1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Dayanma & Üstesinden Gelme -Karma Felsefesi-

Konusu 'Felsefe / Psikoloji' forumundadır ve cırcırböcee tarafından 24 Nisan 2007 başlatılmıştır.

  1. cırcırböcee

    cırcırböcee V.I.P V.I.P

    Katılım:
    13 Haziran 2006
    Mesajlar:
    3.525
    Beğenileri:
    66
    Ödül Puanları:
    2.880
    Banka:
    335 ÇTL
    Her birimiz kötü karmada kendi yükümüze sahibiz. Bunun ne tür ve ne kadar ağır olduğu önemli ama daha önemlisi bunu ne kadar taşıyacağımız. Felsefe asla karşılık yasasına yönelik pasif bir tutumu teşvik etmez, ayrıca yanlış umutlara dayanan yanıltıcı düşünce okullarının hatasına da düşmez.

    Belli bir zamana kadar bir kişinin alın yazısının gidişi kişinin etki, hatta kontrol alanı içindedir, ama bu zaman aşıldıktan sonra değildir.

    Kaçınılmaz olana boyun eğmek akıllıcadır, ama öncelikle bunun kaçınılmaz olduğundan emin olmak gerekir. Alın yazısına karşı, tıpkı tutsak edilmiş bir kaplan gibi mücadele etmenin daha akıllıca olduğu zamanlar vardır; bazen de tıpkı ocağın yanındaki bir kedi gibi hareketsiz oturmak daha akıllıca olur.

    Koşullara boyun eğme, çevreye uyum sağlama, kaçınılmaz olanı kabullenme ve önüne geçilemez olanı gönülsüz de olsa kabul etme, bunların da özgür saldırgan iradenin kullanımı kadar yerleri vardır.

    Cesaret göstererek zorluklara saldırma zamanını ve sabırla ya da marifetle bunları atlatma zamanını öğrenmek bilgeliğin bir parçasıdır. Her olay için doğru bir zaman vardır. Çok erkenden meydana getirilirlerse, sonuçları da iyi ve kötünün bir karışımı olacaktır, tıpkı çok geç meydana getirildiklerinde olduğu gibi. Bununla birlikte, kişi doğru zaman için bekleyecek sabır ve bu zamanın farkına varacak bilgeliğe sahipse, bu durumda sonuçlar sadece iyi olacaktır. Faktörlerin uygun bir birleşimi meydana gelir gelmez devreye girer.

    Zaman harcamaya değer bir amaç için, sıkı bir şekilde uğraşıp alın yazısı bunun gerçekleştirilmesi için elverişsizse bu amacın bırakılmasına razı olmakla, bunun için hiçbir şey yapmayıp bu amacı tümüyle kadere bırakmak aynı şey değildir. Kişinin içinde talihsizlik ve sıkıntının önlenebilir sebeplerini ortadan kaldırıp insan yaşamının kaçınılmaz payı olanlara anlayışlı bir şekilde dayanmakla, sebeplerin el değmeden kalmasına izin verip bunların sonuçlarını kader olarak körü körüne kabul etmek de aynı şey değildir.

    Yanlış yolda uğraşmak bizi engeller, doğru yolda uğraşmaksa bize yardımcı olur. Kadere isyan etmek değil; kaderin kabul edilmesi ve düzeltilmesi yardımcı olur.

    Bazı zamanlar karmanın kararlarına sert bir şekilde direnmeniz gerekirse, bazı zamanlarda da bu kararlara boyun eğerek saygı göstermeniz gerektiği de doğrudur. Çünkü bırakmak akıllıca olduğunda bırakma dersini öğrenememişseniz, bu kararlara karşı direnme yönündeki parmaklarınızın her hatalı çabası size sadece daha fazla ve gereksiz acı verecektir. Bunlara karşı körü körüne isyan etmemelisiniz. Hangi yolun alınacağının nasıl kavranacağı sizin bulmak zorunda olduğunuz bir şeydir. Hiçbir kitap size bunu söyleyemez, ama akılla kontrol edilen sezginiz ya da sezginizle aydınlatılan aklınız bunu yapabilir.

    Böyle bir sezgi, kendi duygusal komplekslerinizin, içsel önyargılarınızın ya da hüsnükuruntularınızın salt bir yansıması olan yalancı sezgiden dikkatlice ayırt edilmelidir. İlki kendi Yüce Benliğinizin otantik fısıltısıdır. Yaşlanmayan Yüksek Benlik, adeta, onunla ilişkili kişiliklerle ilgili sayısız anıların tümünü çözelti halinde tutar, bu şekilde hem vardırlar hem de yokturlar.

