1. * 5651 Sayılı Kanun'a göre TÜM ÜYELERİMİZ yaptıkları paylaşımlardan sorumludur.
    * Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan şekilde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahiplerinin İLETİŞİM bölümünden bize ulaşmaları durumunda ilgili şikayet incelenip gereği 1 (bir) hafta içinde gereği yapılacaktır.
    E-posta adresimiz

Devşirme usulü nereden ve neden çıkmıştır?

Konusu 'Osmanlı Tarihi' forumundadır ve Suskun tarafından 24 Ocak 2010 başlatılmıştır.

  1. Suskun

    Suskun V.I.P V.I.P

    Katılım:
    16 Mart 2009
    Mesajlar:
    23.242
    Beğenileri:
    276
    Ödül Puanları:
    6.230
    Yer:
    Türkiye
    Banka:
    2.052 ÇTL
    DEVŞİRME TANIMI
    Devşirme, toplama demektir. Tebaadan olan Hıristiyan çocuklarının Yeniçeri yapılmak üzere toplanmalarıdır. Saray hizmetleriyle, Bostancı ocağı ve Yeniçeri ocağında istihdam edilmek üzere Osmanlı Devletinin Hıristiyan halkından topladığı çocuklara verilen isimdir.
    Orhan Gazi devrinde, yalnız Türklerden teşkil edilen Osmanlı ordusunun yeterli gelmemesiyle, harpte ele geçirilen güçlü esirlerden faydalanma yoluna gidilmiştir. Böylelikle “Pençik oğlanı” denilen ve her beş esirden birinin alınması yoluyla bir ordu teşkil edilmiştir. Sultan Birinci Murat zamanında Pençik oğlanı teşkilatı bir kanuna bağlanarak, Gelibolu Acemi Ocağı kuruldu. Böylece kapıkulu ocağının temelleri atılmış oldu.
    Acemi ocağı teşkilatı daha sonraları ihtiyaç nispetinde genişletildi. Fütuhatın ilerlemesi üzerine bir taraftan askere olan ihtiyaç, diğer taraftan siyasi olaylar sonucunda ordu mevcudunun azalması, Pençik oğlanından başka devşirme ismiyle Osmanlıların Rumeli’deki topraklarında bulunan Hıristiyan tebaadan ocağa yeniçeri olarak efrad alınmasını gerektirdi. Bu amaçla Hıristiyan tebaa evladından asker devşirmek için bir Devşirme Kanunu yapıldı. Bu yeni kanunla baştan başa gayrimüslim olan Rumeli halkı yavaş yavaş Müslüman ordusu kuvvetlenecekti. Devşirme kanunu artık eski önemini kaybeden Pençik kanunuyla asker alınmasının yerine geçmiş, kuvvetli ve sürekli olarak iki bucuk asır devam etmiştir.
    Devşirme Kanunu, özellikle 17. Yüzyılın başından itibaren, Hıristiyan çocuklarının gerekli tetkik ve muayeneler yapılmadan alınmaları, tutulması gerekli olan eşkal defterine pek önem verilmemesi üzerine bozulmaya başlamıştır. Bu durum yeniçeri ocağına devşirme etrafının alınmasından vazgeçilmesine yol açmıştır. 18 yüzyıl başlarında yalnız Bostancı Ocağı için 1000 devşirme toplanmışken, aynı yüzyılın ortalarında devşirme usulü kesin olarak bırakılmıştır.


    DEVŞİRME USULÜ NEREDEN VE NEDEN ÇIKMIŞTIR?
    Devşirmenin başlama sebepleri şunlardır:
    1) Yıldırım Beyazid’in Ankara mağlubiyetinden sonra fetihlerin duraklaması, hatta geçici olarak gerilemesi sebebiyle yeniden esir elde edilememesi acemi oğlan ihtiyacını artırmıştır.
    2) Osmanlı Devletinin en önemli ordusundan Yeniçeri teşkilatında görev almak için Müslüman ve Hıristiyan her çevreden talepler gelmeye başlamıştır.
    3) Gayrimüslimlerin askerlik edemeyişleri ve buna karşı cizye vergisi ödemeleri söz konusu olduğundan gayrimüslimler ve özellikle Bulgar-Arnavut, ve Ermenilerin Bosnalı ve Ermenilerin Osmanlı ordusunda görev alma arzuları gittikçe artmıştır.

