1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Cumhuriyetin İlanı ve Rejim Olarak Eğitime Katkıları

Konusu 'Cumhuriyet Tarihi' forumundadır ve wien06 tarafından 8 Ekim 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Osmanlı döneminde Tanzimat ile birlikte eğitim alanında Türk kadınına bazı haklar verilmişti. Ama bunlar yeterli değildi. Bu haklar cumhuriyet döneminde genişletilmiştir. 1858’de kız rüştiyesi (ortaokul, 1869’da kız ve erkek tüm çocuklara ilk öğretim zorunluluğu getirilmiş ve kız sanayi okulu açılmıştı. 1870’de kız öğretmen okulu, 1911’de de kız liseleri açılmıştır. 1917’de kadınların tıp fakültesinde okumaları için Sıhhiye Meclis-i Umûmisi tarafından karar alınmış, 1918’de kızlar için Sanayi’-i Nefise Mektebi (Güzel Sanatlar) açılmıştı.

    1924’de Tekirdağ’da kız lisesi olmadığından kızlar erkek lisesine kayıt olmak istemiş, bakanlık da bunu olumlu karşılamıştı. Aynı sene ilkokullarda karma eğitim başlamıştır. 1927’de ise orta öğretimde karma eğitime geçilir. 1926’da Medeni Kanunla harp okulları dışındaki tüm eğitim kurumları kız çocuklarına hizmet vermek için programlanmıştı. Harp Okuluna kız öğrenci alınması ise 1965 yasası ile sağlanmıştır.10

    Cumhuriyet ilân edildiği sıralarda bile, savaşlarda olan büyük kayıplar nedeniyle ülkede öğretmen, doktor, mühendis, sağlık memuru, yüksek okul mezunu vb. yok denecek kadar azdı. Yalnızca Çanakkale Savaşında ikiyüz binden fazla şehit verildiği düşünülür ve diğer cephelerdeki kayıplar da buna eklenirse, durumun ne kadar kötü olduğu kolayca anlaşılabilir. Yalnızca kişi bakımından değil eğitim kurumları bakımından sayısal düşüklük açıkça görülebilmekte idi. Öğretim programları da günün gereksinimlerine cevap vermekten çok uzaktı. Bu yüzden süratle eğitim kurumlarının ve öğrencilerin sayısını artırmak kaçınılmazdı. 1923-1938 arasında bunun gerçekleştirildiği görülmüştür. Özellikle, orta öğretim alanındaki öğrenci sayısı inanılmaz bir şekilde artmıştır. Orta öğretimde % 1.463, liselerde % 2.015 arasında bir artış 1923-1928 arasında gerçekleşebilmiştir. Diğer kurumlarda da buna paralel artışlar olmuştur.

    Türk eğitim sistemine yeniden biçim vermek amacıyla dünyaca tanınmış eğitimciler Türkiye’ye çağrılmış ve bunlardan yararlanılmıştır. Örneğin 1924’te Amerikalı eğitimci John Dewey, 1925’te Alman eğitimci Kühner, 1926’da Belçikalı Buyse’nin Türk eğitimine katkıları büyük olmuştur.

    22 Mart 1926 ve 10 Haziran 1933 tarihli yasalarla eğitim hizmetlerinin modern bir şekilde yürütülmesi sağlanmıştı. 1926-1927 yılından itibaren ücretsiz hale getirilen orta öğretimde kız ve erkek öğrencilerin bir arada öğrenim görmeleri gerçekleştirilmiştir.” Öğretim Yasası ile belirlenen esaslara uymayan birçok yabancı okul kapatılmıştır. Yabancı ve azınlık okullarının orta kısımlarında Türkçe, Türk tarihi, coğrafyası zorunlu olarak okutulmaya başlanmıştır.

    Cumhuriyet döneminde üniversitede kız öğrenci sayısı süratle artmaya başlamıştır. 1930-1931 ders yılında Edebiyat Fakültesinde 155 kız, 129 erkek öğrenci vardır. Fen Fakültesinde 90, Hukuk Fakültesinde 70, Tıp Fakültesinde 11 kız öğrenci vardır. Hukuk Fakültesinde kız öğrenci sayısı artarken, tıpta azalmıştır. 1950’de İstanbul Üniversitesinde 24 olan kadın öğretim üyesi sayısı, 196O’da52’ye, 1970’de 114’e yükselmiştir.12

    Cumhuriyetin ilân edildiği 1923’ü izleyen 1923-1924 döneminde nüfusun ancak % 13’ü okur yazardı. Bunun % 3’ü kızlara aitti. Bu tarihte 4.894 ilkokul, 71 ortaokul, 23 lise, 9 fakülte ve yüksek okul vardı. İlkokullarda 341.491, ortaokullarda 5.905, liselerde 1.241, meslek okullarında 6.547, yüksek öğretimde 2.914 öğrenci toplam 358. 548 öğrenci vardı. Bugün yalnızca üniversite sınavına girenlerin sayısı bunun yüz katından fazladır.

