1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Çocukluk Çağı Sıkıntılı Geçtiyse...

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve Papatya tarafından 12 Mayıs 2013 başlatılmıştır.

  1. Papatya
    Meşgul

    Papatya Sözlerimi Geri Alamam.* Süper Moderatör

    Katılım:
    6 Ağustos 2012
    Mesajlar:
    16.261
    Beğenileri:
    5.772
    Ödül Puanları:
    10.980
    Yer:
    Seattle.
    Banka:
    4.919 ÇTL

    Çocukluğu sorunlu ya da aile içi sıkıntılarla boğuşarak geçenlerde 20'li ya da 30'lu yaşlarda depresyon belirtileri görülüyor, bunlar da uyku bozukluğu, çabuk öfkelenme, enerji patlaması şeklinde olabiliyor.


    Depresyonun çeşitleri var mı?

    Depresyonun daha biyolojik ya da daha psikolojik kökenli olanları vardır. Bazen her iki faktör birlikte bulunur.
    Biyolojik kökenli (örneğin genetik nedenle) olanlar: Kimi zaman hiçbir çevresel neden ya da stres etkeni olmaksızın da ortaya çıkabilir. Bu tip depresyonlar başı sonu belli, birkaç ay süren bir ya da birden fazla dönem halinde olabilir. Bu dönem bittiğinde ya da kişinin tedavisi yapıldığında biyolojik kökenli depresyonun belirtileri yok olur, zaten ilaç tedavisine net bir cevap da alınır. Bu tip depresyonlar hafif, orta ya da ağır şiddette olabilir. Şiddetine göre belirtileri değişir. Biyolojik depresyonların bazıları mevsimsel özellik gösterir, yılın hep belirli bir döneminde ortaya çıkabilir. Biyolojik depresyon iki kutuplu (bipolar) bozukluk dediğimiz, eskiden manik depresif bozukluk da denilen durumun bir parçası olarak da ortaya çıkabilir. Böyle kişiler depresyon nöbeti yanı sıra hastalığın bir başka döneminde tam tersine hareketli, neşeli, canlı, aşırı aktivite gösteren ve mani adını verdiğimiz bir dönem de geçirebilirler.

    Belirtileri neler?

    Uykusuzluk, iştahsızlık, hareketlerde yavaşlama, neşesizlik, karamsarlık, cinsel isteksizlik biçiminde. Bu gibi kişilerin bir bölümünün depresyon nöbetleri dışında genellikle iş yaşamı ve insan ilişkileri açısından psikolojik kökenli depresyonlara göre problemsiz bir hayatları vardır.

    Psikolojik kökenli olanlar: Aslında daha da sık olanı psikolojik kökenli olanlar. Bazıları belirtiler bakımından biyolojik depresyona çok benzese de aslında oluşum nedenleri ve tedavi politikası bakımından farklılık gösterir. O kadar ki, bunların bazılarına belirtilerdeki benzerliğe rağmen depresyon adını dahi vermeyip kökenine işaret eden teşhislerden söz etmek gerekir. Örneğin aile içi problemler nedeniyle ağır strese maruz kalan birinde, hele ki bu erken yaşlardan beri olmuşsa uzun yıllar boyu depresyona benzer şikayetler olur: Umutsuzluk, karamsarlık, kabuslar görme, sık sık geçmişteki üzücü olayların akla gelmesi. Bunlara kronik travmalar sonrası ortaya çıkan psikolojik bozukluklar denir. İlk bakışta tablo bir depresyonu andırsa da bu gibi tablolar standart depresyon tedavilerine yeterli yanıt vermemeleri ile de biyolojik depresyondan ayrı özellik gösterirler. Bu tür tablolarda depresif şikayetler bazen uzun yıllar aralıksız devam eder, bazı hastalar “Ben kendimi bildim bileli böyleyim, ara sıra intiharı düşünürüm, çocukken bile düşünmüştüm, hatta girişimde bulunmuştum” biçiminde söz ederler.

    Kronik travmalar nedir?

    Çoğu zaman çocukluk çağı travmaları, çocuklukta istismar ve ihmale uğrama dikkati çeker. Gerçekten de bu olaylar sanıldığından daha yaygındır.

    Bir çocuğun istismar ya da ihmale uğraması için çok kötü huylu bir anne ya da babasının, ya da ailesinin olması gerekmiyor. Aile ilişkileri, tıpkı kadın erkek ilişkileri gibi son derecede karmaşıktır ve birçok ailede tüm iyi niyetli çabalara karşın çocuklar erken yaşlarda şu ya da bu şekilde olumsuz etkilenebilirler. En azından anne babaların da kendilerine göre az ya da çok psikolojik sıkıntıları yaşamlarının bir döneminde olabilmekte ve bunlardan kaynaklanan yansımalar dahi çocuklarda beklenmedik etkiler yapabilmektedir. Ancak birçok durumda çocuktaki etkilenme o dönemde belli olmamakta ya ergenlik döneminde ya da yirmili ve otuzlu yaşlarda daha fazla kendini ifade etmektedir.