    O sadece, eylemlerinizle göstermiş olduğunuz karakteristikler için hep size adil bir şekilde bedelini ödediği şey olan bu ardıl yaşamlar süresince karmık olarak hak ettiğinizi gerçekleştirmeye çalışır. Yüksek Benlik bu karmik ayarlamanın kaynağı olduğu için, her birimizin tamamen kendi yargımız olduğu söylenebilir. Çünkü temelde Yüce Benliğin kişinin asıl benliği olduğu asla unutulmamalıdır; size yabancı ya da sizden uzak olan bir şey değildir.

    Yaşamı biçimlendirme özgürlüğü hakkındaki heyecan verici ifadelerle ya da talihi yaratma kapasitemiz hakkındaki sıkça duyulan cümlelerle kişinin kendini aldatmasının yararı nedir ki? Gerçek olduğu gibi durmaktadır: Karma bizi kıskacında tutar, geçmiş her yerde bizi kuşatır ve ne kadar yaşlanırsak küçük özgürlüğün kaldığı alan da o kadar küçük bir hale gelir. Gelin, elbette geleceği şekillendirmek ve geçmişi düzeltmek için elimizden geleni yapalım, ama bize gelecek ya da bizimle kalacak olan bu kadar çok düşünce ürününe dayanma gücüne de kendimizi bırakalım ve yapabileceklerimizi gerçekleştirelim.

    Böyle bir aydınlanmış ve nitelikli kaderciliğin, iradenin felç olması ve beynin pasifliğine yol açması söz konusu değildir. Daha iyisi için payımızın oranını değiştirme konusunda hiçbir şey yapamayacağımız, ya da daha kötüsü, bizi bunu değiştirme isteği bile olmadan bırakmasına kesin olarak dövünmez. Hayır, bir doktrinin öğrettiği kadere boyun eğme, kendisinden daha az aydınlamış ve daha az nitelikli değildir.

    Ona yalnızca inanmamakla kalmayıp aynı zamanda onu anlamayanlar üzerindeki etkisi alçakgönüllü bir boyun eğme ile kararlı bir direnç arasında bir denge mücadelesi, gerçekten kaçınılmaz olan ve kişisel olarak değiştirilebilir olanın oldukları gibi görülmesini sağlayacak şekilde tüm durumların doğru biçimde değerlendirilmesi yönünde olur. Böylece Tanrı'nın iradesine bırakır, ama bu nedenle kendi irademizin varlığını inkar etmeyiz.

    Keskin içerleme ya da melankoli kötümserliği şeklinde yenilgiye uğrayabiliriz. Her iki tutum da tamamen faydasızdır. Üçüncü ve daha iyi bir yol var; farklı bir ilerleme için bu yenilginin başlangıç noktası olarak görev yapmasını sağlamak. Bu, ilk olarak hataları bulmak ve yanlışları itiraf etmek için içten, isteyerek yapılan ve araştırmacı bir kendini incelemeyle, ikinci olarak da tövbekar düzeltme eylemleri ve yeni bir bakış açısının öncülüğüyle yapılabilir.

    Karmik yükümlülükler yerine getirilmek zorundaysa, en azından bu genel bir bilgisizlikle yapılamayacaktır. Kinden çok boyun eğmeyle ve daha yüksek bir kazanım umuduyla olacaktır.

    Kontrol edemediğiniz ya da önleyemediğiniz şeye nasıl uyulacağını öğrenmek zorunda olabilirsiniz. Bu boyun eğmedir, Muhammed'in dünyaya sunduğu dinin tam da adı İslam'dır (Tanrı'nın iradesine teslim olma). Ama belli şeyleri kabul etmek zorundaysanız, bu bunlara uymak, onları onaylamanızı beraberinde getirir demek değildir. Daha çok bunlar hakkında şikayet etme ya da endişelenmeye son vereceğiniz anlamına gelir.

    Sezgileriniz sizi değiştirilemez bir şekilde takdir edilmiş ve kaçınılmaz olacağını bildiğiniz bir tarzda olması yakın bir olay hakkında uyarsa bile, bu olayın olmasını engelleme yetersizliğiniz sizi kendinizi korumak, böylece ondan başka türlü yapmış olsanız çekeceğiniz acıdan daha az acı duymak için olası mümkün olan tüm önlemleri almaktan alıkoymamalıdır. Böyle bir uyarı beklenmedik olanın korkusunun başkalarını çok şaşırtabileceği bir paniğe kapılmaktan kurtarırsa ancak yararlı olabilir.