    DEVŞİRMELER
    Saray hizmetleriyle bostancılıkta ve yeniçeri ocağında istihdam olunmak üzere toplanan Hıristiyan çocukları hakkında kullanılır bir tabirdir. Bu hizmetler daha önceleri esirlere gördürülürdü. Esirler I. Murat zamanında kurulan ve “acemi ocağı” adı verilen ocakta yetiştirilmekteydiler . Miktarları yeniçeri ve acemi ocakları kadrosuz adetlerini öğrenmek üzere ikişer filori’ye Anadolu’daki Türklerin hizmetlerine verilir, sonra alınarak muhtelif hizmetlerde kullanılırlardı. Devşirme suretiyle Hıristiyan çocukların alınması ve bunlardan muhtelif hizmetlerle askerlik işlerinde istifade olunması esirlerin azaldığı zamanlarda duyulan zaruret sevkiyle başlamıştı.
    Yıldırım ile Timur arasındaki Ankara muharebesinden sonra Osmanlı istilası, muvakkat bir zaman için durmuş ve mücadele ve saltanat kavgası yüzünden, askere olan ihtiyaç sebebiyle II. Murat zamanında devşirme kanunu çıkarılmıştır. Bu yeni kanun ile hem askeri ihtiyaç temin edilecek, hem de Rumeli’de yavaş yavaş Müslüman miktarı artmış olacaktır.
    Hıristiyan tebaadan alınacak çocukların miktarı yeniçeri ağası tarafından tespit edilerek üç, beş, yedi senede bir ve sekiz ile on sekiz ve bazen de yirmi yaş arasındaki gençlerden gürbüz ve sağlıklı olanlar seçilerek devşirildi. Esirlere “acemi oğlanı” denildiği gibi devşirme usulüyle toplanan Hıristiyan çocuklarına da “acemi oğlanı” denildi. Devşirme alınması hakkındaki kanun ile Rumeli’de Bulgaristan, Makedonya, Arnavutluk ve Yunanistan ile daha sonra Bosna, Hersek ve Hırvatistan’dan çocuk toplanmıştı. Boşnaklar Müslüman oldukları halde onlardan da devşirme usulüyle acemi oğlanı alınırdı. Bunu da isteyen kendileriydi. Devşirme usulüyle Hıristiyan çocuklarının alındığı yerler muayyendi. Bu yerler Üsküp, İştip, Köstendil, Pirzren, Görice, sanmakta, Prebol, yaşlıca, Ereğli Kasrı, Yanya, Pirlepe, İskenderiye, Ohri, İpek, Dukakin, Kırçova, Faço, Novesin, Nüveprespe, Manastır, Mastar, İmoçka, İznovrik, Böğürtlen, Gölikesriye, Hurpişta, Biblişte, Akçakale idi. Bazı yerlerden oğlan alınmazdı. İstanbul civarındaki Kartal ile Kadıköyden oğlan alınmazdı.
    Kartal halkı Üsküdar çayırlarını biçerler, çayırlara bakarlardı. Bursa’dan ve diğer yerlerden gelen şeyleri muhafaza ederler, gerektiğinde de kılavuz vazifesini görürlerdi. Hazineyi muhafaza ettikleri ve her sene gemiler için kürek verdikleri sürece Biga Hıristiyanları da devşirme oğlan vermezlerdi.

    DEVŞİRME SÜRÜLERİNİN TEVZİLERİ
    Devşirme her zaman umumi şekilde olmaz, ihtiyaca göre mıntıka mıntıka yapılırdı. Bu iş ile yeniçeri ağası ile acemi ocağı ağası (İstanbul ağası) ilgilenirdi. Acemi ocağı için devşirme sağlanması ve acemi ocağından yeniçeri ocağı ile sair ocaklara acemi verilmesi yeniçeri ağasının gerekli görmesi ile olurdu. Devşirme için herhangi bir yere veya sancağa yeniçeri ocağı zabitlerinden bir devşirme ağası ile katip tayin edilmesi kanundu. Bu ilk başta, beylerbeyi, ancak beyi ve mahalli kadılar vasıtasıyla yapılırdı. Ancak daha sonra bunun suistimal edilmesi yüzünden ocak vasıtasıyla yapılması gerekli görüldü. Devşirmeler ocak tarafından tayin edilen memurlar ile toplanırdı. Bu memurlara fermandan başka Yeniçeri ağası tarafından da mühürlü ve ferman mealinde bir mektup verilmesi de usul gereğiydi. Bu mektup yeniçeri ağası tarafından devşirme mıntıkasındaki kadılara hitaben yazılırdı. Devşirme memuru maiyetinde aldığı bir kısım ocak efradı ile vazifesine giderdi. Devşirme işi suiistimale çok müsaitti. Bunu engellemek için hükümetçe bir takım önlemler alınırdı ancak buna rağmen devşirme sahasındaki çocuklar babalarından rüşvet alınarak devşirmeye yazılmaz veya başka birisi yazılır veya para ile kanunun izin vermediği Türk ve sair Müslümanlardan devşirme alınırdı. Kadılar ve halk tarafından bu gibi yolsuzluklar hükümete haber verildiği zaman bu durumlar müfettişler tarafından saptanır ve devşirme memuru şiddetle cezalandırıldı.

