1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Deprem Psikolojisi

Konusu 'Gerekli Bilgiler' forumundadır ve wien06 tarafından 2 Mart 2010 başlatılmıştır.

  1. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    Depremin Psikolojik Etkilerini Tanıma ve Hafifletmede Yardımcı olacak Bilgi ve Öneriler




    1. Depremin Psikolojik Etkileri ile Nasıl Başa Çıkılır?
    2. Afetzedelerin Karşılaşabilecekleri Psikolojik Sorunlar ve Bunlara Karşı Alabilecekleri Önlemler
    3. Çocukların Bir Deprem Felaketi ile Başa Çıkmalarına Nasıl Yardım Edebilirsiniz?
    4. Yakınlarının Kaybını Anlamaları için Çocuklara Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?
    5. Afet Bölgelerinde Çalışan Yardım Ekiplerinin Karşılaşabilecekleri Psikolojik Sorunlar ve Bazı Çözüm Önerileri
    6. Öğrencilerinize Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz? Depremin Psikolojik Etkileriyle Baş Etme Öğretmen El Kitabı
    7. Öfke Yaşayan Afetzedelerle Etkili İletişim Kurmak için Bazı İpuçları
    8. Deprem, Kayıplar ve Dostluklar
    9. Deprem Kayıplar ve Eşler Arası İlişkiler
    10. Öfke: O sizi kontrol edeceğine siz onu kontrol edin.
    11. Anne ve Babalar: Çocuklarınızla Etkili İletişim Kurma Yolları
    12. Deprem, Kayıplarımız ve Yas
    13. Afet yıldönümleri ve psikolojik tepkilerimiz



    KAYNAK: Türk Psikologlar Derneği
    Deprem Özel Çalışma Grubu
    Çalışmalarından Derlenmiştir..
     
  2. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    1- Depremin psikolojik etkileri ile nasıl başa çıkılır?


    Büyük depremler, insanların başına aniden gelir ve herkesi sarsar. Bu türden bir deprem felaketine maruz kalan bazı kişilerde, fiziksel bir yaralanma olmasa bile, duygusal sorunlar ortaya çıkabilir. Doğal afetlere her insan çeşitli türden tepkiler gösterir. Bu tepkiler tamamen normaldir. Bunların neler olduğunu bilmenizin, olayın psikolojik etkilerinden daha çabuk kurtulmanıza yardımı olacaktır.

    Şiddetli depremden hemen sonra, tipik olarak bir şok tepkisi içine girebilirsiniz. Hatta bazı insanlarda şok o derece ağırdır ki, yüz ifadeleri olaydan hiç etkilenmemiş gibi donuklaşır. Bu durum, aslında yoğun ızdıraba karşı vücudunuzun verdiği normal bir tepkidir. Bir süre için kendinizi uyuşmuş, yaşamdan kopmuş gibi hissedebilirsiniz. Hatta olayın hiç olmadığını düşünebilirsiniz.

    İlk şoktan sonra herkes aynı tepkileri göstermez. Aşağıda belirtilenler, böyle bir felaket durumuna karşı insanların gösterdikleri normal tepkilerdir:


    • Korku, endişe, suçluluk, pişmanlık, öfke, karamsarlık, panik, çaresizlik ve utanç gibi duygular çok derin ve yoğun yaşanır. Bu duygular sık sık değişebilir. Kendinizi eskiye kıyasla daha sinirli hissedebilirsiniz. Bazı duygularda ani iniş-çıkışlar olur. Endişeli, sinirli ya da karamsar olabilirsiniz.
    • Düşünce ve davranışlarınız olayın etkisi altındadır. Olayla ilgili anılarınızı tekrar tekrar anlatmak ihtiyacı duyarsınız. Yaşadıklarınız gözünüzün önünden gitmez. Her an tekrar deprem olacakmış gibi hisseder, korku duyabilirsiniz. Dikkatinizi yaptığınız işe vermekte ya da karar vermekte zorlanabilirsiniz. Kafanız kolayca karışabilir. Hafızanızda problemler olabilir. Olan bitenlere inanmakta güçlük çekebilirsiniz. Uykunuz, yeme düzeniniz ve iştahınız bozulabilir. Ancak güçlü kalmak, yakınlarınıza ve çevrenize yardımcı olabilmek için, elinizden geldiğince ve olanaklar elverdiğince iyi beslenmeniz ve dinlenmeye çalışmanız gerektiğini unutmayın.
    • Aynı felaketi yaşayan kişilerle sürekli olarak konuşma ihtiyacı duyabilirsiniz. Ama zaman zaman da içinize kapanıp hiç konuşmadan sadece düşünmek isteyebilirsiniz. Bunlar normaldir. Başka insanlarla sık sık konuşmanızın, duygularınızı paylaşmanızın size yararı olacaktır. Çekinmeyin.
    • Yoğun stresten ötürü vücudunuzda bazı belirtiler ortaya çıkabilir: Örneğin, baş ağrıları, bulantı ve göğüs ağrısı olabilir. Daha önce sürekli tedavi gerektiren tıbbi bir rahatsızlığınız varsa, şiddeti artabilir. Bu durumda tıbbi yardıma başvurunuz.
    • Şu noktayı anlamak çok önemlidir: Aynı olaya herkes aynı tepkiyi göstermez. Bazı insanlar hemen tepki gösterir, bazılarının tepkisi ise aylar, hatta yıllar sonra, gecikmeli olarak ortaya çıkabilir. Bazılarının yaşadığı rahatsızlık verici tepkiler uzun zaman sürer, bazı kişiler ise çok çabuk eski hallerine dönerler.

    Tepkiler zaman içinde de değişir. Bazıları olayın yaşandığı sırada çok enerjiktirler ve sanki bu enerji sayesinde, olayla daha kolay başederler, ama hemen sonra umutsuzluk ve karamsarlık yaşarlar.MERAK ETMEYİN. ŞİMDİ SİZE İMKANSIZ GİBİ GÖRÜNSE DE, ZAMANLA BÜTÜN BUNLAR DÜZENE GİRECEKTİR. MORALİNİZİ OLABİL-DİĞİNCE YÜKSEK TUTMAYA ÇALIŞIN.

    Kendinize ve ailenize nasıl yardımcı olabilirsiniz?

    Duygusal olarak yeniden eskisi gibi sağlıklı bir duruma gelebilmeniz ve yaşamınızın kontrolünü yeniden ele geçirebilmeniz için yapabileceklerinizden bazıları şunlardır:

    • Bu dönem, kuşkusuz yaşamınızın zor bir dönemidir. Toparlanmak ve kendinize gelmek için zaman tanıyın. Kayıplarınız için yas tutmanız en doğal hakkınızdır. Duygularınızda iniş çıkışlar olması normaldir. Kendinize karşı sabırlı olun.
    • Bu olayı yaşayan herkes, sizin hissettiklerinize benzer şeyler hissetmektedir. Onlarla dayanışma içinde olun, duygularınızı paylaşın.
    • Alkol ve diğer uyuşturucu maddelerden uzak durun. Bunların yarardan çok zararı olacaktır. Ancak, doktor tarafından verilen ilaçların kullanımı aksatılmamalıdır.
    • Kendinizi yapıcı bazı faaliyetlerle oyalayın. Bu oyalama çabaları, başkalarına yardımcı olmak, şu anda olabildiğince hayatınızı düzene koymaya çalışmak ya da çocuklarınızla daha yakından ilgilenmek biçiminde olabilir.
    • Duygusal olarak yakın gelecekte de neler yaşayabileceğinizi öğrenmeye çalışın. Bilgi edinin veya sağlık kuruluşlarının deprem için oluşturulmuş özel birimlerine başvurun.
    • Tekrar toparlanmak için sizin açınızdan en önemli olan ihtiyaçlarınızı ve yapılması gereken işlerinizi sıraya koyun ve tek tek ele alın.

      Çocuklar için neler yapmalı?

      Bu depremden sonra yaşanan korku ve kaygı, özellikle çocuklar için çok zorlayıcıdır. Bazı çocuklar, daha küçük yaşlarda normal olan parmak emme, altını ıslatma gibi davranışlara geri dönebilirler. Kabuslar görebilir, yalnız yatmaktan korkabilirler. Okul başarıları etkilenebilir. Ayrıca daha sık öfke nöbeti gösterebilir ya da içlerine kapanıp, yalnız kalmak isteyebilirler.

    Bu çocuklar için yapabileceğiniz bazı şeyler aşağıda sıralanmaktadır:

    • Onlarla daha fazla zaman geçirin. Olaydan hemen sonraki günlerde çocuğunuz sizden ayrılmak istemeyebilir. Sık sık elinizi tutmak, kucağınızda oturmak, boynunuza sarılmak isteyebilir. Eteğinize yapışıp ayrılmayabilir. Her fırsatta sizinle konuşmak ister. Yatmak istemez. Bunlara göz yumun, anlayışlı davranın. Onlara dokunun, sarılın. Bu tür fiziksel temas çocukları çok rahatlatır.
    • Gerginliklerini azaltmak için onlara oyun imkanları tanıyın. Resmi kurumların açtığı çocuk merkezlerine gönderin. Buradaki oyun ve resim yapma faaliyetlerine katılmalarını teşvik edin. Küçük çocuklar resim yaparak olayla ilgili gerginliklerinden kurtulabilirler. Yaşadıklarını resme dökmeleri onlar için yararlıdır.
    • Daha büyük çocuklarınızın sizinle ayrıntılı konuşmalarına izin verin, duygu ve düşüncelerini ifade etmeleri için onları destekleyin, yüreklendirin. Bu sayede felaketle ilgili olarak kafalarındaki sorulara cevaplar bulabilirler ve korkuları azalır. Sordukları soruları onların anlayabileceği biçimde cevaplamaya çalışın. Sık sık onları sevdiğinizi, korkularını ve kaygılarını anladığınızı gösterin. Yemek yemek, oynamak, uyumak gibi faaliyetleri mümkün olduğunca belli saatlerde yapmalarını sağlamaya çalışın. Çocuklarınıza hayatın artık normale dönmekte olduğu duygusunu vermeye çalışın.

    UNUTMAYIN YALNIZ DEĞİLSİNİZ !

    Psikolojik sorunlarınız daha sonraki haftalarda ve aylarda da devam ediyorsa, size yardım edecek profesyonel insanlar ve kurumların mevcut olduğunu unutmayın. Şu anda çok normal olan bu gerginlik ve korku haliniz çok uzun süre devam ederse, mutlaka sağlık kuruluşlarına başvurunuz.
     
  3. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    2- Afetzedelerin karşılaşabilecekleri psikolojik sorunlar ve bunlara karşı alabilecekleri önlemler

    Bu yazıda doğal afet geçirmiş kişilerin yaşayabilecekleri psikolojik sorunlar ile bu sorunların ortaya çıkma olasılığını azaltabilecek bazı önlemler özetlenmiştir:

    DOĞAL AFET SONRASI YAŞAYABİLECEĞİNİZ PSİKOLOJİK SORUNLAR

    Özellikle ilk birkaç gün içinde yaşayabilecekleriniz:

    • Duygusal Olarak: Geçici bir şok yaşayabilir, korku, öfke, suçluluk, utanç, çaresizlik ve umutsuzluk duyguları hissedebilir ya da hiç birşey hissetmeden “donup kalabilirsiniz”.
    • Zihinsel Olarak: Kafanız karışabilir, örneğin gününüzü, saatinizi, nerede olduğunuzu bilemeyebilirsiniz veya şaşırabilirsiniz. Ayrıca kararsızlık, endişe, dikkati toplayamama, unutkanlık, gibi sorunlar yaşayabilirsiniz.
    • Fiziksel Olarak: Gerginlik, yorgunluk, uyuma güçlüğü, bedensel ağrı ve acılar, kalp atışlarında düzensizlik, bulantı, iştah artması ya da azalması, ani irkilmeler, tedirginlik vb. bedensel sıkıntılar yaşayabilirsiniz.
    • Sosyal Olarak: İş hayatında, okulda, arkadaşlık ve evlilik ilişkinizde ya da ana/baba olarak sorunlar yaşayabilirsiniz: Huzursuzluk, güvensizlik, insanlardan uzaklaşma, kendini reddedilmiş ya da terk edilmiş gibi hissetme, aşırı yargılayıcı ve suçlayıcı olma, her şeyi kontrol altında tutma isteği ve genel olarak bir ilgi azalması gibi sorunlar da ortaya çıkabilir.

    Doğal afet yaşayan bir çok insan yukarıda özetlenen bu tür tepkileri gösterebilirler; ancak kısa bir süre sonra bazı kişiler bunlardan büyük ölçüde kurtulurlar, hatta eskisine göre daha da güçlenebilirler. Bazı kişiler ise travma sonrası stres bozukluğu, kaygı bozuklukları ve depresyon dediğimiz bir takım psikolojik belirtileri gösterebilirler. Örneğin:

    • Kendinizi sanki bir rüyadaymış, bedeninizin dışındaymış veya gerçek değilmişsiniz gibi hissedebilir; başınızdan geçen olayları hiç hatırlayamayabilirsiniz.
    • Başınızdan geçen olayla ilgili rahatsız edici anılardan kurtulmak için alkol ve benzer maddelere yönelmek isteyebilirsiniz.
    • Kendinizi boşlukta, duygusuz, tepkisiz ve donmuş gibi hissedebilirsiniz.
    • Ani öfke patlamaları, aşırı huzursuzluk, panik duyguları gibi aşırı duygusal tepkilerin yanısıra, çaresizlik hissedebilir; ard arda aynı hareketleri yapabilir veya düşünceyi aklınıza takabilirsiniz.
    • Aşırı depresyon (ruhsal çökkünlük hali); kendini değersiz hissetme, umutsuzluk ve yaşama isteğinizin azalması gibi sorunlar içine girebilirsiniz.

    Doğal afet yaşayan insanların bir kısmında bu tür belirtilerin görülmesinin nedenleri şunlardır:

    • Yaşamınızı tehdit eden ciddi bir tehlike ile karşılaşmış olmanız,
    • Ölümle burun buruna gelmeniz, yaralanmanız, ölenleri görmeniz,
    • Evinizi, eşyalarınızı, komşularınızı ve yakınlarınızı kaybetmeniz,
    • Yakınlarınızla haberleşmenizin kesilmesi ve onların desteklerini kaybetmeniz,
    • Özellikle biri kurtulduğunda izleyenlerin alkışları ve bağırışları gibi yoğun tepkilerle karşılaşmış olmanız,
    • Aşırı yorgunluk, açlık ya da uykusuzluk yaşamış olmanız,
    • Tehlike, kayıp, duygusal ve fiziksel baskıya uzun süre maruz kalmanız,

    DOĞAL AFET YAŞAMIŞ KİŞİLER, BU PSİKOLOJİK SORUNLARIN CİDDİ BOYUTLARA DÖNÜŞMESİNİ ENGELLEMEK İÇİN NELER YAPABİLİR?

    Afetlerden sonra gözlemler ve araştırmalar yapmış olan ruh sağlığı uzmanları, stres belirtilerini azaltmak ve afet sonrası koşullara yeniden uyumu kolaylaştırmak için aşağıdaki önerilerde bulunmuşlardır:

    • KORUNUNUZ: Kendinizi koruyunuz. Barınabileceğiniz bir yer bulunuz. Yiyecek-içecek sağlayınız. Sağlıklı bir ortam oluşturmaya çalışınız. Zaman zaman kendinizle başbaşa kalabileceğiniz, sessizce oturup, kısa süreli de olsa rahatlamaya ve uyumaya çalışabileceğiniz bir yer bulmaya çalışınız.
    • HAREKETE GEÇİNİZ: Kendinize olan saygınızı, amaçlarınızı ve umut hissinizi yeniden kazanmanıza yardımcı olmak için size ve ailenize ait özel eşyalarınızdan kurtarabildiklerinizi koruma altına alınız.
    • TEMAS KURUNUZ: Ailenizle, arkadaşlarınızla iletişim sağlamaya çalışınız; sizi dinleyebilecek kimi bulursanız yaşadıklarınızı anlatınız; ulaşabiliyorsanız uzmanlara başvurup onlara anlatınız.
    • EN YAKIN YARDIM KURULUŞUNA BAŞVURUNUZ: Temel acil yardımlar, temizlik, sağlık ve konut gereksinmeleriniz için en yakın ulaşabileceğiniz yardım kuruluşuna başvurunuz ve yardım isteyiniz.

    Afet sonrasında yaşadığınız her gün için;

    • Kendiniz ve aileniz için o gün yapılacak en önemli şeyin ne olduğunu belirleyiniz.
    • Tüm dikkatinizi kendinizin ve yakınlarınızın başından geçenlere odaklayınız. Durumu gözden geçirip yeniden değerlendiriniz. Böylece neyin önemli neyin önemsiz olduğunu daha kesin olarak belirleyebilirsiniz.
    • Yaşadıklarınızın sizin için ne anlama geldiğini anlamaya çalışınız ki, yaşama tekrar sıkıca sarılabilesiniz ve hatta tüm bu olanlardan kişisel olarak daha da güçlenerek çıkabilesiniz.
     