    Okul binalarından İstanbul ve birkaç büyük yerleşme merkezinde bulunanların bir kısmı dışındakiler eğitim ve öğretime elverişli değildi. Bazıları büyükçe bir ev halindeydi. Cumhuriyet ilân edildiğinde Türk eğitim sistemi tam bir harabe halindeydi.13

    Bütün bu olanaksızlıklara ve güçlüklere karşı Gazi bir eğitim savaşı başlatarak Türkiye’mizin sosyal ve ekonomik yapısının temellerini atmıştır. 1 Kasım 1928’de yeni Türk harflerinin kabulü ile Lâtin alfabesine dayalı yeni Türk harfleri kullanılmaya başlanmıştır.

    Gazi, baş öğretmen sanı ile yeni Türk harflerini halka öğretmek için Anadolu’yu gezmiş, meydanlara kara tahtalar kurdurarak halka yeni harfleri öğretmiştir. 15 Eylül 1928’de Sinop’ta bir okulun bahçesinde memurlara ve halka yeni harfleri öğretir iken, karşısında duran bir adamı çağırmış ve ona sormuştur:

    “- Adın ne? Ne iş yaparsın?
    - Bekir. Arabacıyım paşam.
    - Okuman yazman var mı?
    - Yok paşam, senden öğrenmeye geldim” cevabını almıştır.

    Gazi yeni harfleri bu elli yaşlarındaki kişiye öğretti ve memnun oldu. Daha sonra da “Bu millet üç ay içerisinde okuyacak ve yazacak” dedi.14 Bu Gazi’nin inanılmaz öğretme niteliğini ve azmini ortaya koyan örneklerden birisidir.

    1929-1930 ders yılı başından itibaren okullardan Arapça ve Farsça dersleri kaldırılarak, bunların yerine Fransızca, İngilizce Almanca dillerinin öğretilmesi kararı alınmıştır. 10 Nisan 1929’da bir yasa çıkarılarak teknik alanda mühendis, yabancı dil, tarih, coğrafya, matematik, resim, müzik, beden eğitimi alanlarında öğretmen yetiştirilmesi amacı ile çok sayıda öğrenci Almanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerine gönderilmeye başlandı. Böylece, üniversitede öğretim kalitesi yükseltildi. Çünkü, üniversitelerde yetişkin öğretim üyesi nerdeyse yok denecek kadardı.

    Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar tarafından kapatılan medreselerde 16.245 öğrenci vardı. Bunlardan yaşları uygun olanlar ilkokullara ve liselerin ilk kısımlarına alınacaktı. Hazırlık kısımları kapatılan Darü’l-hilâfe medreseleri yerine İmam-Hatip okulları kuruldu. Başlangıçta bunların sayıları 29 tane idi. Giderek, sayıları her ders yılında biraz daha azalan bu okullar, 1929-1930 yılında tamamen kapatılmış, öğrencileri liselere ve ilköğretim okullarına kaydedilmiştir.

    Darü’l-hilâfe medreseleri dışında kaza ve köylerde 479 tane “Medaris-i İlmiye” adlı medrese bulunmaktaydı. Haklarında hiçbir bilgi olmayan ve resmî denetimleri yapılmayan bu medreseler ilköğretim düzeyinde eğitim veriyorlardı. 11 Mart 1924’te bunlar da kapatılmış, öğrencileri ilkokullara, öğretmenleri de okullara din öğretmeni olarak gönderilmişti.

    1924 Nisanı başlarında Adana ve Konya İmam-Hatip okulları öğrencileri lise ve ortaokula geçmek istemişler, kendilerine izin verilmiştir.