    DEVŞİRME MEMURU
    Devşirme memuru tayin edildiği mıntıkada her bir kazayı bizzat gezer ve kanuni vasıflara uyan sekiz on ve yirmi yaş arasında çocuk devşirilirdi. Her kazada ilan vasıtasıyla Hıristiyan çocukları babaları ve vaftiz defterleriyle toplama yerine gelirlerdi. Devşirme memuru vaftiz kağıtlarını kontrol ederek yaşları uygun olanları ayırırdı. Çocuklar içinde evli olanları varsa onlara dokunamazdı. Bunların arasında on dört ile on sekiz yaş arasındakiler tercihen alınırdı. Bu devşirme her zaman aynı şekilde olmayıp ihtiyaca göre değişebilirdi.
    Devşirme memuru vazifesinde tamamen serbestti, işine kimse müdahale edemezdi. Gittiği sancakta elindeki ferman ile ağa mektubu hükmüne göre, hareket ederdi. Gittiği yerin sancak beyi, kadılar ve tımar sahipleri onun işini kolaylaştırmakla sorumluydular. Devşirme memurunun çocuk devşirmeye geldiği tellâllar vasıtasıyla köylere bildirilirdi.

    DEVŞİRMELERİN SEÇİLMESİ
    Devşirmeye ayrılan çocuğun köyü, kaza ve sancağı ile baba ve anasının, mensup olduğu sipahinin adı, hangi vakıf veya çiftlik sahibinin reayası olduğu, doğum tarihi, yaşı, devlet merkezine sevki sırasında sürücü denilen sevk memurunun ismi, ayrı ayrı, iki deftere yazılırdı. Bu iki defterden biri devşirme memuru olan yayı başıda, diğeri de devşirmeye götürülen sürücüde bulunurdu. Devşirilen çocuklara kızıl aba ile kırmızı külah giydirilmesi zorunluydu. Bunun bedeli çocukların devşirildikleri mıntıka reayasından alınırdı. Kanuna göre Hıristiyan çocukların en asilleri alınırdı. Papaz oğulları da alınırdı. İki çocuğu olanın biri ve birkaç çocuğu olanın en sağlıklı ve güzeli seçilirdi. Bir oğlu olanın çocuğu alınmaz, babasının hizmetine bırakılırdı. Alınacak çocukların orta boylu alınmasına dikkat edilirdi. Uzun boylu olanlar saray için seçilirlerdi. Yahudiler ticaretle uğraştıklarından onlardan devşirme alınmazdı. Anası ve babası ölmüş olan çocuğun terbiyesi eksik ve açgözlü olacağından ötürü alınmazdı. Çoban oğulları ve Türkçe bilen İstanbul’a gitmiş bulunan, sanat sahibi olan oğlanlar da alınmazdı. Hıristiyan iken evlenmiş olan ve uzun ve kısa boylular da alınmazdı. Devşirmeye alınacak çocuklar arasında Fatur oğulları denilen Müslüman Bosna halkının çocukları da vardı. Bunlar ancak saray ve bostancı ocağı için alınırdı. Devşirmeler her yerden alınmamaktaydı. Bazı hizmetler nedeniyle bunun uygulandığı yerler de vardı. Buralardaki ahalinin ellerinde devşirmeden affolunduklarına dair fermanları bulunuyordu. Ermenilerden de sadece saray hizmet için az sayıda devşirme alınmıştır.