  4. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    3- Çocukların bir deprem felaketiyle başa çıkmalarına nasıl yardım edebilirsiniz?

    Deprem gibi bir felaketle başa çıkmak, hem siz hem de çocuklarınız için çok zor bir iştir. En başta, hayatınız altüst olmuştur. Pekçok yeni ve bilinmeyen zorlukların üstesinden gelmek durumunda kalmışsınızdır. Evinizin yeniden inşa edilmesi ya da tamir görmesi, iş değiştirmek zorunda kalmanız ve mahremiyetinizin kaybolması gibi pek çok olay sizi derinden etkileyebilir. Bu ani değişikliklerle başa çıkamayacağınızı sanabilirsiniz. Kuşkusuz bu felakette de yaşadığınız sıkıntıları en iyi siz biliyorsunuz. Ama eğer imkan bulabilirseniz, yaşadığınız sıkıntılarla başedebilmek için lütfen bu önerilerimizi de dikkate alınız.

    Çocuklar depremin kendisinden korktukları kadar, bu olayın hayatlarında yol açacağı değişikliklerden, belirsizlikten ve sorunlardan da korkarlar. Böyle bir felaketten sonra çocuğun yaşadığı psikolojik sıkıntı, davranışlarında değişmelere ve birtakım belirtilere yol açabilir.

    Bir deprem felaketinde çocuğunuzun davranışı nelerden etkilenir?

    • Sizin felaket karşısında gösterdiğiniz tepkiler, çocuğunuzun da bu olaya nasıl bir anlam vereceğini ve bu olayla nasıl başa çıkacağını belirler. Çocuklar normal zamanda da anne-babalarının endişelerinin farkındadırlar. Ama özellikle bir kriz durumunda bu konuda daha duyarlı hale gelirler. Sizi izleyip tepkilerinizden ipuçları yakalamaya çalışırlar. Siz panik içindeyseniz çocuk daha çok panik yaşar, karamsar ya da çökkün olursanız çocuk olumsuzluklardan daha çok etkilenir. Bu nedenle endişelerinizi çocuklarınızla paylaşmalı, onlara bu zorlukların üstesinden gelebileceğinizi söylemelisiniz.
    • Çocuğun depremden nasıl etkilendiği onun yaşı ile de bağlantılıdır. Henüz okul çağına gelmemiş çocuklar, olan biteni anlamada ve yaşadıkları duyguları dile getirmede güçlük çekerler. Hissettiklerini konuşarak paylaşamadıkları için de olaydan daha fazla etkilenirler. Altı yaşında bir çocuk korkusunu okula gitmek istemeyerek gösterirken, ergenlik çağındaki bir çocuk korkusunu açıkça göstermekten kaçınabilir. Felaket sonrası dönemde ise bu çocukların okul başarısı düşebilir, sizinle sık sık tartışmalara girebilirler.

    Bir deprem felaketinin ardından, çocuklarınızda aşağıdaki belirtiler ortaya çıkabilir:

    • Depremin tekrarlayacağından, ya da depremi hatırlatacak bazı işaretlerden (oturduğu koltuğun, yatağın sallanması, uyku sırasındaki gürültü, vb.) aşırı korkma;
    • Çok kolay ve sık sık sinirlenme, ağlama ve sızlanma;
    • Saldırganlık gösterme, yaramazlık yapma ve kendini bir işe verememe;
    • Okulda ve evde daha önce hiç yapmadığı davranışları yapma; Örneğin hiç kavga etmeyen çocuğunuzun kavga etmesi,
    • Daha hareketli olma ve yerinde duramama,
    • Felakete ilişkin korkular yaşama; örneğin, sizden tamamen ayrılacağından korktuğu için yanınızda yatmak isteyebilir, yağmurdan gök gürültüsünden ve fırtınadan korkabilir;
    • Uykuda kabuslar görme, çığlık atma ve yatak ıslatma;
    • Yalnız kalmaktan, yanındakilerin uzaklaşmasından korkma, peşinizde dolanma, okula ya da kreşe gitmekten korkma, tuvalette yalnız bırakılmaktan korkma;
    • Parmak emme, altını ıslatma, biberondan beslenmeyi isteme, sürekli kucakta tutulmayı isteme gibi bebeksi davranışlar gösterme;
    • Doktor tarafından sebebi bulunmayan mide bulantısı, karın ağrıları, kusma; başağrısı, baş dönmesi, beslenme ve uyku düzensizlikleri gibi şikayetler gösterme;
    • Sessizleşip içine kapanma, yaşanan bu olaylar üzerinde konuşmaktan kaçınma;
    • Sürekli bu konu üzerinde konuşmayı isteme (özellikle daha büyük çocuklar) ya da oyunlarında ve masallarında deprem felaketine ilişkin konuları işleme;
    • Bu deprem felaketinin, kendisinin daha önceden yapmış olduğu bir “kabahat” yüzünden olduğunu düşünüp, suçluluk duyma.

    Bazı çocuklar bu davranışların hiç birini göstermeyebilir, yaşadıkları sıkıntı dıştan farkedilmeyebilir ve herhangi bir belirti gözlenmeyebilir. Bazı çocuklarda ise bu sıkıntılara bağlı davranışlar, haftalar ya da aylar sonra ortaya çıkabilir.

    Çocuklarınıza bu konuda yardım etmek için neler yapabilirsiniz?

    • Çocukları, yaşanan olaylar hakkında bilgilendirme-nin büyük yararı vardır; onlara destek olmak, aile ve akrabaların felaket sonrasındaki yaraları sarma çalışmalarında onlara görev vermek, aile ve akrabaların birarada oldukları duygusunu yaşamalarına da katkıda bulunur. Bu zorlukları birlikte aşabilmek, deprem felaketinden çok sonraları bile sürebilecek ve aile bağlarını güçlendirecek bir “birlik beraberlik” duygusu yaşatacaktır.
    • Yaşadıklarınızla ve durumla ilgili olarak bir şey saklamadan, yanlış bilgi vermeden onunla anlayabileceği bir dille konuşun. Konuşurken diz çökün ve onun göz hizasına gelmeye çalışın, ellerini tutun, unutmayın çocuğunuzun güven ve destek dolu dünyası bir anda yerle bir olmuştur. Sorularına doğru ve basit cevaplar verin. Ailenize neler olduğunu çocuklarınıza açıklayın. Onların anlayacağı basit sözcükler kullanın. Doğruyu söyleyin. Örneğin okul öncesi bir çocuk için, “Ayşe, deprem oldu ve evimiz yıkıldı. Bir süre onun içinde oturamayacağız. Teyzenlere gideceğiz” gibi bir açıklama yeterli olabilir. Yaşadığınız bu ciddi durumu, olduğundan daha hafif bir şekilde aktarmaya çalışmayın. Ancak varolanı da abartmayın. Çocuğa, ailesinin, akrabaların ve diğer tanıdıkların koruması altında olduğu konusunda güvence verin. Onlara şu tür cümlelerle yaklaşabilirsiniz: “Evet canım, deprem tehlikeli bir şey. Başımızdan çok üzücü olaylar geçti. Ama bizler şimdi güvencedeyiz. Bak! bu konu ile ilgili kişiler ve tüm yardım kurumları bize yardım ediyor, hepsi geçecek ve eski günlerimize döneceğiz”.

    Çocuğun başına gelen felaketi anlamasına yardımcı olun. Çocuklar anlamadıkları şeylerden korkarlar. Çocuğa depremin ne olduğunu, nasıl oluştuğunu, çok ender olarak ortaya çıktığını, ama şimşek çakması, gök gürültüsü ya da fırtına kadar olağan bir doğa olayı olduğunu anlatın. Çocuklar, bu felaketin kendi yaptıkları herhangi bir ‘kabahat’la ilişkili olmadığını, bunda suçlu olmadıklarını ve söz konusu bu felaketin kendilerine verilen bir “ceza” da olmadığını çok iyi anlamalıdırlar. Kendi duygularınızı paylaşın. Çocuğunuzun “ne” söylediğini ve “nasıl” söylediğini dinleyin. Sesinin tonu, yüz ifadesi, gözlerindeki ifade, dudaklarındaki ve ellerindeki titreme gibi ipuçlarına dikkat edin. Bütün bunlarda korku, endişe, güvensizlik, kuşku gibi işaretler var mı? Çocuğunuzun söylediklerini sizin tekrarlamanız işe yarayabilir. Örneğin “bunu söylemek seni korkutuyor mu?” “sanki tekrar deprem olacakmış gibi mi geliyor?” Böylece çocuğunuz dile gelen duygularda kendi duygularını tanıyacak ve onun duygularını anladığınızı görecektir.

    • Ona güven verin. “Hiç korkma, birlikteyiz”, “Seni seviyorum”, “Seni koruyacağım”, gibi cümleler kullanın. Bu sözleri bir kez söylediniz diye çocuğun hemen anlayacağını ve rahatlayacağını sanmayın. Olabildiğince sık tekrar edin.Çocuğunuzu kucağınıza alın, sarılın, rahatlatın. Yakın temas ona kendisini terk etmeyeceğiniz mesajını verir.
    • Uykudan önce onunla birlikte daha fazla zaman geçirin, konuşun, güven verin. Eğer imkanınız varsa, çocuğunuzun yattığı yerin karanlık olmamasına çalışın. Çocuğunuzu geceleri yatırırken karşılaşabileceğiniz bazı sorunlar vardır: Çocuğunuz kabuslar görebilir, merak etmeyin bu kabusların aslında çocuğunuza yararı vardır. Bu insan beyninin gösterdiği son derece doğal bir tepkidir. Bu sayede iç dünyasında yaşadığı yoğun duyguları boşaltma imkanı bulur. Çocuğunuz bu kabusları gerçek sanabilir, korkuyla bağırıp sarsılabilir, telaşa kapılmayın, ona sarılın ve gördüklerini anlatmasını isteyin ve sonuna kadar da dinleyin araya girmeyin, “kötü bir rüya görmüşsün, herhalde sana gerçekmiş gibi geldi, rüyanda saklandığını, ağladığını, bağırdığını, kaçtığını söylüyorsun, sana hak veriyorum, ben de olsam aynısını hissederdim” gibi şeyler söyleyin, kesinlikle “korkulacak birşey yok” demeyin. Çünkü çocuğunuz korkmuştur, bunun için suçluluk ya da utanç hissetmemelidir.

    Onun kabuslarını azaltabilirsiniz. Örneğin, gün içinde onu meşgul edecek ve bedenen yoracak oyunlar oynamasını sağlayın. Çok kötü bir felakete maruz kaldınız ve belki de canınız burnunuzda ve tükendiğinizi hissediyorsunuz. Fakat kendinizi biraz zorlayıp yapabilirseniz çocuğunuzu yatırmadan önce ona bir masal anlatabilir, ninni söyleyebilir, onunla oynayabilirseniz kendinizi daha iyi hissedebilirsiniz.

    • Çocuğunuz oyun oynarken onu izlemeye çalışın. Neler söylediğini ve nasıl söylediğini dinleyin. Çocuğunuz oyuncaklarıyla ya da arkadaşlarıyla oynarken kızgınlık gösterebilir. Bu çok doğaldır. “Gel yavrum, anlıyorum canın sıkkın, sıkıntın geçinceye kadar seninle biraz oturalım” diyerek onu konuşabileceğiniz bir yere çekin.
    • Gerginliğini azaltıcı faaliyetler düzenleyin. Çocuğunuzu oyundan uzaklaştırmayın. Oyuncaklarıyla veya güvenli ve açık alanlarda oynamasını sağlayın. Eğer çocuğunuz çok küçükse ve sevdiği, onsuz yapamadığı bir oyuncağını ya da benzeri bir şeyi kaybettiyse ve bunun için ağlayıp yas tutuyorsa bu duruma izin verin, susturmaya çalışmayın. Bir zaman sonra da eğer mümkünse kaybettiği o şeyin yerine yenisini sağlamaya çalışın.
    • Olanaklar ölçüsünde, gündelik alışkanlıklarınızı sürdürün ya da yeni koşullar altındaki yaşantınızı da olabildiğince eskilerine benzetmeye çalışın. Örneğin, yemek saatlerini, onu yatırdığınızda masal anlatmayı, öğleden sonra uykularını sürdürün. Alışkanlıkların birden ortadan kalkması özellikle daha büyük çocuklarda kendi başına ciddi bir stres yaratabilir.
    • Bu olaydan sonra, kendinizin de neler hissettiğini çocuklarınızla paylaşın; başınıza gelenlere nasıl olumlu bir şekilde yaklaşmaya çalıştığınızı anlatın. Örneğin şöyle bir şey söyleyebilirsiniz: “Evden ayrılmak zorunda kaldığımız için ben de çok üzgünüm, ağlamamın nedeni bu. Gel bana bir sarıl. Çok iyi gelecek.” Çocuklarınızın duygularını ve yaşadığı sıkıntıyı anladığınızı ve hepsini kabul ettiğinizi de belirten sözcükler kullanın. Örneğin, “Ahmetçiğim, ağlamanın hiç bir sakıncası yok. Ağlayabilirsin. Halanlarda rahat edeceğiz.” Çocuğunuza, hissettiklerini dinlemeye hazır olduğunuzu, yaşadığı duyguların hepsinin çok normal olduğunu söyleyin.
    • Cesaret, sabır, kararlılık, yardımlaşma, problemleri çözmeye çalışma ve sorunlarla başa çıkma konusunda çaba gösterme gibi davranışlarınızla, çocuklarınıza örnek olmaya çalışın. Çocuklarınızın dikkatini, benzer felaketi yaşamış diğer ailelere ve onlara yardımcı olmaya çalışan diğer insanlara çekmeye çalışın. “Ellerinden geleni yapıyorlar Ayşeciğim. Bak dün bütün gece karşı evdekileri kurtarmaya çalıştılar. Komşularımız da aynı şekilde uğraşıyorlar. Bu işi atlatmak için hep birlikte çalışmalıyız” şeklinde bir şeyler söyleyebilirsiniz. Çocuğunuza yardımcı olmak için, yaşadıklarınızla nasıl başettiğinizi anlatabilirsiniz. Örneğin, “Kendimi kötü hissettiğimde birlikte yaşadığımız güzel günleri düşünüyorum ve kendime ileride herşeyin yeniden düzeleceğini hatırlatıyorum. Bu beni biraz olsun rahatlatıyor, belki sen de denersin.”

    Rahatlamak ve sakinleşmek için kendinize zaman ayırın. Kriz ortamından uzaklaşmak için kendinize çok kısa bir ara verin. Örneğin bir kaç dakika yürüyün. Zihninizi sakinleştirmeye çalışın. Eğer siz sağlam olursanız ailenize daha çok yardım edebilirsiniz.

    Son olarak kısaca şunları öneriyoruz:

    • Gündelik yaşamınızı en kısa zamanda düzene sokun
    • Planlara tüm ailenin katılmasını sağlayın
    • Kendi duygularınızı paylaşın
    • Çocuklara bağırıp çağırmaktan ve dayak atmaktan kaçının
    • Eğer çocukları bir yere göndermek zorundaysanız bunu onlara mutlaka anlatın ve onlarla iletişimi kesmeyin
    • Yardım istemekten korkmayın! Böyle bir felaketle kimse tek başına başedemez
    • Sizin için en önemli olan işleri belirleyin ve bunları sırayla ele alın
    • Sezgilerinize güvenin. Buraya kadar başardığınıza göre gerisini de halledersiniz
     
  5. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    4- Çocukların yakınlarının kaybını anlamalarına nasıl yardımcı olabilirsiniz?

    Ailenin bir üyesi öldüğünde, tüm çocuklar şöyle ya da böyle bundan etkilenir ve yetişkinlerden farklı davranırlar. Yaşı çok küçük olan çocuklar ölümü anlamakta zorlanabilirler. Sevdiği birini kaybeden bir çocuğun kendini güvende hissetmesi ancak ailedeki en yakın üyelerden gelecek sevgi ve şefkatle mümkündür.

    Ölüm acısının ve yaşanan karmaşık duyguların üstesinden gelmek çok güçtür. Küçük çocuklar aileden birinin ölümüyle ilgili duygularını dile getiremezler. Bu yüzden çocuklar, ölüm hiç olmamış ve kendileri bundan hiç etkilenmemiş gibi davranabilirler. Ölümle ilgili duygularını anlaşılması zor, farklı davranışlarla ve oyunlarıyla belli ederler. Çok küçük çocuklar bile, ifade edememelerine rağmen derin bir yas duygusu yaşarlar.

