1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Devlet Hazinesi Ve Bütçeler

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve ZeyNoO tarafından 24 Eylül 2012 başlatılmıştır.

  1. ZeyNoO
    Melek

    ZeyNoO ٠•●♥ KuŞ YüreKLi ♥●•٠ AdminE

    Katılım:
    5 Ağustos 2008
    Mesajlar:
    58.480
    Beğenileri:
    5.784
    Ödül Puanları:
    12.080
    Cinsiyet:
    Bayan
    Meslek:
    Muhasebe
    Yer:
    ❤ Şehr-i İstanbul ❤
    Banka:
    3.064 ÇTL
    Devlet Hazinesi Ve Bütçeler

    Klasik İslam'da bir köylünün gelirinin azamı üçte birinin devlet hazinesi için vergilendirilebileceğine, üçte birinin toprağı ekip biçme faaliyetinin idamesine ve üçte birinin de kendisi ve ailesinin beslenmesine hasredilmesi gerektiğine inanılırdı. Osmanlı devletinin günümüze kadar gelebilmiş olan gelir-gider bilançolarının en eskisi, 1475 yılına aittir. Bu bilançoların asıl amacı, geriye herhangi bir fazla kalıp kalmadığını saptamaktı. Ortada bir fazla varsa, iç hazineye alınırdı. Zira aslında, Osmanlı öncesi Orta Doğu devletlerinde olduğu gibi Osmanlılarda da iki ayrı hazine vardı: doğrudan doğruya hükümdarın kontrolü altında, iç sarayda bulundurulan hazine; bir de, veziriazam ile defterdarın ortak denetimi altında, hükümet dairelerinde (divan'da) bulundurulan cari hazine. Bunların yanısıra, hükümdarın hazinesine herhangi bir fazla aktarıp aktarmadıklarını görmek amacıyla, belirli bazı beyler beylik veya eyaletler için ayrı ayrı bilançolar da çıkarılırdı. Doğulu bir hükümdar için temel sorun, güç ve iktidarın dayanağı olarak elinin altında dolu bir hazinenin varlığıydı. Osmanlı devlet adamları açısından bir "bütçe"nin sağlıklı olması, harcamalar çıktıktan sonra geriye bir fazla kalması, dolayısıyla da sultanın hazinesinden maaş alanların gelirleri konusunda herhangi bir endişeye mahal olmaması demekti.

    Sonuçta, her türlü bütçe fazlası, ganimetten sultanın aldığı pay gibi olağanüstü gelirler, hediyeler ve müsadere edilen servetler (muhallefat), saray hazinesine alınırdı. Dolayısıyla da bu hazinede yalnız nakit para değil, mücevherat, kıymetli kumaşlar ve elbiseler, altın ve gümüş kupalar ya da çekmeceler gibi nesneler de bulunurdu. iç hazine ya da saray hazinesi, asıl carı hazine için bir rezerv bankası gibi çalışırdı. Gelir sıkıntısı çekilen dönemlerde sultanın onayıyla iç hazineden veziriâzam'a borç verilir, başvezir de bu borcun ödeneceğini yazılı olarak, kendi imzasıyla üzerine alırdı.

    Bu bütçeler ekonominin genel durumunun oldukça güvenilir bir göstergesidir. Venedikli gözlemcilerin tahminlerine göre, 1433 ile 1522 arasında Osmanlı devletinin toplam geliri, şüphesiz timar gelirleri hariç olmak üzere, 3 milyon düka altını civarındaydı. Buna karşılık, Andrea Gritti'nin 1503 yılı için 5 milyon düka altını tahmini, herhalde tımar gelirlerini de kapsıyordu. I. Selim döneminde Küçük Asya'nın doğusu ile Arap diyarlarının da ilhak edilmesinin ardından, merkezi hazine girişinin 4.5 milyon düka altını dolaylarına, 1527-1603 döneminde ise 7 veya 8 milyon düka altını düzeyine çıktığı anlaşılmaktadır. Venediklilerin resmı Osmanlı kaynaklarına ulaşabilmiş olmalarına karşın, tahminlerinde büyük tutarsızlıklar söz konusudur. i. Süleyman'ın saltanat dönemi için öne sürülen 12 ila 15 milyon düka altını gibi yüksek rakamlar, merkezi hazine mevcudunun yanısıra mutlaka timar gelirlerini de kapsıyor olmalıdır. Bu gözlemcilerden Zeno (1524 ve 1530), Barbarigo (1558) ve Donini (1561) gibi bazıları, toplam harcama miktarlarını da verdiklerinden, 1524-61 döneminde Osmanlı bütçelerinin pozitif bir bilanço gösterdiği sonucu çıkmaktadır.

    Elimizdeki en erken resmi Osmanlı bilançosu 1527-8 yılına, daha doğrusu 21 Mart 1527 ile 20 Mart 1528 arasına aittir. Bu resmi kaynakta görülen, merkezi hazine için 5 milyon ve (imar gelirleri için de 3.6 milyon düka altını rakamları, İstanbul'da bailo (elçi) olarak görev yapan Venediklilerin verdiği rakamları bir ölçüde tutmakta, en yakın olarak da Trevisano'nun (1554) tahminine oturmaktadır. Başlangıçta, devlete ait vakıf ve mülk gelirlerinin carı devlet bütçesine dahil edilemediğini, oysa köprü, imaret, pazarpanayır, kervansaray ve hastane yapım ve bakım işleri gibi bir yığın kamu hizmetinin düzenli olarak vakıflarca karşılandığını kaydetmeliyiz; devlet arazisinden mülk'e dönüştürülmüş olan topraklara gelince, bunların büyük kısmının, iki başlı mülkiyet sistemi uyarınca, sultanın ordusuna asker beslemekle yükümlü tutulduğunu da unutmamak gerekir.

    1566'da cari hazine girişinin 8 milyon altın olduğunu tahmin eden Lybyer, 1913 itibariyle 70 milyon ABD dolarının altında hesapladığı bu rakamın, "bu kadar büyük bir imparatorluk için fazla yüksek bir meblağ olmadığını" söylemektedir. Buna, Lybyer'in merkezi bütçenin muhtemelen iki katı olarak düşündüğü (imar ve vakıf gelirlerini eklediğimizde dahi, Osmanlı devlet gelirleri hayli alçak gözüküyor. Karşılaştırma amacıyla verdiğimiz bu dönemin bazı Avrupa devletlerinin gelirlerini yansıtmaktadır.

    Bölgeleri birbiriyle karşılaştırdığımızda en yüksek geliri 198 milyon akçe ile (Dalmaçya ve bazı Yunan iskeleleri hariç, Kırım'daki bazı Kuzey Karadeniz yöreleri dahil olmak üzere, Tuna ve Sava nehirlerinin güneyindeki Bal kan topraklarını kapsayan) Rumeli beylerbeyiliğinin sağladığını görüyoruz. Mısır ile Suriye'nin geliri birlikte hesaplandığında, 187 milyon akçe ile Rumeli'nin hemen arkasından ikinci sırada, Küçük Asya] 52 milyon akçe ile üçüncü sırada gelmektedir. Ancak Arap diyarlarının, gelirlerinin yaklaşık üçte ikisi kadar bir fazla vermesine karşılık, imparatorluğun Rumeli ve Anadolu'da çekirdek bölgelerinin bütçe açığı yüzde 10'u buluyordu
     

Sayfayı Paylaş