    Süleymaniye Medresesi yerine İstanbul Darü’l-fünûnun da İlahiyat Fakültesi kurulmuştu. Darü’l-fünûn kaldırılıp, üniversite haline getirilince İlahiyat Fakültesi de kaldırıldı. Atatürk’ten sonra 1948’de İsmet İnönü zamanında İmam-hatip okulları kurs niteliğinde yeniden açıldı. 1949’da Ankara Üniversitesine bağlı olarak İlahiyat Fakültesi hizmete girdi. 1965’de kuran kursları açma ve yönetme yetkisi müftülüklere verildi. İmam-Hatip ortaokul sayısı 383, lise kısmı 366’ya çıkmış olup, 1989-1990 öğretim yılında ortaokulda 189.447, lise kısmında 93.077 olmak üzere İmam-Hatipli sayısı 282.524’e yükselmiştir.15

    Cumhuriyet döneminde askeri idadiler liseye çevrilmiştir. Bunlar 22 Nisan 1925’te Milli Savunma Bakanlığına bağlandı. 1925 ve 1926 yıllarında yabancı azınlık okullarının denetimi hızlandırıldı. Bu okullardaki öğrenciler her şeyden önce Türkçe’yi öğrenecek ve Türklüğü kavrayacaklardı. Bu konuda bir dizi tedbir alınmakta da gecikilmedi.16

    1928’de lâiklik ilkesi yani devletin bir dini olmadığı maddesi anayasadan çıkarıldıktan sonra okul programlarından da zorunlu din derslerinin çıkarılmasına karar verildi. 1930’da şehir, 1933’te köy okullarında bunun uygulanmasına geçildi. 1933’te Milli Eğitim Bakanlığı Örgüt ve Ödevler Kanununda okullarda din öğretimi ile ilgili maddeleri kaldırdı.17 Ancak, 1965’te ilkokul programlarına program dışı din dersleri kondu.18

    Atatürk’ün ölümüne kadar olan süre içerisinde Türkiye’de çok sayıda fakülte ve yüksek okul hizmete girmiştir. Hukuk Fakültesi (1925), İstanbul’da kurulan Siyasal Bilgiler Okulu’nun 5 Kasım 1936’da Ankara’ya nakli, 9 Ocak 1936’da Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesinin açılması ile 1936’da Ankara Üniversitesi kuruldu. İstanbul Darü’l-fünûn’u 1933’te üniversite haline getirildi. Orta dereceli öğretmen yetiştirmek için Gazi Öğretmen Okulu ve Enstitüsü 1927’de, Yüksek Ziraat Enstitüsü 1933’te, Milli Musiki ve Temsil Akademisi (bugünkü konservatuar) 1934’te, İstanbul İktisat Fakültesi, Ankara Tıp 1937’de kurulmuşlardı.19

    Üniversitenin muhtariyetini elde ettiği 1933 tarihine kadar olan süre içerisinde devletin İstanbul Darü’l-fünûnunun işlerine karışmama isteğine karşın, istemeyerek olaylara karıştığına zaman zaman şahit olmaktayız. Örneğin, 1924’te, Darü’l-fünûnun bahçesinde bazı öğrenciler objektife poz vermeye cesaret etmişler, resim çektirmeyi günah sayan Darü’lfünûn öğretmenleri harekete geçmiş, öğrencileri cezalandırmıştı. Olaydan birkaç gün sonra Gazi, Bursa’da resim çektirmenin günah olmadığını açıklamış, İstanbul Savcılığı öğretmenleri mahkemeye vermekle tehdit etmiş, olay da bir süre sonra kapanmıştı.20

    Atatürk’ün eğitim ve kültür alanında her türlü çalışmayı teşvik ettiğini bilmekteyiz. Nitekim o Türk dili ve Türk tarihi ile ilgili araştırmalar ve bu konularda bilimsel çalışmalar yapmak için 12 Nisan 1931’de Türk Tarih Kurumu’nun ve 26 Eylül 1932’de Türk Dil Kurumu’nun kurulmasını bu amaçlarla gerçekleştirmiştir.

    Türkiye Cumhuriyeti ilk on yıl içerisinde işe yaramayan eğitim sistemini tamamen yıkmayı ye yerine modern eğitim ilkeleri koymayı başarmıştır. Din eğitimi veren okullar kapatılmış, okul kitaplarından ya da programlarından bu eğitimi besleyen bölümler çıkarılmıştır. Kadın-erkek eğitimi Türk eğitiminin vazgeçilmez öğelerinden biri, ilköğretim mecburî, her çeşit öğretim ücretsiz olmuştur.

    Türkiye nüfusuna göre, dünyanın en büyük ücretsiz eğitim sistemini kuran ülkelerden biri olmuştur. Okur-yazar sayısı yüzde onüçlerden yüzde doksanlara yükselmiştir.