    Neler hissediyorlar?

    Bu tip psikolojik kaynaklı depresyonlar içerisinde dissosiyatif depresyon denilen bir tablo son yıllarda çok yaygınlaşmıştır. Böyle kişilerde olumsuz geçen bir çocukluk çağı sonrası, 20’li yaşlarda belirginleşen depresif yakınmalar yanı sıra, zaman zaman çabuk öfkelenme ve parlama, zaman zaman enerjik iken bazen nedensiz olarak kendini kötü hissetme, uyku bozuklukları gibi şikayetler olur. Bu tablo belirginleştiğinde bazı düşünce ve duyguların kendisine yabancı geldiğini hissedebilir. Bu o kadar olabilir ki kişi kendi içerisinde diyaloglar kurabilir. Herhangi bir konudaki düşüncelerine kendi içinden itirazlar geldiğini hissedebilir. Bunu kafasının içerisinde ses gibi duyanlar dahi vardır. Bunun belirgin olduğu durumlarda kişinin git-geller yaşaması, değişen zamanlarda sanki başka bir kişi gibi birbirinden farklı hallere girdiğini hissetmesi mümkündür. Bazı insanlar bunu “Sanki içimde bir çocuk var”, ya da “Sanki bana benzeyen ama benden farklı karakterde birini hissediyorum” biçiminde anlatabilir.

    Sosyal fobi de depresyona neden oluyor mu?

    Üçüncü bir grupta depresyon daha başka psikiyatrik durumların bir sonucu olarak, bir son nokta ya da son durak olarak ortaya çıkar. Bunlara sekonder depresyon denir. Örneğin kişide tedavi edilmemiş bir sosyal fobi olabilir. Bu durumda kişi yıllar boyu, daha çocukluğundan başlayarak, utangaç ve çekingen davranır, kendini ortaya koymada zorlanır. Bu şekilde kendini kısıtlayan kişi sonunda karamsarlık ve umutsuzluğa kapılabilir. Bu yüzden içkiye başlayan da vardır. Halbuki sosyal fobisi tedavi edilse bu duruma girmeyecektir.

    Kişi kendi kendine depresyon teşhisi koyabilir mi?

    Şüphelenebilir ama tam olarak koyamaz. Doğru tahmin etse de bunun hangi türde olduğunu bilemez ve başka bir hastalıkla da karıştırabilir. Onun için böyle bir teşhise güvenilemez. Ama kendinde bu durumdan şüphelenen kişi psikiyatristle yüz yüze görüşmelidir. Depresyonunun anlattığımız tiplerden hangisine girdiğini sormalıdır. Ona göre tedavi farklı olacaktır.

    İlaçlar depresyona neden olur mu?


    İlaçlar depresyona neden olabilir. Örneğin bazı antihipertansif ajanlar, zayıflama ilacı olarak kullanılan bazı maddeler, doğum kontrol hapları ve birçok başka maddenin böyle bir etkisi olabilir.

    Depresyon hayatı nasıl etkiliyor?

    Depresyon ağırsa gündelik yaşamı durdurur. İstirahat raporu verilmesini gerektirir. Kişi yataktan çıkamayacak duruma girebilir ya da bir psikiyatri kliniğine yatırılması gerekebilir.

    Daha hafif ama kronik depresyonlar ise uzun vadeli etkiler yapar: Evlilikte ilişkiler bozulur. İş hayatında yanlış kararlar alınır. Kişi sıkıntılı anlarında aldığı kararlarla kendine zarar verip kendi bindiği dalı kesebilir. Çocuklarıyla ilişkisi bozulabilir. Sürekli mutsuzluk hissetmesine ve kendisini olumsuz bir insan gibi görmesine yol açar. Bu nedenlerle alkol ya da uyuşturucu maddeye yönelme görülebilir.

    Depresyonda olduğunu düşünen nereye başvurmalı?

    İdeal olarak başvuracakları kişi psikiyatristtir (Ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı). Psikiyatristler hastanelerde ya da özel muayenehanelerinde çalışır. Herkes kendi olanağına ve ihtiyacına göre bu hizmetlerden yararlanabilir. Çoğu depresyonda, bir ilaç tedavisinin en azından geçici de olsa yapılmasının gerekmesidir. Psikolojik etkili ilaçlar yasal olarak sadece psikiyatristler ve bazı durumda yetkilendirilmiş hekimler tarafından yazılabilir.

    HAZIRLAYAN: ÖZGÜR KÖYLÜ

     

Sayfayı Paylaş