    Ara sıra karma, dayanması hoş olmayan dertler ve sıkıntılar getirebilir. Yine de bunların da bize öğreteceği bir şeyler var: Dıştaki yaşamın faniliği ve olaylarını dengeleyebilmek için daha doyurucu bir içsel yaşam bulma gereksinimiyle ilgili o kadim ders. Bu yerkürede yaşadığınız sürece bunlardan kaçamazsınız, ama bunları anlamayı ve en sonunda bunlara, zihinsel tepkilerinize hükmetmeyi umabilirsiniz. Orada huzur ve bilgelik yatmaktadır.

    Şahsımızın ya da talihimizin tamamen kontrolümüz dışında kalan bazı parçaları hep vardır. Ne yapacak olursak olalım bunu değiştiremeyiz. Bu durumun kaçınılmazlığını kabul etmek, yararsız bir mücadeleyle gücümüzü tüketmekten daha sağduyulu bir şey olacaktır. Bazen bunu kendi yararınıza bile döndürebilirsiniz. Ama bu kaçınılmazlığın, kaderin bu kararının varolduğunu bilince nasıl olacaksınız? Bunu değiştirmek için ne kadar uğraşırsanız uğraşın başarısız olacağınız gerçeğiyle.

    İçsel ve dışsal olarak, kaderin bir yayının bizim için gerilmiş ve kendini tamamlamak zorunda olduğunu deneyimle öğreniriz. Bu yaya karşı gelmeye çalışmak boşuna bir çabadır; onun sınırları içinde kalmaya boyun eğmekse bilgece olur. Zihinsel ve fiziksel yaşamımızın tutması gereken başlıca yönü ona bırakmalıyız. Aklımızda en çok dolaşacak düşünceler ve en çok başımıza gelecek olaylar zaten bu yayın sınırlarını belirler. Bununla birlikte bu konuda keyfi olan hiçbir şey yoktur, çünkü düşünceler ve olaylar ilişkilidir ve birlikte bu gezegen üzerindeki insan yaşamını oluşturan uzun bir sıra halinde içsel bir doğumla daha çok ilgilidir.

    Yaşamınızın olması gereken yolu buysa, alın yazısı kartlarınızın dağıtılma biçimi böyleyse ve dıştaki ses sizi bunu değiştirme yönünde yararsız bir çabaya sürükledikten sonra eğer içteki ses bunu kabul etmenizi söylüyorsa, bu durumun belirli bir sebebi olmalıdır. Bu sebebi araştırın.

    Kendi karmanızı tümüyle ve itiraz etmeden kabul edin. Hatta günahlarınızın bağışlanmasını istemekten sakınacak derecede, çünkü bu sadece bir sonuçtur. Bunun yerine, sebep olan zayıflığın üstesinden nasıl gelineceğinin gösterilmesini isteyin.

    Başınıza gelen derdi, öğrenmeniz gereken mesajlar taşıdığını düşünerek kabul ettiğinizde, acı duymak yerine, onlara çok daha kıymet vererek, sabırla tahammül edebileceksiniz.

    Alın yazısının bizden alacağı şeylerden vazgeçmeyi, bunları gönüllü olarak terk etmeyi öğrenmek zorundayız.

    Böyle bir kabul, huzuru bulmanın tek yolu ve sürekli mutluluğa giden tek etkili yoldur. Bireysel olarak sahip olduğumuz şeyleri ve ilişkilerimizi daima olacaklarmış gibi görmeye, son vermeliyiz.

    Alın yazımızı önceden kararlaştıran kuvvetler vardır ve bilmemiz gerekir ki Napeleon gibi Kaderin kararına boyun eğip geri çekilerek savaşların kazanıldığı anlar vardır. Yoganın Ötesindeki Gizli Öğreti isimli kitabımın son bölümünde, kötü bir karmik döngünün önlenemez akışıyla karşılaşma konusunda usta boksörlerin kullandığı mükemmel bir teknik önerilmektedir.