    DEVŞİRMELERİN DEVLET MERKEZİNE GÖNDERİLMESİ

    Devşirilen çocuklar sürü denilen 100-200 kişilik kafileler halinde ve sürüye verilen bir defter ile devlet merkezine gönderilirlerdi. Bunların kaçmaları ve değiştirilmemeleri için sıkı önlemler alınırdı. İstanbul’a gelen devşirmeler iki, üç gün dinlendikten sonra Müslüman olurlar ve daha sonra yeniçeri ağası dairesi sürücü defteri ile ağanın teftişine arz olurlardı. İyice muayeneden geçenler kanuna uygun olarak devşirilmiş ise eşkâl defterine kaydedildikten sonra çocuklar sünnet edilirler ve eşkal defteri de yeniçeri ağasının mührü ile mühürlenip saklanırdı. Eğer devşirme sürüsü içinde kanuna aykırı olarak birinin girdiği anlaşılırsa o sürü tophâne ve cebehâne hizmetine verilir ve sürücüler de ağır ceza görürlerdi. Sürü içerisinden saray için ayrılacak olanlar ya yeniçeri ağası tarafından arzedilir veya doğrudan sürü hükümdara gönderilerek, bunların arasından alınacak çocuklar saray ağası tarafından seçilirdi. Daha sonra saray hocası bunları yüzlerine bakmak suretiyle ayırırdı. Bu devşirmeler Edirne Sarayı, Galata Sarayı ve İbrahim Paşa Sarayı gibi saraylara verilerek yetiştirilirdi. Bu çocuklardan yetişen müstaitler yeni saraya Topkapı Sarayına alınır. Diğerleri Kapıkulu süvâci bölüklerine verilirlerdi.

    ACEMİ OĞLANLAR
    Acemi oğlanları Rumeli ve Anadolu’daki çiftliklere dağıtılırdı. Çiftçilere dağıtılanlara “Türk üzerinde olan acemi oğlanlar” denilirdi. Saraylara gönderilen acemi oğlanlar saray bahçelerinde bostancılık, çobanlık, kasap yamaklığı, su yollarında işçilik, hamallık, cami inşaatında amelelik, demircilik, saraçlık, fırıncılık, mandıracılık, gemicilik gibi işlerlerde kullanılırdı. Bu işleri görmek için mevcut acemi oğlanlar yetişmezse Türk üzerinde olan acemi oğlanlarından lüzümu kadarı bir akçe ulufeye yazılarak Yeniçeri ağasının emriyle getirilirdi. Acemi oğlanlar ihtiyaca göre devşirilirdi. Bazen ölenler, kaçanlar ve kapıya çıkarılanlar fazla olduğu zaman eksiği kapatmak için de oğlan devşirilirdi. Acemi oğlanları, yedi senede bir kapıya çıkarılırlardı. Acemi oğlanlar yeniçeri ağası tarafından idare edilirdi. Bostanlarda çalışan acemi oğlanların amiri bostancı başı idi.
    İstanbul acemi oğlanları otuz bölük, yirmi dokuz cemaat olmak üzere 59 ortaydı. Ortaların amirleri çorbacı, meydan kethüdası ve kopucuydu. Çorbacı ortanın amiri, meydan kethüdası çorbacının vekili, kapucu da kapu çuhadarı vazifesini görürdü. Acemi oğlanların defterini acemi oğlanları katibi tutardı. Acemi oğlanların kapıya çıkmamak yüzünden isyan ettikleri de olurdu.
    Devşirme sürüsü ağa kapısında yoklama bittikten sonra acemi ocağı zabitlerinden Anadolu ağası ve Rumeli ağası vasıtaları ile, az bir ücret ile belli bir süre için Anadolu ve Rumelideki çiftlik sahiplerinin ve Türk köylüsünün hizmetlerine verilirlerdi. Devşirme Rumeli’de yapılmış ise bunlar Anadolu’ya Anadolu’da yapılmış ise Rumeli’ye yollanırdı. Amaç orada deniz olduğundan memleketlerine kaçmalarını engellemekti. Çünkü 15 ile 20 yaş arasındakilerden kaçanlar olurdu. Bu şekilde hizmet eden devşirmelerden kıdemliler, sırası gelince yeniçeri ağasının arzı ve divan-ı hümayanun kararı ile, İstanbul’a getirilerek yeniçeri ağası tarafından eşkal defterine bakılıp, hüviyetleri hakkında kanaat oluştuktan sonra acemi ocağına kaydedilirlerdi. Acemi ocağı kaydedilen devşirmeye bundan sonra acemi oğlanı denilir ve kendisine de bir akçe yevmiye verilirdi.
    Devşirme usulünün hangi tarihi kadar devam ettiğine dair bir vesika zuhur etmemiştir. Yalnız Lehistan’la yapılan Bucaş muahedesinin (1672) üçüncü maddesinde Podolya’dan bahsedilirken “devşirme ferman olunursa bunlardan ve reayadan devşirme alınmaya” diye mezkurdur. 1724 de devşirme usulü cari idi.
    Devşirmeler hicri 12 inci asırdın ortalarına kadar Osmanlı İmparatorluğu tarihinde mühim rol oynamışlardır. Hatta denilebilir ki devletin en büyük mevkileri devşirmeler elinde idi. Anadolu ve bilahare Rumeli’de ekseriyet teşkil eden Türk Topraklarına merbut ve binaenaleyh sipahilikle mümtaz oldukları için hükümet ve hassaten saray hizmetlerinde kullanılmazlardı. Bu sebeple Osmanlı ricalinin çocuğu devşirme usulüyle alınan, İslam ve Osmanlı terbiyesi gören Hıristiyan çocuklarından yetişme idi.

