1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Daha On İkiye Değmemişti Eylül Saati

Konusu 'Zekeriya ÇAVUŞOĞLU' forumundadır ve YoRuMSuZ tarafından 21 Şubat 2011 başlatılmıştır.

  1. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.416
    Beğenileri:
    7.327
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.722 ÇTL
    -I-
    özlemlerin yanağına kondurulmuş
    pembe, utangaç bir öpücüktü yaşam
    giyim kuşam hak getire
    bir kuru ekmek ve çökelekti azığımız
    dağların serin sularında yıkardık hayallerimizi
    rengarenk kır çiçekleriyle bezerdik
    sevdalarımız , henüz söylenmemiş
    türkülerimizin ardından
    uçup giderdi iz bırakmadan
    güzellerin saçlarına taç yapardık
    gün değmemiş hayallerimizden
    tozpembe çiçekleri

    bir gözalımı ötede kuzular meleşirdi
    kuşlar sevişirdi çam ağaçlarının
    kuytu köşelerinde
    bilirdik,
    görmezden gelirdik tarla kuşlarının
    bir öpücük düşü oynaşlarını

    çamlı dağların özgür nefeslerini çekerdik
    çocuk ciğerlerimize
    uçsuz uçurumlarda yankılanırdı özgür seslerimiz
    uzak iklimlerin gülpembe düşleri
    ateşlenirdi damarlarımızda
    daha nice bilinmedik yaşam kırıntılarından
    çiçeklenirdi ilk yaz sabahları

    her gün biraz daha boy atardık
    kıraç toprakların umarsız taze çam fidanları gibi
    serin dağ rüzgarları süzülüp giderdi
    tel tel saçlarımızı okşayarak
    soğuk karanlık gecelerde
    soluksuz kurt sesleriyle bölünen uykularımıza
    yorgan ederdik düşlerimizi

    -II-
    adımızı kirlettiler
    dönüp ardımıza baktığımızda
    aşkın çocuklarıydık biz
    güz yağmurları sızardı parmak uçlarımızdan
    yel alır, sel savururdu zamanı
    aldırmazdık açlığa, susuzluğa
    başımızı koyacak bir yastığımız
    yumuşacık yün yorganlarımız
    olmasın ne çıkardı

    yaşam dönek değildi o zamanlar
    eylül olmamıştı daha
    kıran girmemişti bahçelerimize
    taze gül gibi fidanlarımız sökülmemişti
    iri postal sesleriyle bölünmemişti uykularımız
    daha on ikiye değmemişti eylül saati

    bir gece alınıp götürülmemiştik
    izimiz yok edilmemişti rutubet kokan
    karanlık zindanlarda
    daha sönmemişti gözlerimizde fer
    tırnaklarımız sökülmemişti
    on ikiye değmemişti eylül saati

    -III-
    sen ey gül saatlerimizin saklı zindanlarında
    envayı çeşit işkencelerle ve acılarla
    lime lime edilirken etleri
    ve umutları törpülenirken
    acımasız cellatların ellerinde
    gözlerinde fer tükenirken azar azar
    bakıp da özgür dünyaya gülümseyen çocuk

    “ titre “ dediler bize
    sonra titredik ve kendimize döndük
    bu ölüme ilk yürüyüşümüzdü
    ateşli ve coşkundu kanlarımız
    ne olacaksa olsun dedik
    korkuya ve umutsuzluğa sarılmadık
    kara yılanlara sarılır gibi
    sırtımıza inip çıkan coplar
    ekmek arası acı biber sosuydu
    anamızın ak sütüydü çekilen işkenceler
    görmezden,duymazdan gelemediğimiz
    bir garip dünyanın koskocaman armağanıydı sanki
    o umarsız dikbaşlılığımız

    yalınkılıç dalmıştık düşmanlar ortasına
    çıplak ellerimiz ve yüreklerimiz en ölümcül silahlarımızdı
    ellerimizi kestiler önce
    yüreklerimizi söktüler yerinden
    boşa gitmez dedik sevdalarda öldüğümüz
    hani :” neden, niçin ? “ diyenler olur da bir gün
    yola çıkanlar olur
    hesap soranlar olur meydanlarda

    -IV-
    kör pusulardan uyandık
    zamansız uzayan gecelerdi
    filistin askılarında dem tutuyordu acılar
    parlak bir ay doğuyordu damıtılmış düşünceler üstüne

    sözcükler bırakıp gitmişlerdi anlamlarını
    ters yüz edilmişlerdi göz göre göre mecazlar
    aynalar kırılıp dökülmüştü yerlere
    yaşam, acı bir göz yanılsamasıydı
    kırık cam parçalarından yansıyan

    göz gözü, iz izi seçmedi uzun zamanlar
    gerçekler çamurlu bir ırmağın
    şaşkın balıkları gibi kör gezdiler
    aynı kurşunlar değdi körpe yüreklerimize
    boyunlarımızda aynı ipler
    ilmeklenip düğümlendi

    güllerden kan sızıyordu
    taze tomurcuk güllerden
    çürütülmüş tenlerimizdeki mor çiçekler
    ürkütüyordu leş bekleyen sırtlanları
    köşe başlarında kurtlar uluyordu
    ölümler kol geziyordu dillerin suskun sahralarında
    binlerce beden acılar içinde
    düşünceler özgürlüğün taze gül kokularını soluyordu

    -V-
    biz bu ülkeyi sevdik
    uçan kuştan, gül veren çiçekten
    topraktaki börtü böcekten daha çok sevdik

    biz bu ülkeyi sevdik
    canımızsa can, kanımızsa kan dedik
    açılmadan daha gözlerimiz
    öpüşmeden, dokunmadan gülce tenlere
    gün sabahlara dek sevişmeden çılgınlar gibi
    ve daha nice güzelliklerin
    doyumsuz tatlarına varmadan
    yumduk gözlerimizi her bir şeye
    biz bu ülkeyi kendimizden çok sevdik

    Zekeriya ÇAVUŞOĞLU

    [​IMG]
     
  2. Mavi Gül
    Avare

    Mavi Gül ѕση_¢ıqℓıк Özel üye

    Katılım:
    3 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    4.647
    Beğenileri:
    375
    Ödül Puanları:
    3.730
    Yer:
    Misafir Sevmez
    Banka:
    677 ÇTL
    çok güzeldi zekeriya beyin yüreğine sağlık :)
     
  3. YoRuMSuZ
    Avare

    YoRuMSuZ Biz işimize bakalım!

    Katılım:
    7 Haziran 2006
    Mesajlar:
    24.416
    Beğenileri:
    7.327
    Ödül Puanları:
    11.330
    Cinsiyet:
    Bay
    Banka:
    8.722 ÇTL
    Zekeriya Çavuşoğlu'na ait bu şiirin seslendirilmiş hali - vide...

    [Yt]Ved4BBG58nY[/Yt]
     

Sayfayı Paylaş