1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Cumhuriyet'in Oluşumunda Atatürk

Konusu 'Devrimleri, İlkeleri' forumundadır ve wien06 tarafından 29 Ocak 2009 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    TEORİDEN UYGULAMAYA GEÇİŞ SÜRECİ VE ATATÜRK

    Mütarekenin imzasıyla başlayan, Osmanlı Devleti’nin İtilâf Devletleri tarafından paylaşımı, Osmanlı milletine zor günler yaşatmıştır. İtilâf Devletleri, bazı Osmanlı topraklarını, anlaşma hükümlerini bahane göstererek işgale başlamıştır. Yöneticilerin bu duruma sessiz kalışları, Osmanlı milletini yerel de olsa bir direnişe sevketmiştir. Memleketin her köşesinde öncelikle mahalli, bir sonraki aşamada millî bir mücadeleyi hedefleyen örgütlenmeler süratle ortaya çıkmıştır.

    Anadolu’daki bu hadiseler üzerine, Padişah güvendiği bir komutanı, Anadolu’daki hareketin başına göndermeye karar verdiğinde, Harbiye Nazırlığı’ndan bir liste getirtmek suretiyle, incelemiş ve Mustafa Kemal Paşa’yı uygun görerek, bu vazifeyi vermiştir.

    Bu görevi Mustafa Kemal Paşa’nın kabul etmesi, çevrede belirli kişilerce, yadırganmıştır. Bunlardan birisi de Halide Edip Adıvar’dır. Halide Edip, Millî Mücadele yıllarını anlattığı bir eserinde, “vatana sevgisiyle böylesine dolu bir insan, nasıl olur da böyle bir görevi kabul eder. Yazık ki Mustafa Kemal Paşa’da zannettiğimiz gibi değilmiş. Mücadele yerine, teslimiyeti kabul etti” der ve ekler “Daha sonra bize gönderdiği telgrafla, bizi vatanı kurtarmaya çağırması, ona olan bütün sevgimizi ve bütün bağımlılığımızı yeniden alevlendirmişti.

    Mustafa Kemal Paşa’ya geniş yetkiler verilerek, Samsun ve civarında asayişi sağlaması istense de, O, bu görevi kafasında planladığı amaçları gerçekleştirmede bir vasıta olarak görmüştür. Mustafa Kemal Paşa, 22 Mayıs 1919’da Sadaret’e gönderdiği raporda “millet, milli hakimiyet esasini ve Türk milliyetçiliğini kabul etmiştir. Bunun için çalışacaktır.” demiştir. Bununla beraber, daha sonraları milletle birlikte hazırladığı kongrelerde de hakimiyet-i milliyeyi öne çıkartmıştır. Amasya Genelgesi’nde “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” çağrısıyla, halkı harekete geçirmiştir. Millî irade fikrini yine Erzurum Kongresi’nde, üçüncü maddede “Kuva-i Millîye’yi amil ve İrade-i Milliyeyi hakim kılmak esastır” ibaresiyle bir kez daha vurgular.

    Erzurum Kongresi hazırlıkları sırasında, düzenlenen bir toplantıda Mustafa Kemal Paşa bir hedef tayin ederek, bunu şu sözleriyle belirler: “Hakimiyet-i Milliye’ye müstenid, bilakaydü şart müstakil bir Türk Devleti teşkil etmek ve bu hedefe behemahâl vasıl olmaktır.

    Kongreler Mustafa Kemal Paşa’nın istediği gibi gerçekleşerek, başarıya ulaşmıştı. Hatta Amasya’da, Osmanlı Devlet adamlarından biri olan Bahriye Nazırı Salih Paşa ile görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşme, Kuva-yı Millîye hareketinin tanınması açısından önemlidir.

    Kongreler sonucu oluşmuş, Hakimiyet-i Milliye’yi esas alan Heyet-i Temsiliye, Kuva-yı Millîye’yi yönetme yetkisine sahipti. 16 Mart 1920’de İstanbul’un işgali üzerine kapatılan meclis, Kuva-yı Millîyeciler’e, Heyet-i Temsiliye idaresinin, daha gerçek ve resmi şekilde kullanılmasına imkan vererek, meclisi açma yolunda harekete geçirmiştir. Bu amacı gerçekleştirmek için yapılan tartışmalarda bazı şahıslar, bir yasama meclisi, bir kabine, bir de yürütme kurulu kurarak, bunun başına da Meclis Başkanı getirmek fikrini savunmuşlardır. Mustafa Kemal Paşa bu tarz uygulamayı Cumhuriyete benzeterek, halkın karşı çıkmasından çekindiğinden, “Bütün kudret halkındır. Kudret bölünmez, icrai ve teşrii diye birbirinden ayrılmaz”. İdeolojisiyle açıkladığı olağanüstü yetkilere sahip meclisi 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi adıyla Ankara’da açmıştır. Mustafa Kemal Paşa, Meclis Başkanı olarak seçilmiştir.