    Okul öncesi yaştaki çocuklar ölümü genellikle geçici bir durum sanırlar. Ölenin geri gelmesinin mümkün olduğuna inanırlar. Çizgi filmlerde ölen ve tekrar yaşama dönen kahramanları gördükleri için bu inancı taşımaktadırlar. Yaşları 5 ila 9 arasında olan çocuklar, ölümü yetişkinler gibi algılamaya daha hazırdırlar ama yine de kendilerinin veya yakınlarının ölebileceğine inanmazlar.Çocuklar sevdikleri birinin ölümü karşısında nasıl davranırlar?

    Yas tepkisi beş aşamadan oluşur. Bunlar şok, korku, öfke, suçluluk ve kederdir. Bu aşamalar, aslında ister çocuk, ister yetişkin, ister doktor, ister hemşire olsun, ölümü yaşayan herkes için geçerlidir. Ancak herkesin bu aşamalardan geçerken gösterdiği davranışlar farklılaşabilir.

    Kardeşi ya da anne-babasından biri ölen bir çocuk, çok büyük bir şok yaşayabileceği için bu ölümün gerçek olduğuna inanmaz. Sanki olmamış gibi davranabilir. Aile üyeleri ya da akrabalar, kendileri olayın şokunu üzerlerinden atamadıkları için, çocuğu istemeden ihmal edebilirler. “Çocuktur” diye onun neler hissettiği ile ilgilenmeyebilirler. Bu da durumu daha karmaşık hale getirir.

    Anne ya da babasının ölümünden sonra çocuk kendisine şimdi kimin bakacağını merak eder, endişe duyabilir. Sevdiği diğer insanları da kaybedeceğini düşündüğü için yoğun bir korku içinde olabilir. Yakınlarının eteğine yapışır ve sıklıkla kendisini sevip sevmediklerini ya da ne kadar sevdiklerini sorabilir.

    Ölen kişi, çocuğun dünyasında çok önemli bir yer tuttuğu ve çocuk kendini onun yanında güvende hissettiği ve o kişinin ölümü ile birlikte bu güven duygusunu yitirdiği için çocuk öfkelenebilir, kızabilir ve saldırganlaşabilir. Bunlar normaldir. Bu öfke onun itiş-kakışmalı oyunlarında, kabuslarında, gergin ve sinirli davranışlarında kendini gösterebilir. Çocuğun öfkesini, ailenin sağ kalan bireylerine yöneltmesi de epey sık görülür.

    Annesi ya da babası ölen bir çocuk genellikle, daha küçük bir çocukmuş gibi davranabilir. Bebeksi tavırlarla, sürekli beslenmeyi, kucaklanmayı ve altının bağlanmasını isteyebilir. Konuşması bebek gibi olur parmağını emmeye, kekelemeye ve gece altını ıslatmaya başlayabilir.

    BUNLARIN ÇOK DOĞAL AMA GEÇİCİ TEPKİLER OLDUĞUNU UNUTMAYIN.

    Küçük çocuklar yakınlarının ölümüne kendilerinin sebep olduğuna inanırlar. Şöyle ki, eğer depremden çok daha önce, kardeşi, anne ya da babasına kızdığı için, yaşının gereği çok doğal bir tepki olarak, “keşke ölse” diye düşünmüşse bu dileğinin gerçekleştiğini sanır ve bundan büyük bir suçluluk duyabilir. Çocuk baş ve mide ağrısı çekebilir, kendisinin de öleceğinden korkabilir. Daha büyük çocuklar ölen kişiyi taklit edici davranışlar içine girebilir.Çocuğun ölüm olayı karşısında gösterebileceği bu davranışların hepsi normaldir. Bu tür bir yas sürecinden geçen kişi için zaman önemli bir faktördür. Uzmanlara göre, çocuğun önemli bir ölüm olayının ardından 6 ay sonra, artık yavaş yavaş normal davranışlarına dönmesi ve günlük yaşantısını sürdürmesi beklenir. Ancak aileler, bu davranışların yanında, normal olmayan belirtilerin de farkında olmalıdırlar. Ölümü izleyen haftalarda, bazı çocukların ölen yakınının sağ olduğu konusunda ısrar etmesi doğaldır. Ama ölümün uzunca bir süre inkar edilmesi veya ölenin arkasından ağlayıp üzülmekten kaçınma, üzüntüyü uzun bir süre bastırmak, sağlıklı tepkiler değildir. Bu davranışlar, daha ileride kendini ciddi sorunlar halinde gösterebilir. Eğer bu altı aylık süre sonunda, söz konusu tepkiler devam ediyorsa ve aşağıdaki türden belirtiler varsa, çocukla ilgilenen kişilerin bir öğretmen, çocuk doktoru ya da bir ruh sağlığı uzmanından yardım istemeleri yararlı olacaktır.

    • Çocuğun altı aydan daha uzun sürecek şekilde, gündelik olaylar ve faaliyetlerle ilgilenmemesi, herşeye karşı ilgisiz olması; Altı aydan daha uzun bir süre, “bebeksi” davranışlarını sürdürmesi;Ölen kişinin davranışlarını aşırı şekilde taklit etmesi, sürekli onunla beraber olmak istediğini tekrarlaması; Arkadaşlarından uzaklaşması;
    • Okul başarısının çok önemli bir şekilde gerilemesi; okula gitmek istememesi;

    Ölüm Olayının Çocuğa Söylenmesi:Sevilen birinin ölümünün ardından geride kalanlar için en zor işlerden biri, bu konuyu çocuğa söylemektir. Aile üyeleri zaten kendileri kederliyken, bu sorun katmerlenmektedirÖlümü kabul etmek ve bu üzüntünün üstesinden gelmek, pek çok yetişkin için bile çözülmesi zor bir sorun olduğundan, onlar çocukların da bu konuyla başedemeyeceğine inanırlar. Ölümle ilgili konuşmalardan, törenlerden çocuğu uzak tutmaya çalışarak, onu koruyacaklarını sanırlar. Asıl bu durum çocukları endişelendirir, şaşkınlık yaşamalarına ve kendilerini yalnız hissetmelerine yol açar. Çevrelerindeki insanlardan en çok destek ve güvence istedikleri bir zamanda, zihinlerini kurcalayan pek çok soruyla başbaşa kalırlar. Bu sorulardan bazıları arasında: “Bana şimdi kim bakacak?”, “Babam/annem/kardeşim/dedem, vb. neden öldü?”, “Ne zaman gelecek?” gibi sorular bulunmaktadır. Çocukların bu sorularına, onların anlayabileceği tatlı bir dille, olabildiğince gerçek ama basit cevaplar verin. Örneğin, 5 yaşından küçük bir çocuğa, ölen kişinin, uzun bir yolculuğa çıktığını, bu yolculuğun bildiğimiz yolculuklardan farklı olduğunu, o yüzden kendisine veda edemediğini ama her zaman bizi sevmeye devam edeceğini, bizi düşüneceğini söyleyebilirsiniz. Eğer çocuk 6 yaşında ya da daha büyük ise, ölümü, diğer canlıların (bir çiçek veya bir hayvan gibi) ölümü ile ilgili bir örnek vererek açıklayabilirsiniz.

    • Ölümün ardından olabildiğince kısa bir sürede gündelik yaşantıya dönün. Kimsenin kendisini bırakmayacağına, onu sevip bakacağına inanabilmesi için, şefkat ve ilginizi sık sık, çok açık bir biçimde gösterin. Sorularına yanıt vermiş olsanız bile o size tekrar tekrar sorabilir.
    • Sabırlı davranın ve sorularını tekrar tekrar yanıtlayın. Bazen çocuğun sorularının cevaplanması kadar sormaya cesaret edemediği ancak sizin sezdiğiniz ihtiyaçları da önemli olabilir. Bunların hepsi için çocuğu tatmin edecek şekilde açıklama yapmaya dikkat edin. Örneğin “Babam ne zaman geri gelecek?” sorusunun altında, “Bize kim bakacak?”, “Bizi kim koruyacak?” korkusu olabileceğinden, yanıtınız şöyle olabilir: “Yavrum, baban maalesef geri gelmeyecek, biz onu artık göremeyeceğiz ama hep seveceğiz. Hep düşüneceğiz. Ama merak etme hayatımız çok fazla değişmeyecek, sen okuluna gidebileceksin, arkadaşlarınla oyun oynamayı sürdürebileceksin. Ben de hep yanında olacağım ve seni koruyacağım.”

    Çocuk böyle bir durumda yapılması gereken uygun davranışların da ne olduğunu bilemeyebilir. Sorular sorması, hissettiklerini söylemesi için cesaret verin. Kendi başınızdan geçmiş ölüm olaylarında neleri merak ettiğinizi; ailedeki bu kayıpla ilgili olarak yaşadığınız duyguları paylaşın. Ama asla, “Metin olmalısın, ağlamamalısın, sen ağlarsan o da üzülür gibi” sözlerle, neler hissetmesi, neler hissetmemesi gerektiğini söylemeyin.

    • Size sevgisini göstermesine izin verin. Yakın bir zamanda sevdiği başka insanların ölmeyeceği konusunda güvence verin. Ölüm olayının çocuğun o kişiye yönelik herhangi bir kızgınlığıyla ya da öfkesi ile ilişkili olmadığını özellikle vurgulayın.
    • Ölen kişinin ölümünden sonra yapılacak törenlere şu ya da bu şekilde çocuğun da katılmasını sağlayın. Cenaze töreninin ne olduğu ve neden yapıldığını ona açıklayın, fakat gelmesi için ısrar etmeyin. Korku içinde olan bir çocuğu cenaze törenine gitmesi için zorlamak doğru değildir. Onun yerine, dua etmesi, bir süre sonra ziyaret etmek amacıyla kabristana götürülmesi uygun olacaktır.
    • Çocuklar bir kez ölümü kabullendiklerinde, yaşadıkları kederi, zaman zaman ve bazen de hiç beklenmedik anlarda ifade edeceklerdir ve bu uzun sürebilir. Geride kalan akrabaların, çocukla birlikte olabildiğince fazla zaman geçirmeleri, ona korku ve üzüntülerini açıklamak için fırsat tanımaları çok yararlıdır. Ancak özellikle okul çağındaki ve daha büyük çocukların, istedikleri zaman yalnız kalmalarına da izin verin. Zaman zaman üzüntülerini kendi başlarına yaşamak istemelerini anlayışla karşılayın.

    ÇOCUKLARIN ÖLÜMÜ ANLAMALARI VE ÖLÜMÜN ÜSTESİNDEN GELEBİLMELERİ İÇİN, HER FIRSATTA ÇOCUĞU SEVİN, YALNIZ KALMAYACAĞINA VE GÜVENDE OLDUĞUNA İNANDIRIN. GERÇEKLERİ ANLAYACAĞI DİLLE ANLATIN VE VERDİĞİNİZ CEVAPLARIN TUTARLI OLMASINA DİKKAT EDİN.
     
  6. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    5- Afet Bölgelerinde Çalışan Yardım Ekiplerinin Karşılaşabilecekleri Psikolojik Sorunlar ve Bazı Çözüm Önerileri

    Ulusça çok büyük bir felaket yaşadık. Bu felaketten hemen sonra, sizler deprem bölgesindeki insanlarımıza yardımcı olmak üzere koşup geldiniz ya da yöredeki görevlerinizin başına dönerek çalışmalara katıldınız. Hepimiz sizlere müteşekkiriz.

    İçine girdiğiniz ortam ilk anda bir kaostu. Bir kitlesel şok yaşanıyordu. Çevreniz kargaşa, tahribat, ölüm, yaralanma, afetzedelerin çoluk çocuk çığlıkları ile, korkuları, gözyaşları, öfkeleriyle, karamsarlıkları, suçlulukları ve pişmanlıklarıyla sarılmıştı. Siz de bu duygular arasından kendinize düşen payı aldınız. Bunların bir kısmı halen devam ediyor olabilir, bir kısmı da belki biraz olsun hafiflemiştir. Ama çalışmalarınız durmaksızın sürüyor, epey bir zaman daha sürecek gibi görünüyor. Bu yüzden bu broşür aracılığıyla sizlere ulaşmak istedik.

    Şunu unutmayın!

    Bir afet ortamının olumsuz koşulları içinde, uzun saatler, durmak dinlenmek bilmeksizin, doğru düzgün uyumadan, beslenmeden saatlerce zorlanarak çalışmak çok zordur. Yardım ekiplerinin kendilerinin de bu yük ve acılar altında ezilerek “ikincil düzeyde afetzede” olma ihtimalleri çok yüksektir. Bu ihtimali azaltmak için kendi kendinize yapmanız gereken bazı faaliyetleri aşağıda bulacaksınız. Bu şekilde, çok önemli ve bir anlamda da kutsal işinizle ilgili sorumluluklarınızı daha iyi yerine getirebilirsiniz.Stresinizi hafifletici bazı yollar, sandığınız kadar zor ya da zaman alıcı değildir. Bunlar, tek başınızayken ya da grup olarak yapabileceğiniz, pratik, ama etkililiği bilimsel araştırmalarla da kanıtlanmış yöntemlerdir. İşinize yarayabilir:

    • Bir yemek arası verdiğinizde, açık havada 20 dakika kadar hızlı bir yürüyüş yapın ya da 10 dakika koşun;
    • Açık havada derin derin soluk alıp verme egzersizleri yapın;
    • Açık havada kültür-fizik egzersizleri yapmaya çalışın;Bulunduğunuz bölgede diğer afetzedeler için sağlanmış bir eğlence etkinliğine katılın;
    • Olanaklar ölçüsünde iyi beslenin;
    • Fazla miktarda kafein tüketmeyin;Alkolden uzak durun;Bir grupla birlikte iseniz akşamları bir süre bir araya gelip, sizi üzen ya da mutlu eden bazı olayları ve duygularınızı birbirinizle paylaşın, birbirinize destek olun;Sınırlarınızı bilin. Kendinizin de “etten kemikten oluşmuş bir insan” olduğunuzu unutmayın. Kendinizden gerçekçi beklentiler içine girin;
    • Sizinle birlikte çalışan bir arkadaşınızla ya da civardaki bir ruh sağlığı uzmanıyla kısa da olsa mutlaka konuşmaya çalışın.
    Bu saydığımız önlemleri almanız çok önemlidir çünkü sizler farkında olmasanız da yaşadığınız stresi bir kat daha arttıran aşağıdaki gibi bazı nedenler vardır:

    • Bazı durumlarda sizler de ölüm tehlikesiyle burun buruna gelmiş olabilirsiniz;İnsan acısını dindirmeye, hayat kurtarmaya ya da afetzedelerin ruhsal açıdan da incinmelerini en aza indirmeye çalışırken, afete maruz kalmış merkezlerdeki çalışma koşulları sizi zorluyor olabilir;Eğer aynı bölgede kalmıyorsanız, görev yaptığınız yöreye kadar her gün uzun mesafeler katetmek durumunda olabilirsiniz; Normal zamanlarda derdinizi paylaştığınız aileniz, yakınlarınız arkadaşlarınız yanınızda değildir. Onların ne durumda olduğunu merak ediyor olabilirsiniz;Ekiplerinizin başına getirilen “yöneticiler”in ya da ekip başlarının yöneticilik tarzları farklı farklı olabilir;Durumun aciliyeti nedeniyle bazı kararlar bazan sizlere hiç danışılmadan alınabilir, kararlarda tutarsızlıklar olabilir, sizlere hiç bildirilmeyebilir;Sorumluluk duygunuz, “herşeye yetişmeliyim”, “herkese yardım etmeliyim”, gibi düşüncelerle sınırlarınızı gereğinden fazla zorlayabilir, o ana kadar yaptıklarınızı yeterli bulmayabilirsiniz;Bir yanda yapılacak daha onca iş olduğunu görerek o güne kadar yaptıklarınızı küçümseyebilir ya da tamamen gözardı edebilir, katkılarınızın farkında olmayabilirsiniz;
    • Afet bölgeleri beslenme, barınma ve temizlik açısından son derece olumsuz koşullara sahip olabilir.

    Bütün bunlar bir afet/felaket ortamında ortaya çıkan durumlardır. Bu durum, dünyanın her yerinde öyle ya da böyle aynıdır.

    Araştırmalar, bu tür afet zamanlarında başkalarının yardımına koşan insanların pek çoğunun, kendilerini kendilerinin dışında bir şeylere adayabilen, fazlasıyla verici, kendilerini kolayca başkalarının yerine koyabilen ve iş yapmaya dönük kişilik yapısına sahip insanlar olduklarını göstermektedir. Bu yüzden, afet bölgelerinde çalışan gönüllüler ve diğer yardım personeli, deprem gibi bir felaketi yaşamış insanlara yardımcı olmaya çalışırken, onlarla fazlasıyla özdeşleşip tükenme ihtimalleri çok yüksektir.

