1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Demokratik yönetim anlayışının tarihsel gelişimi

Konusu 'BilgiBANK' forumundadır ve Suskun tarafından 25 Eylül 2011 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    Antik
    Demokrasi ilk olarak eski Yunanistan'da, şehir-devletlerinde uygulandı. Doğrudan demokrasiye çok yakın olan bu sistem Atina demokrasisi olarak da anılır. Teoride bütün yurttaşlar mecliste oy verme ve fikrini söyleme hakkına sahipti fakat o günün koşullarına göre kadınlar, köleler ve o şehir-devletinde doğmamış olanlar (metikler, yerleşik yabancılar) bu haklara sahip değillerdi. Bu sistemin en güçlü uygulayıcısı olarak Atina'yı ele alırsak: M.Ö. 4. yüzyılda nüfusun 250.000-300.000 arasında olduğu tahmin edilir. Bu nüfusun 100.000'i Atina vatandaşı ve Atina vatandaşları arasında da sadece 30.000'i oy verme hakkına sahip yetişkin erkek nüfusu bulunduğu tahmin edilir.

    [​IMG]

    Roma İmparatorluğu döneminde uygulanan devlet sistemi, temsili demokrasiye yakın bir nitelik taşımaktaydı. Demokratik haklar genellikle sosyal sınıf ayrımına göre şekillenirdi ve güç elitlerin elindeydi. Bununla beraber, Eski Hindistan'da bazı bölgelerde uygulanan sistemler de temsili demokrasiye benzetilir. Roma İmparatorluğu ile paralel olarak, kast sisteminin varlığı, gücün varlıklı ve asil bir azınlığın elinde olduğu söylenebilir.

    Orta çağ
    Orta çağda demokrasinin gelişme süreci içindeki en büyük olay İngiltere'de kralın yetkilerini din adamları ve halk adına sınırlayan Magna Carta Libertatum'un (Büyük sözleşme) ilan edilmesidir. Bu belge doğrultusunda ilk seçimler 1265 yılında yapılmıştı. Fakat bu seçimlere, yapılan kısıtlamalar sebebiyle, halkın çok az bir bölümü katılabilmişti.

    Birçok ülkede devlet yönetiminde zaman zaman demokrasiye benzer uygulamalar yapılmıştı. Örneğin İtalyan şehir devletlerinde, İskandinav ülkelerinde, İrlanda'da ve değişik ülkelerde bulunan küçük otonom bölgelerde demokrasinin prensiplerinden seçim yapılması, meclis oluşturulması gibi uygulamalar oluyordu. Fakat hepsinde demokrasiye katılım erkek olma, belli miktarda vergi verme gibi standartlarla kısıtlanıyordu.

    18. ve 19. yüzyıllar
    18. ve 19. yüzyıllarda demokrasi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi ve Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi ile hızlıca yükselen bir değer haline gelmiştir. Bu yüzyıllardan önce demokrasi büyük devletlere değil, sadece küçük topluluklara uyan bir hükümet şekli olarak anılıyor ve esas itibariyle doğrudan demokrasi olarak tanımlanıyordu. Amerika'nın kurulmasını sağlayanların oluşturduğu sistem ilk liberal demokrasi olarak tanımlanabilir. 1788 yılında kabul edilen amerikan anayasası hükümetlerin seçimlerle kurulmasını ve insan hak ve özgürlüklerin korunmasını sağlıyordu. Bundan daha önce de koloni döneminde Kuzey Amerika'daki kolonilerinAmerikan İç Savaşı'nın ardından 1860'larda yapılan değişikliklerle kölelere özgürlük sağlandı ve demokrasinin temel ilkelerinden biri olan oy verme hakkı On Beşinci Anayasa Değişikliği ile tanındıancak güney eyaletlerinde siyahlar 1960'lara kadar oy verme hakkını kullanamamışlardır).

    1789 Fransız Devrimi'nde ise bir anayasa hazırlanarak iktidar halkın seçeceği bir parlamento ile kral arasında paylaştırıldı. Ulusal Konvansiyon hükümeti genel oy ve iki dereceli bir seçimle iş başına geldi. Fakat ilerleyen yıllarda Napolyon'un başa geçmesiyle demokrasiden oldukça uzaklaştı.