    Bundan sonra da, Kuva-yı Millîye hareketi, resmi bir yönetimle çalışmalarını aynı hızla, Meclis kararlarıyla sürdürmüştür. 1921 yılında Kuva-yı Millîye hareketi, düzenli ordu şekline dönüştürülerek, 1922 senesinde, Türkiye vatanını düşmandan kurtarmış, bağımsız bir devlet haline getirmiştir.

    Egemenliğin halka ait olmasını her defasında vurgulayan, Mustafa Kemal Paşa, milletin psikolojik yapısını, gayet iyi anlayabilmişti. Yakup Kadri, Mustafa Kemal Paşa’nın bu özelliğine bilhassa işaret etmiştir. Halkı böylesine iyi tanıyan Mustafa Kemal Paşa, Millî Mücadele yıllarında, milletin iki hükümet arasındaki tereddütünü de sezmiştir. Atatürk, buna rağmen, umutsuzluğa kapılmadan, halkın görmek ya da duymak istediklerine bağlı kalarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, halk desteği ile benimsetmiştir.

    Kurtuluş Savaşı’nın ilk hedefi, vatan ve milleti düşman işgalinden kurtarmak iken, ikinci hedefi Padişah ve Halife’yi korumaktı. Türkiye Büyük Millet Meclisi açılışında, alınan kararlardan biri de “Padişah ve Halife’nin vaziyetlerinin, vatan kurtulduktan sonra Meclisin alacağı bir kararla belli olmasıydı”. Padişah ve Halife’ye hala bağlılıklarını önemle belirten bu maddeler, Mustafa Kemal Paşa’nın halkı bilmesi ve onların desteğini alabilme çabasındandır.

    1922 yılında ülke tam bağımsızlığını sağlamıştı. Yine aynı yıl içinde, 1923 yılında imzalanacak Lozan Barış Konferansı’na, İtilâf Devletleri’nin hem İstanbul, hem de Ankara Hükümeti’ni çağırması, ikili hükümet yaşamına son verecektir. Nitekim, 1 Kasım 1922 tarihinde Saltanat’ın kaldırılmasıyla, Türkiye Devleti’nde, yetkinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olduğu kesinleşmiştir.

    1923 yılında Meclis içindeki görülen karışıklıklar, ayrıca bu seçim sistemiyle halk iradesinin tam kullanılmaması gibi nedenler, Mustafa Kemal Paşa’ya, gençlik yıllarından beri arzuladığı Cumhuriyeti, 29 Ekim 1923 tarihinde ilan etme fırsatını sağladı.

    Atatürk, zaman zaman Cumhuriyetin gerçekleşmesi gerektiğinden bahsetmiştir. Sultan Reşat’ın Rumeli gezisi sırasında, karşılama töreninde, padişahın zar zor arabadan indiğini gören Mustafa Kemal, yanındaki arkadaşı İsmail Hakkı Bey’e “Artık hanedanlık kalkmalı, Cumhuriyet gelmelidir” demiştir. Bu haber Mahmut Şevket Paşa’ya iletildiğinde, Paşa, bomba patlamış gibi yerinden fırlamış ve etrafındakileri derhal susturmuştur.

    1919’da Erzurum’da yapılan bir toplantıdan sonra, Mazhar Müfıd Kansu, bu mücadele de başarılı olunursa, hükümet şeklinin ne olacağını sorması üzerine, Mustafa Kemal Paşa, “Cumhuriyet olacaktır” cevabını vermiştir.

    İsmet Paşa ise Cumhuriyetin nasıl kurulduğunu anlatan yazısında, Türkiye Cumhuriyeti’nin, Türk Kurtuluş Savaşı’nın tabii sonucu olduğunu, Cumhuriyeti kimsenin düşünmediğini, amaçlarının saltanatı devirmek olmayıp, tek hedefinin yurdu kurtarma olduğunu belirtir. Saltanat ve halifeliğin kurtarılmasının, Kurtuluş Savaşı’nda, bir ilke olarak benimsetilmesinin aldatmaca ya da taktik olarak görülmemesini de açıklar.

