çocuğun bu konuşması üzerine toplamasıdır denmektedir.

    Kekemelikte en önemli özelliklerden biri kelimelerin yada hecelerin tekrarlanmasıdır. Bazen harflerin çıkarılmasında da zorlanılabilir. Bir başka sorunda kekemelerin bütün gayretlerine rağmen hiç ses çıkaramama ile karekterize yaşanan bloklardır.

    Bazen bu takılmalara eşlik eden motor hareketler olabilir. Bunlar ise basit göz kırpmalardan gözdede sarsılmalara kadar varabilir.

    Kekelemeler daha çok:

    - Hecenin yada kelimenin başındaki h sesinde görülür. Baştaki sessiz harf sesli harften daha zor çıkarılır.
    - Cümlenin ilk kelimesinde daha çok görülür.
    - Uzun kelimelerde kısa kelimelere göre daha sık görülür.
    - Sessiz harften sesli harflere geçişlerde daha çok görülür.

    Kekemeliği artıran durumlar:

    - Telefon görüşmeleri,
    - Bir isim söylerken,
    - Önemli bir şey söylemek isterken,
    - Zaman yetersizliğinde,
    - Kekeleyen kişiyi zor anlayacağı düşünülen birileri ile konuşulduğunda
    - Önemli bir şahıs ile konuşulduğunda
    - Geniş bir dinleyici kitlesine konuşulduğunda

    Kekemeliği değiştirme tedavisinde amaç:


    Bu tedavide iki anahtar unsur vardır. Birincisi kişinin kekemeliğin daha az şiddetli olmasını öğretmek ikincisi ise kekemelik kokusunu azaltmak bu korkuya bağlı engelleyici davranışları yok edip sosyal yaşamdaki kısıtlayıcı özelliğini ortadan kaldırmaktır.

    Kekemeliğin tedavisi özel eğitimle yapılmaktadır. Tek başına verilecek bir ilaç yoktur. Bazen aşırı anksiyete ve durumun oluşturduğu depressif durumları ortadan kaldırmak için ilaç kullanılabilir. Öncelikle kişinin kekemeliğinin tipi tespit edilip ona uygun bir eğitim programından geçirilen hastalar kısa bir süre içerisinde daha rahat konur hale gelmektedir. Kekemeliği tam manası ile yenemeyenler bile hiç olmazsa sosyal yaşamlarında bir miktar daha rahat olmalarını sağlayacak hale gelebilmektedirler.
     
  9. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Çocuklarda Öksürük

    Çocuk öksürüğü aileleri en çok rahatsız eden hastalık belirtilerinden biridir. Çocuğu yorar, aileyi üzer ve uykuları böler.Ancak çocukta öksürüğe sebep olan birçok hastalık çok ciddi değil, sadece can sıkıcıdır.Öksürük sadece ciğerleri bakteriler, virüsler ve birtakım yabancı cisimlerin zararlı etkilerinden koruyan bir savunma mekanizmasıdır.

    Öksürüğün sebebi nedir?

    Normal koşullarda burundan başlayarak akciğerlere kadar uzanan solunum yolunun üst tabakası toz, bakteri, virüs ve diğer yabancı cisimleri yakalayan ince bir mukus tabakası ile kaplıdır. Çocuklarda yaklaşık olarak günde 0,5 litre mukus yapılır.Cilia adı verilen çok küçük tüy gibi yapılar bu mukusu korumaya çalışır ve solunum yollarına giren yabancı içeriği küçük süpürgeler gibi hareket ederek dışarıya atar.Çocukta solunum yolu enfeksiyonu başladığında ciliaların bu doğaltemizleme hareketleri ortadan kalkar.Solunum yolları da kendisini etkileyecek yabancı cisimlerden korunmak için daha da kalın bir mukus tabakası oluşturmaya başlar.İşte öksürük ciliaların hareketlerinin bozulduğu bu ortamda solunum yollarının temizliğini sağlamak için ortaya çıkar.Ciliaların hareketlerini yeniden düzenleyebilmek için enfeksiyon geçtikten haftalar sonrasına kadar çocukta öksürük sürebilir.

    Öksürüğün sebebini bulmak bazı durumlarda zor olabilmektedir. Çocuklar çoğunlukla hastalık belirtilerini anlatamazlar, bazen muayene ile de bir şey bulunamaz ve bu durumlarda akciğer fonksiyon testleri gibi bir takım laboratuvar testleri yapmak gerekebilir.

    Aileden alınacak küçük bilgiler ısrarlı öksürüklerin sebebinin bulunmasında yardımcı olacaktır.Örneğin sürekli sigara dumanına maruz kalma, evdeki toz ve akarlar gibi allerjen maddeler, evcil hayvanlar bu türlü ısrarcı öksürüklerin sebebi olabilir.

    Öksürükle birlikte sarı,yeşil burun akıntısı, baş ve boğaz ağrısı, nefesin kötü kokması da varsa genellikle sinüzit düşünülür.Solunum yollarına çekirdek, fındık vs. yabancı cisim kaçması sonucu da öksürük ortaya çıkabilir.Astım, soğuk algınlığı, sigara dumanı da muhtemel öksürük sebeplerindendir.