    DEVŞİRME İLE İLGİLİ TERİMLER
    DEVŞİRME AĞASI:
    Yeniçeri ocağı ile saray hizmetlerinde kullanılmak üzere devşirme adı verilen Hıristiyan çocuklarını toplamak vazifesiyle gönderilen memura verilen addır. Yeniçeri zabitlerinden olan bu memurlara gittikleri yerlerin alakalı memurlarına gösterilmek üzere hüküm verilirdi.
    DEVŞİRME FERMANI: Devşirme toplamak padişah tarafından verilen ferman hakkında kullanılır bir tabirdir. Firman ocak tarafından ağalar arasından intihap olunan memura verilirdi. “Devşirme” tabirinde bir örneği konulmuş bulunan firmandan başka yeniçeri ağası tarafından mühürlü ve tamamen ferman mealinde bir mektup verilmek de usuldendi.
    DEVŞİRME MEMURU: Devşirme toplamak için tayin olunan memur hakkında kullanılır bir tabirdir. Bu iş XVI ncı asrın ilk yarısına kadar beylerbeyi, sancak beyi ve kadılar tarafından yapılırken bunların iltimas ve rüşvet almak suretiyle yolsuz hareketlerine mebni devşirme işi yeniçeri ocağına bırakılmıştı. Bu hizmete ocaktan sekbanbaşı, solakbaşı, zağarcıbaşı, turnacıbaşı, hesekiler, zemberekçibaşı, deveciler, veya yayabaşılardan biri bir takım maiyeti ile memur edilirdi. Devşirme memurunun eline fermandan başka yeniçeri ağası tarafından mühürlü ve tamamen ferman mealinde bir mektup verilmek usuldendi.


    DEVŞİRME SÜRÜSÜ: Devşirme usulüyle toplanan Hıristiyan çocukların yüz, yüz elli, iki yüz ve daha ziyade olmak üzere hükümet merkezine gönderilmeleri hakkında kullanılır bir tabirdir. Buradaki sürü kafile demektir. Devşirmeler sevk memuru demek olan sürücü adı verilen memurlar muhafızların nezaretleri altında sevk olunurlardı.