    Bu noktada, yararlı olabilecek bir başka örnek de ju-jutsu'dur; ju-jutsu'nun ilkesi, rakibin kendini yenecek ya da kendi kaslarına zarar verecek biçimde gücünü kullanmaya zorlayacak ustalıklı bir tarzda ona izin vererek yenmektir. Yani, kötü bir karmayı, bir süreliğine ona teslim olup en sonunda, başlangıçta sahip olduğumuzdan daha büyük bir bilgelik ve tepkiyle ondan çekilerek yenebiliriz.

    Bu teslim olma işini yaptığınızda, bir insan olarak bu konuda yapılabilecek şeyi yaptığınızda ve sonuçları tamamen yüksek benliğe havale ettiğinizde, onun derslerini tekrar tekrar analiz edip kalbinizin derinliklerine aldığınızda, bu sorun artık sizin olmaz. Fiziksel olarak durum ne olursa olsun, ondan azat edilir, zihinsel olarak ondan kurtulursunuz. Artık ne olursa olsun en iyisi için olacağını bilirsiniz.

    Eğer düşüncelerde, ilgili karmayı değiştirmeye yetecek bir gelişme olursa; büyük acılar veren bir evlilik, daha iyiye doğru tamamen değişebilir ya da ikinci bir evlilik, daha mutlu bir evlilik olabilir.

    Zihninizi onunla ilgili tüm olumsuz düşünce ve davranışlardan kurtarmadıkça; hoş olmayan bir ilişkiden karmik olarak kurtulamazsınız. Sonrasında karmik kuvvetler sizi azat edecektir ya da kendinizi nasıl serbest bırakacağınız size içsel olarak gösterilebilir.

    Bir karmik borcu ödemek için evli kalmanız gerekli değildir, diğer yandan bu konuda kişisel arzularınızı izlemek için özgür de değilsinizdir. Böyle bir borcun kişinin yaşamının sonuna kadar ödenmeye devam etmesi gerektiğini düşünmek hata olur. Yine de kişinin iç yaşamı ve yolu engellenmeyecekse, tamamıyla ödenmelidir. Yalnızca vicdanınızın derinlerinden gelen ses bu noktayı belirleyebilir.

    Aile yaşamına özgü durumların, karmik ilişkileri sevgi yerine düşmanlık olan iki kişiyi bir araya getirmesi seyrek görülen bir şey değildir. Bunlar erkek ve kız kardeş, hatta karı-koca olarak bir araya getirilebilirler. Birinin diğerine karşı felsefi tutumu ne olacaktır? Somut bir örnek alıp evlilikle ilgili bir uyuşmazlık vakası varsayarsak ve ayrılma ya da boşanma -gerekli olarak görülebilir- gibi tatbiki yöntemler hakkında önyargısız olursak, aydınlanmış eşin diğerini öncelikle kendi kusurlarını keskin bir tanımlamayla getirecek açığa vuran bir aracı, ikinci olarak da bu tür kusurların yok edilmesiyle deney yapabildiği bir laboratuar olarak görmesi gerektiği söylenebilir.

    Bu yüzden kadın sıklıkla hiddetli bir öfkeyle parlıyor ya da sürekli olarak kusur bulan laflar dile getiriyorsa, onun kışkırtmalarının kocasının öfkesini değil, gizli öz kontrolünü ortaya çıkarmasına izin verilmelidir; kadının anlayış eksikliği kendi adına ilgili bir eksiklik uyandırmamalı, tersine daha fazla düşüncelilik sağlamalıdır. Bu şekilde, kadının davranışının yol açtığı durum daha yüksek şeylere çıkmak için bir fırsata dönüştürülebilir.

    Aileyle ilgili her kavga, her ne kadar önemsiz olsa da, erkeğin kendi içindeki daha tanrısal yönlerden bir şeyleri ileri doğru sürebilmesini sağlamalıdır. Yine, bu iki kişinin birbirine kökten bir şekilde uygun olmadıklarım ve er geç ayrılmak zorunda kalacaklarını varsaysak bile, bunun getireceği mutsuzluk, aydınlanmış eş tarafından, mutluluk için dışsal şeylerden bağımsızlık kazanma yönünde daha kararlı olmak ve ancak zihinde en iyi biçimiyle sonuç verebilecek içsel doyumlara daha fazla güvenir olması için kullanılabilmelidir.

    Ayrıca, kişinin, düşüncesizce davranma biçimi, aptallığı ya da tutkusu aracılığıyla kendi hak ettiği geçmiş karmasını ödemekte olduğunu anlamasını da sağlamalıdır
     

Sayfayı Paylaş