    Öksürük sesi bazen tanıda yardımcı olur. Kısa, kuru ve hırıltılı öksürük astım, bronşit veya zatürrede ortaya çıkar.Balgamlı öksürükler ise genellikle üst solunum yolu enfeksiyonları ile oluşur.Boğmaca ve krup ta da kendine özgü öksürük sesi vardır.

    Soğuk algınlığında veya sinüzitlerde öksürük genellikle yatarken ( mukus sürekli boğaz gerisine akmaktadır) artar.Çocuk sabah kalktığında şiddetli öksürerek ve bazen de kusarak bu mukusu temizlemeye çalışır. Israrcı öksürükler ise bronşit, zatürre veya astımda görülür, pzisyonla ilgisi yoktur, gece veya gündüz oluşabilir, egzersizle artar.Çığlık atmak, bağırmak veya gülmek ile şiddetli bir öksürük atağı oluşabilir.

    Bebeklik yaşlarında zatürre ve bronşiolit hastalıkları oldukça ciddi hastalıklardır. 1 yaşın altındaki bebeklerde havayolları henüz çok küçüktür. Bazı virüsler bu küçük hava tüpleri (bronşioller) in zarar görmesine sebep olurlar.Aldıkları hava yetersiz gelmeye başlar, nefes almakta güçlük çekerler ve acil müdahaleye gereksini duyarlar.

    Astım uzun süreli öksürüklerde en çok görülen sebeplerden biridir. Genellikle öksürük dışında başka belirti yoktur.Dinlemekle göğüste tipik solunum sesleri duyulur.

    Ne yapmalıyız ?

    Öncelikle evde kesinlikle sigara içmemelidir. sigara dumanı ciliaların hareketlerini felce uğrettığı gibi mukus salınımını da arttırır.

    İkinci önlemimiz ise mukus salgısını inceltmek ve irritasyonu yumuşatmak için çocuğumuza bol su veya benzer sıvılar içirmek olmalıdır.

    Üçüncü önlemimizde havayı nemlendirici cihazlar kullanmak olabilir.








    Çocuklara Yatmadan Önce 1 Kaşık Bal, Öksürüğü Hafifletir ..

    ABD’de yapılan bir araştırma, çocuklara yatmadan önce verilecek bir tatlı kaşığı balın öksürüğü hafifletebileceğini ortaya koydu.
    Araştırmayı yapan Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi doktorlarından Ian Paul ve arkadaşları, balın, öksürük ilacı verilmesi ya da hiç tedavi yoluna gidilmemesiyle karşılaştırılınca, en iyi seçenek olduğunu belirtti. Araştırmacılar, balın, tahriş olmuş boğazı kaplayarak yumuşatabileceğini kaydetti.
    "Archives of Pediatrics and Adolescent Medicine" dergisinin bu ayki sayısında yayımlanacak araştırmayla ilgili doktor Paul, birçok ailenin bu buluşlarına güveneceklerini ve "Annelerimiz haklıymış" diyeceklerini söyledi.
    Doktorlar, araştırma sırasında aileleri aracılığıyla, üst solunum yolu enfeksiyonu bulunan 105 çocuğun bir bölümüne yaşlarına uygun dozda bal tadı verilmiş öksürük şurubu, diğerlerine yalnızca bal verdi. Çalışmanın sonunda, bal verilen çocukların daha iyi uyuduğu ve öksürüklerinin azaldığı aileleri tarafından bildirildi.
    Bununla birlikte doktorlar, bir yaşın altındaki çocuklara, botulizm (ender rastlanan besin zehirlemesi) riski oluşturabileceği gerekçesiyle kesinlikle bal verilmemesi uyarısında bulunuyor.
     
  10. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Havâle geçiren bebek

    Havâle geçiren bebek şuurunu kaybeder, kol ve bacakları kasılır. Birkaç saniye sonra, kol ve bacaklar ile yüz adâleleri ritmik olarak seğirmeye başlar.

    Havâle ekseriyetle 6 aylık ve 5 yaşındaki çocuklarda meydana gelir.

    Eğer, bebeğiniz atşeli iken havale gelirse, önce bebeğinizin ateşini yavaş yavaş indirmek icap eder. Bunun için bebeğin giysileri çıkarılır ve bebeğin başına ve göğsüne serin bezler konulur, vücudu serin su ile silinir. Sünger ile silerken alkol kullanmayınız. Havale esnasında bebeğinizi küvete sokmak tehlikeli olabilir.

    Eğer bebek havale esnasında kusarsa, bebeği yüzü koyun ya da yan yatırın; sırtüstü yatırmayın. Nefes alması güçleşirse çeneyi her iki tarafta alt kısmından kavrayarak ileri-geri hareket ettirmek suretiyle nefes alıp vermesine yardımcı olun.

    Eğer bebeğiniz, ateşi yok iken havale geçirirse yapılacak şey ateşini düşürmek dışında, ateşli havale ile aynıdır.

    Bebeğin hareket ettirmeyin ve herhangi bir hareketine mani olmayın. Soluması bir an durabilir ise de, sûni solunum yaptırmayın; bebek kendiliğinden soluk alıp vermeye başlayacaktır.

    Bazen çocuk dilini ısırırsa da, ciddi bir incinme meydana gelmez. Bebeğin ağzına elinizi ya da başka bir şeyi sokmayınız. Havale birkaç dakika sonra kendiliğinden geçecektir. Havale geçtikten sonra dokturunuza haber veririniz.
     

Sayfayı Paylaş