    SONUÇ​

    Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemindeki ilk askeri kuvvetlerin Osman Gazi’ye bağlı atlı birlikler olduğu, bunların da aşiretlere mensup bulunduğu bilinir. Orhan Gazi’nin ilk zamanlarında da bunlara faydalanıldığı, fakat Bursa’nın fethinin uzun sürmesi, atlı birliklerin muhasara işlerinde ve kale zaptında pek elverişli olmaması görüldüğünden muntazam ve devamlı yaya birlikleri, buna paralel olarak da yine aynı şekilde atlı muntazam askeri bir kuvvet meydana getirildiği bilinir. Birincisi yaya veya piyade, ikinciler de müsellem adını taşımakta idiler. Bunların yanında Gaziyan-ı Rum, Abiyan-ı Rum, Abdalan-ı Rum, Baciyan-ı Rum isimlerini taşıyan, seferlere iştirak eden kuvvetler de vardı.
    Birinci Murat zamanında Yeniçeri teşkilatı kurulduğu, bunların bizzat hükümdara bağlı oldukları, bu modelin de Selçuklulardan ve memluklardan alındığı ifade olunur. Yeniçeri teşkilatının kaynağı da Acemi oğlanları Ocağı teşkil etmekteydi. Gelibolu’da kurulan bu ocak, İstanbul’un fethinden sonra önemini kaybetmekle beraber, İstanbul’da bir ayrı Acemi-oğlanlar Ocağı açıldığı bilinir. Gelibolu’daki devam etmiştir.
    I. Murad devrinde kurulan Yeniçeri Ocağı’na asker temini için önce pençik kanunu gereceğince gayri Müslim genç savaş esirlerinden faydalanılmış, fakat zaman fetihlerin azalması, Ankara Savaşı’ndan sonra da bir süre durması yüzünden devşirme yoluna başvurulmuştur. Daha önce İslam devletlerinde görülmeyen bu usulün Çelebi Mehmed zamanında (1412-1421) kullanıldığı, ancak oğlu II. Murad devrinde (1421-1451) kanunlaştığı anlaşılmaktadır.
    Seferlerde alınan esirlerin her biri için esirciden pençik resmi adı altında 245 akçe alındığı, alınan erkek eserlerden de 1/5’inin padişah hakkı olarak alındığı, bunların Anadolu’da Türk çiftçilerin yayına verildiği, orada hizmetler sırasında hem Türkçe öğrendikleri, 3-4 yıl sonra da getirilip Yeniçeri Ocağı’na kayd olundukları anlaşılmaktadır.
    Orhan Gazi’nin oğlu Süleyman Paşa’nın Rumeli’deki fetihleri sırasında harpte aldığı esirlerde kısa bir süre eğitimden sonra 2 akçe yevmiye ile yeniçeri yaptığı, bu usulün onun vefatından sonra da devam ettiği, I. Murad zamanında da bu yönetimin devam ettirildiği, harp esirlerinin önceleri Lapseki-Gelibolu ve Çardak arasında işleyen suvarilerin atlarını nakl eden gemilerde (at gemisi) 5-10 sene 2 akçe gündelik çalıştırıldıkları sonra da yeniçeri olmalarına karar alındığı öğrenilmektedir. O tarihlerde 2 akçe yaklaşık 1 milyon lira ederdi. Bu nizamın da ilkin 1362 veya 1363 tarihinde uygulanmaya başlandığı, devşirme kanunun da Çelebi Mehmed zamanında yapıldığını görmekteyiz.
    Osmanlı devşirme sistemi sonucu hazin toplumsal durumlar yaşanır. Osmanlı bu sistem ile Türk ve Müslüman olmayan gayri-müslim tebaadan erkek çocukları ailelerinden küçük yaşta alıp Enderun okullarında kendine özgü toplumuna yabancılaşacak bir eğitim sistemi ile yetiştiriliyor. Bu yetişenler ne geldikleri kökene yani Rumen, Sırp, Yugoslav’a, Arnavut’a vs. benziyordu ne de Türk’e onlar kendine has idi, yani Osmanlı idi. Bunların bir kısmı Türkçe’yi bile bilmezken bir kısmı ise kendi ana dilini bile bilmezdi. Bir yandan da gizli bir dil gizli bir din taşıdıkları iddia edilir.
    Bu durumu Sosyolog Prof. Dr. Orhan TÜRKDOĞAN söyle değerlendiriyor:
    Devşirme sisteminde Militarist kadro ve bürokrasi tamamiyle Türk olmayan gruplara emanet ediliyor. Anadolu çocukları ise çiftçi (reaya) durumunda kalıyordu. Bu yüzden 19 yy. resmi Yunan tarihçisi Konstantinos Paparrigospulos, Yunanlıların devşirme uygulaması sayesinde Osmanlı iktidarını ele geçirmiş olduklarını, ama bunu yaparken de dinlerini feda etmek durumunda kaldıklarını iddia ettiğini yazıyor.
    Devşirme uygulaması İznik’in Osmanlı iradesine geçmesinden önce 1330-1331’de başlamıştır. Devşirme sistemi umumi olarak 14. yy’dan 17. yy’a kadar devam etmiş en iyi zamanlarını da 16. yy’a kadar yaşamıştır. Her ne kadar zaman zaman devşirme sistemindeki uygulama ve toplamalarda değişiklikler meydana gelmişse de belirli bir sayıda Osmanlı asker ve bürokratı ihtiyacının karşılanması için bu sistemin uygulanma zorunluluğu gerekli olmuş, böylece de İslamlaştırılma ve Türkleştirilme devam etmiştir. bununla birlikte bazı Hıristiyanların aile üyelerinin devlet içerisinde nüfus sahibi bir mesleğe sahip olmalarını temin ederken birçok aile üyesi özellikle Ortodoks için ağır bir kayıptı. Sürgün sisteminden de daha önemli olarak, devşirme müessesi, Ortadoğu'da ne İslami nede İslam öncesi imparatorluklarda herhangi bir örneğine rastlanmayan, devlet sistemine eleman yetiştirme ve kullanma şeklidir.
     

Sayfayı Paylaş