    • Fiziksel ve psikolojik tükenme durumlarında, insanlarda en sık ortaya çıkan duygu, yoğun bir “öfke”dir; Olaylara olumlu yaklaşma yeteneğinizi yitirebilir, karamsarlık girdabına kapılabilirsiniz;Kendi öfkeniz böylesine yoğunken, diğer kişilerin (sizinle birlikte çalışan diğer yardım ekibi üyelerinin, afetzedelerin, yöredeki idari görevlilerin, medyanın, vb.) sizinkilere benzer nedenlerle yaşamakta oldukları öfkeye tahammülünüz kalmaz;Onların öfkelerini de, yaşadıkları “tükenmişlik” durumunun bir sonucu gibi görmek yerine, kendi üstünüze alınabilir ve “Bana bu şekilde davranmaya hakkı yok” diye düşünerek daha da çok öfkelenebilirsiniz;Çevrenizdeki acı çeken insanları gördükçe, kendinizin yara bile almadan kurtulmuş olmanız, bir süre sonra daha iyi yaşam koşullarına dönecek olmanız, sizde suçluluk duyguları uyandırabilir;Her şeye yetişmek isteyip, yetişemediğiniz için yoğun bir çaresizlik ve kaygı duyabilirsiniz. Hele yoğun kayıpları olan kişilerle çalışıyorsanız, yaşadığınız çaresizlik, kontrolü kaybetmişlik duygularınız bir kat daha artar;Yardım etmeye çalıştığınız kişiler çocuksa, o güne kadar sizi ayakta tutan varsayımlarınız, değerleriniz altüst olabilir, isyan noktasına gelebilirsiniz;Kendi çocukluğunuzdan kalan korkularınız ve fantezileriniz yeniden canlanır. Yardım etmeye çalıştığınız bu kişilere aniden bağlandığınızı görebilirsiniz. Böylece, onlardan ayrılmak size güç gelebilir;Onların acı çeken görüntüleri gözünüzden, sesleri kulaklarınızdan, o ortamdaki kokular burnunuzdan gitmeyebilir. Tüm duyu organlarınızla yaşadıklarınız zihninizde tazeliğini koruyabilir; Hele kurtarma ekipleri arasında enkaz altından cansız bedenler çıkarmak durumunda kaldıysanız, bu durum daha da rahatsız edici olup, sizleri geceler boyu uykusuz bırakabilir;
    • Geri döndüğünüzde yaptıklarınızı yetersiz bulabilir, kendinize eskisi gibi “normal” bir yaşama dönme şansı tanımayabilir, oraya tekrar gitme isteği yaşayabilirsiniz

    Bunların hepsi normal duygular, düşünceler ya da yaşantılardır. Ancak çok uzun sürdüklerinde sizi işlevinizi göremez hale getirir.

    Unutmayın!!

    Sizler gönüllü ya da görevli kurtarma ve yardım ekipleri olarak, afete uğramış bu kişilere kendinizi, sevginizi ve ilginizi armağan ediyorsunuz. Eğer siz de bu felaketin bir mağduru haline gelirseniz yardımcı olmak yerine yardıma muhtaç hale gelebilirsiniz. Böylece, depremzedeler de içinden geçtikleri bu çok zor dönemde, onlara sağladığınız ve sağlayacağınız bu imkanlardan mahrum kalacaklardır.Bu korkunç deprem, sizin, böylesi bir felaketle, bunca ölüm, yaralanma, yıkıntı ve acıyla ilk kez karşılaşmanız olabilir. Bu tür olaylar her gün karşılaşmadığımız türden hayat gerçekleridir. Başaçıkmamız için gerekli olan becerilerimizi bir gecede geliştirmek mümkün değildir. Her birimizin içinde, yardım vermekte olduğumuz herhangi bir afetzedenin, kendimiz ya da sevdiğimiz bir yakınımız olabileceğine ilişkin, bilinçaltı bir korku vardır. Yaşadığınız bu duyguları farketmeniz, yoğunluğunu ve şiddetini anlamanız, kabullenmeniz ve bu duyguları birileriyle paylaşmanız çok ama çok önemlidir.Bu tür afetler sırasında, kendimizi de şaşırtan bir şekilde insanüstü bir çabayla çalışsak da yaptığımız işin doğası gereği yaşanan yoğun stres, bir süre sonra kendini gösterecektir. Kendimizi yorgun, şaşkın, acılar içinde ve korku dolu hissetmeye başlayabiliriz. Böylesi bir stresin üzerimizde yapacağı etkileri anlayıp, başetme yollarını araştırmamızın, hem kendimizi korumak, hem de bu sayede çevremizdekilere daha fazla yararlı olmak açısından kritik önemi vardır.

    Yöneticileriniz, ekip başlarınız, sizlerin dinlenmenizi ve kendinize biraz zaman ayırabilmenizi sağlamak amacıyla, çalışma programlarında düzenlemeler yapacaklardır. Ancak eğer bu düzenlemede sıra size gelmeden önce de böylesi bir zamana ihtiyaç hissediyorsanız, kendilerine gidip bu dileğinizi belirtin. Onlar da bunun önemini kavrayacak ve olanaklar ölçüsünde size bu “kendini yeniden toplama” süresini tanıyacaklardır. Eğer görevinizde bir değişklik ihtiyacı içindeyseniz, bunu da kendilerine iletebilirsiniz. Yardım ve destek vermekte olduğunuz kişilere kısa sürede bağlanabileceğinizden, sorumluluklarınızı geçici bir süre için de olsa başkalarına devretmek size zor gelebilir. Bunu yapmak istemeyebilirsiniz. Ancak, bu iş ne kadar zor olsa da nöbet süreniz bitince, ara verin ve yeniden enerji toplamak ve işinizin başına dönmek üzere dinlenin.

    Unutmayın!!!

    Kendinizi de korumaya çalışmanız bencillik değil, hem kendinize hem de yardım vermeye çalıştığınız kişilere borcunuzdur. Yardım etmeye giderken yardıma muhtaç hale gelmeyiniz.
     
  7. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    6- Öğrencilerinize Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?
    Depremin Psikolojik Etkileriyle Baş Etme Öğretmen El Kitabı

    Yaşamımızda kontrol edemediğimiz ya da önceden kestiremediğimiz olayların var olduğunu anlamak ve kabul etmek çocuklar için oldukça güçtür. En kötüsü de biz yetişkinlerin bir felaketi etkisiz hale getiremiyor, tekrar başımıza gelmesini önleyemiyor ve çaresiz kalıyor olmamızdır.

    GİRİŞ

    Deprem, diğer pek çok doğal felaket gibi ani olması ve yarattığı sonuçlar açısından psikolojik anlamda bir travma olarak kabul edilmektedir. Yurdumuzun Marmara bölgesinde etkili olan ve “yüzyılın depremi” olarak anılan 17 Ağustos 1999 depremi, binlerce can kaybına, pek çok ailenin evsiz kalmasına, yaralanmaya ve çok büyük miktarlarda mal kaybına yol açtı. Pek çok aile ve çocuk evlerinden ve yaşadıkları yerlerden uzaklaşmak zorunda kaldılar. Bu insanlar, ailelerini, akrabalarını, arkadaşlarını ve komşularını oldukça üzücü bir şekilde kaybettiler. Aynı zamanda evlerini ve sahip oldukları özel eşyalarını kaybetmenin acısını yaşadılar. Ancak tüm bu olumsuzluklara rağmen hayatta kalanlar olarak bizler, yaşamı sürdürmek ve psikolojik sağlığı korumak için yaşamı normalleştirme göreviyle karşı karşıyayız.Travma nedir? Ne tür tepkilere yol açar?*Bireyin varlığını doğrudan tehdit ve tüm yaşamını alt üst eden, ani olarak ortaya çıkan ve korku veren her yaşantı travma olarak tanımlanır. Marmara depremi gibi büyük çapta yıkıcı olan doğal afetler ise büyük travmalar olarak ele alınır. Felaket, bir yandan günlük yaşamı derinden etkilerken, öbür yandan kayıplara katlanmak oldukça güçtür. Travmaya uğramış çocuk ve ergenler yaşanılan kötü olayı ve kayıpları hatırlatan anılar ve bunların verdiği acılarla karşı karşıyadırlar. Travmanın yarattığı psikolojik etkiler ve belirtiler travma anında pek görülmese de; ya hemen ya da uzunca bir süre sonra çok tipik bir şekilde kendilerini gösterebilirler. Bunlar; yoğun bir korku, endişe, çaresizlik ve suçluluk duyguları gibi psikolojik tepkiler ve fiziksel belirtiler (kalp atış hızında artma, göğüs ve mide ağrıları gibi) şeklinde kendini gösterir. Travma sonrası stres tepkileri genel olarak üç grupta ele alınır:

    1. Depremle ilgili sahneler tekrar tekrar yaşanır. Olayın zihinde yeniden canlanmasına yol açan her ses, koku görüntü ve benzeri duyumların yol açtığı duygusal ve fiziksel tepkiler sonucu çocuk, o anı tekrar yaşıyormuş gibi davranır.
    2. Depremi hatırlatan yerlerden, insanlardan ve diğer ipuçlarından kaçınma çabası vardır. Bu da bireyin yaşamdaki pek çok şeye karşı ilgisinin kaybolmasına yol açabilir. Hatta bazı durumlarda bu tepkiler, gençlerin kendilerini diğer insanlardan koparmalarına ve içlerine kapanmalarına yol açabilir.
    3. Beden, tehlike hala devam ediyormuş gibi fiziksel tepkiler verir. Çocuk ve gençlerde görülebilecek bu tepkilerden bazıları, her an deprem olacakmış gibi bir uyarılma, kolaylıkla ürkme ve diken üstünde olma, gerginlik, öfke patlamaları, uykuya dalma, uyumada güçlük ve dikkati toplayamamadır.
    Deprem gibi doğal bir afette çocuklar ve aileleri, depremin yol açtığı yoğun korkuların yanı sıra farklı türden kayıplar yaşarlar. Evlerini, eşyalarını, sevdiklerini ve alıştıkları düzenli yaşam tarzlarını kaybedebilirler. İnsan için her önemli kayıp bir travmadır ve üzüntü, öfke, suçluluk, pişmanlık gibi bir dizi duyguya yol açar. Bunlar normaldir ve başlangıçta acı verici olmasına rağmen sağlıklıdır. Kaybedilen kişi, çocuk ya da gencin yaşamında ne denli önemli ise tepkiler de o denli yoğun olabilir Burada dikkat edilmesi gereken nokta, gençlerin kayıp karşısındaki tepkileridir. Gençler, travmatik kaybın yarattığı sorunları ya anne babalarından ve diğer yetişkinlerden tamamen koparak çözmeye çalışırlar ve kendilerine aşırı güven gösterebilirler veya tam tersine çevrelerindeki yetişkinlere tümüyle bağımlı hale gelebilirler.Marmara depreminde pek çok çocuk ve ergen hem depremi hem de kaybı birlikte yaşamıştır. Böylesine ani ve travmatik bir kayıp yaşayan gençlerin, yas tepkileriyle başetmeleri daha zordur. Çünkü böyle bir durumda yas tepkisi, travma yüzünden normal bir seyir takip edemez. Çocuk ve ergenin zihni, çok uzun bir süre kayba yol açan olayla ve koşullara ait trajik anılarla meşgul olur. Bu da “karmaşık yas” süreci adı verilen daha zorlayıcı bir duygu yoğunlaşmasına yol açar. Bu süreçte, ölüme yol açan travmatik olayın tekrarlayıcı görüntüleri ya da anıları nedeniyle ölen kişiyle ilişkili olumlu anılar bazen hatırlanamaz; bu da sevilen kişinin ölümünü kabul etmeyi ve buna uyum sağlamayı zorlaştırır. Ergen kendisine bu travmatik kaybı hatırlatan ilişkilerden ve olumlu etkinliklerden de kaçındığından hakkında konuşacağı, düşüneceği, hissedeceği ve uğraşacağı alanlar daralır. Ergenin yaşamını yeniden yapılandırması zorlaşır, normal gelişimi kesintiye uğrayabilir.**Ergenlerin bazıları stres tepkileri ve duygusal problemler açısından daha fazla risk altında olabilirler. Örneğin;

    • depremden kısa bir süre önce ya da depremde aileden birini ya da arkadaşını kaybetmiş olanlar,destekleyici olmayan, karmaşık ya da şiddetin yer aldığı bir aile ortamında bulunanlar,anne ve babası deprem sonrası stres tepkilerini yoğun biçimde yaşayanlar,depreme bağlı olarak ciddi bir yaralanma geçirenler,Başkaları hakkında endişe duyan, onların yardımına koşan; fakat kendi duygularından ve durumundan söz etmeyenler,Aşırı hareketli olup yerinde duramayanlar,Öğretmenin dikkatini çekmek için yarışan; sık sık söz isteyen ve başkalarının sözünü kesenler,Okul kurallarına uymamakta direnenler ve bu nedenle sorun çıkaranlar,
    • Çok çabuk duygusal tepki gösterenler.Örneğin, çabuk kızıp, çabuk ağlayanlar.

    Öğretmen bazen çocukların yas tepkilerinin farklılaştığını görebilir. Bu durum çocuklar arasındaki bireysel farklılığa bağlı olabileceği gibi; söz konusu ölüm olayına şahit olma ya da olmama ile de bağlantılı olabilir. Örneğin, eğer çocuğun yakını gözünün önünde ölmüşse yaşanan bu ani şok, o andaki görüntü ve seslerin zihinde birbirinden kopuk imgeler şeklinde asılıp kalmasına yol açar. Birey o anda bunları birbiriyle ilişkilendirerek zihnine yerleştirecek bir durumda değildir. Bu nedenle yaşanmış tüm görüntüler ve sesler, aynen olayın gerçekleştiği anda olduğu gibi aniden canlanır ve bireyde korkunç bir kaygıya yol açar. Genellikle bu durumlarda yas tutma sürecinin normal olarak yaşanması güçleşir. Diğer yandan, ölüm olayına şahit olmayan çocuklar ve ergenler de ölümden etkilenirler. Ancak, onlar ölümle ilgili doğrudan bir şok yaşamamışlardır. Bu şoku, yakınlarının ölümünü öğrendiklerinde yaşarlar ve görmedikleri ayrıntıları zihinlerinde kurguladıkları hayallerle tamamlarlar. Bununla birlikte birey, bütün bu düşündüklerini zihninde ilişkilendirebildiği için, ölüm anına şahit olmuş kişilerde olduğu gibi yaşanan birbirinden kopuk görüntüler zihnine hücüm etmez ve normal yas sürecinin yaşanmasına engel olmaz. Ne var ki bu hayaller de kaygı uyandırır ve stres tepkilerine yol açabilir. Her iki durumda da eğer kişinin yaşadığı duygular çok yoğun ve günlük yaşamını tümüyle olumsuz bir şekilde etkileyecek türden ise bireye özel bir ilgi gösterilmesi gerekebilir.

    Stres tepkilerinin yanı sıra çocuk ve ergenin ruh sağlığını tehlikeye atan bir diğer durum da depresyon riskidir. Depresyon stres tepkilerinden farklıdır ve farklı belirtiler gösterir. Bunlar; yoğun bir hassasiyet, iştah kaybı, dikkati toplamada güçlük, yaşamdan alınan zevk ve yaşama olan ilginin önemli ölçüde azalması, yorgunluk, enerji kaybı, kendini değersiz bulma, suçluluk duyguları, umutsuzluk ve intihar düşünceleridir.Depresif tepkiler bazen çok ciddi olabilir ve şu sonuçlardan bazılarına yol açabilir:

    • Okul başarısında ciddi bir düşüş ve öğrenme güçlüğü,Kendini sosyal ilişkilerden uzaklaştırma,Normal yaşam etkinliklerine ilgi göstermeme,Alkol veya uyuşturucudan medet umma,Depresyonu gizlemeye çalışan davranışlar (neşeli, enerjikmiş gibi görünmeye çalışma),
    • İntihar girişimleri.

    Travma sonrasında ortaya çıkan yukarıdaki psikolojik tepkilerin yanı sıra, çocuk ve ergenlerde fiziksel belirtiler de görülür. Bu belirtiler, doktor tarafından tıbbi bir nedeni bulunmayan baş ağrısı, mide ağrısı, göğüste daralma ile iştah ve sindirim sistemi (kabızlık veya ishal gibi) sorunlarıdır. Bu fiziksel belirtiler travma sonrası yas tepkilerine ve depresyona eşlik ederler ve genellikle de kişideki stres düzeyinin arttığını gösterirler.

    Stres Tepkileri, Çocuk ve Gençlerin Yaşamlarını Nasıl Etkiler?