    20. yüzyıl
    20. yüzyılda demokrasi hızlı bir değişme ve gelişme göstermiştir. Yüzyılın başlarında, I. Dünya Savaşı'nın sonunda Avusturya-Macaristan ve Osmanlı İmparatorluklarının yıkılmasıyla birçok yeni devlet ortaya çıktı ve bu yeni ülkelerin devlet yönetimi genellikle, o döneme göre, demokratik sayılabilecek yöntemlere sahipti. 1929 yılında ortaya çıkan Büyük BuhranAvrupa, Latin Amerika ve Asya'da birçok ülkede diktatörler ortaya çıktı. İspanya, İtalya, Almanya, Portekiz'de Faşist diktatörlükler ortaya çıkmışken, Baltık ve BalkanKüba, Brezilya, Japonya ve Sovyet Rusya'da demokratik olmayan yönetimler iktidara geldi. Bu sebeple 1930'lar Diktatörler çağı olarak nitelendirilir.

    II. Dünya Savaşı'ndan sonra sömürgecilik anlayışı son buldu ve tekrar birçok bağımsız ülke ortaya çıktı. Demokratikleşme hareketleri Batı Avrupa'da yoğunlaştı. Almanya ve Japonya'da diktatörlükler son buldu, silahlanma politikası yerine, II. Dünya Savaşı sonunda imzalanan anlaşmalarında etkisiyle, refah devleti olma amacını güttüler.

    20. yüzyıldaki en büyük çekişmelerden biri de demokratik olmayan Sovyet Bloğu ülkeleriyle Batı demokrasileri arasında gerçekleşen Soğuk Savaş'tı. Komünizmi yaymaya çalışan Sovyet Rusya ile diğer demokrasi çeşitleri arasından sıyrılmış liberal demokrasiyi yaymaya çalışan ABD1989 yılında son bulmuştur. Francis FukayamaTarihin Sonu adlı makalesinde, Soğuk Savaşın bitmesiyle artık liberal demokrasinin tüm dünyada yayılacağı haberini verir. Nitekim bu demokratikleşme süreci, yakın dönemdeki Gürcistan'daki Gül Devrimi, Ukrayna'daki Turuncu Devrimi ile devam etmektedir.

    [​IMG]

    Demokratik yönetim anlayışının tarihsel gelişimi ve uygulama örnekleri
    Toplumsal ihtiyaçlara bağlı olarak ortaya çıkan sorunların giderilmesindeki güçlükler temsili demokrasinin işlerliğine yönelik tartışmaları gündeme getirmiştir Buna bağlı olarak demokratik yönetim anlayışının geliştirilmesi merkezi ve yerel yönetimlerle sivil toplum kuruluşları arasında işbirliğinin sağlanmasını içeren ilkeler uluslararası metinlerde yer almıştır

    Sivil toplum kuruluşları aracılığıyla bireylerin ve toplumsal kesimlerin yönetime aktif katılımını amaçlayan katılımcı yönetim anlayışı esas olarak demokratik işleyişin kapasitesini arttırmayı hedefleyen girişimler olarak görünmektedir Günümüzde önemli gelişmeler kaydeden sivil toplum kuruluşları katılımcı yönetim talepleriyle bir anlamda bireylerin ve toplumsal kesimlerin demokratik işleyişe yönelik yaklaşımlarını ortaya koymaktadırlar

    Ülkemizde Demokratik tarihsel süreç içinde sivil toplum anlayışı ve sivil toplumun kurumsallaşmasına yönelik yeterli birikim sağlanamamıştır Ancak özellikle son yıllarda merkezi yönetimde ortak yönetim anlayışı ve katılımcı demokrasiye yönelik işbirliklerinin gerçekleştiği görünmektedir Bu yöndeki girişimlerin üretime dönük toplumsal kesimlerle gerçekleştirilmesi nedeniyle eleştirilebilmesinin yanında söz konusu işbirlikleri katılımcı yönetimin kurumsallaşması noktasında önemli bir adım olarak görünmektedir Öte yandan merkezi düzeyde katılımcı demokrasinin kurumsallaşmasına yönelik girişimler aynı yaklaşımın yerel düzeyde belediye yönetimleri üzerinde uygulanması taleplerine referans teşkil etmektedir

    Çalışmamızın amacı sivil toplum kuruluşlarının demokrasi ve katılım kavramlarına ilişkin öngörülerini ve potansiyellerini belirlemektir
     
  2. Katip
    Hoşgörülü

    Katip Özel Üye Özel üye

    Katılım:
    31 Ağustos 2013
    Mesajlar:
    1.761
    Beğenileri:
    2.395
    Ödül Puanları:
    5.580
    Cinsiyet:
    Bay
    Meslek:
    ?
    Yer:
    Uzaklarda ...
    Banka:
    91 ÇTL
    Demokrasi demokrasi diyorsunuz ama işinize gelmedimi sokakları ayağa kaldırıyorsunuz. Bu sandığı niye koymuşlar bir türlü anlamadılar...
     

Sayfayı Paylaş