    Bütün bu inkılâplar ülkenin içinden çıktığı bir savaşın ardından, yokluk ve sefaletin bütün ülkeyi sarstığı, sanayinin, paranın, bayındırlığın, her çeşit mahrumiyetin olduğu bir sırada gerçekleştirilmiştir. Bugün ulaşılan seviyeyi incelerken 1920’lerin durumunu, Türkiye’nin o tarihlerde ne durumda olduğunu akıldan çıkarmamak gerekir. Türkiye büyük bir savaştan çıkmıştır. Bazılarının dediği gibi, bu savaş Yunanlılara karşı verilmemiştir. Duyuda Ermenilere, Güney Doğuda Fransızlara karşı savaşılmıştır. Batı Anadolu, Akdeniz dışında, Rumeli de İtilaf devletleri tarafından istila edildiği gibi başkent de istilaya uğramıştır.

    Savaştan çıkmış, eğitimsiz ve parasız bir halk için yapılan çalışmaları hafife almak, yalnızca o tarihleri iyi bilmemek ya da bilmez görünmekten kaynaklanmaktadır. Bu yüzden sanki o tarihlerde demokrasi yokmuş, demokrasi yerleşmemiş gibi fikirler ortaya atmak yeterli ve doğru değildir. O tarihlerde demokrasinin temeli atılmış, eğitim alanında halk bilgilendirilmiş, okur-yazar sayısı süratle artırılmış, üniversitelerin muhtar ve bağımsız olması sağlanmıştır.


    KAYNAK: Prof. Dr. Yücel Özkaya
    ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 56, Cilt: XIX, Temmuz 2003, Türkiye Cumhuriyeti'nin 80. Yılı Özel Sayısı
    DIPNOTLAR:
    1 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, c. III, Ankara 1961, s. 63.
    2 Yücel Özkaya, ‘Türk Basınında Cumhuriyetin İlânının Öncesi ve Sonrası,” Atatürk Yolu, Sayı 11. Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Yayını, Ankara 1993.
    3 Tanin, 31 Ekim 1923.
    4 Tevhid-i Efkar, 31 Ekim 1923.
    5 Vakit, 10 Teşrin-i Sani 1923.
    6 Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, 2. baskı, Ankara 1961, s. 230.
    7 Turhan Feyzioğlu, “Atatürk ve Milli Eğitim”, Atatürkçü Düşünce, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 1989, s. 681-691.
    8 Seçil Akgün-Murat Uluğtekin, “Misak-ı Maarif, Ankara Üniversitesi Atatürk Yolu Dergisi, Sayı 3, Ankara 1989, s. 286-287.
    9 Yücel Özkaya, “Atatürk Biyografisinden Sayfalar (II) (1923-1928)” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 18. Ankara 1990. s. 513.
    10 Müjgan Cunbur, “Atatürk Döneminde Kadın Eğitimi” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 23, Ankara 1992, s. 261; Emel Doğramacı, “Türk Kadınının Çağdaşlaşması” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 26, Ankara 1993, s. 306.
    11 Galip Karagözoğlu. “Atatürk’ün Eğitim Savaşı,” Atatürk Araştırına Merkezi Dergisi, Sayı 4. Ankara 1985, s. 197-199.
    12 Müjgan Cunbur, “Atatürk Döneminde Kadın Eğitimi.” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 23, Ankara 1992, s, 268.
    13 Galip Karagözoğlu, “Atatürk’ün Eğitim Savaşı,’ I. Uluslararası Atatürk Sempozyumu, Ankara 1994, s. 320-321.
    14 Yahya Akyüz, “Atatürk’ün Türk Eğitim Tarihindeki Yeri,” I. Uluslararası Atatürk Sempozyumu, Ankara 1994, s. 362.
    15 Zekai Baloğlu, Türkiye’de Eğitim, Yeniyüzyıl Gazetesi Yayını, Ankara 1995, s. 69 .
    16 Mustafa Ergün, Atatürk Devri Türk Eğitimi, Ankara 1982, s. 51-60.
    17 Niyazi Berkes, Türkiye’de Çağdaşlaşma, İstanbul 1978, s. 524.
    18 Baloğlu, a.g.e., s. 17.
    19 İlhan Başgöz-E. Howard Wilson. Türkiye Cumhuriyetinde Eğitim ve Atatürk, Ankara l968, s. 185.
    20 A.g.e.. s. 178
     

Sayfayı Paylaş