    Tüm stres tepkileri günlük yaşantıyı aksatır. Depremle ilgili anılar, dikkati ve konsantrasyonu kesintiye uğratır, öğrenmeyi ve okul başarısını ciddi bir şekilde zedeler. Deprem öncesini anımsatan etkinlik ve ilgilerden kaçınma, ergenin bugünkü etkinliklerini, ilgilerini, düşüncelerini ve gelecekle ilgili planlarını sınırlar. Bazen travmayı birlikte yaşayan aile üyeleri, travmadan sonra birbirlerine travmayı anımsatıcı uyaran etkisi yaparlar. Bu yüzden de acı çekmemek için birbirlerinden uzak durmayı tercih edebilirler.

    Uyku, konsantrasyon ve dikkat problemleri, ders çalışmayı ve okul başarısını etkiler. Özellikle ergenler yaşanan yoğun duygulardan uzaklaşmak için alkol ve uyuşturucu kullanabilirler. Pervasız ve kendi kendilerine zarar verici davranışlar içine girebilirler. Bu saldırgan davranışların yanı sıra bazen de tutarsız bir biçimde içine kapanma ve yapabileceklerini de yapmaktan kaçınma davranışı gösterebilirler.

    Stres Tepkilerini Ağırlaştıran Faktörler Nelerdir?

    Depremi hatırlatan yerler, insanlar, görüntüler, sesler, kokular ve bunlara eşlik eden duygular. Bu “hatırlatıcılar” yıllar sonra bile aynı duyguları uyarabilir.
    • Ani yüksek sesler, Depremin yaşandığı yer,Yaralı birini görme,Başka bir depremle ilgili haber ve görüntüler,
    • Ambulans, vinç ve kepçe gibi araçlar.

    Kayıpları hatırlatan özel günler.

    • Ergenin ölen kişiyle paylaştığı olaylar, bayram doğum günü gibi kutlamalar,
    • Ergenin evini ya da ailesinden birini kaybetmesi sonucu ortaya çıkan yaşam sorunları,
    • Ailenin gelirinde azalma,Ailenin diğer üyelerindeki yas ve depresyon tepkileri,Ailede temel rol ve işlevlerin değişmesi, sorumlulukların artması,Bazı imkanların elden gitmesi (örn., spora devam edememe),
    • Korunma ve güven duygusunun kaybolması.

    Deprem sonrasında değişen yaşam koşulları:

    • Sevdiği insanların yanında olmaması,
    • Anne ya da babasının yasta olması,
    • Anne ve babasının güç yaşam koşullarıyla uğraşırken kendisine zaman ayıramaması,
    • Değer verdiği özel eşyalarını kaybetmiş olması,
    • Koşulların deprem öncesindekinden daha kötü olması,
    • Tanımadığı kimselerle bir arada yaşaması.

    Bir Öğretmen Olarak Depremden Etkilenmiş Çocuk ve Ergenlere Nasıl Yardım Edebilirsiniz?

    Bu türden önemli travmatik olaylardan sonra toplumun yaralarının sarılmasında öğretmenlerin ve okulun rolü çok önemlidir. Öğretmenler olarak sizin en önemli sorumluluğunuz, öğrencilerinizin içinde bulunduğu duygusal durumu göz önüne alarak onlara en iyi eğitimi sağlamaktır. Bu öğretim yılında sizler, hem kendi yaşadığınız kayıplarla başa çıkmak, hem öğrencilerin depremin psikolojik etkilerinden kurtulmalarına yardımcı olmak, hem de onlara normal gelişimleri doğrultusunda eğitim vermek zorundasınız. Bu kolay bir iş değildir. Kendinizi iyice zorlanmış hissedebilirsiniz. Aşağıdaki öneriler, önünüzdeki bu zor dönemde sizlere bir parça destek olabilir.

    Önce Kendinizi Hazırlayın

    Çocuklara yardım edeceğiniz için başta sizin kendinizi iyi hissetmeniz gereklidir. Depremi siz de yaşadığınız için aynı türden travma deneyimlerine sahip olabilirsiniz. Karşınızdaki öğrencilerin ve ailelerinin sorunları, size kendi sorunlarınızı hatırlatabilir. Bu yüzden çocuklara destek vermek için kendinizi hazırlamak durumundasınız:

    • Diğer öğretmen arkadaşlarınızla konuşmak ve birbirinize destek vermek için zaman ayırın.
    • Fiziksel açıdan kendinize iyi bakın. Düzenli yemek yiyin ve uyuyun. Gerekli tıbbi kontrollerinizi yaptırın. Ailenizden birinin yardıma ihtiyacı varken başkalarına bir şey öğretmek zor bir iştir. Bu yüzden kendi ailenizin ihtiyaçlarını karşılamak için de zaman ayırın. Kendinizi öğrencilerinize yakından bağlanmış hissettiğiniz durumda bile belli zamanlarda aile üyeleriniz veya arkadaşlarınızla birlikte olmaya çalışın.

    Genel Eğitimsel Hedefler ve Etkinlikler

    Unutmayın ki hem siz hem de çocuklar olan bitenden dolayı değiştiniz. Travma yaşayan çocuklar konsantrasyon, dikkat kaybı ve davranış güçlükleri içindedirler. Bazı çocuklar içine kapanık ve çok sessiz iken, diğerleri aşırı derecede hareketli ve saldırganca davranabilirler.

    • Eğitime başlamadan önce çocukları yaşadıklarıyla ilgili olarak konuşturun, yazdırın ve çizdirin. Tüm bu etkinlikler onların yaşadıklarını yeniden yapılandırmalarını ve olayın üstesinden daha kolaylıkla gelmelerini sağlayacaktır. Ancak, bizim kültürümüzde olumsuz duyguların ifade edilmesi çok yaygın olarak gözlenmediği için depremle ilgili konuşma ve tartışmalara katılmak istemeyen çocuklar olabilir. Onların bu isteğine saygı gösterin ve katılmaları için zorlamayın. Bir köşede sessizce oturup konuşmaları sadece dinleyen bir çocuk bile diğerlerinin konuşmalarından oldukça yararlanabilir. En azından kendi tepkilerinin diğer çocuklarınkine, hatta en cesur arkadaşınınkine, ne kadar benzediğini görüp rahatlayabilir. Bazen de sınıf içi konuşmalar sırasında bazı çocuklar yeniden olayı yaşıyormuş gibi aşırı tepki verebilirler. Bu durumda sınıf içi tartışmaya ara verin ya da bırakın.Öğrencilerinizi meraklı gazetecilerden koruyun. Medyanın çocukları, öykü çıkarmak için kullanmalarına izin vermeyin.Dersleri daha kısa tutun, yavaş ilerleyin ve daha az ev ödevi verin.Haftada bir veya iki kere dersi bir kenara bırakıp çocukların günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunlar hakkında konuşun. Özellikle ergenler bu tür durumlarda sorunlara çözüm yolları bulma ve bu yeteneklerini geliştirmede oldukça başarılıdırlar.Çocuğun sınıf içi davranışında ve okul başarısında gözlediğiniz herhangi bir değişmeyi tam olarak anlamak için anne babaları okula davet edin ve konuşun. Anne ve babalardan alacağınız bilgiler size, çocuktaki değişmenin nereden kaynaklandığını gösterebilir.
    • Öğrencilerinize, yaşadıklarının zor; ancak, geçici olduğunu ve her şeyin mutlaka yoluna gireceğini sıklıkla hatırlatın.
    • Psikolojik yardıma gereksinimi olan çocukları ve aileleri belirlemeye çalışın.Okullar, çocuklar arasında arkadaşlık, birlik-beraberlik ve aidiyet duygularının yeniden kurulmasına yardım etmek için uygun ortamlardır. Bayramları ve çocukların doğum günlerini kutlamak gibi etkinlikleri bu amaçlar için kullanın.
    • Okul ortamını aileleri bir araya getirmek ve tanıştırmak için de kullanın.

    Anne-babalar okulda verilecek psikososyal eğitim ile yaşadıkları duygusal ve fiziksel tepkilerin neler olduğunu, kendilerine normal gelmeyen bu tepkilerin aslında travma ve kayıp hallerinde ortaya çıkan sıradan tepkiler olduğunu öğrenerek rahatlayabilirler. Örneğin, bir travmayı birlikte yaşayan aile üyelerinin, daha sonra birbirleri için travmayı anımsatan uyaran olduklarını ve bu yüzden de birbirlerinden uzaklaşabileceklerini öğrenmeleri, birbirlerini daha iyi anlayabilmeleri ve destek olabilmeleri için çok önemlidir.

    • Bazı çocuklar yaşadıkları olağandışı duygulardan dolayı suçluluk duyabilirler. Onlara bu duyguların her insanın gösterdiği doğal ve gerekli tepkiler olduğunu söyleyin. Öğrencilerinizi rahatlatın.
    • Geçmişle bağlantı kurarak kendilerini bir süreklilik ve aynılık duygusu (yani kimlik duygusu) içinde görmelerini sağlayın. Bunun için aşağıdaki uygulamayı yapabilirsiniz.

    Çocukların en önemli gereksinimlerinden biri benliklerindeki ve yaşamlarındaki aynılık ve süreklilik hissini korumaktır. Bunu yapmanın birçok yolu vardır. Okullarda uygulanabilecek en iyi yöntemlerden biri çocukların kendileri için bir yaşam çizelgesi hazırlamalarını sağlamaktır. Bu, aşamalı olarak oluşturulan bir albüm biçiminde olabilir. Çocuklar nerede ve ne zaman doğduklarını belirtir; yaşadıkları şehrin, köyün ve okulun, evlerinin ve odalarının, en iyi arkadaşlarının, yapmaktan en çok hoşlandıkları şeyin ya da en çok sevdikleri eşyanın, oyuncağın veya evcil hayvanın resmini çizerler. İkinci bölümde ailelerinin resmini çizerler. Kendi başlarına ya da bir aile büyüğünden yardım alarak, vefat eden kişileri de içeren bir aile albümü yapabilir; albüme bu kişilerle ilgili özel hikayeler yazabilirler. Üçüncü bölümde depremden sonra nerede yerleştiklerini, karşılaştıkları insanları, çadır kent yaşamını, buradaki oyun arkadaşlarını anlatabilirler. Bunu devam ettirebilir, yaşadıkları yeni yerleri ve tanıştıkları yeni insanları ve arkadaşları buna ekleyebilirler. Bu etkinliğin amacı çocuklara, yaşamın sürekliliğini kavratmaktır. Diğer bir deyişle bu süreç, çocuklara yaşamın devam ettiği ve eskiden yapabildikleri pek çok etkinliği yeniden yapabilecekleri duygusunu vermeye çalışır. Ancak, bu sırada bazı olumsuz duygu ve düşüncelerin kaydedilmesi gerekebilir. Bu yüzden öğretmen, etkinlik sırasında oluşabilecek üzüntü ve benzeri olumsuz tepkilere karşı hazırlıklı olmalıdır.

    • Öğrencilerle, depremi hatırlatan uyaranlar ve bunlara verilen tepkiler tartışılabilir.

    Öğrenciler bu hatırlatıcıları kağıda dökebilir ya da bunların resmini çizebilirler. Bunlar arasından bazılarını seçerek sınıfta, özel oturumlarda ele alabilirsiniz. Çocuklara, depremi hatırlatan bir uyarıcıya maruz kaldıklarında duygusal destek almak ya da kendilerini güvende hissetmek için ebeveynlerine, öğretmenlerine, güvendikleri büyüklerine, kardeşlerine ve arkadaşlarına başvurmalarını öğretebilirsiniz. Çocukların, depremi hatırlatan gereksiz hatırlatıcıları azaltmak için hangi yollara başvurduklarını, sınıf içinde tartışmalarını ve birbirlerinden işe yarayan yolları öğrenmelerini sağlayabilirsiniz. Bunlarla başedemeyen çocukları ise bir uzmana yönlendirmelisiniz.
     
  8. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    6- Öğrencilerinize Nasıl Yardımcı Olabilirsiniz?
    Depremin Psikolojik Etkileriyle Baş Etme Öğretmen El Kitabı adli cevabin devami


    Öğrenciler Karşısında Kendi Tepkilerinizi Nasıl Kontrol Edebilirsiniz?

    Öğretmenler de duygularını ifade etmelidirler. Önemli olan samimi olmaktır. Dikkat etmeniz gereken nokta, kişisel deneyimlerinizle ilgili detaylardan söz ederken öğrencilerinizde yeni travmatik endişeler uyandırmamaktır. Öğrenciler, öğretmenlerinin tepkilerini de tıpkı kendi ana babalarınınki gibi yakından izlerler. Bu nedenle çocukların aktardıklarına karşı tepki göstermeniz gerekirse, dürüst olun. Onları yargılamayın. Çocuklar için önemli olan sizin bununla başedebilecek güçte olmanız ve bunu onlara gösterebilmenizdir. Böylece çocuklara yardımcı olabilirsiniz. Örneğin, hissedilen artçı bir depremin ardından korku ve endişenizi çocuklarla paylaşabilir; aynı zamanda da almaları gereken önlemler konusunda konuşabilirsiniz.

    Öğrencilerin Sınıf İçi Davranışlarında Ortaya Çıkan Değişiklikler Nelerdir?Bunlarla Nasıl Başaçıkarsınız?