    Atatürk’ün Türk Devlet yapısına en uygun gördüğü Cumhuriyet, “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir” diyen 1921 Anayasası’nda, yapılan 1924 değişikliğiyle birinci madde olarak “Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” şeklinde anayasamızda belirtilmiştir (20 Nisan 1924)



    ATATÜRK’TE CUMHURİYET DÜŞÜNCESİNİN OLUŞUMU

    Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyeti çeşitli aydınlardan ve tarihi kitaplardan öğrenmişti. Onu etkileyen olay, 1789 yılında meydana gelen Fransız İhtilâli olmuştur. İhtilâlin getirmiş olduğu, hürriyet, eşitlik kavramları Atatürk’ün dikkatini celbetmiş, bu konularda geniş mütalâalarda bulunarak, kendinde bir fikir yolu çizmiştir.

    Mustafa Kemal Paşa, tahsil yıllarında J.J. Rousseu, Montesquie, gibi yabancılar yanında, Namık Kemal’in eserlerinden de etkilenmiş, hürriyet ve vatan sevgisini her şeyin başında görmüştür.

    Atatürk’ün Cumhuriyeti kimden öğrendiği konusunda Yakup Kadri’nin yaklaşımı da önemlidir. Yakup Kadri yazısında, şöyle demektedir: “Atatürk Cumhuriyetçilik fikirlerini Namık Kemal’in edebiyatından öğrenmişti. Onun gibi yazar, onun gibi konuşurdu. Ama fikirlerinde olsa olsa Ziya Gökalp etkiliydi. Ama onu Ziya Gökalp ile tanıştıran da biz olmuştuk. O halde bu inkılâplar, kimseye ait olmayarak, özgün bir yapı arzederler. Tevekkeli yabancı yazarlar, bu inkılâplara “Kemalizm” adını vermiş.

    Atatürk, Namık Kemal’in hürriyet, vatan sevgisi ve Cumhuriyet fikrinden yararlanmış, ancak onun gibi davranmamıştır. Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyeti benimsemekle kalmamış, uygulamaya da geçirmiştir.



    ATATÜRK NEDEN BU REJİMİ SEÇTİ?

    Mustafa Kemal Paşa’ya, Türkiye Devleti’ne Cumhuriyet rejimi getiren sebepleri, kısaca belirtmek gerekirse, şu hususlar verilmelidir:

    a) Atatürk, hürriyet ve halk iradesine çok önem vermiştir. Bu ilkelerde ancak Cumhuriyet rejiminde, işlerlik kazanabilirdi.

    b) Cumhuriyet, demokrasiyi de beraberinde getireceğinden, Atatürk bu rejimi en iyi yönetim şekli olarak görmüştür.

    c) Türk Milleti, hürriyetine çok önem verdiğinden, Cumhuriyet rejimi Türk Devleti yapısına en uygun yönetim şeklidir.

    d) Cumhuriyet, insanca ve medeni şekilde yaşamayı da beraberinde getiren bir sistem olduğundan, Atatürk, Cumhuriyet rejimiyle, Türkiye’deki yaşayışı da medeni şartlarla daha ileriye götürmek istemiştir

    Bu özellikler Atatürk’ün kafasında oluşmuş esas nedenlerdir. Devletin başkansız oluşu, seçim sisteminin değiştirilme ihtiyacı gibi sebepler ise Cumhuriyetin ilanında birer araçtırlar. Beklenen zaman, bu görünen nedenlerle oluşmuştur.


    MUSTAFA KEMAL PAŞA, ÇEŞİTLİ YERLERDE YAPTIĞI KONUŞMALARDA, CUMHURİYETİ DEĞERLENDİRMİŞTİR. BUNLARI MADDELEŞTİRMEK GEREKİRSE;

    a) 14 Ekim 1925’te İzmir’de yaptığı konuşmada, Cumhuriyetin hükümet ile halk arasındaki ayrımı yokettiğini söylemiştir.

    b) 1 Kasım 1929’da Türkiye Büyük Millet Meclisi açış konuşmasında, Cumhuriyeti devlet gücü olarak ifade etmiştir.

    c) Atatürk, Cumhuriyetin sadece devlet şekli olmayıp, uygulanan siyasi rejimin adı olduğundan da bahsetmiştir.

    d) Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyeti, gerçekleşmesi gereken bir hedef olarak görmüştür.

    e) Mustafa Kemal’e göre, halk egemenliğinin en iyi uygulandığı yönetim şeklidir.

    f) Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyeti, Türk inkılâplarının temeli olarak görmüş ve en ileri, en gelişmiş yönetim şekli Cumhuriyettir, yorumunu yapmıştır.

    g) Mustafa Kemal Paşa’ya göre, Cumhuriyet bir fazilet olup, adaletli yönetimi de beraberinde getirir. Bu yüzden Cumhuriyet, insanca ve çağdaş yaşamı ortaya çıkarır.



    KAYNAK: Betül Batır
    ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ DERGİSİ, Sayı 43, Cilt: XV, Mart 1999
     

Sayfayı Paylaş