    • Travma geçirmiş çocuklar okulda ve okul arkadaşlarına karşı sinirli olabilir ve saldırgan davranışlar gösterebilirler.
    • Çocuklarda artarak görülen sinirli ve saldırgan davranışlarla başedebilmek öğretmenler için özellikle zordur. Bu değişikliklerin bazıları travma sonrası stres tepkileridir. Bazıları da özel travma hatırlatıcılarına karşı verilmiş tepkiler olabilir. Örneğin, ebeveyninden birini kaybetmiş bir genç, arkadaşlarının kendi ana babalarıyla ilgili sorunları tartışmalarından rahatsız olabilir. Kendisi üzüntü duyduğu gibi arkadaşlarına da kızabilir.Daha küçük çocuklar kızgınlıklarını ve diğer yoğun duygularını oyunlarda ortaya çıkarabilirler.
    • Sinirli, uyumsuz ya da saldırgan davranışı ortadan kaldırmanın en iyi yolu, çocuklardan beklenen davranışların neler olduğunu onlarla açık açık konuşmaktır. Aynı zamanda deprem gibi bir travmayı ve kayıpları yaşadıktan sonra davranışları kontrol etmenin ne kadar zor olduğunu da öğrencilerinizle tartışın. Davranışlarını nasıl daha iyi kontrol edebilecekleri ve kontrol edemedikleri durumlarda da öğretmenlerinden nasıl destek alabileceklerini söyleyin. Neden kızdıklarını arkadaşlarına anlatmalarının da yararlı olabileceğini anlatın. Böylece birbirlerine nasıl yardım edebileceklerini de öğrenmiş olurlar.
    • Çocuklar yaşlarına uygun olmayan davranışlar sergileyebilirler.
    • Çocuklar faaliyetler sırasında diğer aile üyelerinden ya da öğretmenlerinden ayrılmaktan korkabilirler. Öğretmenlerine daha bağımlı hale gelirler, bireysel olarak çalışmakta, hatta okula gelmekte zorlanabilirler. Bazen gençlerde bile bu tür ayrılma korkusu görülür. Yaşadıkları bunca olaydan sonra çocuklarından ayrılmak anne ve babaya da zor gelebilir ve bu durum çocukların ayrılık kaygılarını bir kat daha artırabilir.
    • Daha küçük çocuklar parmak emme ya da bir oyuncağa bağlanma gibi bebeklik çağına özgü, kendi kendini yatıştırma yöntemlerine başvurabilirler. Çocuklarda altını ıslatma ya da büyük abdestini kaçırma görülebilir.
    • Yaşa uygun olmayan davranışları ortadan kaldırmanın en iyi yolu çocukla ya da gençle beraber, davranışın daha önceki düzeyine dönmesi için bir program uygulamaktır. Günlük travma hatırlatıcılarının ve yaşanan gerilimlerin bu davranışların ortaya çıkmasındaki katkısı da bilinirse düzelmeyi sağlayan gerçekçi bir program uygulanabilir.
    • Çocuklar içlerine kapanabilir ve aşırı sessiz olabilirler.
    • Bazı çocuklar içine kapanır ve aşırı sessiz olur. Sınıfta hiçbir sorun yaratmazlar; ancak depresyona girmiş olabilirler. Aşırı saldırgan çocuklar gibi bunların da ortaya çıkarılması ve yardım alması gerekir. Sınıf içi etkinliklere katılabilmek ve arkadaşlarıyla bir arada olabilmek için yardıma ihtiyaçları vardır. Bu çocuklar güven duygusu hissetmeli ve teşvik edilmelidir. Onlar için özel zaman ayırın ve geçmişteki deneyimleri ve kayıpları ile ilgili süregelen endişeleri konusunda sizinle konuşmalarını sağlayın. Kendi hallerine bırakırsanız çevreden izole olur, çalışmalarında geri kalır, sosyal becerilerini geliştirme ve normal sosyal faaliyetlere katılma konusundaki fırsatları kaçırırlar.
    • Çocukları vaktinden önce etiketlemekten kaçının.
    • Bir çocuğa ya da gence, “sorun çıkaran” “suçlu”, “ağır öğrenen” “öğrenme özürlü”, “güdüsüz” ya da “okula karşı ilgisiz” olarak etiket koymak kolaydır. Önemli olan, travmanın, kaybın ya da güçlüklerin okul başarısı ve davranışları üzerindeki etkisini anlamaktır. Uygun yardım sağlandığında bu sorunların çoğu çözülebilir.
    • Travma geçiren çocukların çoğu rahat uyku uyuyamaz.
    • Bir travmadan sonra çocuklar çoğu zaman en ufak seste uyanır ve tekrar uyumakta güçlük çekerler. Özellikle gün içinde travmayı hatırlatan uyarıcılara maruz kalmışlarsa; uykuları daha da düzensizleşir, kabus görürler ve dinlenemeden uyanırlar. Yorgun çocuk, konsantre olamaz ve iyi öğrenemez, arkadaşları ya da öğretmenleri onu sinirlendirir. Bu sorunlardan biriyle karşılaşırsanız çocuğun, anne babasından ya da yakınlarından uykusu hakkında bilgi alınız ve okula yorgun geldiğini onlara bildiriniz. Uykusunu zorlaştıran hatırlatıcılar konusunda ana-babaya bilgi veriniz ve çocuk yatarken ya da gece uyanınca ona duygusal ve fiziksel destek vermelerini öneriniz. Gerekirse bir uzmandan yardım isteyebileceklerini hatırlatınız.
    • Çocuğun hayatında görülen ve çocuğu etkileyebilecek yeni gelişmeler ya da değişikliklerle ilgili bilgi alın ve aile üyeleriyle ilgili yeni bilgi toplayın.
    • Ana-babaların ve çocukların sizi bilgilendirmelerini sağlayacak bir yöntem bulun. Günlük programa başlamadan önce vakit ayırıp ana-babaların sizinle konuşmasını sağlayabilirsiniz. Öğle saatinde veya okul dışında çocukların içinde bulundukları durumla ilgili olarak sizinle konuşmalarına imkan tanıyabilirsiniz. Önemli olan, ailelere ve çocuklara konuyla ilgili olarak sürekli bilgilenmek istediğinizi ve durumun okul başarısı üzerindeki etkilerinin farkında olduğunuzu göstermektir. Örneğin, çocuk aileden biri ile ilgili üzücü haberler getirirse onun ödevini ya da sınavını kısa bir süre erteleyebilirsiniz.
    • Özellikle depremden büyük yara almış, kayıplara uğramış ya da olumsuz koşullara maruz kalmaya devam eden çocuklarda bu tepkiler uzun süre devam edebilir. Hazırlıklı olun.Çocuklarda aylar ya da yıllar sonra tepkilerin tekrar görülebileceğini bilin. Örneğin, depremin yıldönümünde ya da bir başka deprem ya da ölüm haberleri karşısında çocuklar tepki gösterebilirler. Çocukları ve gençleri bu duruma karşı hazırlayabilirsiniz. Onlarla önceden konuşarak bu tepkilerle başedebilmek için ne yapabileceklerini belirleyebilirsiniz. Ayrıca ana babaları ve okul arkadaşlarını da bu sırada çocuğa gereken destek konusunda bilinçlendirebilirsiniz. Bir taraftan okul başarısında ya da davranışlarında görülebilecek geçici değişikliklere karşı hoşgörülü olurken, diğer yandan da aynı davranışlara sınır koymak ve normal çalışmaya dönüş için çocuğa belli bir zaman tanımak yararlı olur.
    • İyileşme haftalar, aylar ya da yıllar içinde aşamalar halinde meydana gelir. Bazı çocukların ya da gençlerin diğerlerine göre daha yavaş ilerleme göstermesi ve zaman zaman gerilemesi cesaretinizi kırmamalıdır.
    • Gençleri okul sonrası etkinliklerle meşgul ederek onların okula ve sosyal yaşama yeniden katılmalarını sağlamak çok önemlidir.
    • Deprem sonrası yaşanan bazı tepkiler gençlerde kaza ve yaralanmayla sonuçlanan riskli davranışlara (örneğin aşırı hızlı motorlu araç kullanmak, tehlikeli oyunlar oynamak), uyuşturucu ve alkol kullanımına ve suç işleme eğilimi gibi pervasız davranışlara yol açabilir. Gençler saldırgan düşünce ve duygular içinde olabilirler ve genellikle bu duygularla baş etmeye hazırlıklı olmayabilirler. Pervasız ve saldırgan davranış eğilimleri konusunda gençleri uyarmak ve buna yol açan faktörlerin genellikle kayıp ya da travma ile ilgili hatırlatıcılar olduğunu vurgulamak önemlidir. Gençlere ne kendilerine ne de yakın arkadaşlarının başına bir daha böyle bir felaketin gelmeyeceği konusunda güvence vermek ve eğer varsa intihar ile ilgili düşünce ve planlarını sizlerle paylaşmalarını sağlayacak kadar yakın ve güven dolu bir ilişki kurmak önemlidir.
    • Gençlerin bu güçlüklerle başetmelerini kolaylaştıracak yollardan biri, travma ve kayıplarıyla ilgili tepkileri üzerinde konuşma gereksinimlerini karşılamak ve onları kendileri için anlamlı olan projeler içinde çalışmaya yönlendirmek olmalıdır. Örneğin, kaybı olan ergenler, yaşlılara, küçük çocuklara veya engellilere yardım eden kurumlarda gönüllü görev alabilirler. Ergenlere spor ve diğer sosyal etkinlikler için de fırsat tanınmalıdır. Gençleri yardım faaliyetlerine ve diğer sosyal etkinliklere yönlendirerek, onların özgüvenlerini yeniden kazanmalarına yardımcı olun.

    Normal Gelişimi Sağlamak ve Sürdürmek

    Öğrencilerin bir çoğu ölüm veya yer değiştirme gibi nedenlerle arkadaşlarını kaybetmiş olabilirler. Bu yüzden çocuklara yeni arkadaşlıklar kurma ya da kesintiye uğrayanları yeniden başlatma yönünde yardımcı olunmalıdır.

    • Depremde olan bitenlerin sonucu olarak yaşamlarında ve özellikle de okul yaşantılarında nelerin değiştiğini çocuklarla konuşun. Günlük sorunlarını öğrenin ve çözmelerine yardımcı olun.Deprem sonrası koşullarda çeşitli etkinlikler için hangi fırsat ve imkanların var olduğunu öğrenip bulmalarına yardımcı olun.
    • Yapılandırılmış sınıf içi etkinlikleri kullanarak çocukların ilgilerini, hobilerini ve amaçlarını öğrenebilir ve daha sonra kendilerine uygun etkinliklere nasıl ulaşabilecekleriyle ilgili problemleri çözmelerine yardımcı olabilirsiniz.
    • Akran ilişkileri kurma ve olumlu sosyal becerileri geliştirmeleri yönünde destek verebilirsiniz.

    Temel öğretimin önemli hedeflerinden biri çocuklara arkadaşlık kurma ve ortak bir amaç için işbirliği içinde çalışma gibi önemli sosyal becerileri kazandırmaktır. Sınıf ortamı, yeni arkadaşlıklar kurmak için çok uygundur. Bunu kolaylaştıracak bazı yollar da vardır:

    • Duvar resmi çizme. Çocuklar 4 ya da 5 kişilik gruplar oluşturarak duvar resimleri çizebilirler. Örneğin şehirlerinin gelecekte nasıl olmasını istediklerini resmedebilirler.
    • Grup tartışması. Yine bir kaç kişilik gruplar halinde, birer konu seçip tartışabilirler. Bir çocuk tartışmayı yönetirken diğeri ortaya çıkan fikirleri yazabilir, bir başkası herkesin fikrini söyleme fırsatı bulup bulamadığını kontrol edebilir ve bir öğrenci de sunucu rolü üstlenerek tartışmayı sınıfa özetleyebilir. Tüm öğrenme yaşantıları bir grup çalışmasıyla tamamlanabilir. Örneğin farklı gruplar, bitkinin farklı düzeylerdeki ışık altında büyümesini gözleyebilir ve her grup kendi deneyindeki gelişmeleri yazarak sınıfa sunabilir.

    Yukarıdaki türden olumlu-sosyal etkinlikler özellikle travma yaşamış çocuklar için önemlidir. Çünkü bu çocuklar yaşadıklarından dolayı kendilerini farklı, yalnız ve diğer çocuk gruplarının dışında hissetmektedirler.

    Sınıf Disiplinini Sağlama

    Travma yaşamış çocukların sorun davranışlarıyla baş etmelerine yardım etmek, ve sınıf disiplinini sağlamak özel uygulamaları gerektirir. Öğrenciler, deprem gibi bir travmadan sonra yoğun utanma ve suçluluk duyguları içinde olabileceklerinden sınıf içi kurallara uymadıklarında, hakaret içeren azarlama ve yüzleştirmelere başvurmak uygun bir yol değildir. Bu durumlarda anlayışlı olunmalıdır. Gerektiğinde küçük çocuklara kısa bir mola verdirmek daha büyük olanlara ise sınıf içi kuralları izlemenin kendisine niçin zor geldiğine dair bir paragraf yazmasını istemek çok daha yararlıdır. Böylece çocuklar hissettikleri üzerinde düşünebilir ve kendilerini daha iyi anlayabilirler.

    Travma geçirmiş çocuklar kendilerine depremde yaşadıklarını hatırlatan ani uyaranlar karşısında kolaylıkla huzursuz olabildikleri, kaygılandıkları, utandıkları, ağladıkları veya öfkelendikleri için, bu öğrencilerin söz konusu uyaranlardan kısa bir mola ile uzak tutulmaları, bu duyguları yaşamalarını önleyecektir. Örneğin, annesini kaybetmiş bir çocuk, arkadaşının, farkında olmadan sarf ettiği ve kendisine annesini hatırlatan bir sözü karşısında ağlayabilir veya kızabilir. Çocuk tam ağlayacakken onu oradan uzaklaştırarak soluklandırmak ve çok kısa bir süre yalnız kalmasını sağlamak, bu duygularla baş etmede doğru stratejileri anlaması ve kazanması için yardımcı olacaktır.

    Aşırı hareketli çocuklarla baş etmede özel teknikler:

    • Verdiğiniz ödevleri bu çocuklar için küçük parçalara bölün. Örneğin üç sayfalık matematik problemlerini sayfa sayfa verin ve her birini tamamladığında ödüllendirin.
    • Fiziksel olarak aktif olabilecekleri fırsatlar yaratın. Bunu sınıfın da yararına olabilecek şekilde okul rutinleri içinde yapabilirsiniz. Örneğin, bir iş için bir yerlere gönderin, sınav kağıtlarını ona dağıttırın ve toplattırın, teneffüslerde öğretmenin yardımcısı rolünü verin.
    • Ders planını yaparken sözel materyale görsel bilgi ve ipuçları da ekleyin
    • Yönergeleri tekrarlayın. Örneğin ev ödevlerinin deftere tam olarak yazılıp yazılmadığından emin olun.
    • Her fırsatta onların enerjilerini olumlu etkinliklere yönlendirip hem olumlu yönde harcamalarını sağlayın hem de kendilerine olan güvenlerini pekiştirin.

    Son olarak bu kitapçıktan edindiğiniz bilgiler, travma yaşamış öğrencinizin sorunlarını anlamada ya da çözümlemede yeterli olmadığında, öğrencinizin durumunu mesai arkadaşlarınızla tartışın ve en uygun çözümü ve öğrenciye en yararı dokunacak uygulamayı bulmaya çalışın. Ancak, yine de sonuç alamadığınız durumlarda mutlaka bir uzmana başvurun.
     
  9. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    7- “Öfke” Yaşayan Afetzedelerle Etkili İletişim Kurmak İçin Bazı İpuçları

    Aşağıda verilen ipuçları, afet bölgelerinde kamuya ait ya da özel iş yerlerinde hizmet veren kişiler ile öfkeli bir afetzede arasındaki iletişim sırasında kullanılabilir. Ayrıca, duruma göre biraz uyarlanarak, aile, komşu ilişkilerinde, yüzyüze ya da telefonla olan her türlü insan ilişkisinde kullanılması yararlı olabilir.

    AFET DURUMLARINDA İNSANLAR NEDEN ÖFKELENİRLER?

    Bir felaketin ardından insanları öfkelendirebilecek pek çok neden vardır. Bunların çoğu da anlaşılabilir, hak verilebilir nedenlerdir. Afet bölgesindeki bir insanın hayatındaki güvenlik ve rahatlık duygusu sarsılmıştır. Yaşamları müthiş bir biçimde değişmiştir. Neredeyse her koşula yeniden uyum yapmaları gerekmektedir ve söz konusu koşullar hiç de kolay değildir.Siz onların öfkelerinin altındaki bu nedenleri ne kadar iyi anlarsanız, duruma o kadar iyi hakim olabilirsiniz. Afeti yaşamış bir kişi:

    • Yakınlarını/evini/eşyasını/umudunu/vb. kaybetmiş olabilir.Yiyeceği ya da parası olmayabilir.Rahatlık açısından normalin çok altındaki yaşam koşullarında yaşıyor olabilir.Kendini güvencede hissetmiyor olabilir.Yakınlarının durumlarından endişe ediyor/onların sorumluluğu altında ezilmiş olabilir.Kendisine sunulacak yardımlar gecikmiş/kendisi yardım alma konusunda zorlanıyor olabilir. Yanlış bilgilendirilmiş olabilir.Diğer kişiler tarafından kendisine saygısızca ya da haksız biçimde muamele edilmiş olabilir.Bazı yardımlardan/desteklerden yoksun bırakılmış olabilir.Uykusuz kalmış olabilir.Kronik biçimde yorgun ve tükenmiş olabilir.Ailesinde ve evliliğindeki ilişkiler gerginleşmiş olabilir.İşsiz kalmış olabilir.İş yükü fazlasıyla artmış olabilir.Aşırı alkol ya da ilaç tüketmiş olabilir.Aşağılanmış olabilir.Onuru kırılmış/haklarına tecavüz edilmiş/ “insan yerine konmamış”olabilir.Kendisini kimsenin anlamadığını düşünüyor olabilir.Kendisine ayırımcılık yapıldığını/başkalarına iltimas geçildiğini düşünüyor olabilir.Eğer yeterince yüksek sesle, bağırarak ve talepkar biçimde konuşursa istediklerini elde edeceğine inanıyor olabilir.Beklentileri gerçekleşmemiş/hayal kırıklığına uğramış/kendini engellenmiş hissediyor olabilir.Sizin bu konuda yeterince bilgi sahibi olduğunuza inanmıyor olabilir.Görüşmesi gereken insanı (eğer bu insan sizseniz, sizi) buluncaya kadar çok zorlanmış olabilir.Verilen sözler tutulmamış (veya tutulamamış) olabilir.
    • Çevresinde çıkarılan asılsız söylentilerden etkilenmiş olabilir.

    Bu muhtemel olaylardan biri ya da bir kaçını aynı anda yaşayan kişi afet yüzünden kaybettikleri ve yaşadığı değişiklikler nedeniyle kolayca öfkeye kapılabilir.

    ÖFKELİ BİR KİŞİ KARŞISINDA YAPILMASI GEREKENLER

    »Sakin kalmaya çalışın.

    Derin bir nefes alın.

    Bir yandan da kendi kendinize:

    “Bu söyledikleri, kişisel olarak benimle ilgili değil.” “Sakin kalabilirim. Buna hem gücüm hem de yeteneğim var.” “Benim de öfkelenmem ne ona ne de kendime yarar.” “Onun bu öfkesine öfke ile karşılık vermeyeceğim”

    “Bu duruma hakim olabilirim” şeklinde telkinlerde bulunun.

    Ona kadar sayın.

    Dikkatinizi bir yandan da bedeninizden gelen sinyallere yönlendirin.

    »Karşınızdakini ilgiyle ve ciddi bir şekilde dinleyin.

    Dikkatinizi karşınızdakinin söylediklerine verin.

    Araya girmeyin. Anlatacaklarını bitirmesine izin verin.

    »Duygularına saygı gösterin.

    Geçirdiği sıkıntılar dikkate alındığında yaşamakta olduğu öfkenin onunaçısından “haklı” ve “geçerli” nedenleri olabilir. Bunu kendinize hatırlatın.

    Duygularını isimlendirmeye çalışın:

    “Sesiniz çok öfkeli geliyor” / “Sesiniz öfke dolu”

    “ Kendinizi çok engellenmiş hissediyor olmalısınız”“Sanki çok fazla hayal kırıklığına uğramış gibisiniz”“Çok sinirli görünüyorsunuz”

    “Çok gerginsiniz”

    Gibi ifadelerle o kişinin o anda yaşadıklarını anladığınızı belirtin:

    “Kaç kez uğraştığınız halde bir sonuç alamamış olduğunuzu söylüyorsunuz. Bunun sizi ne kadar öfkelendirici bir şey olabileceğini anlıyorum.”

    “Bu çok şaşırtıcı bir durum. Ben de endişelendim. Ben şimdi size bir parça yardımcı olmaya çalışacağım. Ama bir an önce de amirimi bu konuda bilgilendireceğim.”

    “Neden bu kadar öfkelenmiş olduğunuzu anlayabiliyorum… Lütfen neler olduğunu sırayla ve özet olarak anlatır mısınız?.”

    Onu kendisini dinlediğinize inandırın.

    Herhangi bir öneri verme konusunda çok dikkatli olun.

    Onunla aynı fikirde olduğunuzu ya da olmadığınızı belirtmeden de onu anlayabildiğinizi hissettirebilirsiniz.

    Eğer yüzyüze bir görüşme yapıyorsanız, kendisine bazı seçenekler sunun. Bu şekilde, hem kendinizin hem de onun biraz daha güç ve zaman kazanmasına, dikkatleri başka bir yöne çekmeye ve ilginizi gösterebilmeye yardımcı olabilirsiniz. Eğer imkanlarınız elverişli ise:

    Kahve, çay teklif edebilirsiniz;
    Oturmalarını önerebilirsiniz;
    Bir başka sefere tekrar görüşmeyi teklif edebilirsiniz.

    »Onu öfkelendiren özel noktaları/konuları belirleyin.

    Gerçek sorunu anlamaya çabalayın. Gerekirse ek sorular sorarak açmaya çalışın.

    »Dikkatinizi karşınızdaki kişinin sözünü ettiği sorun ve o sorunun çözümü üzerinde yoğunlaştırın.

    Bu aşamada kendisine sizin nasıl yardımcı olabileceğinizi, sizden o aşamada tam olarak ne istediğini sorun.

    Böylelikle etkileşim sırasındaki rolleriniz (onunki de sizinki de) belirlenecektir.

    Sorun ve çözümü üzerinde yoğunlaşın.

    Umut verin. Kendisine bir parça da olsa, destek verebileceğinizden, yön gösterebileceğinizden emin olun.

    Küçük de olsa, az da olsa, yardımcı olun ki size yapmış olduğu başvurunun boşa gitmediği duygusuna kapılsın.

    »Karşınızdakine saygınızı sürdürün.

    Teselli edici, acıdığınızı gösteren ya da sorununu hafife aldığınızı düşündürecek sözlerden kaçının.

    »Çözüm için bir konuda söz verdiyseniz, sözünüzü tutun.


    YAPILMAMASI GEREKENLER

    »Onun yaşadığı öfkeyi kişisel olarak üzerinize alınmayın.

    Şunu unutmayın: Karşınızdaki kişinin öfkesi size yönelmiş bile olsa sizinle ilgili değildir.

    Kişi hayatındaki herhangi bir duruma ya da sizin temsil ettiğiniz bir kişiye ya da kuruma öfkelidir.

    »Karşınızdakine asla, “Sinirlenmeyin../Sinirlenmeye ne gerek var..” demeyin.

    »Münakaşa etmeyin/Tartışmaya girmeyin.

    »Eğer o şaka yapmıyorsa, şaka yapmaya kalkışmayın. Konuyu espiri ile hafifletmeyin.

    SON OLARAK….

    EĞER SİZİN BÜTÜN ANLAYIŞLI YAKLAŞIMINIZA RAĞMEN KARŞINIZDAKİ KİŞİ ÖFKESİYLE SİZE ENGEL OLMAYA DEVAM EDİYORSA AŞAĞIDAKİ YÖNTEMLERE BAŞVURABİLİRSİNİZ


    • Derin bir nefes alın ve, “Bir dakika lütfen. Bu durumun sizi çok rahatsız etmiş olduğunu görüyorum ve sizi anlıyorum. Ama, sorununuza neden olan ben değilim. Size yardımcı olmaya çalışıyorum ama bu konuda lütfen siz de bana yardımcı olun. Buna ihtiyacım var.” sözlerini vurgulayın.Kişi öfkesini sürdürüyorsa, bu sorunu çözmeye çalışmayın. Öfkeyle kavrulan biriyle yapıcı bir konuşma sürdüremezsiniz.Mümkünse, “Bakın, sizin şu anda muhatap olmanız gereken kişi ben değilim” diyerek bir başka kişinin devreye girmesi/yardımcı olması için girişimde bulunun.Eğer öfkesi devam ediyorsa, “ Bana yönelttiğiniz bu hakaretlerden/ aşağılamalardan/ ses tonunuzdan çok rahatsızım. Kızgın olduğunuzu anlıyorum. Ama size yardımcı olmaya çalıştığımdan emin olmanızı istiyorum” deyin.Öfkesi bütün bu söylediklerinize rağmen devam ediyorsa, “Lütfen kendinizi biraz daha sakin/daha kendinize hakim hissettiğinizde tekrar görüşelim” diyerek konuşmaya son vereceğinizi belirtin.
    • O yine devam ediyorsa, “Kusura bakmayın ben bir süre için uzaklaşmak zorundayım" diyerek, oradan uzaklaşın; ya da, “Telefonu kapatmak durumundayım” diyerek konuşmayı kesin.
      Unutmayınız!

    Unutmayınız!

    Öfke bulaşıcıdır. Mümkün olduğu ölçüde öfkeyi tırmandırmayın. Sizin göreviniz bu gerilimi azaltmaktır. İnsan olarak göreviniz gereği siz de aşırı yük ve stres altında olabilirsiniz. Siz de sık sık küçük olaylarda bile öfke duyabilirsiniz. Öfkenizi kontrol etmenizin hem size hem de hizmet verdiğiniz kişilere zincirleme olarak büyük yararı olacaktır.



    8- Deprem, Kayıplar ve Dostluklar

    Doğal afetler ve beraberinde gelebilen kayıplar beklenmeyen olaylardır. Bu tür olayları yaşamış kişilerin pek çoğu, kendilerine en acı veren durumlardan birinin, olay sonrası bazı arkadaşlarıyla aralarındaki ilişkinin gittikçe zayıflaması ve bazen de tamamen yok olması olduğunu belirtmektedirler. Hatta çok eski ve çok samimi arkadaşlıklar bile bu tür olaylardan sonra zedelenebilmektedir. Bazı arkadaşlıklar ise bu zor dönemlere dayanabilmekte, hatta bazen daha da güçlenebilmektedir.

    Yaşadığınız bu büyük depremden sonra siz de, arkadaşlarınızın size eskisi gibi yakınlık göstermediklerinden ve eskisi kadar duyarlı olmadıklarından yakınıyor olabilirsiniz. Bazı arkadaşlarınızın, yaşadığınız bu üzücü olayın hep “iyi” tarafı üzerinde durduklarını, “kötü” tarafını hiç açmak istemediklerini düşünebilirsiniz. Bir kısmının da sadece kendi acılarından ve talihsizliklerinden söz etmelerinden rahatsızlık duyabilir, onların sizin çektiklerinizi gözardı ettiklerini düşünebilirsiniz. Bu alandaki bilimsel araştırmalar, bütün bunların aslında iyi niyet temeline dayanan bazı nedenleri olabileceğine işaret etmektedir:

    • Arkadaşlarınız bu acı verici olaydan sonra size nasıl davranacaklarını bilemedikleri, yanlış sözler kullanmaktan korktukları için uzak kalıyor olabilirler.
    • Yaşadığınız kayıp karşısında gösterdiğiniz tepkilerin yoğunluğunu anlayamayabilirler. Aynı olay kendi başlarına gelse ne yapacaklarını bilemediklerinden uzak durabilirler.Kayıpları olan biri olarak, daha çabuk olgunlaşabileceğiniz için arkadaşlarınızın değerlerini ve yaşam tarzlarını basit, yüzeysel görebilir, bu nedenle onlardan siz uzaklaşabilirsiniz. Onlar da sizin kendileriyle birlikte olmak istemediğinizi düşünebilirler.Bu acıdan etkilenmekten korktukları için yakınlıktan kaçınabilirler.Yasınızın içinde boğulduğunuza ve fazla hassas davrandığınıza inanıyor olabilirler.Bazıları da artık bir an önce normale dönmenizi istiyor olabilirler.
    • Olaydan sonra göstermekte olabileceğiniz değişik davranışlardan korkuyor olabilirler. Örneğin olaydan önce hayata çok olumlu bakan, kendine güvenli, yakın ilişkiler kurabilen, şefkatli bir insan iken bir anda arkadaşlarınız tarafından çok farklı biri olarak görülüyor olabilirsiniz. Arkadaşlarınız da sizinle olan ilişkilerinde kendilerini güvende hissedebilmek için yeniden eskisi gibi olmanızı bekliyor olabilirler.

    Böyle bir afeti yaşamış, bir yakınını ya da yakınlarını kaybetmiş biri olarak arkadaşlarınızla ve diğer yakınlarınızla bu olumsuzlukları yaşıyor olmanız çok doğaldır. Arkadaşlarınızın sizin yaşadığınız acıyı aynı yoğunlukta yaşamaları asla mümkün değildir. Ancak acınızın hafiflemesi için arkadaşlarınızın ve yakınlarınızın desteğinin çok önemli olduğunu da aklınızdan çıkarmayın. İlişkilerinizdeki zorlanmanın, yukarıda sayılan nedenlerden kaynaklanabileceğini kendinize hatırlatmaya; arkadaşlarınızla açıkça konuşmaya çalışın.Bu çabayı gösterdiğiniz takdirde, içinden geçtiğiniz bu zorlu döneme rağmen sağlam olarak ayakta kalabilen ve daha da olgunlaşıp gelişen arkadaşlık ilişkileriniz olacaktır. Yıkıntılar arasından yeni arkadaşlıklar da doğabilir. Zaman geçtikçe, ilişkilerinizde önem verdiğiniz konular ve öncelikler değişebilir; artık hiçbir zaman bu acı verici olay öncesindeki halinize geri dönemeyebilirsiniz. Ancak şunu unutmayın ki en yakın dostlarınız, sizi bu yeni kişiliğinizle de sevip saymayı sürdüreceklerdir. Derin dostluklarımız bizim en kıymetli hazinelerimizdir.



    9- Deprem, Kayıplar ve Eşler Arası İlişkiler

    Yoğun stres yaratan herhangi bir olaydan, deprem gibi bir afetten ya da aile içindeki kayıplardan sonra evli çiftler, ilişkilerinde bazı gerginliklerin ortaya çıktığını görebilirler. Bu gerginliklerin en önemli nedenlerinden biri, eşler arasındaki cinsiyet farklılıkları ve toplumun erkek ve kadından beklediği farklı davranışlardır.

    Aşağıda bu gerginliklere neden olabilecek bazı nedenler sıralanmıştır. Bunları eşinizle birlikte okuyarak ilişkinizi gözden geçirebilirsiniz. Hangi konularda ilişkinizi yeniden ele almanız gerektiğine karar verebilirsiniz. Bu tür durumlarda, aile üyeleri arasındaki ilişkilerin yakın olması olayın atlatılmasında yardımcı olabilmektedir. Aile içinde duyguları paylaşmak ve destek olmak iyileşme sürecini kolaylaştırır. olayın daha katlanılır hale gelmesinde yardımcı olabilir. Aile içinde duyguların paylaşılması, eşlerin birbirlerine destek olması yaraların sarılma sürecini kolaylaştırır. Çözümleri kendi başınıza bulmakta zorlandığınızda ise bir uzmana başvurabilirsiniz.

    • Yaşanan felaketler sonrası ortaya çıkan bazı belirtiler: İçe kapanma, duyarsızlaşma gibi davranışlar; gerginlik ya da öfke gibi duygular ilişkinizdeki yakınlığı engelleyebilir.
    • Eşlerin olaylara yaklaşımlarındaki farklılıklar: Size acı veren bir olaya biriniz duygusal olarak yaklaşırken diğeriniz, daha çok mantıkla yaklaşabilir.
    • Yararların sarılması dönemindeki hayal kırıklıkları: Acı verici olaydan hemen sonra ortaya çıkan sorunlarınızı birlikte çözmeye çalıştığınız halde, yaraların sarılması döneminin uzaması ve ortaya çıkan engeller birbirinizi yıpratmanıza yol açabilir.
    • Başa çıkma tarzlarının farklılığı: Kadınlar, erkeklere göre duygularını daha fazla ve daha uzun süre gösterirler. Yaşadıkları olayla baş edebilmek için olay ve duyguları hakkında konuşma yolunu seçerler. Erkekler ise başa çıkma yolu olarak duygularını daha fazla içlerinde tutup işlerine yönelmektedirler. Eşlerin yaşadıkları strese ve kayıplarına karşı gösterdikleri tepkilerdeki bu farklılık, onların birbirlerini anlayışsızlıkla ya da duyarsızlıkla suçlamalarına ve birbirlerinden uzaklaşmalarına yol açabilir.

    Cinsiyet rollerindeki farklılıklar: Cinsiyete bağlı bazı beklentiler nedeniyle (örneğin “erkek adam ağlamaz”) eşinizin ya da sizin deprem öncesi yaşamanıza dönme süreniz uzayabilir.
    Eşlerin, aralarındaki özel ilişkiye öncelik vermeyişi: Yaşadığınız sarsıcı olay sonrasında hayatınızı yeniden düzene sokma çabalarınız, işiniz ve çocuklarınızın sorunları, evliliğinize zaman ayırmanızı güçleştirebilir.
    Acı veren olay sonrası yaşanan sarsıntıyı atlatma hızındaki farklılık: Olayın sarsıntısını atlatıp normal hayata dönme süresi birinizde daha kısa sürebilir ve olayın sarsıntısını henüz atlatmamış eşinize, ihtiyacı olan ilgiyi vermekte güçlük çekebilirsiniz.
    Stresli olay sırasında evliliğin içinde bulunduğu dönem: Yeni evli olmanız, aileye yeni bir çocuğun doğmuş olması ya da herhangi birinizin emekliliği gibi önemli bir yaşam olayı, olayın yarattığı sorunları arttırabilir.
    Eşlerin aynı anda tükenmesi: Birbirinize en çok ihtiyaç duyduğunuz bir dönemde her ikinizin de birbirinize şefkat göstermeye takati kalmamış olabilir.
    İlişkideki duygusal rollerin katı sınırlarla ayrılmış olması: Bazen, eşinizin olaylardan çok etkilenmemesi ve güçlü kalması için tüm sıkıntıları kendi üzerinize almış olabilirsiniz.
    Sıkıntılarla başaçıkma yollarının kırıcı / zarar verici oluşu: Biriniz ya da her ikiniz başınıza gelen bu olayla başa çıkmaya çalışırken alkol ya da ilaç kullanabilir, olay olmamış gibi davranabilir ya da olay nedeniyle diğerini suçlayabilirsiniz.
    Acı veren olay öncesi var olan duygusal sorunlar: Aranızdan birinin olay öncesinde de var olan bir ruhsal sorunu ya da kişilik problemleri, yaşadığınız sıkıntıların normal bir süreç içinde atlatılmasını engelleyebilir.
    Olay öncesinde var olan evlilik sorunları: Aranızda daha önceden de var olan ve çözülmemiş evlilik sorunları, acı verici olaydan sonra sıkıntılarınızı birlikte atlatma çabalarınızda zorluk çıkarabilir ya da bu süreci imkansız hale getirebilir.

    Aşağıdaki öneriler, deprem gibi bir felaketle ve kayıplarınızla başa çıkmaya çalışırken, bir çift olarak yaşadığınız sıkıntıları azaltmaya yardımcı olabilir. Bu tür afetler sonrasında, eşler sıkıntılarını birlikte çözmeye çalışırken çok acı çekiyor olsalar da bu ortak çabaları, hem kişisel olarak kendilerine olan güvenlerinin artmasında hem de ilişkilerinin gittikçe gelişip olgunlaşmasında büyük rol oynar.

    * Aranızdaki ilişkide sizin için en çok gerginlik yaratan sorunları belirleyin ve bunlara öncelik vererek çözüm yollarını araştırın.* Aranızdaki sorunları eşinizin bir suçu ya da hatası gibi değil, ailenizin birlikte çözmesi gereken bir sorun olarak görmeye çalışın; eşinizi suçlamak yerine sorunun çözümünü araştırın. * Birbirinize karşı anlayışlı ve hoşgörülü olun. * Birlikte yapacağınız bazı aktiviteler bulmaya çalışın ve birlikte zaman geçirin.* Birbirinize şefkat gösterin.* Birbirinize olan sadakatinizi ve yakınlığınızı her fırsatta tekrarlayın.* Birbirinizle konuşurken açık ve dürüst olmaya çalışın.

    * Gerek ailenizin içinde gerekse ailenizin dışında size destek olabilecek kaynakları kullanmaya çalışın (bunlar, yakın arkadaşlarınız, aile büyükleriniz, güvendiğiniz komşularınız, yeni tanıştığınız ve sevdiğiniz başka çiftler veya psikolojik açıdan yardım alabileceğiniz uzmanlar olabilir).
     
  10. wien06

    wien06 V.I.P V.I.P

    Katılım:
    30 Ağustos 2007
    Mesajlar:
    6.117
    Beğenileri:
    148
    Ödül Puanları:
    4.480
    Meslek:
    Serbest
    Yer:
    Viyana
    Banka:
    292 ÇTL
    10- ÖFKE
    O sizi kontrol edeceğine siz onu kontrol edin

    Öfke aslında normal ve sağlıklı bir duygudur. Ama kontrolden çıkıp da yıkıcı hale dönüştüğünde, okul ya da iş hayatınızda, kişisel ilişkilerinizde sorunlara yol açar. Öfke çok çeşitli olaylar sonucu ortaya çıkabileceği gibi doğal afetler gibi hiç beklenmeyen bir anda gelip hayatı alt üst eden ve istenmeyen değişikliklere sürüklenme durumlarında da sıkça ortaya çıkar.

    Öfkenin ifadesi

    Öfke sadece insanlarda varolan bir duygu değil, her canlı organizmanın tehdit karşısında olaylara gösterdiği doğal bir tepkidir. Afetler de genellikle beklenmeyen olaylar oldukları için insanın varoluşunu tehdit eder.

    Sağduyumuz, öfke duygumuzu nereye kadar götüreceğimiz konusunda önümüze sınırlar koymaktadır. Ancak afetler sırasında yaşanan panik ve şok karşısında herşey karmakarışık olabilir. En başta artık hayatımız karmakarışık olmuştur. Öfke duygularıyla başa çıkmak için bilinçli ya da bilinçsiz bazı yollar kullanırız. Bunlar kısaca; İfade etme, bastırma ve sakinleştirmedir

    Öfkeyi saldırganlıkla değil de sözel olarak ifade etmek, bunlar içinde en sağlıklı yoldur. Bunu yapabilmek için, istediklerimizin ne olduğunun farkına varmalı, bunları açık ve karşımızdakini incitmeyecek bir şekilde aktarmalıyız.

    İkinci yol, öfkeyi bastırmaktır. Kızgınlığınızı içinizde tutup, onu düşünmemeye çalışıyor ve dikkatinizi daha olumlu birşeylere yönlendiriyorsanız, bu yolu kullanıyorsunuz demektir. Bu bazan işe yarasa da sürekli olarak bu yolu kullanmak, çok sağlıklı olmayabilir. Eğer kızgınlık doğru bir biçimde ifade edilemezse, bir süre sonra bu duygu kişinin kendisine döner ve yüksek tansiyon, psikosomatik rahatsızlıklar (ülserler, allerjiler vb.) ya da depresyon gibi sorunlara yol açabilir.

    Öfke yaşadığınızda kendinizi sakinleştirmeye çalışmak, üçüncü seçeneğinizdir. Nefes alıp verişlerinizi, kalp atış hızınızı kontrol ederek, kendinizi fizyolojik olarak sakinleştirip, içinizdeki öfke duygusunu hafifletebilirsinz.

    Öfkenin Yönetimi

    Öfke yönetimi tekniklerinin amacı, kızgınlığın ve öfkenin yol açtığı duygusal ve bedensel tepkileri azaltabilmektir. Siz de kızgınlığa yol açan insanları, olayları yok edemezsiniz; onlardan kaçınamazsınız; onları değiştiremezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey bu insanlar ya da olaylar karşısında gösterdiğiniz içsel ve dışsal tepkilerinizi kontrol edebilmek, onları yapıcı bir şekilde yönetebilmektir.

    Eğer zaman zaman kontrolü kaybettiğiniz oluyorsa ya da kaybedeceğinizden korkuyorsanız, bir psikologtan yardım isteyebilirsiniz.

    Öfkemizi boşaltmak iyi midir?

    Psikologlar artık bunun çok yanlış ve tehlikeli bir inanç olduğunu göstermişlerdir. Araştırmalar, kızgınlık duygusunun “boşaltılması”nın kızgınlık, öfke ve saldırganlığı daha çok arttırdığını ve sorunu çözmek için hiç bir yararı olmadığını göstermektedir. Onun için en iyisi, öfkenizi neyin başlattığını bulmak ve kendinizi öfkeyle kaybetmeden, bu nedenlerle başa çıkabilme yollarını öğrenmektir. Örneğin, asıl kaygı duyduğunuz şey, kendinizi güvencede hissetmeme iken, bambaşka bir şeye bağırıp çağırabilirsiniz.

    Hangi Yöntemler Öfkenizin Taşmasını Önler?

    Gevşeme:

    Derin derin nefes alın, sakinleştirici durum ve manzaraları zihnimizde hayal ederek canlandırmaya çalışın .Bu sakinleşmemize yardımcı olur.

    Deneyebileceğiniz bazı basit yöntemler şunlardır:

    • Karnınızı dolduracak şekilde derin nefesler alın; göğsünüzün üst kısmıyla nefes almanız sizi rahatlatmaz. Nefes alıp verdiğinizde göğsünüz değil, karnınız şişmelidir.
    • Derin nefeslerinizi alırken, kendi kendinize tekrar tekrar “Gevşe!” ya da “Sakin ol!” diyerek telkinde bulunun.
    • Hayal ederek sizi gevşetecek bir yer ya da ortamı düşünün ve gözünüzün önüne getirmeye çalışın. Geçmişte çok sakin olduğunuz bir yeri hatırlayın.

    Bu teknikleri hergün pratik yaparak ezberlerseniz, daha sonra karşılaşacağınız gergin ortamlarda otomatik olarak uygulayabilirsiniz.

    Düşünceleri Değiştirme

    Öfkeli insanlar düşüncelerini küfrederek, bağırıp çağırarak ifade etme eğilimindedirler. Kızgın olduğumuz zaman genellikle, olayları istemeden abartılı ve çarpıtılmış olarak algılarız. Bu tür düşünce biçimlerinizi farkedin ve yerine daha mantıklı olanları yerleştirin.

    Örneğin kendi kendinize, “Eyvah, herşey mahvoldu!” gibi bir şeyler söylemek yerine, “Dünyanın sonu değil ve buna şimdi öfkeleniyor olmam bu olayı olmamış hale getirmeyecek.” diyebilirsiniz. Her iki düşünceyi de zihninizden geçirerek deneyin. Öfkenizin hangi düşünceyle arttığını ya da azaldığını görün.

    Farkında olmadan çok sık kullandığımız ve bizi kızgınlık duygularına hazırlayan, “asla” ya da “her zaman” gibi sözcükleri zihninizde yakalamaya çalışın. “Hiç bir şey asla düzelmeyecek ” ya da “Her zaman haksızlığa uğrayan ben olurum.” gibi cümleler oldukça hatalıdır. Öfke duygunuzda haklı olduğunuzu düşünmenize de yol açar. Durumla ilgili yargıyı koyduğunuz için problemin çözümüne de katkıda bulunmaz.

    Mantık öfkeyi yener, çünkü öfke haklı bir nedene bağlı olsa da, çok çabuk mantık sınırlarını aşabilir. Bu yüzden öfkelendiğinizi hissettiğinizde mantığınıza sığının. Kendinize “Tüm dünyanın size kazık atmaya çalışmadığını” hatırlatın. Sadece, yaşamın iniş ve çıkışlarından bazılarını yaşadığınızı düşünün. Öfkenizin kontrolden çıkmaya başladığı her zaman, bu yönteme başvurun. Bu daha dengeli bir bakış açısını yakalamanıza yardımcı olacaktır.

    Öfkeli insanlar her şeyi talepkar bir şekilde isterler, diğer deyişle kendilerine hak görürler. Bu durum, adalet için de böyledir, takdir, kabul, onay, vb. için de böyle. Herkesin bu değerlere ihtiyacı vardır. Elde edemeyince hepimiz üzülür, incinir, hayal kırıklığına uğrarız. Ama kızgın ve öfkeli insanlar, bunları talep ederler. Talepleri karşılanmayınca, hayal kırıklıkları engellenme duygusuna, o da öfkeye döner.. Bu insanlar, düşünceleri üzerinde çalışıp onları yeniden yapılandırırken, bu talepkàr özelliklerinin farkına varmalı ve “beklentileri”ni, “arzular”a dönüştürmelidirler. Diğer deyişle, istediği herhangi bir şey için, “Bana verilmeli” ya da “Benim olmalı” demek yerine, “Bana verilmesini isterdim.” diye düşünmenin daha sağlıklı olduğunu görmelidirler.

    Problemi çözme

    Bazen öfke duygularımız yaşamımızdaki gerçek ve kaçınılmaz sorunlardan kaynaklanıyor olabilir. Kızgınlık duyguları böyle zamanlarda bu zorluklar karşısında yaşanan doğal ve sağlıklı duygulardır. Böyle durumlardaki en yararlı tutum; önce durumu değiştirip değiştiremeyeceğimizi araştırmaktır. Değiştirebileceğimiz bir şeyse çözüm yolları araştırılabilir. Değiştirilemeyecek bir durumsa, çözüm için uğraşmak yerine, yapılacak en iyi şey sorunla yüzleşmektir.

    Elinizden gelenin en iyisini yapmaya çalışın ama, yanıtları hemen bulamıyor, sonuca hemen ulaşamıyorsanız, kendinizi cezalandırmayın.

    Daha iyi iletişim

    Öfkeli insanlar genellikle düşünmeden yargılama ve bu yargıları yönünde davranma eğilimindedirler. Bu yargılar da bazen çok gerçek dışı olabilmektedir. Eğer çok elektrikli bir tartışma içine girdiyseniz, ilk yapacağınız şey ;

    Yavaşlayıp gösterdiğiniz tepkileri gözlemek olmalıdır. Aklınıza gelen ilk şeyi söylemeyin, yavaşlayın ve asıl söylemek istediğinizi düşünün. Aynı anda karşınızdakinin de söylediklerini duymaya ve anlamaya çalışın. Hemen cevap vermeyin.

    Öfkenizin altında ne yattığını da anlamaya çalışın. İnsanın eleştirildiği zaman savunmaya geçmesi doğaldır, ama siz de saldırıya geçip savaşmayın. Onun yerine söylenenlerin altında yatanı bulmaya, asıl söylenmek isteneni dinlemeye çalışın. Ya da belki o ortamdan biraz uzaklaşıp rahatlamak isteyebilirsiniz. Ama kendinizin ya da karşınızdakinin öfkesinin kontrolden çıkmasına izin vermeyin. Sükúnetinizi korumanız, durumun raydan çıkıp bir felakete dönüşmesini engelleyecektir.

    Mizah kullanın

    Mizah, çeşitli yollarla öfkenizin yoğunluğunun azalmasına yardımcı olabilir. Herşeyden önce daha dengeli bir bakış açısı sağlar.

    Birine öfkelenip de belli sıfatlarla etiketler takmaya başladığınızda, bir an durun ve o insanın gerçekten o “şey” ya da “öyle” olduğunu düşünün. Bu sahneyi gözünüzün önüne getirin. Örneğin birine, “muşmula” ya da “odun kafalı” gibi sıfatlarla saldırdığınızda, o kişiyi gerçekten bir muşmulaymış ya da odundan bir kafası varmış gibi hayal edin ve gündelik işlerini o şekilde yaptığını gözünüzün önüne getirin. Eğer karşınızdaki insanı benzettiğiniz şeyin ne olduğunu düşünerek kafanızda gerçekten öyleymiş gibi bir resim çizebilirseniz, öfkenizin azalmaya başladığını göreceksiniz. Çünkü mizah sırasında yaşanılan duygularla, öfkenin birarada bulunması mümkün değildir.

    Öfkesi çok yoğun olan kişinin davranışlarının altındaki temel mesaj, “Her şey benim istediğim gibi olmalı!” dır. Öfkeli insanlar kendilerinin ahlaken haklı ve doğru olduklarına inanırlar. Planlarını değiştirmelerine ya da engellenmelerine yol açan her türlü olay/durum, onlar için dayanılmaz bir aşağılanma gibi algılanır. Kendilerinin bu şekilde sıkıntı yaşamamaları gerektiğini düşünürler. Belki başka insanlar sıkıntı çekebilirler ama onlar değil!

    Kendinizde de buna benzer bir duyguyu yakalarsanız, kendinizi tüm caddelerin, dükkanların, resmi dairelerin sahibi olan bir tanrı ya da tanrıça gibi hayal edin. Tüm insanların sizin önünüzde eğildiğini, eteğinizi öptüğünü düşünün. Bu hayali görüntülere ne kadar ayrıntı koyarsanız, ne kadar talepkàr olduğunuzu ve ne kadar mantık dışı davrandığınızı o kadar iyi anlayacaksınız. Ayrıca durum ve olayların gerçekte ne kadar önemsiz olduğunu da farkedeceksiniz.

    Mizah kullanırken iki noktada çok dikkatli olmak gerekir.

    Öncelikle mizah kullanmanın, sorunlarınızı gülerek geçiştirmek demek olmadığını, tersine onlarla yapıcı bir şekilde yüzleşebilmeniz demek olduğunu bilmelisiniz.

    İkincisi de mizah kullanayım derken, alaycı ve aşağılayıcı mizaha başvurmaktan kaçınmalısınız. Çünkü bu da sağlıksız öfke ifadesinin bir başka yoludur.

    Çevrenizi değiştirmek

    Bazen, sinirlenip öfkelenmemize yol açan “şeylerin” yakın çevremizde olduğunu farkederiz. Sorunlar ve sorumluluklar üzerinize öylesine yıkılır ki düştüğünüz tuzağa ve o tuzağı temsil eden insanlara karşı öfke ile kavrulursunuz.

    Biraz ara verin. Gün içinde özellikle stresli olacağını bildiğiniz saatlerde, sadece kendiniz için kullanacağınız bir zaman ayırın. Örneğin çalışan bir anne, eve geldiğinde kendisine ayıracağı bir 15 dakikalık süre olursa, çocuklarının isteklerine, parlamadan daha iyi yanıt verebilir.

    Kendinizi rahatlatabilmek için birkaç ipucu daha

    • Zamanlama: Eğer sevdiğiniz kişiyle belli konuları belli saatlerde konuşuyorsanız ve bu konuşmalar da hep tartışma ile sonuçlanıyorsa, bu tür konuları konuşma saatinizi değiştirin. Belki yorgun, dikkatsiz oluyorsunuzdur ya da bu sadece bir alışkanlık haline gelmiştir.
    • Kaçınma: Eğer çocuğunuzun odasındaki dağınıklık odanın önünden her geçişte “kafanızın tasını attırıyorsa”, kapıyı kapatın. Sizi öfkelendiren şeylere bakmaktan kendinizi alıkoyun. “Ama, öfkelenmemem için çocuğumun odasını temiz tutması gerekir.” demeyin. Konu şu anda bu değil. Konu kendinizi olabildiğince sakin tutabilmektir.
    • Alternatifler bulun: Bazı olaylar sizi öfke duyguları içinde bırakıyorsa, bunu çözmeyi bir iş edinin ve uygun yollar araştırın.

    Danışmanlığa ihtiyaç duyuyor musunuz?

    Eğer öfkenizin, kontrolünüz dışına çıktığını düşünüyorsanız, ev ve iş hayatınızın önemli boyutları bu duygudan etkileniyorsa, bir psikoloğun danışmanlığına başvurabilirsiniz.

    Unutmayın, öfkeyi yok edemezsiniz, tüm çabalarınıza rağmen sizi öfkelendirecek olaylar olacaktır.

    Yaşam her zaman için engellerle, acılarla, kayıplarla ve diğer insanların onlardan beklemediğiniz davranışlarıyla dolu olacaktır.

    Bunu değiştiremezsiniz. Ama bu olayların sizi etkileme biçimini değiştirebilirsiniz. Kızgınlık ve öfke tepkilerinizi kontrol ederek, uzun vadede onların sizi daha mutsuz kılmasını önleyebilirsiniz.
     

Sayfayı Paylaş